Konusunu Oylayın.: Kur'an'da bildirilen "denizlerin birbirine karışmaması" konusunun bilime aykırı olduğunu söyleyenlere nasıl cevap vermel

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kur'an'da bildirilen "denizlerin birbirine karışmaması" konusunun bilime aykırı olduğunu söyleyenlere nasıl cevap vermel
  1. 01.Temmuz.2011, 20:58
    1
    Misafir

    Kur'an'da bildirilen "denizlerin birbirine karışmaması" konusunun bilime aykırı olduğunu söyleyenlere nasıl cevap vermel






    Kur'an'da bildirilen "denizlerin birbirine karışmaması" konusunun bilime aykırı olduğunu söyleyenlere nasıl cevap vermel Mumsema Kur'an'da bildirilen "denizlerin birbirine karışmaması" konusunun bilime aykırı olduğunu söyleyenlere nasıl cevap vermeliyiz?


  2. 02.Temmuz.2011, 01:19
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Kur'an'da bildirilen "denizlerin birbirine karışmaması" konusunun bilime aykırı olduğunu söyleyenlere nasıl cevap




    İlgili ayetlerden birinin meali şöyledir:

    “Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir berzah/engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler.” (Rahman Suresi, 19-20)

    Öncelikle şunu ifade edelim ki, Kur'an’ın her bir kelamı ve ayetinde üç hüküm sürekli olarak bulunur. Bu üç hükümü kabul etmek noktasında zorunluluk ölçüleri değişir ve itikatta hüküm buna göre şekillenir.

    Birinci Hüküm: Kur'an’ın içindeki kelam ve ayetler gerçekten Allah’ın ayeti ve kelamı mıdır? Diye bir önerme vardır. Burada ihtilaf ve ayrılık söz konusu değildir. Yani bütün tefsir alimleri Kur'an içindeki ayet ve kelamların Allah’ın olduğunda müttefiktir. Burası zaruriyattandır, herkes Kur'an’ın Allah kelamı olduğunu kabul etmek zorundadır. Bu hükümde ihtilaf caiz değil küfürdür.

    İkinci Hüküm: Kuran’ı Allah’ın kelamı olduğunu kabul ettikten sonra ikinci bir hüküm devreye girer. Bu da acaba Allah’ın bu kelam ve ayette kast ettiği mana ve murat doğru ve hak mı dır? Yani Allah acaba burada yanılmış olamaz mı? Diye bir soru sorulamaz. Sonsuz ilim sahibi ve hata ve kusurdan münezzeh olan bir Allah’ın yanılması ve batıl bir şey kast etmesi düşünülemez. Allah’ın bu kelamında kast ettiği bütün manalar hak ve doğru demek imanın bir gereğidir.

    Üçüncü Hüküm:
    Acaba Allah bu ayet ve kelamında hangi manayı kast ediyor? Şayet bu kelamını başka bir kelamında izah ediyor ise onu kabul etmek zaruridir. Mesela falanca surenin beşinci ayeti falanca surenin ikinci ayetinde izah ediliyor, o zaman biz bu ayeti kendi keyfimize göre yorumlayamayız, izah edilen ayetteki hüküm ve manayı kabul etmek farz olur. Ya da manası izah gerektirmeyecek kadar açıksa, aynen kabul etmek yine bize farz olur.

    Ancak ayetin manası açık değilse, bir başka ayet ve hadiste de izahı yapılmamış ise işte burada alim ve müfessirler kendi anlayış ve ilmine göre yorum yapabilirler. Tabi yapılan yorum ve tefsirler yine Arapça dil kurallarına ve tefsir usulune uygun olmak şartı ile makbul ve geçerlidir. Yani kimse keyfi olarak tefsir yapamaz. İşte bu kurallar ve usul içinde yapılan bütün bir birine zıt tefsirler caiz olarak kabul edilmiştir. Bir tefsirin diğer tefsire zıt olması günah da sayılmaz. Burada ihtilaf ve farklılık caizdir. Tarihte üç yüz bine yakın farklı tefsirin olması ve hepsinin de makbul alimlerce yazılması konuya ışık tutar. Müfessirlerin ihtilafının sınırları ve ölçüleri bunlardır.

    Bu nedenle, başta mealini verdiğimiz ayete de birden çok anlam verilmiştir. Bilinen anlamıyla iki denizin karışmadığı anlamı ise bunlardan sadece biridir.

    Buna göre, tefsir alimlerinin ayete verilen farklı manalar birer yorumdur. Eğer yapılan yorumlar doğruysa, ayetin manaları içine girer. Bir mucize olur. Eğer yorumlar henüz doğrulanmamışsa, iki ihtimal vardır:

    - Ya henüz ilim o seviyeye gelmemiştir. İlimlerin gelişmesiyle bunlar tasdik edilecektir.

    - Ya da bu kanaatler, bu yorumları yapanlara aittir. Kur’an ile ilgisi yoktur.

    Öyleyse, bir alimin ayetle ilgili bir yorumuna bakarak hemen ayete itiraz etmek, hem ilmi araştırmaya hem de hak ve hakkaniyete uymaz.

    Soruya gelince:

    Birbirine açılan fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin bu özelliği, okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. "Yüzey gerilimi" adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, adeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller. (Richard A. Davis, Principles of Oceanography, Addison-Wesley Publishing Company, Don Mills, Ontario, ss. 92-93)

    Elbette ki insanların, fizikten, yüzey geriliminden, okyanus biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu gerçeğin Kuran'da bildirilmiş olması son derece dikkat çekici bir durumdur.

    Ancak bu ve benzeri ayetlerde geçen "iki deniz" ifadesinden neyin kasdedildiği konusunda bir değil bir çok fikir ileri sürülmüştür:

    Hasan-ı Basri ve Katade Hazeratına göre Akdeniz ile Basra Körfezi arası kasdedilmiştir.. Bunu İmam-ı Taberî rivayet eder.. Onlara göre engel dağ, taş, kara veya herhangi birşey olabilir.. Katade'ye göre bir denizin taşarak diğerine boşalmamasıdır..

    Said bin Cübeyr ve Abdullah bin Abbas'a göre göklerdeki deniz ile yerdeki denizdir. İmam-ı Taberî'nin tercihe şayan bulduğu görüş budur.. Açıklaması aşağıda Elmalılı tarafından yapılacaktır kısaca..

    Elmalılı merhum burada bazı tefsirlerden yaptığımız açıklamaları toplu şekilde izah etmektedir:

    Evet iki denizi mercetti (salıverdi) . Burada merc müteaddidir, salıverdi demektir. Bu da esas itibariye karıştırmak mânâsına gelirse de, bu ayrı bir kullanmadır. Bu iki deniz hakkında misal olmak üzere çeşitli yorumlar yapılmıştır.

    Birincisi, Furkan Sûresi'nde geçen "O, iki denizi birbirine salmıştır. Bu, tatlı ve susuzluğu giderici; şu tuzlu ve acıdır. Ve ikisinin arasına birbirine kavuşmalarına engel olan bir perde koymuştur."(Furkân, 25/53) âyetine mutabık olmak üzere biri tatlı diğeri acı iki derya denilmiş. Mesela Şap denizine Nil, Basra Körfezi'ne Dicle dökülmüş olduğu gibi, diplerindeki suların birbirlerine kavuşması ile beraber birden bire diğeri ile karışmaksızın bir hayli mesafeleri uzayıp giden büyük sularla temsil edilmiştir. Buradaki iltikâ (karşılaşma) fiilî olarak birbirine temas mânâsına gelmektedir. İltikâ, temas edecek şekilde yakınlık ve komşuluk olarak da yorumlanabilir. Bu, acı denizin altında veya yakınında yer alan su hazineleri şeklindeki düşünceye de uygun olabilir.

    İkincisi, her ikisinin suyu da acı olmak üzere bir zamanlar Faris Denizi adı verilen Hint Okyanusu ile Rûm denizi denilen Akdeniz ile temsil edilmiştir ve aralarındaki engel Arabistan yarımadası veya karşılaşmak üzere bulundukları Süveyş engelidir. Buna göre : "O iki deniz, birleşeceklerdir" mânâsına da yorumlanabilir ki, bu da Süveyş kanalının ileride açılacağını göstermektedir. "İkisinden de inci ve mercan çıkar." (Rahmân, 55/22) âyeti de, bu ikinci mânâya daha yakın bir anlam ifade etmektedir. Zira tatlı sudan inci ve mercan çıkması, biraz tevile dayalıdır.

    Üçüncüsü, gök denizi ve arz denizi denilmiştir ki denizlerle, bulutlar veya daha geniş bir mânâ kasdedilmiş olabilir.

    Dördüncüsü, yeri etrafından kuşatan dış denizle yerin kıtaları arasındaki iç deniz ki, bu iki deniz birbirine kavuşurlar. Yer, aralarında bir engel halinde kalır, böylece taşıp da o yeri istilâ edemezler.

    Beşincisi, "maşrikayn ve mağribeyn" (Rahman, 55/17) (iki doğu ve iki batı)de geçtiği üzere acı, tatlı, iç dış, semavî ve arzî hatta hakikat ve mecaz her iki neviyle deniz de demek olabilir ki en genel anlamı budur. Bu suretle işarî mânâ olarak cismanî (maddi) âlem ile ruhanî (manevî) âlem anlamı da bulunabilir ki aralarında mevcut olan berzah da, hayal ve gölge alemi olmuş olur.

    Ayette geçen Berzah, esasen iki şey arasında bulunan engel ve ayırıcı sınır demektir. Coğrafya ıstılahında bilindiği gibi iki deniz arasında bulunan karaya denir. Berzah, burada ya bu anlamı ifade etmektedir, ya da kudretten herhangi bir sınır mânâsınadır. Aralarında bir berzah bulunduğundan dolayı o iki deniz birbirine geçmezler. O berzahı, o haddi aşıp da diğerinin yerini işgal edecek, özelliğini ortadan kaldıracak bir zulüm ve tecavüz yapmazlar, yapmaya meydan bulmazlar. (Elmalılı Hamdi, Hak Dini, Rahman 19-20. ayetlerin tefsiri)



  3. 02.Temmuz.2011, 01:19
    2
    Silent and lonely rains



    İlgili ayetlerden birinin meali şöyledir:

    “Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir berzah/engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler.” (Rahman Suresi, 19-20)

    Öncelikle şunu ifade edelim ki, Kur'an’ın her bir kelamı ve ayetinde üç hüküm sürekli olarak bulunur. Bu üç hükümü kabul etmek noktasında zorunluluk ölçüleri değişir ve itikatta hüküm buna göre şekillenir.

    Birinci Hüküm: Kur'an’ın içindeki kelam ve ayetler gerçekten Allah’ın ayeti ve kelamı mıdır? Diye bir önerme vardır. Burada ihtilaf ve ayrılık söz konusu değildir. Yani bütün tefsir alimleri Kur'an içindeki ayet ve kelamların Allah’ın olduğunda müttefiktir. Burası zaruriyattandır, herkes Kur'an’ın Allah kelamı olduğunu kabul etmek zorundadır. Bu hükümde ihtilaf caiz değil küfürdür.

    İkinci Hüküm: Kuran’ı Allah’ın kelamı olduğunu kabul ettikten sonra ikinci bir hüküm devreye girer. Bu da acaba Allah’ın bu kelam ve ayette kast ettiği mana ve murat doğru ve hak mı dır? Yani Allah acaba burada yanılmış olamaz mı? Diye bir soru sorulamaz. Sonsuz ilim sahibi ve hata ve kusurdan münezzeh olan bir Allah’ın yanılması ve batıl bir şey kast etmesi düşünülemez. Allah’ın bu kelamında kast ettiği bütün manalar hak ve doğru demek imanın bir gereğidir.

    Üçüncü Hüküm:
    Acaba Allah bu ayet ve kelamında hangi manayı kast ediyor? Şayet bu kelamını başka bir kelamında izah ediyor ise onu kabul etmek zaruridir. Mesela falanca surenin beşinci ayeti falanca surenin ikinci ayetinde izah ediliyor, o zaman biz bu ayeti kendi keyfimize göre yorumlayamayız, izah edilen ayetteki hüküm ve manayı kabul etmek farz olur. Ya da manası izah gerektirmeyecek kadar açıksa, aynen kabul etmek yine bize farz olur.

    Ancak ayetin manası açık değilse, bir başka ayet ve hadiste de izahı yapılmamış ise işte burada alim ve müfessirler kendi anlayış ve ilmine göre yorum yapabilirler. Tabi yapılan yorum ve tefsirler yine Arapça dil kurallarına ve tefsir usulune uygun olmak şartı ile makbul ve geçerlidir. Yani kimse keyfi olarak tefsir yapamaz. İşte bu kurallar ve usul içinde yapılan bütün bir birine zıt tefsirler caiz olarak kabul edilmiştir. Bir tefsirin diğer tefsire zıt olması günah da sayılmaz. Burada ihtilaf ve farklılık caizdir. Tarihte üç yüz bine yakın farklı tefsirin olması ve hepsinin de makbul alimlerce yazılması konuya ışık tutar. Müfessirlerin ihtilafının sınırları ve ölçüleri bunlardır.

    Bu nedenle, başta mealini verdiğimiz ayete de birden çok anlam verilmiştir. Bilinen anlamıyla iki denizin karışmadığı anlamı ise bunlardan sadece biridir.

    Buna göre, tefsir alimlerinin ayete verilen farklı manalar birer yorumdur. Eğer yapılan yorumlar doğruysa, ayetin manaları içine girer. Bir mucize olur. Eğer yorumlar henüz doğrulanmamışsa, iki ihtimal vardır:

    - Ya henüz ilim o seviyeye gelmemiştir. İlimlerin gelişmesiyle bunlar tasdik edilecektir.

    - Ya da bu kanaatler, bu yorumları yapanlara aittir. Kur’an ile ilgisi yoktur.

    Öyleyse, bir alimin ayetle ilgili bir yorumuna bakarak hemen ayete itiraz etmek, hem ilmi araştırmaya hem de hak ve hakkaniyete uymaz.

    Soruya gelince:

    Birbirine açılan fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin bu özelliği, okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. "Yüzey gerilimi" adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, adeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller. (Richard A. Davis, Principles of Oceanography, Addison-Wesley Publishing Company, Don Mills, Ontario, ss. 92-93)

    Elbette ki insanların, fizikten, yüzey geriliminden, okyanus biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu gerçeğin Kuran'da bildirilmiş olması son derece dikkat çekici bir durumdur.

    Ancak bu ve benzeri ayetlerde geçen "iki deniz" ifadesinden neyin kasdedildiği konusunda bir değil bir çok fikir ileri sürülmüştür:

    Hasan-ı Basri ve Katade Hazeratına göre Akdeniz ile Basra Körfezi arası kasdedilmiştir.. Bunu İmam-ı Taberî rivayet eder.. Onlara göre engel dağ, taş, kara veya herhangi birşey olabilir.. Katade'ye göre bir denizin taşarak diğerine boşalmamasıdır..

    Said bin Cübeyr ve Abdullah bin Abbas'a göre göklerdeki deniz ile yerdeki denizdir. İmam-ı Taberî'nin tercihe şayan bulduğu görüş budur.. Açıklaması aşağıda Elmalılı tarafından yapılacaktır kısaca..

    Elmalılı merhum burada bazı tefsirlerden yaptığımız açıklamaları toplu şekilde izah etmektedir:

    Evet iki denizi mercetti (salıverdi) . Burada merc müteaddidir, salıverdi demektir. Bu da esas itibariye karıştırmak mânâsına gelirse de, bu ayrı bir kullanmadır. Bu iki deniz hakkında misal olmak üzere çeşitli yorumlar yapılmıştır.

    Birincisi, Furkan Sûresi'nde geçen "O, iki denizi birbirine salmıştır. Bu, tatlı ve susuzluğu giderici; şu tuzlu ve acıdır. Ve ikisinin arasına birbirine kavuşmalarına engel olan bir perde koymuştur."(Furkân, 25/53) âyetine mutabık olmak üzere biri tatlı diğeri acı iki derya denilmiş. Mesela Şap denizine Nil, Basra Körfezi'ne Dicle dökülmüş olduğu gibi, diplerindeki suların birbirlerine kavuşması ile beraber birden bire diğeri ile karışmaksızın bir hayli mesafeleri uzayıp giden büyük sularla temsil edilmiştir. Buradaki iltikâ (karşılaşma) fiilî olarak birbirine temas mânâsına gelmektedir. İltikâ, temas edecek şekilde yakınlık ve komşuluk olarak da yorumlanabilir. Bu, acı denizin altında veya yakınında yer alan su hazineleri şeklindeki düşünceye de uygun olabilir.

    İkincisi, her ikisinin suyu da acı olmak üzere bir zamanlar Faris Denizi adı verilen Hint Okyanusu ile Rûm denizi denilen Akdeniz ile temsil edilmiştir ve aralarındaki engel Arabistan yarımadası veya karşılaşmak üzere bulundukları Süveyş engelidir. Buna göre : "O iki deniz, birleşeceklerdir" mânâsına da yorumlanabilir ki, bu da Süveyş kanalının ileride açılacağını göstermektedir. "İkisinden de inci ve mercan çıkar." (Rahmân, 55/22) âyeti de, bu ikinci mânâya daha yakın bir anlam ifade etmektedir. Zira tatlı sudan inci ve mercan çıkması, biraz tevile dayalıdır.

    Üçüncüsü, gök denizi ve arz denizi denilmiştir ki denizlerle, bulutlar veya daha geniş bir mânâ kasdedilmiş olabilir.

    Dördüncüsü, yeri etrafından kuşatan dış denizle yerin kıtaları arasındaki iç deniz ki, bu iki deniz birbirine kavuşurlar. Yer, aralarında bir engel halinde kalır, böylece taşıp da o yeri istilâ edemezler.

    Beşincisi, "maşrikayn ve mağribeyn" (Rahman, 55/17) (iki doğu ve iki batı)de geçtiği üzere acı, tatlı, iç dış, semavî ve arzî hatta hakikat ve mecaz her iki neviyle deniz de demek olabilir ki en genel anlamı budur. Bu suretle işarî mânâ olarak cismanî (maddi) âlem ile ruhanî (manevî) âlem anlamı da bulunabilir ki aralarında mevcut olan berzah da, hayal ve gölge alemi olmuş olur.

    Ayette geçen Berzah, esasen iki şey arasında bulunan engel ve ayırıcı sınır demektir. Coğrafya ıstılahında bilindiği gibi iki deniz arasında bulunan karaya denir. Berzah, burada ya bu anlamı ifade etmektedir, ya da kudretten herhangi bir sınır mânâsınadır. Aralarında bir berzah bulunduğundan dolayı o iki deniz birbirine geçmezler. O berzahı, o haddi aşıp da diğerinin yerini işgal edecek, özelliğini ortadan kaldıracak bir zulüm ve tecavüz yapmazlar, yapmaya meydan bulmazlar. (Elmalılı Hamdi, Hak Dini, Rahman 19-20. ayetlerin tefsiri)



  4. 06.Aralık.2011, 11:08
    3
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Tatlı-Tuzlu Su Arasındaki Perde

    Tatlı-Tuzlu Su Arasındaki Perde

    وَهُوَ الَّذِي مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهَذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًا وَحِجْرًا مَحْجُورًا

    "Biri tatlı, susuzluğu giderici, öbürü tuzlu ve acı iki denizi salıveren, birbirine karışmadan akıtan; fakat aralarına bir berzah, aşılmaz bir sınır koyan O'dur." (Furkan Suresi 23/53)

    Berzah; farklı iki vasat (ortam) arasında yer alan ve bu iki ortama tamamıyla benzemediği gibi tam olarak onlardan farklı da olmayan ara ortam demektir. İki şeyi yekdiğerinden ayıran üçüncü şey ara bölgedir. Bu nedenle tatlı tuzlu sular arasındaki sınır bölgeler için “Geçiş zonu –Berzah- Transition zone” nitelemelerinin kullanılmasının daha uygun olacağı kanaati hâkim olmuştur.

    Bir diğer mesele de yer üstünde tatlı su ile tuzlu su birbirine karışmadığı gibi yer altında da bu sular bir birine karışmamaktadır.




  5. 06.Aralık.2011, 11:08
    3
    Moderatör
    Tatlı-Tuzlu Su Arasındaki Perde

    وَهُوَ الَّذِي مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهَذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًا وَحِجْرًا مَحْجُورًا

    "Biri tatlı, susuzluğu giderici, öbürü tuzlu ve acı iki denizi salıveren, birbirine karışmadan akıtan; fakat aralarına bir berzah, aşılmaz bir sınır koyan O'dur." (Furkan Suresi 23/53)

    Berzah; farklı iki vasat (ortam) arasında yer alan ve bu iki ortama tamamıyla benzemediği gibi tam olarak onlardan farklı da olmayan ara ortam demektir. İki şeyi yekdiğerinden ayıran üçüncü şey ara bölgedir. Bu nedenle tatlı tuzlu sular arasındaki sınır bölgeler için “Geçiş zonu –Berzah- Transition zone” nitelemelerinin kullanılmasının daha uygun olacağı kanaati hâkim olmuştur.

    Bir diğer mesele de yer üstünde tatlı su ile tuzlu su birbirine karışmadığı gibi yer altında da bu sular bir birine karışmamaktadır.




  6. 18.Ocak.2017, 18:16
    4
    Garibon
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Ocak.2017
    Üye No: 110896
    Mesaj Sayısı: 1
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Yorum: Kur'an'da bildirilen "denizlerin birbirine karışmaması" konusunun bilime aykırı olduğunu söyleyenlere nasıl cevap vermel

    Selamun aleyküm.Biraz geç olmuş ama ben de cevap yazmak istedim.Öncelikle söz konusu ayetleri ele alalım:
    -a.Furkan 53
    -b.Rahman 19-20-22
    -c.Fatır 12

    Söylememiz gerekir ki burada bahsedilenler 3 ayrı olaydır.Hepsi aynı olay olarak algılandığından karışıklık

    çıkmaktadır.a,b ve c şeklinde söz konusu ayetleri ele alalım.

    a.Furkan 53 Elmalılı'nın mealinden : O odur ki iki deryayı birbirine salmış: şu tatlı, yürek tazeler, şu tuzlu çorak,

    aralarına da bir berzah ve bir «hıcri mahcûr» koymuştur.

    Özellikle şu «hıcri mahcûr» dan bahsetmek gerekir . Çünkü diğer meallere de baktığımızda meali yazan kişilerin bu

    kelimelere tam bir anlam veremediğini hatta yukarıda gördüğümüz gibi Elmalılı'nın da yanlış meallendirmemek için

    «hıcri mahcûr» u olduğu gibi kullandığını görürüz.Peki nedir bu «hıcri mahcûr»? Ya da ayette tam olarak geçtiği

    şekilde ''hicran mahcuran'' ?

    Hicran mahcuran , bir deyimdir . Savaşta etrafınız kuşatıldığında vb. durumlarda söylenir , araştırırsanız

    göreceksiniz.Fakat tam olarak çevirecek olursak kuşatılmış taş demektir.

    Şimdi tekrar ayete bakalım ayette tatlı ve tuzlu suyun karışmadığını , aralarında taşlaşmış ve kuşatan bir engel

    olduğunu söyleyebiliriz sanırım değil mi ? Şimdi düşünelim dünyadaki suları . Dünyadaki suyun %97'si tuzlu ve

    sadece %3'ü tatlıdır.Ve bu %3'lük kısmın yani tüm tatlı suların %70 gibi bir kısmı iste donmuş haldedir.

    Sanırım yavaş yavaş parçalar bir araya gelmeye başladı.Taşlaşmış bir engelden kasıt buzullardır.Buzullar ise tuzlu

    su tarafından çevirilmiştir.Erimediği sürece tuzlu suya karışmadan yüzmektedir.

    Peki diyeceksiniz ki biz bunu böyle anladık ama bu ayetleri ilk duyan kişiler nasıl anladı ? Ben şahsen kayalıklarla

    ayrılan iki su kütlesi şeklinde anlardım.

    Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'in en ilginç özelliklerinde birisi de bence budur.Hem indiği çağ insanına hem de

    çağımız insanına hitap edebilmektedir.

    b.Rahman 19-20-22 :
    19.Salmış iki deryayı demâdem çatışırlar
    20.Beyinlerinde bir berzah bagyeylemezler bir ân(Aralarında engel var karışmıyorlar gibi anlayabiliriz sanırım.)
    22.Çıkar onlardan inci ile mercan

    Önce bu denizlerin aynı denizler olmadığını hatırlatalım.Sonra ayete bakalım inci ve mercan yetişmesinden

    bahsediliyor.İnci , bilindiği üzere tuzlu su da doğal olarak yetişir , tatlı su da ise yapay olarak yetiştirilir.Hatta Çin'de

    M.Ö. 2206 yılından beri yetiştirilir.
    Şimdi mercana bakalım.Mercan ise sadece tuzlu suda yetişir.Ayette zaten tatlı sudan da bahsedilmemiştir.Bunun

    üzerine anlamamız gereken şey karışmayan bu iki suyun da tuzlu olduğudur.Peki böyle bir olay mümkün mü? Dikey

    olarak olmasa da yatay olarak mümkündür.

    Şimdi bu olaya bakalım:Bu olayın Türkçe bir adını bulamadım fakat İngilizce'de bu olayların genel adı ''cline''

    dır.Özelliklerine göre de halocline,thermocline,pycnocline gibi isimler alır.

    Bizi daha çok ilgilendiren pycnocline'dır.Şimdi bu olayla ilgili açıklamaya ait bir cümleyi olduğu gibi buraya alalım

    ''Below the mixed layer, a stable density gradient (or pycnocline) separates the upper and lower water which hinders

    vertical transport.'' Yani , karışmış bir tabaka var fakat bu tabaka (gradient ya da pycnocline) kendi üstündeki ve

    altındaki tabakanın karışmasını önlüyor ve dikey bir karışımı engelliyor.Yani ayette bahsedilen engelin pycnocline

    olduğunu söyleyebiliriz.

    c.Fatır 12:''Hem iki deniz eşit olmuyor. Şu tatlı, hararet keser, içerken (boğazdan) kayar; şu da tuzlu, yakar kavurur.

    Bununla beraber her birinden taze bir et yersiniz ve bir ziynet çıkarır, giyinirsiniz. Allah'ın lütfundan nasib arayasınız

    diye suyu yara yara giden gemileri de görürsün. Gerek ki şükredeceksiniz.''

    Bu ayette ise karışmamaktan bahsedilmiyor bile.Tatlı su ve tuzlu sudan taze et ve ziynet eşyası çıktığından

    bahsediliyor.Dediğimiz gibi inciler hem tatlı su da hem de tuzlu suda yetişebiliyor ; taze et olarak ise balığın da iki

    denizde oldukça fazla olduğunu söyleyebiliriz.

    Umarım bu açıklamalar işinize yaramıştır.Allah'a emanet olun


  7. 18.Ocak.2017, 18:16
    4
    Garibon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Selamun aleyküm.Biraz geç olmuş ama ben de cevap yazmak istedim.Öncelikle söz konusu ayetleri ele alalım:
    -a.Furkan 53
    -b.Rahman 19-20-22
    -c.Fatır 12

    Söylememiz gerekir ki burada bahsedilenler 3 ayrı olaydır.Hepsi aynı olay olarak algılandığından karışıklık

    çıkmaktadır.a,b ve c şeklinde söz konusu ayetleri ele alalım.

    a.Furkan 53 Elmalılı'nın mealinden : O odur ki iki deryayı birbirine salmış: şu tatlı, yürek tazeler, şu tuzlu çorak,

    aralarına da bir berzah ve bir «hıcri mahcûr» koymuştur.

    Özellikle şu «hıcri mahcûr» dan bahsetmek gerekir . Çünkü diğer meallere de baktığımızda meali yazan kişilerin bu

    kelimelere tam bir anlam veremediğini hatta yukarıda gördüğümüz gibi Elmalılı'nın da yanlış meallendirmemek için

    «hıcri mahcûr» u olduğu gibi kullandığını görürüz.Peki nedir bu «hıcri mahcûr»? Ya da ayette tam olarak geçtiği

    şekilde ''hicran mahcuran'' ?

    Hicran mahcuran , bir deyimdir . Savaşta etrafınız kuşatıldığında vb. durumlarda söylenir , araştırırsanız

    göreceksiniz.Fakat tam olarak çevirecek olursak kuşatılmış taş demektir.

    Şimdi tekrar ayete bakalım ayette tatlı ve tuzlu suyun karışmadığını , aralarında taşlaşmış ve kuşatan bir engel

    olduğunu söyleyebiliriz sanırım değil mi ? Şimdi düşünelim dünyadaki suları . Dünyadaki suyun %97'si tuzlu ve

    sadece %3'ü tatlıdır.Ve bu %3'lük kısmın yani tüm tatlı suların %70 gibi bir kısmı iste donmuş haldedir.

    Sanırım yavaş yavaş parçalar bir araya gelmeye başladı.Taşlaşmış bir engelden kasıt buzullardır.Buzullar ise tuzlu

    su tarafından çevirilmiştir.Erimediği sürece tuzlu suya karışmadan yüzmektedir.

    Peki diyeceksiniz ki biz bunu böyle anladık ama bu ayetleri ilk duyan kişiler nasıl anladı ? Ben şahsen kayalıklarla

    ayrılan iki su kütlesi şeklinde anlardım.

    Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'in en ilginç özelliklerinde birisi de bence budur.Hem indiği çağ insanına hem de

    çağımız insanına hitap edebilmektedir.

    b.Rahman 19-20-22 :
    19.Salmış iki deryayı demâdem çatışırlar
    20.Beyinlerinde bir berzah bagyeylemezler bir ân(Aralarında engel var karışmıyorlar gibi anlayabiliriz sanırım.)
    22.Çıkar onlardan inci ile mercan

    Önce bu denizlerin aynı denizler olmadığını hatırlatalım.Sonra ayete bakalım inci ve mercan yetişmesinden

    bahsediliyor.İnci , bilindiği üzere tuzlu su da doğal olarak yetişir , tatlı su da ise yapay olarak yetiştirilir.Hatta Çin'de

    M.Ö. 2206 yılından beri yetiştirilir.
    Şimdi mercana bakalım.Mercan ise sadece tuzlu suda yetişir.Ayette zaten tatlı sudan da bahsedilmemiştir.Bunun

    üzerine anlamamız gereken şey karışmayan bu iki suyun da tuzlu olduğudur.Peki böyle bir olay mümkün mü? Dikey

    olarak olmasa da yatay olarak mümkündür.

    Şimdi bu olaya bakalım:Bu olayın Türkçe bir adını bulamadım fakat İngilizce'de bu olayların genel adı ''cline''

    dır.Özelliklerine göre de halocline,thermocline,pycnocline gibi isimler alır.

    Bizi daha çok ilgilendiren pycnocline'dır.Şimdi bu olayla ilgili açıklamaya ait bir cümleyi olduğu gibi buraya alalım

    ''Below the mixed layer, a stable density gradient (or pycnocline) separates the upper and lower water which hinders

    vertical transport.'' Yani , karışmış bir tabaka var fakat bu tabaka (gradient ya da pycnocline) kendi üstündeki ve

    altındaki tabakanın karışmasını önlüyor ve dikey bir karışımı engelliyor.Yani ayette bahsedilen engelin pycnocline

    olduğunu söyleyebiliriz.

    c.Fatır 12:''Hem iki deniz eşit olmuyor. Şu tatlı, hararet keser, içerken (boğazdan) kayar; şu da tuzlu, yakar kavurur.

    Bununla beraber her birinden taze bir et yersiniz ve bir ziynet çıkarır, giyinirsiniz. Allah'ın lütfundan nasib arayasınız

    diye suyu yara yara giden gemileri de görürsün. Gerek ki şükredeceksiniz.''

    Bu ayette ise karışmamaktan bahsedilmiyor bile.Tatlı su ve tuzlu sudan taze et ve ziynet eşyası çıktığından

    bahsediliyor.Dediğimiz gibi inciler hem tatlı su da hem de tuzlu suda yetişebiliyor ; taze et olarak ise balığın da iki

    denizde oldukça fazla olduğunu söyleyebiliriz.

    Umarım bu açıklamalar işinize yaramıştır.Allah'a emanet olun





+ Yorum Gönder