Konusunu Oylayın.: Uzun bir zaman açık olan ve tesettüre alışık olmayan bir bayan nasıl kapanabilir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Uzun bir zaman açık olan ve tesettüre alışık olmayan bir bayan nasıl kapanabilir?
  1. 03.Temmuz.2011, 11:08
    1
    Misafir

    Uzun bir zaman açık olan ve tesettüre alışık olmayan bir bayan nasıl kapanabilir?






    Uzun bir zaman açık olan ve tesettüre alışık olmayan bir bayan nasıl kapanabilir? Mumsema Uzun bir zaman açık olan ve tesettüre alışık olmayan bir bayan nasıl kapanabilir? Psikolojik olarak kendisini nasıl hazırlamalıdır? İnsanlar ne der gibi soruları nasıl aşmalıdır?


    saol gardaşım çok işime yarayacak


  2. 03.Temmuz.2011, 11:08
    1
    emrullahhhhh - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    emrullahhhhh
    Misafir



    Uzun bir zaman açık olan ve tesettüre alışık olmayan bir bayan nasıl kapanabilir? Psikolojik olarak kendisini nasıl hazırlamalıdır? İnsanlar ne der gibi soruları nasıl aşmalıdır?


    saol gardaşım çok işime yarayacak


    Benzer Konular

    - Düzensiz adet kanaması olan bir bayan oruçlarını nasıl tutmalıdır?

    - Açık ameliyat olan nasıl gusül abdesti alır

    - Tesettüre uygun olmayan elbiseyi imal etmek ve satmak caiz midir?

    - Farz ile alakası olmayan tesettüre giren ile çok açık giyinmeyen kız?

    - Yazlık uzun bayan elbise

  3. 03.Temmuz.2011, 13:57
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Uzun bir zaman açık olan ve tesettüre alışık olmayan bir bayan nasıl kapanabilir?




    1. Her şeyden önce Allah’a ve ahiret gününe olan imanını güçlendirmeye gayret edecektir. Çünkü yarın o büyük mahkemede tek hâkim olan Allah’ın -sonsuz ilim ve kudretiyle- her yanında hazır ve nazır olduğunu, onun emir ve yasaklarına riayet edip etmediğini yakından gördüğüne iman etmek, herhangi bir günahta ısrar etmeyi engeller. Çünkü yoktan var eden, varlıkta hayatın devamını sağlayan, öldükten sonra da mutlaka huzuruna çıkılan Allah’ın hatırını bir kaç kişinin hatırından üstün tutmamak, konu-komşunun/akrabaların kötülemesinden çekinip de, Allah’ın kötülemesinden çekinmemek, akıl ve izanla, irfan ve vicdanla izah edilemez.

    Dünyaya ait bütün dostlukların, bütün değerlerin, bütün saygınlıkların, bütün kalabalıkların, şaşaaların kabir kapısına kadar devam edip, orada beş para etmediğine samimi inanan bir insanın, bu imanına rağmen, dünyevî, fanî, geçici olan nefsanî lezzetlerin değerini, uhrevî, bakî, kabrin öbür tarafında tek geçer akçe olan ilahî emir ve yasakların değerinden üstün tutmak, sürekli bir günahta ısrar etmek, eldeki imanın bir yaptırım gücü olmadığı kadar zayıf olduğuna işaret eder. Hayal mertebesindeki bir imanı, hakiki bir iman mertebesine kavuşturmak için -özellikle- bu asırda imanı tahkiki yapmakla mümkündür. Yani, iman esaslarını fikir bazında inceleyip kalbe nakşeden kitapları okumak gerekir..

    2. Aslında İslam’ın herhangi bir emrini yerine getirme konusunda insanların belirleyeceği bir aşama yoktur. Çünkü, bu emirler 15 asır önce inmiş ve tahakkuk etmiştir. Yalnız, bu asrın baskın geleneklerine karşı, yaptırım gücü çok zayıf olan imanımızı karşılaştırırken, “bir şeyin tamamı elde edilmiyorsa, tamamını terk etmek doğru değildir” kuralı gereğince, bir anda mükemmel bir tesettüre girmeyi göze alamayanlara -vebali ve sorumluluğu kendilerine ait olmak üzere- şöyle bir tedriç yolunu /basamaklı bir yolu önerebiliriz.

