Konusunu Oylayın.: Kim Dilini Tutarsa Cennete Girer

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kim Dilini Tutarsa Cennete Girer
  1. 26.Haziran.2011, 00:31
    1
    Misafir

    Kim Dilini Tutarsa Cennete Girer






    Kim Dilini Tutarsa Cennete Girer Mumsema Kim Dilini Tutarsa Cennete Girer


  2. 26.Haziran.2011, 00:31
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 26.Haziran.2011, 18:16
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Kim Dilini Tutarsa Cennete Girer





    Allah'ın insanoğluna en büyük nimetlerinden biri de konuşma yeteneğidir. Bu aynı zamanda onu diğer canlılardan ayıran temel özelliklerinden de biridir. İnsan, yeryüzünde medeniyetin kurulup devam ettirilmesinde bu üstün yetenek ve imkândan büyük ölçüde yararlanır. İnsan duygu ve düşüncelerini onun aracılığıyla dışa vurur. Allah'a olan şükür ve hamdını onun yardımıyla dile getirir. Kendisi küçük olmakla beraber, iyi ya da kötü olsun, yaptığı iş büyüktür. Bu işin sonuçları da aynı oranda önemli ve büyüktür. Bu sebeple, insanın, ağzından çıkan söze dikkat etmesi gerektiği; bu sözün onu vezir yapabileceği gibi rezil de edebileceği bildirilmiştir. Nitekim hepimiz biliriz, sözle açılan bir yara, kılıçla, bıçakla açılan bir yaradan daha acı verici ve daha kalıcıdır. Yunus Emre de dilin/konuşmanın gücüne ve sonuçlarına dikkat çekerek şöyle der:
    "Söz ola kese savaşı,
    Söz ola kestire başı,
    Söz ola ağılı aşı,
    Bal ile yağ ide bir söz.
    Kişi bile söz demini,
    Dimeye sözün kemini,
    Bu cihan cehennemini,
    Sekiz uçmağ ide bir söz."
    Dilin insanların sosyal ilişkileri üzerindeki etkisi çok açıktır ve bu vebal kapsamında değerlendirilmelidir. Bir söz dostluğu düşmanlığa dönüştürebildiği gibi, düşmanlığı, husumeti, dargınlığı da dostluk ve sevgiye dönüştürebilmektedir. İnsanî ilişkilerimizde, nezaket davranışlarıyla bütünleşen tatlı dilin, ilişkiyi derinleştiren ne denli onarıcı ve güçlendirici bir etkisinin olduğunu hem kendimiz yaşayarak hem de çevremizdeki insanların karşılıklı ilişkilerinde görerek biliyoruz. Beraberlik içinde insanca yaşamanın temel bir koşulu da, insancıl bir dile sahip olmaktır. İnsancıl dil, insanı sevmeyi ve ona saygıyı esas alan dildir. Bu dil olmadan yeryüzünde bir insan medeniyetinden söz etmek mümkün olmayacağı gibi, medeniyet ve uygarlık adına yapılanlar da insan onur ve şahsiyetine yakışır uygulamalar olmayacaktır. Uzak ve yakın tarih buna şahittir. Bırakın yeryüzünde medeniyet kurmayı, aileyi oluşturan bireylerde bu dil olmadan bir aile olabilmek imkânsızdır.
    Dil serbest bırakıldığında geniş bir sahada iyiliğe de kötülüğe de at koşturur. Bu sebeple insanın işlediği kötülüklerin pek çoğu dilinden kaynaklanır. Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadisinde bunu şöyle haber verir: "Ademoğlunun hatalarının çoğu, dilindendir." (Mecmau'zzevaid, 10/300)
    İbn Battal, "Dünyada insanın başına gelen belaların çoğunun dili ve cinsel organı yüzündendir. Kim bunların kötülüğünden korunmuşsa, belaların çoğundan da korunmuş demektir." der. (Fethü'l-bârî 11/310) Süfyan b. Abdullah es-Sekafî'nin (r.a.) Allah Resûl'üne (s.a.v.) sorduğu "Benim için en çok hangi konuda endişe edersin?" sorusuna Allah Resûl'ünün "Bundan." buyurarak diline işaret etmesi de (Fethü'l-bârî, 10/446, 11/309) Hz. Peygamber'in dile dair bu endişesini göstermektedir.
    Elbette dilin/sözün fayda ve zararları sadece dünya hayatıyla sınırlı değildir. Dilin açtığı yara ve verdiği zarar âhirete kadar uzanabilmektedir. İnsan bir söz söyler de bu sözüyle arşı titretir ve cehenneme müstahak olur. Yine bir söz söyler de bu sözüyle Allah'ın hoşnutluğunu kazanır ve ebedi mutluluk yurdu olan cennete girer. Bir sözdür sadece ağızdan çıkan. Ama ağızdan dökülen kelimeler aynı zamanda kalptekini de ortaya koyduğu, ona tercüman olduğu için değerlidir. İman ve küfür de görünüşte ağızdan çıkan birer söz değil midir? Öyleyse dil, kurtarıcı veya helak edicidir. İmam Gazali (rah.a.)"Dilini salıverip, dizginlerine sahip olmayanı, şeytan her sahada oynatır. Onu büyük bir uçurumun kenarına iterek helâke sürükler." der. (İhyâu Ulûmiddin, terc. Ahmet Serdaroğlu, İstanbul 1975, c.3, s.246.)
    Ağızdan çıkan söz, insanın dil organı vasıtasıyla ortaya koyduğu bir davranıştır. Bu itibarla diğer organlarıyla sergilediği davranışlarla arasında, fiile terettüp eden sonuç bakımından fark yoktur. Hatta yukarıda da kısaca değindiğimiz üzere dilin kötülüğü/zararı daha büyük ve buna terettüp eden ceza da daha ağır olabilmektedir. Allah (c.c.) insanoğlunun, konuşmalarının yazıcı melekler tarafından kayda alındığını ve bundan dolayı hesaba çekileceğini bizlere şöyle bildirmektedir: "İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın." (Kaf, 18)
    Yine Allah Resûl'ü (s.a.v.), Muaz b. Cebel'in (r.a.) sorduğu "Sözlerimizden dolayı da hesaba çekilecek miyiz?" sorusuna şu cevabı vermiştir: "Hay anası ölesi, insanları, yüzükoyun ateşe düşürecek olan dillerinin yaptıklarından başka bir şey midir?" (Mecmau'z-zevâid, 10/300; Sübülü's-selam, 4/181)
    Geçen ayet ve hadislerden, dil ile sergilenen davranışın/konuşmanın insanın omuzlarına ne büyük bir sorumluluk ve vebal yüklediği anlaşılmaktadır. Öyleyse dilin tutulması, söz ve konuşmaların dudaklar arasından dökülmeden önce süzgeçten geçmesi, ayıklanması gerekmektedir. Dilini tutmak, birlik ve beraberlik içinde insanca yaşayabilmemizin olduğu kadar âhiretteki kurtuluşumuzun da birinci dereceden sebebini oluşturmaktadır. Nitekim şu hadiste bunu açıkça görmekteyiz. Ukbe İbn Amir (r.a.) bir gün Allah Resûl'üne: "Ey Allah'ın Resûlü! Kurtuluşumuz nasıl olacak?" sorar: Resûlullah'ın (s.a.v.) ona şu cevabı verir: "Dilini tut, evin sana geniş olsun, günahlarına da ağla!" (Tirmizî, 2408; Mecmau'z-zevaid, 9/10; Ahmed, 22289; el-Mu'cemü'l-kebîr 741; Şuabü'l-iman, 805, 4930; ez-Zühdü'l-kebir, 234; Zühdü Ebî Âsım, 1/15; Zühdü İbni'l-Mübarek, 134; etTerğîb ve'tterhîb, 4146, 4323, 5041; Zühdü Ahmed b. Hanbel, 1/17; Fethü'l-bârî, 11/309; Tuhfetü'l-ahvezî, 52; Sübülü's-selâm, 4/180)



