Konusunu Oylayın.: Mevlana’nın insana bakışı ve eğitim

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Mevlana’nın insana bakışı ve eğitim
  1. 26.Haziran.2011, 00:33
    1
    Misafir

    Mevlana’nın insana bakışı ve eğitim

  2. 26.Haziran.2011, 13:29
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: mevlana’nın insana bakışı ve eğitim




    Hışmı, şehveti, hırsı terk etmek; erliktir. Bu, peygamberlik damarıdır.
    Söyle, damarında eşek erliği olmasın da Allah onu daima ulu beylerbeyi diye çağırsın.
    Allah'tan uzak merdut bir diri olmaktansa, Allah'ın görüp gözettiği bir ölü olmam daha yeğ.
    Şu erliğin içi, sırrıdır; öbürü deriden ibaret. O, adamı cennete götürür, bu cehenneme! (V/4025–4029)
    İnsanlık şuuruna ulaşmak, gerçek anlamda insan olmak er kişilerin harcıdır. Ancak bu erlik cinsiyetle değil, şahsiyetle elde edilir. Mevlâna'nın bu konudaki görüşü: “Er vardır, hatun kişidir; hatun vardır, er kişidir” şeklindedir:
    Kadınlara savaş yazılmamıştır. Nefisle savaşmaksa onların işi olamaz. Çünkü bu, büyük savaştır.
    Ancak nadir olarak bazı kadında da bir Rüstem vardır. Meryem gibi gizlidir o.
    Nitekim erlerin bedeninde, yüreksizliklerinden kadınların gizlendiği vardır.
    Kim, erliğe hazırlanmamış, er olmamışsa o dişilik, öbür âlemde surete bürünür.
    O gün adalet günüdür. Adalet, her şeyi lâyık olduğu yere koymaktır. Ayakkabı ayağındır, külâh başın. (VI/ 1883–1887)
    Ruhun Müennes veya Müzekker Vasfı Yoktur
    İnsana insan olma vasfını kazandıran, diğer canlılardan üstün sayılmasına sebep olan değer; aklın ve gönlün efendisi olan ruhtur. İnsanı, yeryüzündeki halifesi olarak yaratan Cenab-ı Hak, Hz. Âdem'in su ve toprak karışımından oluşan balçıktan cesedine kendi ruhundan üfleyerek hayat vermiştir(Hicr, 15/29). Kulluk sorumluluğunun emanet edildiği insan; Mevlâna'nın, melek cinsinden latif varlıklar olarak nitelediği akıl, gönül ve asıl olarak da ruhun varlığıyla gerçek mahiyetini bulur. İlahî bir kaynaktan gelen ruhun da erkeği veya dişisi yoktur:
    Ey canı biz ve ben kaydından kurtulan! Ey erkekte, kadında söze ve vasfa sığmaz ruh!
    Erkek, kadın kaydı kalkıp bir olunca o bir, sensin. Birler de aradan kalkınca kalan yalnız sensin. (I/1785–1786)
    Fakat canın müenneslikten pervası yok. Çünkü ruhun ne erkekle bir alakası var, ne kadınla!
    Müzekkerden de yükselir, müennesten de. Bu, kurudan yaştan meydana gelen ruh(-ı hayvanî) değildir ki.
    Bu can, ekmekten kuvvetlenen yahut kâh şöyle, kâh böyle bir hale gelen can değildir.
    Bu ruh hoşluk verir, hoştur, hoşluğun ta kendisidir. Ey maksadına erişmek için vesilelere başvuran! Hoş olmayan, insanı hoş bir hale getiremez.
    Sen şekerden tatlı bir hale gelsen bile o tat bazen senden gidiverir, bu mümkündür. (I/1975–1979)
    Gökten, yerden nice sular çektin de vücudun böyle semirdi.
    Fakat bu, iğretidir. Az az sıkıştırmak gerek. Çünkü elde edilenin bırakılması lâzım.
    Yalnız, Allah'ın “Âdem'e ruhumdan ruh üfürdüm” dediği varlık yok mu? O kalır işte. Sen de ruha bak, başkaları beyhudedir. ( VI/3592–3594)
    Kadınım, duygu akla esirdir, fakat bil ki akıl da ruhun esiridir. (III/1826)
    Bir kadının kötü işten yüzü sararınca, utanınca Allah, onu çarpıp Zühre yıldızı yaptı.
    Bir kadını Zühre yapmak çarpma oldu da balçık haline geliş, çarpılma değil midir be inatçı?
    Ruh, seni en yüksek göklere çıkarırken sen en aşağılıklara, su ve çamura doğru gittin.
    Akılların bile imrendiği öyle bir varlığı, bu alçaklık yüzünden değiştin.
    Şimdi bak, bu senin kendini çarpman nasıl? O çarpılma yanında bu, gayet aşağı. (I/535–539)
    Can nedir? Hayırdan, şerden haberdar olan, lütuf ve ihsana sevinen, zarardan yerinip ağlayan şey.
    Mademki canın sırrı, mahiyeti; insana hayrı, şerri haber vermede... Şu halde hakikatten kimin daha ziyade haberi varsa o, daha canlıdır. (VI/148–149)
    Mevlâna'nın şu sözleri bu konuyu kesin olarak noktalar:
    Allah, kimi gönül makamına vâsıl ederse o kişide ten cinsiyeti kalmaz. (III/2562)
    Görünüşe veya Cinsiyete Takılmamak
    İnsana değer veren ruhu olunca, dış görünüşün veya cinsiyetin önemi kalmaz. Mevlâna bu konuda Hz. Peygamber ve Ebû Cehil'i örnek verir ki bu örnekler, kadın ve erkek konusunda da geçerlidir:
    Ey sûrete tapan! Niceye dek sûret kaygısı? Senin mânâsız canın sûretten kurtulmadı gitti.
    Eğer insan, sûretle insan olsaydı Ahmed'le Ebucehil müsavi olurdu. (I/1018–1019)
    Sûret kadehlerinden geç, onlara kapılma. Şarap kadehtedir ama kadehten meydana gelmemiştir ki. (VI/3707)
    Allah, “Biz gönüle bakarız, su ve topraktan ibaret olan surete değil” diyor. (III/2244)
    Erkek Kadından Üstündür Kıyasının Yanlışlığı
    Bilindiği üzere şeytanın İlahî rahmetten ebediyen kovulmasına sebep olan hatalarının başlangıcı bir kıyasa dayanmaktadır:
    Allah nurlarına karşı bu kıyasçıkları ileri süren ilk kişi, İblisti.
    Dedi ki: “Şüphe yok, ateş topraktan daha iyidir. Ben ateşten yaratıldım Âdem, kapkara topraktan.
    Şu halde fer'i, asla nispetle mukayese edelim: O zulmettendir, biz aydın nurdan.”
    Allah: “Hayır, soy sop yok. Zâhitlik ve şüpheli şeylerden çekinmek, faziletin mihrabıdır.” (I/3396–3399)
    Kuran-ı Kerim'de; Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır (Hucurât, 49/13) ayeti ile Cenab-ı Hak yanında insanlardaki üstünlüğün ölçüsü belirtilir. Bu sebeple Mevlâna da soy veya cinsiyet gibi özellikleri bir üstünlük olarak görmez. Görünüşe bağlı, fizikî özellikleri esas alan, özdeki cevherden habersiz bu türden kıyaslar geçersizdir. Kadın ve erkek için böyle bir mukayesede bulunmak, şeytanın hatasına düşmektir:
    Her şeyin yüzünü güzel ve parlak ay gibi gör... Fakat evvelini gördükten sonra sonunu da seyret!


  3. 26.Haziran.2011, 13:29
    2
    Silent and lonely rains



    Hışmı, şehveti, hırsı terk etmek; erliktir. Bu, peygamberlik damarıdır.
    Söyle, damarında eşek erliği olmasın da Allah onu daima ulu beylerbeyi diye çağırsın.
    Allah'tan uzak merdut bir diri olmaktansa, Allah'ın görüp gözettiği bir ölü olmam daha yeğ.
    Şu erliğin içi, sırrıdır; öbürü deriden ibaret. O, adamı cennete götürür, bu cehenneme! (V/4025–4029)
    İnsanlık şuuruna ulaşmak, gerçek anlamda insan olmak er kişilerin harcıdır. Ancak bu erlik cinsiyetle değil, şahsiyetle elde edilir. Mevlâna'nın bu konudaki görüşü: “Er vardır, hatun kişidir; hatun vardır, er kişidir” şeklindedir:
    Kadınlara savaş yazılmamıştır. Nefisle savaşmaksa onların işi olamaz. Çünkü bu, büyük savaştır.