    Önce psikolojik olarak şu düşünülebilir; insanların korktuğu şey kötülenmektir. Örtündüğü takdirde bazı kimseler tarafından hoş karşılanmama riski taşımaktır. Bu çekingenliğe karşı şunu iyi düşünmek gerekir ki; Allah’ın rızası, meleklerin duası, samimi müminlerin manen alkışlaması karşısında, bir kaç kişinin hor bakmasının ne önemi var.. ! Allah razı olduktan sonra, bütün dünya küsse ne ehemmiyeti var.. ! Allah’ın “Aferin kulum!” şeklindeki iltifatını bütün dünyanın iltifatlarından kıyaslanmayacak derecede üstün ve önemli olduğunu bilen kimsenin, manen hazır olmasından daha önemli ne olabilir.

    Bilindiği üzere, iman hem nurdur hem kuvvettir.. İmanın bu nurlu kuvvetinden istifade etmek için, o projektörü vicdan ve şuurumuza yönlendirmeliyiz. Böyle bir iman şuurunun elde edilmesi için günde beş vakit namazı -Allah’ın huzurunda olduğunu düşünerek- büyük bir samimiyet içerisinde güzelce kılmaya çalışmak gerekir. Çünkü imanın etkileri ancak sürekli yapılan ibadetlerle gönüllere, vicdanlara nakşolunur..

    Sonra sık sık, dünya hayatının her an sönebileceğini, dolayısıyla insanların alkışları da tekmeleri de her an son bulabileceğini düşünmek lazımdır. Örtünmeye karşı çıkanlara; “siz kabrimde bana yardımcı olabilir misiniz? Zebanilerin elinden beni kurtarabilir misiniz? Allah’a karşı beni savunabilir misiniz?” diye sormaya hazır olduğunuzu düşünün.. Ölümden sonraki hayatta hiçbir faydası olmayan bu âciz, zavallı insanların sesine mi, yoksa her şey elinde olan Allah’ın emirlerine mi kulak vereceğiz?

    Eğer siz bütün gücünüzü toplayıp, hem örtü, hem de başörtü konusunda birden Allah’ın emrine uymaya karar verirseniz; size şunu tavsiye edebiliriz. Önce -çarşaf-manto olmaksızın- tesettüre uygun modern bir kıyafet seçebilirisiniz. Şayet çok zor gelirse, önce elbiselerinden başlayarak tesettüre girip ardından da uygun bir zamanda başörtüsünü takarsınız. Daha sonra modern bir mantoyu giyebilirsiniz. Bize kalırsa, cesaretinizi toplayıp elbise ve başörtüyü birden tesettüre uygun şekilde tercih ederek, gelen tepkileri de bir defada atlarsınız.

    3. Aşağıdaki diyalog İbrahim b. Edhem ile tövbe edip Allah’a karşı isyandan uzaklaşmak isteyen bir kişi arasında geçmektedir. Umarız önemli bir katkı sağlar.

    Adamın biri, İbrahim b. Ethem'e gelir; aralarında şöyle bir konuşma cereyan eder:

    Adam:
    – Ey Eba İshak (İbrahim b. Edhem'in künyesi)!.. Ben çok günah işleyip nefsime zulmettim. Lütfen bana bazı nasihat ve uyarılarda bulun, belki ıslah olurum.

    İbrahim:
    – Fazla üzülmene gerek yok; eğer sen beş şeyi kabul edip onları yerine getirebilirsen, ne kadar günah işlersen işle, sana zarar vermez.

    – Nedir onlar?..

    – Birincisi şudur: Allah'a karşı isyan etmek istediğin zaman O’nun rızkını yemeyeceksin, olur biter.

    – Olur mu hiç?.. Yeryüzünde bulunan her şey O’nun rızkıdır. O zaman ben ne yiyeceğim?

    – Be adam!.. Bir yandan Allah'ın nimetlerinden istifade edip diğer yandan O’na karşı isyan bayrağını açmak sana yakışır mı?