  4. 26.Haziran.2011, 18:16
    2
    Editör




    Allah'ın insanoğluna en büyük nimetlerinden biri de konuşma yeteneğidir. Bu aynı zamanda onu diğer canlılardan ayıran temel özelliklerinden de biridir. İnsan, yeryüzünde medeniyetin kurulup devam ettirilmesinde bu üstün yetenek ve imkândan büyük ölçüde yararlanır. İnsan duygu ve düşüncelerini onun aracılığıyla dışa vurur. Allah'a olan şükür ve hamdını onun yardımıyla dile getirir. Kendisi küçük olmakla beraber, iyi ya da kötü olsun, yaptığı iş büyüktür. Bu işin sonuçları da aynı oranda önemli ve büyüktür. Bu sebeple, insanın, ağzından çıkan söze dikkat etmesi gerektiği; bu sözün onu vezir yapabileceği gibi rezil de edebileceği bildirilmiştir. Nitekim hepimiz biliriz, sözle açılan bir yara, kılıçla, bıçakla açılan bir yaradan daha acı verici ve daha kalıcıdır. Yunus Emre de dilin/konuşmanın gücüne ve sonuçlarına dikkat çekerek şöyle der:
    "Söz ola kese savaşı,
    Söz ola kestire başı,
    Söz ola ağılı aşı,
    Bal ile yağ ide bir söz.
    Kişi bile söz demini,
    Dimeye sözün kemini,
    Bu cihan cehennemini,
    Sekiz uçmağ ide bir söz."
    Dilin insanların sosyal ilişkileri üzerindeki etkisi çok açıktır ve bu vebal kapsamında değerlendirilmelidir. Bir söz dostluğu düşmanlığa dönüştürebildiği gibi, düşmanlığı, husumeti, dargınlığı da dostluk ve sevgiye dönüştürebilmektedir. İnsanî ilişkilerimizde, nezaket davranışlarıyla bütünleşen tatlı dilin, ilişkiyi derinleştiren ne denli onarıcı ve güçlendirici bir etkisinin olduğunu hem kendimiz yaşayarak hem de çevremizdeki insanların karşılıklı ilişkilerinde görerek biliyoruz. Beraberlik içinde insanca yaşamanın temel bir koşulu da, insancıl bir dile sahip olmaktır. İnsancıl dil, insanı sevmeyi ve ona saygıyı esas alan dildir. Bu dil olmadan yeryüzünde bir insan medeniyetinden söz etmek mümkün olmayacağı gibi, medeniyet ve uygarlık adına yapılanlar da insan onur ve şahsiyetine yakışır uygulamalar olmayacaktır. Uzak ve yakın tarih buna şahittir. Bırakın yeryüzünde medeniyet kurmayı, aileyi oluşturan bireylerde bu dil olmadan bir aile olabilmek imkânsızdır.
    Dil serbest bırakıldığında geniş bir sahada iyiliğe de kötülüğe de at koşturur. Bu sebeple insanın işlediği kötülüklerin pek çoğu dilinden kaynaklanır. Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadisinde bunu şöyle haber verir: "Ademoğlunun hatalarının çoğu, dilindendir." (Mecmau'zzevaid, 10/300)
    İbn Battal, "Dünyada insanın başına gelen belaların çoğunun dili ve cinsel organı yüzündendir. Kim bunların kötülüğünden korunmuşsa, belaların çoğundan da korunmuş demektir." der. (Fethü'l-bârî 11/310) Süfyan b. Abdullah es-Sekafî'nin (r.a.) Allah Resûl'üne (s.a.v.) sorduğu "Benim için en çok hangi konuda endişe edersin?" sorusuna Allah Resûl'ünün "Bundan." buyurarak diline işaret etmesi de (Fethü'l-bârî, 10/446, 11/309) Hz. Peygamber'in dile dair bu endişesini göstermektedir.
    Elbette dilin/sözün fayda ve zararları sadece dünya hayatıyla sınırlı değildir. Dilin açtığı yara ve verdiği zarar âhirete kadar uzanabilmektedir. İnsan bir söz söyler de bu sözüyle arşı titretir ve cehenneme müstahak olur. Yine bir söz söyler de bu sözüyle Allah'ın hoşnutluğunu kazanır ve ebedi mutluluk yurdu olan cennete girer. Bir sözdür sadece ağızdan çıkan. Ama ağızdan dökülen kelimeler aynı zamanda kalptekini de ortaya koyduğu, ona tercüman olduğu için değerlidir. İman ve küfür de görünüşte ağızdan çıkan birer söz değil midir? Öyleyse dil, kurtarıcı veya helak edicidir. İmam Gazali (rah.a.)"Dilini salıverip, dizginlerine sahip olmayanı, şeytan her sahada oynatır. Onu büyük bir uçurumun kenarına iterek helâke sürükler." der. (İhyâu Ulûmiddin, terc. Ahmet Serdaroğlu, İstanbul 1975, c.3, s.246.)
    Ağızdan çıkan söz, insanın dil organı vasıtasıyla ortaya koyduğu bir davranıştır. Bu itibarla diğer organlarıyla sergilediği davranışlarla arasında, fiile terettüp eden sonuç bakımından fark yoktur. Hatta yukarıda da kısaca değindiğimiz üzere dilin kötülüğü/zararı daha büyük ve buna terettüp eden ceza da daha ağır olabilmektedir. Allah (c.c.) insanoğlunun, konuşmalarının yazıcı melekler tarafından kayda alındığını ve bundan dolayı hesaba çekileceğini bizlere şöyle bildirmektedir: "İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın." (Kaf, 18)
    Yine Allah Resûl'ü (s.a.v.), Muaz b. Cebel'in (r.a.) sorduğu "Sözlerimizden dolayı da hesaba çekilecek miyiz?" sorusuna şu cevabı vermiştir: "Hay anası ölesi, insanları, yüzükoyun ateşe düşürecek olan dillerinin yaptıklarından başka bir şey midir?" (Mecmau'z-zevâid, 10/300; Sübülü's-selam, 4/181)
    Geçen ayet ve hadislerden, dil ile sergilenen davranışın/konuşmanın insanın omuzlarına ne büyük bir sorumluluk ve vebal yüklediği anlaşılmaktadır. Öyleyse dilin tutulması, söz ve konuşmaların dudaklar arasından dökülmeden önce süzgeçten geçmesi, ayıklanması gerekmektedir. Dilini tutmak, birlik ve beraberlik içinde insanca yaşayabilmemizin olduğu kadar âhiretteki kurtuluşumuzun da birinci dereceden sebebini oluşturmaktadır. Nitekim şu hadiste bunu açıkça görmekteyiz. Ukbe İbn Amir (r.a.) bir gün Allah Resûl'üne: "Ey Allah'ın Resûlü! Kurtuluşumuz nasıl olacak?" sorar: Resûlullah'ın (s.a.v.) ona şu cevabı verir: "Dilini tut, evin sana geniş olsun, günahlarına da ağla!" (Tirmizî, 2408; Mecmau'z-zevaid, 9/10; Ahmed, 22289; el-Mu'cemü'l-kebîr 741; Şuabü'l-iman, 805, 4930; ez-Zühdü'l-kebir, 234; Zühdü Ebî Âsım, 1/15; Zühdü İbni'l-Mübarek, 134; etTerğîb ve'tterhîb, 4146, 4323, 5041; Zühdü Ahmed b. Hanbel, 1/17; Fethü'l-bârî, 11/309; Tuhfetü'l-ahvezî, 52; Sübülü's-selâm, 4/180)



  5. 26.Haziran.2011, 18:17
    3
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Kim Dilini Tutarsa Cennete Girer

    Dilin nasıl tutulacağını yine Hz. Peygamber çeşitli hadislerinde bizlere açıklamıştır. Bu hadislerinden birinde o (s.a.v.) şöyle buyurur: "Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse ya hayır konuşsun veya sussun." (Mecmau'z-zevâid, 10/ 300-301; Fethü'l-bârî, 10/446) Hz. Peygamber bu buyruğuyla mü'minlerden ya hayır konuşmalarını aksi takdirde ise susmalarını istemektedir. Susmanın kişiye kazandıracağı faydayı ise hadislerde şöylece okumaktayız: "Susan kurtulmuştur." (Fethü'l-bârî, 10/446; Sübülü's-selâm, 4/180), "Kim bana iki sakalı ve iki bacağı arasındakini (korumayı) garanti ederse, ben de ona cenneti garanti ederim." (Mecmau'z-zevâid, 10/300; Sübülü's-selâm, 4/180)
    İmam Gazalî (rah. a.) meşhur eseri "İhyâu Ulûmiddin"de insanın diliyle işlediği kötülükleri "Dilin Afetleri" başlığıyla ele almış ve sayısını yirmi olarak belirlediği bu kötülülüklerden nasıl kurtulunacağını da anlatmıştır. (İmam Gazali, a.g.e., c.3, s.365) Ona göre, insanları yüzüstü cehenneme sürükleyen, dillerinin belasından başka bir şey değildir. Dilin bu kötülüğünden de ancak İslam'ın dizgini ile onu kontrol altına alıp, dünya ve âhirette yararı olacak şeylerde kullananlar, şimdi ya da ileride tehlike doğuracak sözlerden onu alıkoyan insanlar kurtulabilirler. Dili bu şekilde kullanmak ise çetin ve zor bir iştir. Öyleyse insanın organlarından en fazla isyankâr olan dilin afetinden kurtulmanın en kesin yolu, Allah Resûl'ünün bildirdiği çözümdür ki, bu da hayrı konuşmak aksi takdirde susmaktır. Ancak gerektiği zaman ve gerektiği kadar konuşulmalıdır. İbn Mes'ud (r.a.) şöyle der: "Sizi, boş konuşmalardan sakındırırım. Size söz olarak sadece ihtiyacınızı görecek kadarını söylemeniz yeterlidir." ve "Yeryüzünde uzun süre tutsak edilmeyi dilden daha fazla hak eden başka bir şey yoktur." (Mecmau'z-zevâid, 10/ 303; Feyzü'l-kadir, 2/197) Bazı hikmet ehli âlimler de benzer şekilde konuşarak, "Tutsak edilmeyi dilden daha fazla hak eden başka hiçbir şey yoktur. Nitekim Allah onu iki dudağın ve dişlerin ardına koymuştur." demişlerdir. (Feyzü'l-kadir, 2/197) Yine dilin kötülükleri bazı insanları da uzlete/inzivaya çekilmeye sevk etmiştir. Bu insanlardan bir uzlete çekilme sebebini şöyle açıklar: "Dilimi kuduz bir köpek gibi gördüm. Beraber olduğum insanlardan çok azı onun ısırmasından kurtulabiliyordu. İnsanlar onun tehlikesinden güvende olsunlar diye kendimi uzlette hapsettim." (Feyzü'l-kadir, 2/197) Ancak dili tutmak, onu iyilik ve hayırda zapt edip, kötülüklerden uzak tutmak sanıldığı kadar kolay değildir. Bilakis o zor ve çetin bir iştir. Sağlam bir edep ve terbiyenin sonucudur. Saîd b. Ebû Hind buna dikkat çekerek şöyle der: "Gördüm ki susmak, konuşmaktan daha zormuş." (Zühdü Ahmed b. Hanbel, 1/30)
    Birkaçını yukarıda da verdiğimiz hadislerin ortaya koyduğu hakikat şudur: Dili tutmak susup gerekmedikçe ve gerektiği miktardan fazla konuşmamak, insana en çok yakışan davranış olup, insanca yaşamamızın da teminatlarındandır. Hem dünyanın hem de âhiretin bela ve kötülüklerinden, keder ve üzüntülerinden kurtarıcıdır, esenlik ve rahatlığın kaynağıdır. Allah'ın sevip razı olduğu davranıştır (Hadis. Bkz. Fethü'l-bârî, 11/309) Bunlar ise, insanlığın bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu, arayıp da bir türlü bulamadığı şeydir. Az bulunan ve sahip olunması zor olan bu edebe sahip olanları, Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle müjdelemiştir: "Dilini tutan, evi kendisine geniş olan ve günahına ağlayan kişiye müjdeler olsun!" (Mecmau'z-zevâid, 10/300; Zühdü Ahmed b. Hanbel, 1/30)