    Ancak nadir olarak bazı kadında da bir Rüstem vardır. Meryem gibi gizlidir o.
    Nitekim erlerin bedeninde, yüreksizliklerinden kadınların gizlendiği vardır.
    Kim, erliğe hazırlanmamış, er olmamışsa o dişilik, öbür âlemde surete bürünür.
    O gün adalet günüdür. Adalet, her şeyi lâyık olduğu yere koymaktır. Ayakkabı ayağındır, külâh başın. (VI/ 1883–1887)
    Ruhun Müennes veya Müzekker Vasfı Yoktur
    İnsana insan olma vasfını kazandıran, diğer canlılardan üstün sayılmasına sebep olan değer; aklın ve gönlün efendisi olan ruhtur. İnsanı, yeryüzündeki halifesi olarak yaratan Cenab-ı Hak, Hz. Âdem'in su ve toprak karışımından oluşan balçıktan cesedine kendi ruhundan üfleyerek hayat vermiştir(Hicr, 15/29). Kulluk sorumluluğunun emanet edildiği insan; Mevlâna'nın, melek cinsinden latif varlıklar olarak nitelediği akıl, gönül ve asıl olarak da ruhun varlığıyla gerçek mahiyetini bulur. İlahî bir kaynaktan gelen ruhun da erkeği veya dişisi yoktur:
    Ey canı biz ve ben kaydından kurtulan! Ey erkekte, kadında söze ve vasfa sığmaz ruh!
    Erkek, kadın kaydı kalkıp bir olunca o bir, sensin. Birler de aradan kalkınca kalan yalnız sensin. (I/1785–1786)
    Fakat canın müenneslikten pervası yok. Çünkü ruhun ne erkekle bir alakası var, ne kadınla!
    Müzekkerden de yükselir, müennesten de. Bu, kurudan yaştan meydana gelen ruh(-ı hayvanî) değildir ki.
    Bu can, ekmekten kuvvetlenen yahut kâh şöyle, kâh böyle bir hale gelen can değildir.
    Bu ruh hoşluk verir, hoştur, hoşluğun ta kendisidir. Ey maksadına erişmek için vesilelere başvuran! Hoş olmayan, insanı hoş bir hale getiremez.
    Sen şekerden tatlı bir hale gelsen bile o tat bazen senden gidiverir, bu mümkündür. (I/1975–1979)
    Gökten, yerden nice sular çektin de vücudun böyle semirdi.
    Fakat bu, iğretidir. Az az sıkıştırmak gerek. Çünkü elde edilenin bırakılması lâzım.
    Yalnız, Allah'ın “Âdem'e ruhumdan ruh üfürdüm” dediği varlık yok mu? O kalır işte. Sen de ruha bak, başkaları beyhudedir. ( VI/3592–3594)
    Kadınım, duygu akla esirdir, fakat bil ki akıl da ruhun esiridir. (III/1826)
    Bir kadının kötü işten yüzü sararınca, utanınca Allah, onu çarpıp Zühre yıldızı yaptı.
    Bir kadını Zühre yapmak çarpma oldu da balçık haline geliş, çarpılma değil midir be inatçı?
    Ruh, seni en yüksek göklere çıkarırken sen en aşağılıklara, su ve çamura doğru gittin.
    Akılların bile imrendiği öyle bir varlığı, bu alçaklık yüzünden değiştin.
    Şimdi bak, bu senin kendini çarpman nasıl? O çarpılma yanında bu, gayet aşağı. (I/535–539)
    Can nedir? Hayırdan, şerden haberdar olan, lütuf ve ihsana sevinen, zarardan yerinip ağlayan şey.
    Mademki canın sırrı, mahiyeti; insana hayrı, şerri haber vermede... Şu halde hakikatten kimin daha ziyade haberi varsa o, daha canlıdır. (VI/148–149)
    Mevlâna'nın şu sözleri bu konuyu kesin olarak noktalar:
    Allah, kimi gönül makamına vâsıl ederse o kişide ten cinsiyeti kalmaz. (III/2562)
    Görünüşe veya Cinsiyete Takılmamak
    İnsana değer veren ruhu olunca, dış görünüşün veya cinsiyetin önemi kalmaz. Mevlâna bu konuda Hz. Peygamber ve Ebû Cehil'i örnek verir ki bu örnekler, kadın ve erkek konusunda da geçerlidir:
    Ey sûrete tapan! Niceye dek sûret kaygısı? Senin mânâsız canın sûretten kurtulmadı gitti.