    – Peki, ikincisi nedir?

    – İkincisi; Ne zaman Allah'a karşı isyan etmek istersen hiç olmazsa o sıralarda O'nun memleketini terk et, başka yere git!

    – Bu, daha da imkânsız; O'nun mülkü olmayan bir yer yok ki oraya gideyim.

    – Be adam!.. Hem Allah'ın memleketinde oturacaksın, hem O’nun verdiği nimetleri yiyeceksin, hem de O’na karşı çıkacaksın; bu, olacak iş mi?

    – Peki, üçüncüsü neymiş?

    – Üçüncüsü; Allah'ın memleketinde oturup O’nun rızkını yediğin hâlde, yine de canın isyan etmek isterse hiç olmazsa bir yolunu bul da günah işlediğin zaman seni görmesin.

    – Ey İbrahim!.. Sen neler söylüyorsun? Bütün gizlilikleri bilen Allah'tan bir şey saklamanın imkânı var mıdır?

    – Arkadaş!.. Allah'ın memleketinde oturup verdiği rızkını yediğin hâlde, üstelik kullarını açıkça gördüğü hâlde, O'na karşı isyan etmek hangi aklın kârıdır?

    – Doğru söylüyorsun! Dördüncüsünü de söyler misin?

    – Dördüncüsü; Söylediklerimi şimdiye kadar kabul etmedin. Hiç olmazsa şunu yap: Azrail canını almaya geldiği zaman ona ricada bulun ki günahlardan sonra tövbe edip güzel işler yapabileceğin kadar sana bir süre tanısın!

    – Azrail, hiç böyle bir şeyi kabul eder mi?

    – Sevgili arkadaşım!.. Ölümü öldüremiyorsun. Kabrin kapısını kapatamıyorsun. Azrail’le anlaşıp da hiç olmazsa bir müddet işi tehir edemiyorsun. Söyler misin Allah aşkına, nasıl kurtulacaksın?

    – Anlaşıldı. Lütfen beşincisini de söyler misin?

    – Beşincisi şudur: Bilirsin ki bu dünyada Allah'a karşı isyan ettikten sonra Kıyamet Günü zebanîler peşini bırakmayacaktır. Eğer gücün yetiyorsa onlar seni Cehennem'e sürükledikleri zaman ayak diret. Böylelikle onlardan kurtulabileceğin için serbestçe günah işleyebilirsin!

    – Ya İbrahim!.. Biliyorsun ki ne onlar beni bırakırlar, ne de ben onlardan kurtulabilirim.

    – O hâlde, başka bir kurtuluş çaren varsa onu da sen söyle!

    Rivayete göre, bu adam, o saatten sonra ciddî bir tövbe etmiş ve hayatı boyunca salih amel yapmaya devam etmiştir(bk. Niyazi Beki Rahman Suresi tefsiri/33. ayetin açıklaması)


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  4. 03.Temmuz.2011, 13:57
    2
    Moderatör



    1. Her şeyden önce Allah’a ve ahiret gününe olan imanını güçlendirmeye gayret edecektir. Çünkü yarın o büyük mahkemede tek hâkim olan Allah’ın -sonsuz ilim ve kudretiyle- her yanında hazır ve nazır olduğunu, onun emir ve yasaklarına riayet edip etmediğini yakından gördüğüne iman etmek, herhangi bir günahta ısrar etmeyi engeller. Çünkü yoktan var eden, varlıkta hayatın devamını sağlayan, öldükten sonra da mutlaka huzuruna çıkılan Allah’ın hatırını bir kaç kişinin hatırından üstün tutmamak, konu-komşunun/akrabaların kötülemesinden çekinip de, Allah’ın kötülemesinden çekinmemek, akıl ve izanla, irfan ve vicdanla izah edilemez.

    Dünyaya ait bütün dostlukların, bütün değerlerin, bütün saygınlıkların, bütün kalabalıkların, şaşaaların kabir kapısına kadar devam edip, orada beş para etmediğine samimi inanan bir insanın, bu imanına rağmen, dünyevî, fanî, geçici olan nefsanî lezzetlerin değerini, uhrevî, bakî, kabrin öbür tarafında tek geçer akçe olan ilahî emir ve yasakların değerinden üstün tutmak, sürekli bir günahta ısrar etmek, eldeki imanın bir yaptırım gücü olmadığı kadar zayıf olduğuna işaret eder. Hayal mertebesindeki bir imanı, hakiki bir iman mertebesine kavuşturmak için -özellikle- bu asırda imanı tahkiki yapmakla mümkündür. Yani, iman esaslarını fikir bazında inceleyip kalbe nakşeden kitapları okumak gerekir..

    2. Aslında İslam’ın herhangi bir emrini yerine getirme konusunda insanların belirleyeceği bir aşama yoktur. Çünkü, bu emirler 15 asır önce inmiş ve tahakkuk etmiştir. Yalnız, bu asrın baskın geleneklerine karşı, yaptırım gücü çok zayıf olan imanımızı karşılaştırırken, “bir şeyin tamamı elde edilmiyorsa, tamamını terk etmek doğru değildir” kuralı gereğince, bir anda mükemmel bir tesettüre girmeyi göze alamayanlara -vebali ve sorumluluğu kendilerine ait olmak üzere- şöyle bir tedriç yolunu /basamaklı bir yolu önerebiliriz.

    Önce psikolojik olarak şu düşünülebilir; insanların korktuğu şey kötülenmektir. Örtündüğü takdirde bazı kimseler tarafından hoş karşılanmama riski taşımaktır. Bu çekingenliğe karşı şunu iyi düşünmek gerekir ki; Allah’ın rızası, meleklerin duası, samimi müminlerin manen alkışlaması karşısında, bir kaç kişinin hor bakmasının ne önemi var.. ! Allah razı olduktan sonra, bütün dünya küsse ne ehemmiyeti var.. ! Allah’ın “Aferin kulum!” şeklindeki iltifatını bütün dünyanın iltifatlarından kıyaslanmayacak derecede üstün ve önemli olduğunu bilen kimsenin, manen hazır olmasından daha önemli ne olabilir.

    Bilindiği üzere, iman hem nurdur hem kuvvettir.. İmanın bu nurlu kuvvetinden istifade etmek için, o projektörü vicdan ve şuurumuza yönlendirmeliyiz. Böyle bir iman şuurunun elde edilmesi için günde beş vakit namazı -Allah’ın huzurunda olduğunu düşünerek- büyük bir samimiyet içerisinde güzelce kılmaya çalışmak gerekir. Çünkü imanın etkileri ancak sürekli yapılan ibadetlerle gönüllere, vicdanlara nakşolunur..

    Sonra sık sık, dünya hayatının her an sönebileceğini, dolayısıyla insanların alkışları da tekmeleri de her an son bulabileceğini düşünmek lazımdır. Örtünmeye karşı çıkanlara; “siz kabrimde bana yardımcı olabilir misiniz? Zebanilerin elinden beni kurtarabilir misiniz? Allah’a karşı beni savunabilir misiniz?” diye sormaya hazır olduğunuzu düşünün.. Ölümden sonraki hayatta hiçbir faydası olmayan bu âciz, zavallı insanların sesine mi, yoksa her şey elinde olan Allah’ın emirlerine mi kulak vereceğiz?

    Eğer siz bütün gücünüzü toplayıp, hem örtü, hem de başörtü konusunda birden Allah’ın emrine uymaya karar verirseniz; size şunu tavsiye edebiliriz. Önce -çarşaf-manto olmaksızın- tesettüre uygun modern bir kıyafet seçebilirisiniz. Şayet çok zor gelirse, önce elbiselerinden başlayarak tesettüre girip ardından da uygun bir zamanda başörtüsünü takarsınız. Daha sonra modern bir mantoyu giyebilirsiniz. Bize kalırsa, cesaretinizi toplayıp elbise ve başörtüyü birden tesettüre uygun şekilde tercih ederek, gelen tepkileri de bir defada atlarsınız.