  6. 26.Haziran.2011, 18:17
    3
    Editör
    Dilin nasıl tutulacağını yine Hz. Peygamber çeşitli hadislerinde bizlere açıklamıştır. Bu hadislerinden birinde o (s.a.v.) şöyle buyurur: "Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse ya hayır konuşsun veya sussun." (Mecmau'z-zevâid, 10/ 300-301; Fethü'l-bârî, 10/446) Hz. Peygamber bu buyruğuyla mü'minlerden ya hayır konuşmalarını aksi takdirde ise susmalarını istemektedir. Susmanın kişiye kazandıracağı faydayı ise hadislerde şöylece okumaktayız: "Susan kurtulmuştur." (Fethü'l-bârî, 10/446; Sübülü's-selâm, 4/180), "Kim bana iki sakalı ve iki bacağı arasındakini (korumayı) garanti ederse, ben de ona cenneti garanti ederim." (Mecmau'z-zevâid, 10/300; Sübülü's-selâm, 4/180)
    İmam Gazalî (rah. a.) meşhur eseri "İhyâu Ulûmiddin"de insanın diliyle işlediği kötülükleri "Dilin Afetleri" başlığıyla ele almış ve sayısını yirmi olarak belirlediği bu kötülülüklerden nasıl kurtulunacağını da anlatmıştır. (İmam Gazali, a.g.e., c.3, s.365) Ona göre, insanları yüzüstü cehenneme sürükleyen, dillerinin belasından başka bir şey değildir. Dilin bu kötülüğünden de ancak İslam'ın dizgini ile onu kontrol altına alıp, dünya ve âhirette yararı olacak şeylerde kullananlar, şimdi ya da ileride tehlike doğuracak sözlerden onu alıkoyan insanlar kurtulabilirler. Dili bu şekilde kullanmak ise çetin ve zor bir iştir. Öyleyse insanın organlarından en fazla isyankâr olan dilin afetinden kurtulmanın en kesin yolu, Allah Resûl'ünün bildirdiği çözümdür ki, bu da hayrı konuşmak aksi takdirde susmaktır. Ancak gerektiği zaman ve gerektiği kadar konuşulmalıdır. İbn Mes'ud (r.a.) şöyle der: "Sizi, boş konuşmalardan sakındırırım. Size söz olarak sadece ihtiyacınızı görecek kadarını söylemeniz yeterlidir." ve "Yeryüzünde uzun süre tutsak edilmeyi dilden daha fazla hak eden başka bir şey yoktur." (Mecmau'z-zevâid, 10/ 303; Feyzü'l-kadir, 2/197) Bazı hikmet ehli âlimler de benzer şekilde konuşarak, "Tutsak edilmeyi dilden daha fazla hak eden başka hiçbir şey yoktur. Nitekim Allah onu iki dudağın ve dişlerin ardına koymuştur." demişlerdir. (Feyzü'l-kadir, 2/197) Yine dilin kötülükleri bazı insanları da uzlete/inzivaya çekilmeye sevk etmiştir. Bu insanlardan bir uzlete çekilme sebebini şöyle açıklar: "Dilimi kuduz bir köpek gibi gördüm. Beraber olduğum insanlardan çok azı onun ısırmasından kurtulabiliyordu. İnsanlar onun tehlikesinden güvende olsunlar diye kendimi uzlette hapsettim." (Feyzü'l-kadir, 2/197) Ancak dili tutmak, onu iyilik ve hayırda zapt edip, kötülüklerden uzak tutmak sanıldığı kadar kolay değildir. Bilakis o zor ve çetin bir iştir. Sağlam bir edep ve terbiyenin sonucudur. Saîd b. Ebû Hind buna dikkat çekerek şöyle der: "Gördüm ki susmak, konuşmaktan daha zormuş." (Zühdü Ahmed b. Hanbel, 1/30)
    Birkaçını yukarıda da verdiğimiz hadislerin ortaya koyduğu hakikat şudur: Dili tutmak susup gerekmedikçe ve gerektiği miktardan fazla konuşmamak, insana en çok yakışan davranış olup, insanca yaşamamızın da teminatlarındandır. Hem dünyanın hem de âhiretin bela ve kötülüklerinden, keder ve üzüntülerinden kurtarıcıdır, esenlik ve rahatlığın kaynağıdır. Allah'ın sevip razı olduğu davranıştır (Hadis. Bkz. Fethü'l-bârî, 11/309) Bunlar ise, insanlığın bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu, arayıp da bir türlü bulamadığı şeydir. Az bulunan ve sahip olunması zor olan bu edebe sahip olanları, Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle müjdelemiştir: "Dilini tutan, evi kendisine geniş olan ve günahına ağlayan kişiye müjdeler olsun!" (Mecmau'z-zevâid, 10/300; Zühdü Ahmed b. Hanbel, 1/30)






+ Yorum Gönder