    Eğer insan, sûretle insan olsaydı Ahmed'le Ebucehil müsavi olurdu. (I/1018–1019)
    Sûret kadehlerinden geç, onlara kapılma. Şarap kadehtedir ama kadehten meydana gelmemiştir ki. (VI/3707)
    Allah, “Biz gönüle bakarız, su ve topraktan ibaret olan surete değil” diyor. (III/2244)
    Erkek Kadından Üstündür Kıyasının Yanlışlığı
    Bilindiği üzere şeytanın İlahî rahmetten ebediyen kovulmasına sebep olan hatalarının başlangıcı bir kıyasa dayanmaktadır:
    Allah nurlarına karşı bu kıyasçıkları ileri süren ilk kişi, İblisti.
    Dedi ki: “Şüphe yok, ateş topraktan daha iyidir. Ben ateşten yaratıldım Âdem, kapkara topraktan.
    Şu halde fer'i, asla nispetle mukayese edelim: O zulmettendir, biz aydın nurdan.”
    Allah: “Hayır, soy sop yok. Zâhitlik ve şüpheli şeylerden çekinmek, faziletin mihrabıdır.” (I/3396–3399)
    Kuran-ı Kerim'de; Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır (Hucurât, 49/13) ayeti ile Cenab-ı Hak yanında insanlardaki üstünlüğün ölçüsü belirtilir. Bu sebeple Mevlâna da soy veya cinsiyet gibi özellikleri bir üstünlük olarak görmez. Görünüşe bağlı, fizikî özellikleri esas alan, özdeki cevherden habersiz bu türden kıyaslar geçersizdir. Kadın ve erkek için böyle bir mukayesede bulunmak, şeytanın hatasına düşmektir:
    Her şeyin yüzünü güzel ve parlak ay gibi gör... Fakat evvelini gördükten sonra sonunu da seyret!


  4. 26.Haziran.2011, 13:30
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: mevlana’nın insana bakışı ve eğitim

    Seyret de kör iblise dönme... O, noksan olduğundan noksan görür, bir yanı görür de bir yanı görmez!
    Âdem'in toprağını gördü de dinini görmedi... Bu âlemi gören maneviyatını görmedi.
    Ey, yiğit er, erkeklerin kadınlara üstünlüğü; kuvvet, kazanç ve mal mülk bakımından değildir.
    Öyle olsaydı aslan ve fil, daha kuvvetli olduğu için insandan yüce, daha üstün olurdu a kör!
    Ey yalnız bu ânı gören, erkeklerin kadınlardan üstün olması erkeğin kadına nazaran daha ziyade sonu görür olmasındandır!
    Erkek işin sonunu göremezse, işin sonunu görenlere nazaran kadın gibi noksan sayılır! (IV/1615–1621)
    Onun da bilgisi vardı ama din aşkı yoktu, bu yüzden Âdem'in yalnız topraktan yaratılan suretini gördü.
    Ey emin kişi, bilgide ne kadar ileri gidersen git onunla gaybı gören gözün açılmaz ki!
    Can gözü açık olmayan, sakaldan, sarıktan başka bir şey görmez. (VI/260–262)
    Sonuç
    Mevlâna, didaktik bir eser olan Mesnevî'de, örnek insan olmanın tarifini verirken, insanları cinsiyete göre değerlendirmez, kadın veya erkek ayrımı yapmaz. Asıl ölçüsü, insan olma vasfını kazanmaktır. Bu temele dayanan görüşleri aşağıda özetlenmiştir:
    1. Kadın ve erkek; yaratılış, hak ve görev, Allah yanındaki değerleri bakımından eşittir.
    2. Kadın ve erkek toplumu oluşturan, birbirine ihtiyaç duyan, birbirinden ayrılamayan iki eşit parçadır.
    3. Toplumda erkeğe üstünlük tanıyan yaygın kanaate rağmen; bu iki cins eşit şartlarda sevgi bağıyla birlik ve dayanışma içinde olduğu zaman ailenin mutlu, toplumun huzurlu olması mümkündür. Diğer yandan akıl ve gönül sahibi erkekler kadına değer verirken; tek sermayesi kaba güç olan cahiller kadını ezer.
    4. Sağlıklı bir ailede eşlerin birbirine denk olması gerekir.
    5. Mevlâna'nın, nefsi ve dünyayı kadına; aklı ve gökyüzünü de erkeğe benzetmesi kadınların olumsuz, erkeklerinse olumlu özelliklere sahip olmasına değil; toplumsal rollere bağlıdır.
    6. Erkek kadından üstündür tarzında bir kıyas, şeytanın kendisini Hz. Âdem'den üstün görmesi gibi hatalıdır. Cinsiyet, bir üstünlük ölçüsü değildir.
    7. İnsan olma şuuru cinsiyetle değil, şahsiyetle kazanılır. Çünkü insanı insan yapan en önemli unsur olan ruhun cinsiyeti yoktur. İnsana değer veren de görünüşü veya cinsiyeti değil; ruhudur, şahsiyetidir.
    Kaynaklar
    Aydın, M. Akif, “Kadın (İslâm'da Kadın)”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 2001, 24: 86-94.
    Mevlâna, Mesnevî, çev.: Veled İzbudak, C. I-VI, İstanbul 1971.
    Müştâk Baba, Dîvân, haz.:Mehmed Kemal Gündoğdu, İstanbul 1997.
    Özek, Ali ve diğ., Kur'ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meâli, Ankara 1993.
    Yakıt, İsmail, “Batı Düşüncesi ve Mevlâna'da Kadın”, Selçuk Üniversitesi III. Uluslar Arası Mevlâna Kongresi 5–6 Mayıs 2003-Bildiriler, Konya 2004: 135–148.
    ________________________________________
    Ayrıca bk. Kıyâmet 75/37–39; Necm 53/45–46; Leyl, 92/3–4.
    “Münafık erkekler ve münafık kadınlar (sizden değil) birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkor ve cimrilik ederler. Onlar Allah'ı unuttular. Allah da onları unuttu! Çünkü münafıklar fâsıkların kendileridir. Allah erkek münafıklara da kadın münafıklara da kâfirlere de içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vaat etti. O, onlara yeter. Allah onlara lânet etmiştir. Onlar için devamlı bir azap vardır.” (Tevbe, 9/67–68); “Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resulüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azizdir, hikmet sahibidir. Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedî kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaat etti. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur.” (Tevbe, 9/71–72)
    Benzer örnekler için bk. I/841, 3074, 3526; II/623, 1093, 2727; III/1555, 1615, 1931, 2383, 2477; IV/436, 1677, 2135, 3003; V/282, 308, 3425, 3800, 3872, 3900, 4116; 317:3900; VI/:307, 443, 778, 3117, 3317.
    Konuyla ilgili benzer örnekler için bk. I/2903; II/776–784.
    Benzer örnekler için bk. I/ 2956–2958; II/2270–2275; IV/2210.
    Benzer örnekler için bk. II/2760, 2844, 3061, 3150; III/818–819, 3127–3129, 3911; V/2459–2466, 2952.
    Prof. Dr. Emine YENİTERZİ


  5. 26.Haziran.2011, 13:30
    3
    Silent and lonely rains
    Seyret de kör iblise dönme... O, noksan olduğundan noksan görür, bir yanı görür de bir yanı görmez!
    Âdem'in toprağını gördü de dinini görmedi... Bu âlemi gören maneviyatını görmedi.
    Ey, yiğit er, erkeklerin kadınlara üstünlüğü; kuvvet, kazanç ve mal mülk bakımından değildir.
    Öyle olsaydı aslan ve fil, daha kuvvetli olduğu için insandan yüce, daha üstün olurdu a kör!
    Ey yalnız bu ânı gören, erkeklerin kadınlardan üstün olması erkeğin kadına nazaran daha ziyade sonu görür olmasındandır!
    Erkek işin sonunu göremezse, işin sonunu görenlere nazaran kadın gibi noksan sayılır! (IV/1615–1621)
    Onun da bilgisi vardı ama din aşkı yoktu, bu yüzden Âdem'in yalnız topraktan yaratılan suretini gördü.
    Ey emin kişi, bilgide ne kadar ileri gidersen git onunla gaybı gören gözün açılmaz ki!
    Can gözü açık olmayan, sakaldan, sarıktan başka bir şey görmez. (VI/260–262)
    Sonuç
    Mevlâna, didaktik bir eser olan Mesnevî'de, örnek insan olmanın tarifini verirken, insanları cinsiyete göre değerlendirmez, kadın veya erkek ayrımı yapmaz. Asıl ölçüsü, insan olma vasfını kazanmaktır. Bu temele dayanan görüşleri aşağıda özetlenmiştir:
    1. Kadın ve erkek; yaratılış, hak ve görev, Allah yanındaki değerleri bakımından eşittir.
    2. Kadın ve erkek toplumu oluşturan, birbirine ihtiyaç duyan, birbirinden ayrılamayan iki eşit parçadır.
    3. Toplumda erkeğe üstünlük tanıyan yaygın kanaate rağmen; bu iki cins eşit şartlarda sevgi bağıyla birlik ve dayanışma içinde olduğu zaman ailenin mutlu, toplumun huzurlu olması mümkündür. Diğer yandan akıl ve gönül sahibi erkekler kadına değer verirken; tek sermayesi kaba güç olan cahiller kadını ezer.
    4. Sağlıklı bir ailede eşlerin birbirine denk olması gerekir.
    5. Mevlâna'nın, nefsi ve dünyayı kadına; aklı ve gökyüzünü de erkeğe benzetmesi kadınların olumsuz, erkeklerinse olumlu özelliklere sahip olmasına değil; toplumsal rollere bağlıdır.
    6. Erkek kadından üstündür tarzında bir kıyas, şeytanın kendisini Hz. Âdem'den üstün görmesi gibi hatalıdır. Cinsiyet, bir üstünlük ölçüsü değildir.
    7. İnsan olma şuuru cinsiyetle değil, şahsiyetle kazanılır. Çünkü insanı insan yapan en önemli unsur olan ruhun cinsiyeti yoktur. İnsana değer veren de görünüşü veya cinsiyeti değil; ruhudur, şahsiyetidir.
    Kaynaklar
    Aydın, M. Akif, “Kadın (İslâm'da Kadın)”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 2001, 24: 86-94.
    Mevlâna, Mesnevî, çev.: Veled İzbudak, C. I-VI, İstanbul 1971.
    Müştâk Baba, Dîvân, haz.:Mehmed Kemal Gündoğdu, İstanbul 1997.
    Özek, Ali ve diğ., Kur'ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meâli, Ankara 1993.
    Yakıt, İsmail, “Batı Düşüncesi ve Mevlâna'da Kadın”, Selçuk Üniversitesi III. Uluslar Arası Mevlâna Kongresi 5–6 Mayıs 2003-Bildiriler, Konya 2004: 135–148.
    ________________________________________
    Ayrıca bk. Kıyâmet 75/37–39; Necm 53/45–46; Leyl, 92/3–4.
    “Münafık erkekler ve münafık kadınlar (sizden değil) birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkor ve cimrilik ederler. Onlar Allah'ı unuttular. Allah da onları unuttu! Çünkü münafıklar fâsıkların kendileridir. Allah erkek münafıklara da kadın münafıklara da kâfirlere de içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vaat etti. O, onlara yeter. Allah onlara lânet etmiştir. Onlar için devamlı bir azap vardır.” (Tevbe, 9/67–68); “Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resulüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azizdir, hikmet sahibidir. Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedî kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaat etti. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur.” (Tevbe, 9/71–72)
    Benzer örnekler için bk. I/841, 3074, 3526; II/623, 1093, 2727; III/1555, 1615, 1931, 2383, 2477; IV/436, 1677, 2135, 3003; V/282, 308, 3425, 3800, 3872, 3900, 4116; 317:3900; VI/:307, 443, 778, 3117, 3317.
    Konuyla ilgili benzer örnekler için bk. I/2903; II/776–784.
    Benzer örnekler için bk. I/ 2956–2958; II/2270–2275; IV/2210.
    Benzer örnekler için bk. II/2760, 2844, 3061, 3150; III/818–819, 3127–3129, 3911; V/2459–2466, 2952.
    Prof. Dr. Emine YENİTERZİ





+ Yorum Gönder