    3. Aşağıdaki diyalog İbrahim b. Edhem ile tövbe edip Allah’a karşı isyandan uzaklaşmak isteyen bir kişi arasında geçmektedir. Umarız önemli bir katkı sağlar.

    Adamın biri, İbrahim b. Ethem'e gelir; aralarında şöyle bir konuşma cereyan eder:

    Adam:
    – Ey Eba İshak (İbrahim b. Edhem'in künyesi)!.. Ben çok günah işleyip nefsime zulmettim. Lütfen bana bazı nasihat ve uyarılarda bulun, belki ıslah olurum.

    İbrahim:
    – Fazla üzülmene gerek yok; eğer sen beş şeyi kabul edip onları yerine getirebilirsen, ne kadar günah işlersen işle, sana zarar vermez.

    – Nedir onlar?..

    – Birincisi şudur: Allah'a karşı isyan etmek istediğin zaman O’nun rızkını yemeyeceksin, olur biter.

    – Olur mu hiç?.. Yeryüzünde bulunan her şey O’nun rızkıdır. O zaman ben ne yiyeceğim?

    – Be adam!.. Bir yandan Allah'ın nimetlerinden istifade edip diğer yandan O’na karşı isyan bayrağını açmak sana yakışır mı?

    – Peki, ikincisi nedir?

    – İkincisi; Ne zaman Allah'a karşı isyan etmek istersen hiç olmazsa o sıralarda O'nun memleketini terk et, başka yere git!

    – Bu, daha da imkânsız; O'nun mülkü olmayan bir yer yok ki oraya gideyim.

    – Be adam!.. Hem Allah'ın memleketinde oturacaksın, hem O’nun verdiği nimetleri yiyeceksin, hem de O’na karşı çıkacaksın; bu, olacak iş mi?

    – Peki, üçüncüsü neymiş?

    – Üçüncüsü; Allah'ın memleketinde oturup O’nun rızkını yediğin hâlde, yine de canın isyan etmek isterse hiç olmazsa bir yolunu bul da günah işlediğin zaman seni görmesin.

    – Ey İbrahim!.. Sen neler söylüyorsun? Bütün gizlilikleri bilen Allah'tan bir şey saklamanın imkânı var mıdır?

    – Arkadaş!.. Allah'ın memleketinde oturup verdiği rızkını yediğin hâlde, üstelik kullarını açıkça gördüğü hâlde, O'na karşı isyan etmek hangi aklın kârıdır?

    – Doğru söylüyorsun! Dördüncüsünü de söyler misin?

    – Dördüncüsü; Söylediklerimi şimdiye kadar kabul etmedin. Hiç olmazsa şunu yap: Azrail canını almaya geldiği zaman ona ricada bulun ki günahlardan sonra tövbe edip güzel işler yapabileceğin kadar sana bir süre tanısın!

    – Azrail, hiç böyle bir şeyi kabul eder mi?

    – Sevgili arkadaşım!.. Ölümü öldüremiyorsun. Kabrin kapısını kapatamıyorsun. Azrail’le anlaşıp da hiç olmazsa bir müddet işi tehir edemiyorsun. Söyler misin Allah aşkına, nasıl kurtulacaksın?

    – Anlaşıldı. Lütfen beşincisini de söyler misin?

    – Beşincisi şudur: Bilirsin ki bu dünyada Allah'a karşı isyan ettikten sonra Kıyamet Günü zebanîler peşini bırakmayacaktır. Eğer gücün yetiyorsa onlar seni Cehennem'e sürükledikleri zaman ayak diret. Böylelikle onlardan kurtulabileceğin için serbestçe günah işleyebilirsin!

    – Ya İbrahim!.. Biliyorsun ki ne onlar beni bırakırlar, ne de ben onlardan kurtulabilirim.

    – O hâlde, başka bir kurtuluş çaren varsa onu da sen söyle!

    Rivayete göre, bu adam, o saatten sonra ciddî bir tövbe etmiş ve hayatı boyunca salih amel yapmaya devam etmiştir(bk. Niyazi Beki Rahman Suresi tefsiri/33. ayetin açıklaması)


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder