Konusunu Oylayın.: Ölüleri dirilten yağmur

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ölüleri dirilten yağmur
  1. 26.Haziran.2011, 00:34
    1
    Misafir

    Ölüleri dirilten yağmur

  2. 26.Haziran.2011, 01:01
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: ölüleri dirilten yağmur




    ölüleri dirilten yağmur

    Ebu Musa elEşa'ari,Radıyallahü Anh, Rasulullah, (s.a.v.)'in şöyle dediğini rivayet etti: "Allah'ın beni hidayet ve ilim ile göndermesi, yeryüzüne yağan bol bir yağmura benzer. Bu yağmurun yağdığı yeryüzü toprağı iki kısma ayrılır:
    Birinci kısım: Güzel bir topraktır. Yağmuru kabul eder (özümseyerek içine çeker). Böylece bir çok yeşil otlar , ekinler ve mahsuller üretir.Bu toprağın bir kısmında da suyu emmeyen, ancak suyu üzerinde tutan bir bölüm vardır. Böylece Allah, üzerinde su biriken bu bölüm ile insanları faydalandırır. İnsanlar bu bölümden hem kendileri içerler, hem hayvanlarına içirirler, hem de bağlarını bahçelerini sularlar.
    İkinci kısım: Kaygan bir kildir. Suyu ne emip kabul eder, ne de üzerinde tutar. Böylece hiçbir mahsul ve ürün yetiştirmez.
    İşte bu, Allah'ın dinini anlayan, Allah'ın benimle beraber gönderdiği şeyin kendisine fayda verdiği, öğrenen ve öğrendiğini başkalarına öğreten bir kimse ile; Allah'ın dinine hiç dönüp bakmayan, Allah'ın benimle beraber gönderdiği hidayetini kabul etmeyen bir kimsenin misali gibidir."(1)
    Fahr-i Kainat Efendimiz, (s.a.v.), bu hadisi şerifte bizlere bir darbı mesel (benzetme, misallendirme) vermektedir. Kur’ân’ı Kerim'de de görüldüğü gibi, bu darbı mesellerin anlatımı çok basit ve sadedir. Ancak "Fetanet (zekilik,üstün akıllı olma, dahilik)" sıfatı ile donatılan Fahr-i Kainat Efendimiz ,(2) (s.a.v.), basit ve değersiz bir şey söylemekten münezzehtir. O halde Efendimiz (s.a.v.)'ın vermiş olduğu bu misallerin arkasında geniş ve derin manalar yatıyor olmalıdır. İşte bu derin ve geniş manalara ulaşmak için bu hadisi şerif üzerinde düşünmeye başladığımda şu müthiş neticelerle karşılaştım:
    1)Hz. Peygamber (s.a.v.), kendisinin Allah'tan getirdiği mesajları ( hidayet ve ilmi ) gökten yağan bir yağmura benzetmiştir. Yağmur ( yani su), yeryüzündeki canlıların en temel ihtiyaç maddesidir. O halde Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Allah Teala'dan getirdiği mesajlar, insanların -su gibi- en temel ihtiyacıdır.(3) Nasıl ki canlıların su olmadan yaşaması mümkün değil ise, insanların da Allah Rasulü'nün (s.a.v.)getirdiği mesajlardan uzak kalarak hayatlarını devam ettirmeleri, yaşamaları, mutlu ve huzurlu olmaları mümkün değildir. İnsanlığın, Allah Rasulü'nün getirdiği ilim ve hidayete olan ihtiyacı, onların suya olan ihtiyacı gibidir.(4)
    2) Hz. Peygamber (s.a.v.), gökten yağan yağmuru kabul edip içine çeken toprak ile, kendisinin Allah'tan getirdiği ilahi mesajlara gönlünü açıp kabul eden müminleri kastetmiştir. Nasıl ki, gökten yağan yağmuru kabul edip emen toprak, üretimde bulunup etrafına yeşillikler, fidanlar, mahsuller veriyor ise, Hz. Peygamberin getirdiği ilahi mesajlara gönlünü açıp kabul eden müminler de öylece üretimde bulunup etrafına mahsuller verir. Gönül fidanlarını ilahi mesajlarla sulayan mümin devamlı üretkendir, verimlidir. Asla asalak değildir. Etrafına çeşit,çeşit salih amel meyveleri üretir. Böylece edebiyata meyilli olan mümin edebiyat alanında, siyasete meyilli olan mümin siyaset alanında, tıbba meyilli olan mümin tıp alanında, sanata meyilli olan mümin sanat alanında vs. müthiş eserler, yüce davranışlar, engin fikirler üreterek etraflarını yeşertirler.
    Üretken mümin etrafını faydalandırır. Tıpkı hadisi şerifte zikredilen verimli toprak gibi, insanları ( hatta hayvanları) madden ve manen yedirir, içirir. Madden yedirmesi; onlara yiyecek, içecek , giyecek temin ederek maddi sıkıntılarını gidermesidir. Manen yedirmesi de; etrafındaki insanların kararan iç dünyalarını, sıkılan ruhlarını, daralan gönüllerini ilahi nura açıp onların bozulan psikolojilerini rahata, mutluluğa ve huzura kavuşturmasıdır.İşte, ilahi mesajlara gönlünü açarak nübüvvet mektebinden yetişen insanların en belirgin sıfatları bunlardır: Üretici, yararlı ve yol gösterici olmak...
    3) Müminin verimli, üretken ve etrafına hayırhasenat saçan bir ağaç olabilmesi için Allah Rasulü'nün (s.a.v.) getirdiği değerleri iyice özümseyip kalbine, beynine ve bütün hücrelerine kadar sarsılmaz bir şekilde yerleştirmesi gerekir. Çünkü hadisi şerifte zikredilen üretken toprak, suyu kabul edip emerek içine çekmiştir.
    4) Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Allah Sübhanehü ve Teala'dan getirdiği ilahi bilgi ve mesajlar tıpkı kuruyan ölü toprakları dirilten yağmur gibi cehalet batakları içinde katılaşan ölü kalpleri diriltir. Çürümeye yüz tutan gönüllere hayat verir. Ruhları canlandırır. Bu anlamda vahiy, diriltici ve hayat vericidir. Vahiy ile bağlantısı olan bir insan diridir, hayat doludur. İç dünyası temizdir. Yüce duygularla yeşermiştir. Güçlü kuvvetli ve dinamiktir. Atom bombasından daha tesirli bir güç kaynağına sahiptir. Çünkü imanı vesilesiyle zamanı ve mekanı da aşabilir. O halde din, bitmez tükenmez bir güç kaynağıdır. Kalkınma ve ilerlemenin motorudur. Dinsiz asla ilerleme ve medeniyet olmaz.
    Cesedi fizyolojik olarak çalışan, ancak iç dünyasında merhamet, fazilet, erdem, acıma duygusu, his, iman, iz'an, vicdan olmayan bir insan kuranın bakış açısıyla yürüyen ölüdür. Bu duyguları iyice köreltmiş ise bazen de hayvan gibidir. Hatta onlardan daha da kötüdür. Çünkü iç dünyası ölü bir insan, akıl silahına da sahip olunca azgınlaşan bir terörist gibi olur ve dünyayı fesada boğar.
    5) Nasıl ki gökten yağan yağmurun ölü toprakları dirilttiği gibi ilahi mesajlar ve vahiy, ölü kalpleri diriltiyor ise; bu ilahi mesajlara gönlünü açan bir mümin de etrafında bozulmaya başlayan kurum, kişi, nesne ve olayları düzeltip tamir ederek onları canlandırır. Bu anlamda mümin bozucu değil, ıslah edicidir. Yıkıcı değil, yapıcıdır.
    6) Hadisi şerifte, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Allah Teala'dan getirdiği ilim ve hidayete gönlünü açmayan ve ilahi mesajlar kendisine ulaştığı halde onlara dönüp bakmayan kafirler ( veya kafirler gibi yaşayanlar), gökten yağan yağmuru kabul etmeyen kaygan bir kile benzetilmiştir. Kendilerini diriltecek olan ilahi bilgi ve hikmet üzerlerine kadar gelmiş, ancak onlar kapılarını açıp içeriye almadıkları için üzerlerinden akıp gitmiştir. Böylece ne kendilerini diriltmiş ne de etrafını faydalandırmışlardır. İşte kafirler de böyledir. Ne kendileri diridirler ne de etrafını diriltirler. İç dünyaları ilahi vahiy ile canlanmadığı için bozuk düşünceler ve yıkıcı niyetler ile doludur. Yürüdükleri için de etrafına zarar verirler. Dünyayı fesada boğarlar. İşte, on dokuzuncu ve yirminci yüzyılda gücü ele geçirerek yeryüzünü zulme boğan bu düşünce değil midir? On iki milyon yerli Afrikalıyı ayaklarına pranga vurup hayvanlar gibi üst üste gemilere doldurarak Avrupa'ya, Amerika'ya götüren ve en rezil işlerde kurşun ve kırbaç zoruyla çalıştırıp telef eden bu küfür düşüncesi değil midir? Amerika'da yirmi milyon kızıl dereliyi katlederek onları kendi vatanlarında ikinci sınıf vatandaş sayıp köle muamelesi yapan, ilahi mesajlardan uzak bu küfür düşüncesi değil midir? D… gibi iştahlarını doyurmak için binlerce insanın kanının akıtılmasından asla çekinmeyen ve yer altı kaynaklarını sömürmek gayesiyle iki büyük dünya savaşı çıkaran, vahiy medeniyetinden uzak bu küfür akidesi değil midir?
    Onun içindir ki, müşrikler ve kafirler zalimdir. Yaptıkları bir iki güzel işe bakmayın.Onların hayatlarını doğumundan ölümüne, saniyesi saniyesine incelediğiniz zaman zulüm ve fesatlarının yaptıkları iyi işlerden kat kat daha fazla olduğunu göreceksiniz. Biz nereden mi biliyoruz? Eğer öyle olmasaydı, onları da bizi de yoktan var eden Yüce Yaratıcı "Ehli kitaptan ( küfründe ısrar edip kafir olarak ölen) kafirler ve müşrikler, cehennem ateşinde ebedi kalacaklardır. İşte onlar, mahlukatın en şerlileridir "(5) der miydi?
    7) Allah Rasulü (s.a.v.)'in yeryüzüne getirdiği ilahi ölçü ve değerlerin kaynağı semadır. Zira hadisi şerifte zikredilen yağmur semadan gelmektedir. Semanın kelime anlamı yüksek, yüce ve ulvi'dir O halde İslam'ın ve İslam'ın getirdiği değerlerin çıkış kaynağı yücelik ve ulviyet sahibi bir varlıktır. Yüce ve Ulvi bir Zat'tan ise ancak yüce ve ulvi olan değerler gelir. Kaynağı yüce ve kemal sıfatlarla muttasıf, bütün noksanlıklardan münezzeh, ulvi varlığa dayanmayan her sistem, söz, hareket ve düşünce bayağıdır, noksandır, düşüktür.
    Bu yüce ve ulvi değerlere sımsıkı sarılan bir kimse de manevi alemde yükselerek mutlak güzelliğe giden ilahi bir yolun yolcusudur.
    "Ey iman edenler! (Peygamber) sizi diriltecek şeylere çağırdığı zaman Allah'a ve Rasulü'ne icabet edin... "(6)
    Dipnotlar: 1- Buhari, İlim 20. Müslim, Fezail 15. 2- Allah Sübhanehü ve Teala, peygamberleri "fetanet" sıfatı ile donatmıştır. Çünkü onların zekası diğer insanlardan düşük olsaydı. Allah'ın mesajları kötü tanıtılır ve diğer insanlar ilahi vahye galip gelirlerdi. Yüce Yaratıcı, kendi adına gönderdiği elçileri böyle bir noksanlıktan korumuş ve onları üstün bir akıl ile donatmıştır. 3-İlk çağ felsefesinde filozoflar, tabiatın Arche (temel madde)si üzerinde durmuşlardır. Onlardan kimisi tabiatın temel maddesinin "toprak" olduğunu, kimisi "hava", kimisi "ateş", kimisi de "su" olduğunu söylemişlerdir. Kuranı Kerim ise "Biz her şeye sudan hayat verdik" (Enbiya:30) buyurmaktadır. 4- Daha geniş bilgi için bkz. Muhammed Zuhayli "İnsanlığın Dine İhtiyacı". 5- Beyyine: 6. 6- Enfal 27
    Fehmi Çiçek


  3. 26.Haziran.2011, 01:01
    2
    Silent and lonely rains



    ölüleri dirilten yağmur

    Ebu Musa elEşa'ari,Radıyallahü Anh, Rasulullah, (s.a.v.)'in şöyle dediğini rivayet etti: "Allah'ın beni hidayet ve ilim ile göndermesi, yeryüzüne yağan bol bir yağmura benzer. Bu yağmurun yağdığı yeryüzü toprağı iki kısma ayrılır:
    Birinci kısım: Güzel bir topraktır. Yağmuru kabul eder (özümseyerek içine çeker). Böylece bir çok yeşil otlar , ekinler ve mahsuller üretir.Bu toprağın bir kısmında da suyu emmeyen, ancak suyu üzerinde tutan bir bölüm vardır. Böylece Allah, üzerinde su biriken bu bölüm ile insanları faydalandırır. İnsanlar bu bölümden hem kendileri içerler, hem hayvanlarına içirirler, hem de bağlarını bahçelerini sularlar.
    İkinci kısım: Kaygan bir kildir. Suyu ne emip kabul eder, ne de üzerinde tutar. Böylece hiçbir mahsul ve ürün yetiştirmez.
    İşte bu, Allah'ın dinini anlayan, Allah'ın benimle beraber gönderdiği şeyin kendisine fayda verdiği, öğrenen ve öğrendiğini başkalarına öğreten bir kimse ile; Allah'ın dinine hiç dönüp bakmayan, Allah'ın benimle beraber gönderdiği hidayetini kabul etmeyen bir kimsenin misali gibidir."(1)
    Fahr-i Kainat Efendimiz, (s.a.v.), bu hadisi şerifte bizlere bir darbı mesel (benzetme, misallendirme) vermektedir. Kur’ân’ı Kerim'de de görüldüğü gibi, bu darbı mesellerin anlatımı çok basit ve sadedir. Ancak "Fetanet (zekilik,üstün akıllı olma, dahilik)" sıfatı ile donatılan Fahr-i Kainat Efendimiz ,(2) (s.a.v.), basit ve değersiz bir şey söylemekten münezzehtir. O halde Efendimiz (s.a.v.)'ın vermiş olduğu bu misallerin arkasında geniş ve derin manalar yatıyor olmalıdır. İşte bu derin ve geniş manalara ulaşmak için bu hadisi şerif üzerinde düşünmeye başladığımda şu müthiş neticelerle karşılaştım:
    1)Hz. Peygamber (s.a.v.), kendisinin Allah'tan getirdiği mesajları ( hidayet ve ilmi ) gökten yağan bir yağmura benzetmiştir. Yağmur ( yani su), yeryüzündeki canlıların en temel ihtiyaç maddesidir. O halde Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Allah Teala'dan getirdiği mesajlar, insanların -su gibi- en temel ihtiyacıdır.(3) Nasıl ki canlıların su olmadan yaşaması mümkün değil ise, insanların da Allah Rasulü'nün (s.a.v.)getirdiği mesajlardan uzak kalarak hayatlarını devam ettirmeleri, yaşamaları, mutlu ve huzurlu olmaları mümkün değildir. İnsanlığın, Allah Rasulü'nün getirdiği ilim ve hidayete olan ihtiyacı, onların suya olan ihtiyacı gibidir.(4)
    2) Hz. Peygamber (s.a.v.), gökten yağan yağmuru kabul edip içine çeken toprak ile, kendisinin Allah'tan getirdiği ilahi mesajlara gönlünü açıp kabul eden müminleri kastetmiştir. Nasıl ki, gökten yağan yağmuru kabul edip emen toprak, üretimde bulunup etrafına yeşillikler, fidanlar, mahsuller veriyor ise, Hz. Peygamberin getirdiği ilahi mesajlara gönlünü açıp kabul eden müminler de öylece üretimde bulunup etrafına mahsuller verir. Gönül fidanlarını ilahi mesajlarla sulayan mümin devamlı üretkendir, verimlidir. Asla asalak değildir. Etrafına çeşit,çeşit salih amel meyveleri üretir. Böylece edebiyata meyilli olan mümin edebiyat alanında, siyasete meyilli olan mümin siyaset alanında, tıbba meyilli olan mümin tıp alanında, sanata meyilli olan mümin sanat alanında vs. müthiş eserler, yüce davranışlar, engin fikirler üreterek etraflarını yeşertirler.
    Üretken mümin etrafını faydalandırır. Tıpkı hadisi şerifte zikredilen verimli toprak gibi, insanları ( hatta hayvanları) madden ve manen yedirir, içirir. Madden yedirmesi; onlara yiyecek, içecek , giyecek temin ederek maddi sıkıntılarını gidermesidir. Manen yedirmesi de; etrafındaki insanların kararan iç dünyalarını, sıkılan ruhlarını, daralan gönüllerini ilahi nura açıp onların bozulan psikolojilerini rahata, mutluluğa ve huzura kavuşturmasıdır.İşte, ilahi mesajlara gönlünü açarak nübüvvet mektebinden yetişen insanların en belirgin sıfatları bunlardır: Üretici, yararlı ve yol gösterici olmak...
    3) Müminin verimli, üretken ve etrafına hayırhasenat saçan bir ağaç olabilmesi için Allah Rasulü'nün (s.a.v.) getirdiği değerleri iyice özümseyip kalbine, beynine ve bütün hücrelerine kadar sarsılmaz bir şekilde yerleştirmesi gerekir. Çünkü hadisi şerifte zikredilen üretken toprak, suyu kabul edip emerek içine çekmiştir.
    4) Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Allah Sübhanehü ve Teala'dan getirdiği ilahi bilgi ve mesajlar tıpkı kuruyan ölü toprakları dirilten yağmur gibi cehalet batakları içinde katılaşan ölü kalpleri diriltir. Çürümeye yüz tutan gönüllere hayat verir. Ruhları canlandırır. Bu anlamda vahiy, diriltici ve hayat vericidir. Vahiy ile bağlantısı olan bir insan diridir, hayat doludur. İç dünyası temizdir. Yüce duygularla yeşermiştir. Güçlü kuvvetli ve dinamiktir. Atom bombasından daha tesirli bir güç kaynağına sahiptir. Çünkü imanı vesilesiyle zamanı ve mekanı da aşabilir. O halde din, bitmez tükenmez bir güç kaynağıdır. Kalkınma ve ilerlemenin motorudur. Dinsiz asla ilerleme ve medeniyet olmaz.
    Cesedi fizyolojik olarak çalışan, ancak iç dünyasında merhamet, fazilet, erdem, acıma duygusu, his, iman, iz'an, vicdan olmayan bir insan kuranın bakış açısıyla yürüyen ölüdür. Bu duyguları iyice köreltmiş ise bazen de hayvan gibidir. Hatta onlardan daha da kötüdür. Çünkü iç dünyası ölü bir insan, akıl silahına da sahip olunca azgınlaşan bir terörist gibi olur ve dünyayı fesada boğar.
    5) Nasıl ki gökten yağan yağmurun ölü toprakları dirilttiği gibi ilahi mesajlar ve vahiy, ölü kalpleri diriltiyor ise; bu ilahi mesajlara gönlünü açan bir mümin de etrafında bozulmaya başlayan kurum, kişi, nesne ve olayları düzeltip tamir ederek onları canlandırır. Bu anlamda mümin bozucu değil, ıslah edicidir. Yıkıcı değil, yapıcıdır.
    6) Hadisi şerifte, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Allah Teala'dan getirdiği ilim ve hidayete gönlünü açmayan ve ilahi mesajlar kendisine ulaştığı halde onlara dönüp bakmayan kafirler ( veya kafirler gibi yaşayanlar), gökten yağan yağmuru kabul etmeyen kaygan bir kile benzetilmiştir. Kendilerini diriltecek olan ilahi bilgi ve hikmet üzerlerine kadar gelmiş, ancak onlar kapılarını açıp içeriye almadıkları için üzerlerinden akıp gitmiştir. Böylece ne kendilerini diriltmiş ne de etrafını faydalandırmışlardır. İşte kafirler de böyledir. Ne kendileri diridirler ne de etrafını diriltirler. İç dünyaları ilahi vahiy ile canlanmadığı için bozuk düşünceler ve yıkıcı niyetler ile doludur. Yürüdükleri için de etrafına zarar verirler. Dünyayı fesada boğarlar. İşte, on dokuzuncu ve yirminci yüzyılda gücü ele geçirerek yeryüzünü zulme boğan bu düşünce değil midir? On iki milyon yerli Afrikalıyı ayaklarına pranga vurup hayvanlar gibi üst üste gemilere doldurarak Avrupa'ya, Amerika'ya götüren ve en rezil işlerde kurşun ve kırbaç zoruyla çalıştırıp telef eden bu küfür düşüncesi değil midir? Amerika'da yirmi milyon kızıl dereliyi katlederek onları kendi vatanlarında ikinci sınıf vatandaş sayıp köle muamelesi yapan, ilahi mesajlardan uzak bu küfür düşüncesi değil midir? D… gibi iştahlarını doyurmak için binlerce insanın kanının akıtılmasından asla çekinmeyen ve yer altı kaynaklarını sömürmek gayesiyle iki büyük dünya savaşı çıkaran, vahiy medeniyetinden uzak bu küfür akidesi değil midir?
    Onun içindir ki, müşrikler ve kafirler zalimdir. Yaptıkları bir iki güzel işe bakmayın.Onların hayatlarını doğumundan ölümüne, saniyesi saniyesine incelediğiniz zaman zulüm ve fesatlarının yaptıkları iyi işlerden kat kat daha fazla olduğunu göreceksiniz. Biz nereden mi biliyoruz? Eğer öyle olmasaydı, onları da bizi de yoktan var eden Yüce Yaratıcı "Ehli kitaptan ( küfründe ısrar edip kafir olarak ölen) kafirler ve müşrikler, cehennem ateşinde ebedi kalacaklardır. İşte onlar, mahlukatın en şerlileridir "(5) der miydi?
    7) Allah Rasulü (s.a.v.)'in yeryüzüne getirdiği ilahi ölçü ve değerlerin kaynağı semadır. Zira hadisi şerifte zikredilen yağmur semadan gelmektedir. Semanın kelime anlamı yüksek, yüce ve ulvi'dir O halde İslam'ın ve İslam'ın getirdiği değerlerin çıkış kaynağı yücelik ve ulviyet sahibi bir varlıktır. Yüce ve Ulvi bir Zat'tan ise ancak yüce ve ulvi olan değerler gelir. Kaynağı yüce ve kemal sıfatlarla muttasıf, bütün noksanlıklardan münezzeh, ulvi varlığa dayanmayan her sistem, söz, hareket ve düşünce bayağıdır, noksandır, düşüktür.
    Bu yüce ve ulvi değerlere sımsıkı sarılan bir kimse de manevi alemde yükselerek mutlak güzelliğe giden ilahi bir yolun yolcusudur.
    "Ey iman edenler! (Peygamber) sizi diriltecek şeylere çağırdığı zaman Allah'a ve Rasulü'ne icabet edin... "(6)
    Dipnotlar: 1- Buhari, İlim 20. Müslim, Fezail 15. 2- Allah Sübhanehü ve Teala, peygamberleri "fetanet" sıfatı ile donatmıştır. Çünkü onların zekası diğer insanlardan düşük olsaydı. Allah'ın mesajları kötü tanıtılır ve diğer insanlar ilahi vahye galip gelirlerdi. Yüce Yaratıcı, kendi adına gönderdiği elçileri böyle bir noksanlıktan korumuş ve onları üstün bir akıl ile donatmıştır. 3-İlk çağ felsefesinde filozoflar, tabiatın Arche (temel madde)si üzerinde durmuşlardır. Onlardan kimisi tabiatın temel maddesinin "toprak" olduğunu, kimisi "hava", kimisi "ateş", kimisi de "su" olduğunu söylemişlerdir. Kuranı Kerim ise "Biz her şeye sudan hayat verdik" (Enbiya:30) buyurmaktadır. 4- Daha geniş bilgi için bkz. Muhammed Zuhayli "İnsanlığın Dine İhtiyacı". 5- Beyyine: 6. 6- Enfal 27
    Fehmi Çiçek





+ Yorum Gönder