Konusunu Oylayın.: Allah, insanlara olan sevgi ve merhametini yalnız müslümanlara mı yoksa bütün insanlara da göstermiş midir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Allah, insanlara olan sevgi ve merhametini yalnız müslümanlara mı yoksa bütün insanlara da göstermiş midir?
  1. 27.Haziran.2011, 06:56
    1
    Misafir

    Allah, insanlara olan sevgi ve merhametini yalnız müslümanlara mı yoksa bütün insanlara da göstermiş midir?






    Allah, insanlara olan sevgi ve merhametini yalnız müslümanlara mı yoksa bütün insanlara da göstermiş midir? Mumsema Allah, insanlara olan sevgi ve merhametini yalnız müslümanlara mı yoksa bütün insanlara da göstermiş midir?

    Tüm insanlığa karşı olan merhametinin genişliğini anlatmak istersek nasıl bir metot izlemeliyiz?


  2. 27.Haziran.2011, 06:56
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 27.Haziran.2011, 07:36
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Allah, insanlara olan sevgi ve merhametini yalnız müslümanlara mı yoksa bütün insanlara da göstermiş midir?




    Allah’ın sonsuz rahmetiyle müslüman-kâfir ayırımını yapmadan bütün insanlara merhametle yaklaştığını gösteren yüz binlerce delil vardır. Herkesi yoktan var etmesi, bin bir çeşit nimetlerle donattığı yeryüzünü herkese açık bir büfe şeklinde takdim etmesi, güneşi, Ay’ı, denizi, atmosferi insanın hizmetine vermesi gibi sayısız nimetlerin hepsi Rahman olan Allah’ın kuşatıcı rahmetinin birer yansımasıdır.

    Allah’ın merhamet ve şefkati olduğu gibi, izzet ve azameti de vardır. Şefkat ve merhameti ifade den sıfatları, Allah’ın -dünyada- bütün insanlara, hatta bütün canlılara, hatta bütün varlıklara karşı rahmet, şefkat ve sevgiyle yaklaşmasını istediği gibi, izzet ve azameti ifade eden sıfatları da bütün cansız, akılsız varlıklar gibi, aklı başında, özgür iradeye sahip olan insanların da Allah’a karşı saygılı, minnettar olmasını, şükran borçlu olduğunu bilmesini ister.

    Hayatı verdiği gibi, hayatın hak-hukukuna da riayet eden Allah, insanlardan da kendilerine her an binler yönden ikramlarda bulunan rablerinin hak-hukukuna karşı saygılı olmasını ister. Buna rağmen saygısız davrananların rızklarını kesmemesi, onun kullarına karşı çok toleranslı, pek yumuşak davrandığını göstermektedir.

    Bununla beraber, kıyamet günü cezayı hak eden milyonlarca insanı bağışlayacağına, cehenneme girenlerden de zerre kadar imanı olanları bile sonunda affedeceğine dair sahih hadisler vardır. Bu da Allah’ın kullarına karşı ne kadar merhametli olduğunun göstergesi değil mi?

    Tabiidir ki, zerre kadar imanı olmayan, hayatları boyunca Allah’a düşmanlık eden kâfirleri cehennemden çıkarmaması, izzet ve azametini gösteren celal sıfatlarının hakları kadar, mazlumların ve inkârcıların yalanlamasına uğrayan peygamberlerin, vahiylerin, kâinat kitabının milyonlarca ayetlerinin hak-hukukunu koruma adına gereklidir.

    Daha önce bir soruya cevap verirken dikkat çektiğimiz bazı noktaları yeniden hatırlamakta fayda vardır.

    a. Allah bizleri seviyor, sevmese bizleri yaratıp bu kadar nimeti önümüze sunmazdı.

    b. Her günah Allah’a karşı bir isyandır, bir saygısızlıktır. Allah’ın saygısızlığı sevmesi, saygısız insanı sevmesi düşünülebilir mi?

    Bununla beraber, imtihana tabi tutulan insanoğlunun günah işleyebilecek donanımlara da sahip olması, imtihan sırrının bir gereğidir. Bu sebeple, Allah, kimin hangi şartlar altında, hangi nedenle günah işlediğini nazara alır. Örneğin, nefsine ve şeytana aldanan Hz. Adem (as)’in işlediği günah ile, gururundan ve bilerek Allah’a isyan eden şeytanın durumu aynı olmamıştır. Birisine tövbe kapısı açılmış ötekisine kapanmıştır.

    c. Kur’an’da bir çok ayette Allah’ın kimleri sevip kimi sevmediği yazılıdır. Allah kişinin kendisine değil, vasıflarına bakar. Yoksa hepsi onun sanatıdır. Elbette Allah sanatını sever; sevmeseydi onu yaratmazdı. Fakat, insanın iradesine bağlı olarak ortaya çıkan davranışları, sevilip sevilmemesinde rol oynar. Aşağıdaki bazı ayet meallerinde sevilen ve sevilmeyen bazı vasıfları görüyoruz.

    “Allah haddi aşanları sevmez.”(Bakara, 2/190)

    “Şüphesiz Allah iyilik yapanları, iyi davranışlarda bulunanları sever.”(Bakara, 2/195).

    “Allah bozgunculuğu sevmez.”(Bakara, 2/205).

    “Allah tövbe edenleri ve temizlenip arınanları sever.”(Bakara, 2/222).

    d. Kur’an’da, Allah’ın “kafirleri, zalimleri, müfsitleri, müsrifleri, şımarıklık yapanları, kibirlenenleri, hainleri, günahlara dalanları” sevmediğine, “takva sahiplerini, âdil davrananları, Allah’a güvenip dayananları/tevekkül edenleri, sabırlı olanları” sevdiğine dair açık ifadelere yer verilmiştir.

    Bir anne, evladının saygısızlıklarından bazılarını hoş görse bile, bazılarını affetmeyecek kadar darıldığı çok görülmüştür. İyi hallerin sevilmesi yanında, kötü hallerin de sevilmesi, hiç de hoş karşılanmayan bir tavırdır.. İyiye iyi, kötüye kötü demek; güzelliği sevimli, çirkinliği sevimsiz bulmak, zalim ile mazlumu, hırsız ile mal sahibi aynı kefeye koymamak her aklı selimin hoş gördüğü bir hakikattir.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  4. 27.Haziran.2011, 07:36
    2
    Moderatör



    Allah’ın sonsuz rahmetiyle müslüman-kâfir ayırımını yapmadan bütün insanlara merhametle yaklaştığını gösteren yüz binlerce delil vardır. Herkesi yoktan var etmesi, bin bir çeşit nimetlerle donattığı yeryüzünü herkese açık bir büfe şeklinde takdim etmesi, güneşi, Ay’ı, denizi, atmosferi insanın hizmetine vermesi gibi sayısız nimetlerin hepsi Rahman olan Allah’ın kuşatıcı rahmetinin birer yansımasıdır.

    Allah’ın merhamet ve şefkati olduğu gibi, izzet ve azameti de vardır. Şefkat ve merhameti ifade den sıfatları, Allah’ın -dünyada- bütün insanlara, hatta bütün canlılara, hatta bütün varlıklara karşı rahmet, şefkat ve sevgiyle yaklaşmasını istediği gibi, izzet ve azameti ifade eden sıfatları da bütün cansız, akılsız varlıklar gibi, aklı başında, özgür iradeye sahip olan insanların da Allah’a karşı saygılı, minnettar olmasını, şükran borçlu olduğunu bilmesini ister.

    Hayatı verdiği gibi, hayatın hak-hukukuna da riayet eden Allah, insanlardan da kendilerine her an binler yönden ikramlarda bulunan rablerinin hak-hukukuna karşı saygılı olmasını ister. Buna rağmen saygısız davrananların rızklarını kesmemesi, onun kullarına karşı çok toleranslı, pek yumuşak davrandığını göstermektedir.

    Bununla beraber, kıyamet günü cezayı hak eden milyonlarca insanı bağışlayacağına, cehenneme girenlerden de zerre kadar imanı olanları bile sonunda affedeceğine dair sahih hadisler vardır. Bu da Allah’ın kullarına karşı ne kadar merhametli olduğunun göstergesi değil mi?

    Tabiidir ki, zerre kadar imanı olmayan, hayatları boyunca Allah’a düşmanlık eden kâfirleri cehennemden çıkarmaması, izzet ve azametini gösteren celal sıfatlarının hakları kadar, mazlumların ve inkârcıların yalanlamasına uğrayan peygamberlerin, vahiylerin, kâinat kitabının milyonlarca ayetlerinin hak-hukukunu koruma adına gereklidir.

    Daha önce bir soruya cevap verirken dikkat çektiğimiz bazı noktaları yeniden hatırlamakta fayda vardır.

    a. Allah bizleri seviyor, sevmese bizleri yaratıp bu kadar nimeti önümüze sunmazdı.

    b. Her günah Allah’a karşı bir isyandır, bir saygısızlıktır. Allah’ın saygısızlığı sevmesi, saygısız insanı sevmesi düşünülebilir mi?

    Bununla beraber, imtihana tabi tutulan insanoğlunun günah işleyebilecek donanımlara da sahip olması, imtihan sırrının bir gereğidir. Bu sebeple, Allah, kimin hangi şartlar altında, hangi nedenle günah işlediğini nazara alır. Örneğin, nefsine ve şeytana aldanan Hz. Adem (as)’in işlediği günah ile, gururundan ve bilerek Allah’a isyan eden şeytanın durumu aynı olmamıştır. Birisine tövbe kapısı açılmış ötekisine kapanmıştır.

    c. Kur’an’da bir çok ayette Allah’ın kimleri sevip kimi sevmediği yazılıdır. Allah kişinin kendisine değil, vasıflarına bakar. Yoksa hepsi onun sanatıdır. Elbette Allah sanatını sever; sevmeseydi onu yaratmazdı. Fakat, insanın iradesine bağlı olarak ortaya çıkan davranışları, sevilip sevilmemesinde rol oynar. Aşağıdaki bazı ayet meallerinde sevilen ve sevilmeyen bazı vasıfları görüyoruz.

    “Allah haddi aşanları sevmez.”(Bakara, 2/190)

    “Şüphesiz Allah iyilik yapanları, iyi davranışlarda bulunanları sever.”(Bakara, 2/195).

    “Allah bozgunculuğu sevmez.”(Bakara, 2/205).

    “Allah tövbe edenleri ve temizlenip arınanları sever.”(Bakara, 2/222).

    d. Kur’an’da, Allah’ın “kafirleri, zalimleri, müfsitleri, müsrifleri, şımarıklık yapanları, kibirlenenleri, hainleri, günahlara dalanları” sevmediğine, “takva sahiplerini, âdil davrananları, Allah’a güvenip dayananları/tevekkül edenleri, sabırlı olanları” sevdiğine dair açık ifadelere yer verilmiştir.

    Bir anne, evladının saygısızlıklarından bazılarını hoş görse bile, bazılarını affetmeyecek kadar darıldığı çok görülmüştür. İyi hallerin sevilmesi yanında, kötü hallerin de sevilmesi, hiç de hoş karşılanmayan bir tavırdır.. İyiye iyi, kötüye kötü demek; güzelliği sevimli, çirkinliği sevimsiz bulmak, zalim ile mazlumu, hırsız ile mal sahibi aynı kefeye koymamak her aklı selimin hoş gördüğü bir hakikattir.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder