Konusunu Oylayın.: Kıssadan Hayata Semud Örneği

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kıssadan Hayata Semud Örneği
  1. 26.Haziran.2011, 00:31
    1
    Misafir

    Kıssadan Hayata Semud Örneği

  2. 26.Haziran.2011, 00:31
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 26.Haziran.2011, 18:17
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Kıssadan Hayata Semud Örneği




    Kur'an’i bir kavram olarak "Kıssa" veya aynı anlamda "Kasas" denildiğinde de şunları anlamaktayız: Allah'ın insanlara ve cinlere gönderdiği en son ve en mükemmel mesajı ihtiva eden Kur'an-ı Kerim'in; "And olsun ki peygamberlerin kıssalarında aklı olanlar için ibretler vardır. Kur'an uydurulabilen bir söz değildir. Fakat kendinden önceki kitapları tasdik eden, inanan bir millete her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren bir rehber ve Rahmettir." (Yusuf:111), "Muhakkak ki, bu Kur'an, Hak ile Batıl'ı ayıran ilahi bir Kelamdır. O bir eğlence vasıtası değildir." (Tarık:13-14) mealindeki ayetleriyle kendisine yalan ihtimali ve hayalin karışması dahi mümkün olmayacak bir tarzda tarihin derinliklerinde vuku bulmuş ve kaybolmuş, unutulmuş veya bir kısım izleri insanlığın hafızasında mevcudiyetini koruyabilmiş olayların; muhataplara, adeta olaylara yeniden bir canlılık vererek anlatılması, açıklanmasıdır.
    Ancak, Kur'an insanlara kronolojik ve sistematik bir tarih bilgisi aktarımı yapan bir tarih kitabı olmadığından dolayı, olaylar anlatılırken zaman, mekân ve kişilerle ilgili ayrıntılara girilmemiştir. Bilakis; özellikle Kur'an'ın bir hidayet rehberi olması sebebiyle, muhataplarını Hak yola yönlendirecek şekilde, batıldan sakındırıp uzaklaştıracak kısımlar anlatılmıştır .
    Bu açıklamaların ışığında bu yazımızda bazı sureler bağlamında Semud Kavmini yorumlamaya çalışacağız:
    A'raf suresinin ilk on ayetinde Allah(c.c), peygamberimizin Mekke halkından dolayı sıkıntı çekmesine karşılık kendisini desteklemiş ve Kur'an'ın bir öğüt olduğunu ve genelde insanoğlunun çok az bir kısmının tarihin başlangıcından beri öğüt aldığını ve birçok toplumun, ülkenin ve halkın hep peygamberlerini yalanladığından ve Allah'ın (c.c) gece ya da gündüz bu toplumları helak ettiğinden bahsetmiştir. Bu girişten yola çıkarak 73 - 79 arası aytlerde Salih peygamber ve Semud kavminden bahsetmiştir:
    "73. Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. O da, size bir mucize olarak Allah'ın şu devesidir. Onu bırakın, Allah'ın arzında yesin, (içsin); ona kötülük etmeyin; sonra sizi elem verici bir azap yakalar. 74. Düşünün ki, (Allah) Âd kavminden sonra yerlerine sizi getirdi. Ve yeryüzünde sizi yerleştirdi: Onun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz, dağlarında evler yontuyorsunuz. Artık Allah'ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde fesatçılar olarak karışıklık çıkarmayın. 75. Kavminin ileri gelenlerinden büyüklük taslayanlar, içlerinden zayıf görülen inananlara dediler ki: Siz Salih'in, Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz? Onlar da Şüphesiz biz onunla ne gönderilmişse ona inananlarız, dediler. 76. Büyüklük taslayanlar dediler ki: "Biz de sizin inandığınızı inkâr edenleriz." 77. Derken o dişi deveyi ayaklarını keserek öldürdüler ve Rablerinin emrinden dışarı çıktılar da: Ey Salih! Eğer sen gerçekten peygamberlerdensen bizi tehdit ettiğin azabı bize getir, dediler. 78. Bunun üzerine onlarrı o (gürültülü) sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü dona kaldılar. 79. Salih o zaman onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: Ey kavmim! Andolsun ki ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size öğüt verdim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz."
    Bu ayetlerden anlaşılacağı gibi; Allah, Semud kavmine kendi içlerinden biri olan Salih(a.s) uyarıcı olarak göndermiş, inanmaları ve Allah'a kulluk etmeleri için bir mucize olarak onlara bir deve göndermişti. Açık olan şu ki bu deve bir imtihan olarak Semud'a gönderilmiştir. Bolluk ve zenginlik içinde yaşayan Semud azgınlıkta o kadar ileri gitmişti ki, kendilerine verilen bu kadar nimete, teknik olarak bu kadar ileri gitmelerine bakmaksızın kavmin önde gelenleri, özellikle peygambere inananları (tıpkı Mekke'nin ileri gelenlerinin Hz. Muhammed(a.s) inanlara yaptıkları gibi) şüpheye düşürmeye çalışmışlardı. Bir mucize ve imtihan için gönderilen deveyi öldürmüş ve Peygamberin şahsında Allah'a meydan okumuşlardır. Tarihin tüm zamanlarında inkârcıların karşı çıktığı, reddettiği genel olarak peygamberler değil onların getirdikleri "Hak'tır", "Allah'ın mesajıdır" ve meydan okudukları peygamberler değil Allah'tır. Öğüt almak istememelerinde temel etken, kendi yaşadıkları sapkın hayatları, güçleri, kazandıkları mal ve makamlarıdır. Eğer öğüt almış olsalardı, verilen bu zenginliklerin, bolluğun ve teknik bilgi ve gücün Allah'ın takdiri olduğunu bilir ve bu takdire uygun şekilde yaşarlardı.
    "Ey Salih! Eğer sen gerçekten peygamberlerdensen bizi tehdit ettiğin azabı bize getir" ifadesinde Allah'ın sanki onların gücüne karşı bir şey yapamayacağını düşünüyorlardı. Bugünde tıpkı Semud kavmi gibi, hain alçak, vahşi ve barbar ABD ve yandaşları böyle bir meydan okuma içindedirler ve sanmaktadırlar ki, bunca yaptıkları zulme ve ellerindeki güce Allah'ın bir dahli olmayacaktır. Ama işte Semud kavminin ve diğerlerinin başına gelenlerde göstermektedir ki, onların gücü ve planları hiçbir zaman Allah'a meydan okumaya yetmeyecektir. İşte yakın zamanda ABD'de yaşanan bir kasırgaya bile karşı gelemeyen, kendi ülkelerinde yaşanan bozgunculuğu engelleyemeyen, ileri teknoloji ve silah gücüne rağmen Irak, Afganistan ve dünyanın başka ülkelerindeki işgallerine rağmen -Allah'ın izniyle-başarılı olamayan Amerikalılar, hiç bu durumlara bakmadan Allah'a karşı meydan okuyor ve Allah'ı yenebileceklerini sanıyorlar. Elhamdülillah, bizler eğer inanlardan olur ve Hz. Muhammed(a.s.) ve diğer peygamberler gibi sadece Allah'ın isteklerini yerine getirirsek belki bir süre sıkıntı çekeriz ama -Allah'ın vaadi üzerine- hem dünyada şeref ve izzet kazanır hem de ahiret de cennete gireriz. ABD, AB ve diğer tüm zalimler yıkılacaktır Allah'ın izniyle, biz istesek de istemesek de. Bize düşen Allah'ın emirlerine uyarak bu zalimlerin ve vahşetin yok olmasını sağlamaktır. Biliyoruz ki biz güçlü değiliz, ancak Allah güç sahibidir ve O inanlarla beraberdir. O'nun yardımı bize ulaştığında ne ABD ne AB ne de başka aşağılık güçler bize zarar veremez bizi yenemez.
    Hud suresine baktığımızda da yine başlangıç ayetlerinde Allah'a meydan okuyanların azabı getirmeye Allah'ın güç yetiremeyeceğini düşünmüşlerdir. Bu girişten yola çıkılarak verilen örnekler içinde yine Salih peygamberi ve Semud kavmi yer almıştır:



  4. 26.Haziran.2011, 18:17
    2
    Editör



    Kur'an’i bir kavram olarak "Kıssa" veya aynı anlamda "Kasas" denildiğinde de şunları anlamaktayız: Allah'ın insanlara ve cinlere gönderdiği en son ve en mükemmel mesajı ihtiva eden Kur'an-ı Kerim'in; "And olsun ki peygamberlerin kıssalarında aklı olanlar için ibretler vardır. Kur'an uydurulabilen bir söz değildir. Fakat kendinden önceki kitapları tasdik eden, inanan bir millete her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren bir rehber ve Rahmettir." (Yusuf:111), "Muhakkak ki, bu Kur'an, Hak ile Batıl'ı ayıran ilahi bir Kelamdır. O bir eğlence vasıtası değildir." (Tarık:13-14) mealindeki ayetleriyle kendisine yalan ihtimali ve hayalin karışması dahi mümkün olmayacak bir tarzda tarihin derinliklerinde vuku bulmuş ve kaybolmuş, unutulmuş veya bir kısım izleri insanlığın hafızasında mevcudiyetini koruyabilmiş olayların; muhataplara, adeta olaylara yeniden bir canlılık vererek anlatılması, açıklanmasıdır.
    Ancak, Kur'an insanlara kronolojik ve sistematik bir tarih bilgisi aktarımı yapan bir tarih kitabı olmadığından dolayı, olaylar anlatılırken zaman, mekân ve kişilerle ilgili ayrıntılara girilmemiştir. Bilakis; özellikle Kur'an'ın bir hidayet rehberi olması sebebiyle, muhataplarını Hak yola yönlendirecek şekilde, batıldan sakındırıp uzaklaştıracak kısımlar anlatılmıştır .
    Bu açıklamaların ışığında bu yazımızda bazı sureler bağlamında Semud Kavmini yorumlamaya çalışacağız:
    A'raf suresinin ilk on ayetinde Allah(c.c), peygamberimizin Mekke halkından dolayı sıkıntı çekmesine karşılık kendisini desteklemiş ve Kur'an'ın bir öğüt olduğunu ve genelde insanoğlunun çok az bir kısmının tarihin başlangıcından beri öğüt aldığını ve birçok toplumun, ülkenin ve halkın hep peygamberlerini yalanladığından ve Allah'ın (c.c) gece ya da gündüz bu toplumları helak ettiğinden bahsetmiştir. Bu girişten yola çıkarak 73 - 79 arası aytlerde Salih peygamber ve Semud kavminden bahsetmiştir:
    "73. Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. O da, size bir mucize olarak Allah'ın şu devesidir. Onu bırakın, Allah'ın arzında yesin, (içsin); ona kötülük etmeyin; sonra sizi elem verici bir azap yakalar. 74. Düşünün ki, (Allah) Âd kavminden sonra yerlerine sizi getirdi. Ve yeryüzünde sizi yerleştirdi: Onun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz, dağlarında evler yontuyorsunuz. Artık Allah'ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde fesatçılar olarak karışıklık çıkarmayın. 75. Kavminin ileri gelenlerinden büyüklük taslayanlar, içlerinden zayıf görülen inananlara dediler ki: Siz Salih'in, Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz? Onlar da Şüphesiz biz onunla ne gönderilmişse ona inananlarız, dediler. 76. Büyüklük taslayanlar dediler ki: "Biz de sizin inandığınızı inkâr edenleriz." 77. Derken o dişi deveyi ayaklarını keserek öldürdüler ve Rablerinin emrinden dışarı çıktılar da: Ey Salih! Eğer sen gerçekten peygamberlerdensen bizi tehdit ettiğin azabı bize getir, dediler. 78. Bunun üzerine onlarrı o (gürültülü) sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü dona kaldılar. 79. Salih o zaman onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: Ey kavmim! Andolsun ki ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size öğüt verdim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz."
    Bu ayetlerden anlaşılacağı gibi; Allah, Semud kavmine kendi içlerinden biri olan Salih(a.s) uyarıcı olarak göndermiş, inanmaları ve Allah'a kulluk etmeleri için bir mucize olarak onlara bir deve göndermişti. Açık olan şu ki bu deve bir imtihan olarak Semud'a gönderilmiştir. Bolluk ve zenginlik içinde yaşayan Semud azgınlıkta o kadar ileri gitmişti ki, kendilerine verilen bu kadar nimete, teknik olarak bu kadar ileri gitmelerine bakmaksızın kavmin önde gelenleri, özellikle peygambere inananları (tıpkı Mekke'nin ileri gelenlerinin Hz. Muhammed(a.s) inanlara yaptıkları gibi) şüpheye düşürmeye çalışmışlardı. Bir mucize ve imtihan için gönderilen deveyi öldürmüş ve Peygamberin şahsında Allah'a meydan okumuşlardır. Tarihin tüm zamanlarında inkârcıların karşı çıktığı, reddettiği genel olarak peygamberler değil onların getirdikleri "Hak'tır", "Allah'ın mesajıdır" ve meydan okudukları peygamberler değil Allah'tır. Öğüt almak istememelerinde temel etken, kendi yaşadıkları sapkın hayatları, güçleri, kazandıkları mal ve makamlarıdır. Eğer öğüt almış olsalardı, verilen bu zenginliklerin, bolluğun ve teknik bilgi ve gücün Allah'ın takdiri olduğunu bilir ve bu takdire uygun şekilde yaşarlardı.
    "Ey Salih! Eğer sen gerçekten peygamberlerdensen bizi tehdit ettiğin azabı bize getir" ifadesinde Allah'ın sanki onların gücüne karşı bir şey yapamayacağını düşünüyorlardı. Bugünde tıpkı Semud kavmi gibi, hain alçak, vahşi ve barbar ABD ve yandaşları böyle bir meydan okuma içindedirler ve sanmaktadırlar ki, bunca yaptıkları zulme ve ellerindeki güce Allah'ın bir dahli olmayacaktır. Ama işte Semud kavminin ve diğerlerinin başına gelenlerde göstermektedir ki, onların gücü ve planları hiçbir zaman Allah'a meydan okumaya yetmeyecektir. İşte yakın zamanda ABD'de yaşanan bir kasırgaya bile karşı gelemeyen, kendi ülkelerinde yaşanan bozgunculuğu engelleyemeyen, ileri teknoloji ve silah gücüne rağmen Irak, Afganistan ve dünyanın başka ülkelerindeki işgallerine rağmen -Allah'ın izniyle-başarılı olamayan Amerikalılar, hiç bu durumlara bakmadan Allah'a karşı meydan okuyor ve Allah'ı yenebileceklerini sanıyorlar. Elhamdülillah, bizler eğer inanlardan olur ve Hz. Muhammed(a.s.) ve diğer peygamberler gibi sadece Allah'ın isteklerini yerine getirirsek belki bir süre sıkıntı çekeriz ama -Allah'ın vaadi üzerine- hem dünyada şeref ve izzet kazanır hem de ahiret de cennete gireriz. ABD, AB ve diğer tüm zalimler yıkılacaktır Allah'ın izniyle, biz istesek de istemesek de. Bize düşen Allah'ın emirlerine uyarak bu zalimlerin ve vahşetin yok olmasını sağlamaktır. Biliyoruz ki biz güçlü değiliz, ancak Allah güç sahibidir ve O inanlarla beraberdir. O'nun yardımı bize ulaştığında ne ABD ne AB ne de başka aşağılık güçler bize zarar veremez bizi yenemez.
    Hud suresine baktığımızda da yine başlangıç ayetlerinde Allah'a meydan okuyanların azabı getirmeye Allah'ın güç yetiremeyeceğini düşünmüşlerdir. Bu girişten yola çıkılarak verilen örnekler içinde yine Salih peygamberi ve Semud kavmi yer almıştır:



  5. 26.Haziran.2011, 18:18
    3
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Kıssadan Hayata Semud Örneği

    "61. Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih'i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı. Ve sizi orada yaşattı. O halde O'ndan mağfiret isteyin; sonra da O'na tevbe edin. Çünkü Rabbim (kullarına) çok yakındır, (dualarını) kabul edendir. 62. Dediler ki: Ey Sâlih! Sen bundan önce içimizde ümit beslenen birisiydin. (Şimdi) babalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi engelliyor musun? Doğrusu biz, bizi kendisine (kulluğa) çağırdığın şeyden ciddi bir şüphe içindeyiz. 63. (Sâlih) dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden (verilen) apaçık bir delil üzerinde isem ve O bana kendinden bir rahmet (peygamberlik) vermişse, buna ne dersiniz? Bu durum karşısında O'na âsi olursam beni Allah'tan (O'nun azabından) kim korur? O zaman siz de bana ziyan vermekten fazla bir şey yapamazsınız. 64. Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın devesi. Onu bırakın, Allah'ın arzında yesin (içsin). Ona kötülük dokundurmayın; sonra sizi yakın bir azap yakalar. 65. Fakat Semûd kavmi o deveyi, ayaklarını keserek öldürdüler. Sâlih dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın (sonra helâk olacaksınız)!" Bu söz, yalanlanamayan bir tehdit idi. 66. Emrimiz gelince, Sâlih'i ve onunla beraber iman edenleri, bizden bir rahmet olarak (azaptan) ve o günün zilletinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin kuvvetlidir, (her şeye) galip gelendir. 67. Zulmedenleri de o korkunç ses yakaladı ve yurtlarında diz üstü çökekaldılar. 68. Sanki orada hiç oturmamışlardı. Biliniz ki, Semûd kavmi gerçekten Rablerini inkâr ettiler. Yine bilesiniz ki, Semûd kavmi (Allah'ın rahmetinden) uzak kılındı."
    Bu ayetlerde özellikle Salih peygamber için kullandıkları ":Ey Sâlih! Sen bundan önce içimizde ümit beslenen birisiydin. (Şimdi) babalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi engelliyor musun? Doğrusu biz, bizi kendisine (kulluğa) çağırdığın şeyden ciddi bir şüphe içindeyiz." tanımlamalar, Salih peygamberin toplumu içinde peygamberlik gelmeden önce sevilen ve iyi bir durumda olan bir kişi olduğunu göstermektedir. O'nun Allah'ın mesajını kavmine getirmesine kendi güçlerini sarsmasına çok şaşırmışlardı. Tıpkı Hz. Muhammed(a.s)'ın Mekke ehline mesajı iletmesi gibi. Bugün gerçek Müslümanlar da genelde çevrelerinde sevilen ve topluma kötülüğü olmayan kişilerdir. Eğer Allah'ın mesajını net olarak yerine getirip O'nun istediği gibi yaşarlarsa çevrelerinden dünyaya kadar her yerde horlanmakta ve aşağılanmaktadırlar. Hatta son dönemde çıkarılan bir furyada Müslüman kelimesi kan, gözyaşı ve terörle aynileştirilmiş, Müslümanlar vahşi, barbar, gözünü kan bürümüş teröristler olarak tanımlanmaya başlamışlardır. Ancak gerçek bir mü'min bilir ki "Kınayanların kınamasından korkmadan" inancını yaşayacak ve Allah'ın yardımı kendisine ulaşacaktır. Son dönemde oluşturulan "dinler arası diyalog", İslam'ın sadece basit bir ibadet ve ahlak dini olup siyasi bir yönünün olmadığı üzerine kurgulanan "Ilımlı İslam" projesinin bir parçasıdır. Oysaki dinler arası diyalog, "ben size din olarak İslam'ı seçtim" ayetine açık muhalefetten başka bir şey değildir. Buna kapılmak, Semud kavmine mucize gönderilen deveyi kesmesini onaylamak ve tıpkı onlar gibi Allah'a meydan okumaktır. Ilımlı İslam'da, Salih peygamberin ve diğer tüm peygamberlerin getirdikleri mesajı inkâr vardır. İslam, hayatın tümünü kuşatan, ibadetten ahlaka, ekonomiden devlet yönetimine kadar her konuya hâkim olan ve bu haliyle tüm güç sembollerini ve iktidar sahiplerini tehdit eden bir sistemdir. Salih peygamberin (ve diğer tüm peygamberlerin) uyarısı tüm çağlara, tüm insanlara, tüm iktidarlaradır. Daima Hak ayakta kalacak ve daima vahşiler, barbarlar, zalimler biz çalışsak da çalışmasak da (çalışmazsak bizde onlar gibi ahirette helak olanlardan oluruz) yıkılacaklardır Allah'ın izniyle. Allah'ın rahmetinden uzak kalmak tehdidine karşı korkalım ve O'nu razı etmek için çalışalım. O'nun istediği şekilde; tıpkı peygamberler gibi
    Şuara suresinde de Allah(c.c.), anlattıklarına karşılık bulamadığından dolayı kendini kahrettiği, üzdüğü, kendisini başarısız hissettiği bir anda peygamberi destekler bir mahiyette "Onlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin" diyerek Hz. Peygamberi desteklemiştir. Bu desteği devam ettirirken örnek verdiği kıssalardan biriside Semud kavmidir:
    "141. Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı. 142. Kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? 143. Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. 144. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. 145. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. 146. Siz burada, güven içinde bırakılacak mısınız (sanırsınız)? 147. "Böyle bahçelerde, çeşme başlarında ?" 148. "Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında?" 149. (Böyle sanıp) dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz (oyup yapıyorsunuz). 150. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin. 151. "O aşırıların emrine uymayın." 152. "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyenler(in sözüyle hareket etmeyin). 153. Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin! 154. Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir. 155. Salih: İşte (mucize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, dedi. 156. Ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabı yakalayıverir.157. Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman da oldular. 158. Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler. 159. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir."
    İnkârcıların tavırları ne dünde kaldı ne de sadece bugün yaşanmaktadır. Dün de vardı, bugünde devam ediyor ve yarın da devam edecek.
    Peygamberler ve onların temsilcileri biz mü'minler, hem çevremize hem de kendimize "(Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?" diye soracağız ve yaptığımız tebliğimizden dolayı "Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir." demeyi öğreneceğiz ve bileceğiz. İnkârcılar ellerindeki iktidar, güç, silah ve zenginlikleri sayesinde başlarına hiçbir şey gelmeyeceğini sanmaktadırlar. Çevremize baktığımızda bu insanların sayısının ne kadar fazla olduğunu da göreceğiz. Egemen olduklarını iddia ettikleri alanda her istediklerini yapabileceklerini, hayatlarının tümüne müdahil olduklarını düşünen bu insanlar, Allah'ı birlemeye çağrıldıklarında mü'minleri hemen aşağılamakta, deli demektedirler. Bugünün egemenleri olan belki görünürde güçlü olabilirler, ancak Allah'tan daha güçlü değildirler ve Allah eğer onlara bir kötülük dilerse bunun önüne de hiçbir güç sahibi çıkamayacaktır. Allah, eğer onları helak etmek isterse onların ne malları, ne güçleri işe yaramayacaktır. Bugün içinde yaşadığımız şu kötü günlerde müstekbirlerin Allah'ın izniyle nasıl da batağa saplandıklarını, Irak'ın, Afganistan'ın, Filistin'in ve daha nice işgal altındaki topraklarda nasıl rezil olduklarına Allah'ın izniyle şahit olmaktayız. Dolayısıyla eğer biz Salih peygamber (ve diğerleri gibi) doğruyu söyler ve bu doğruyu en güzel biçimde yaşamaya gayret edersek, helak olanlardan olmayacağımız Allah tarafından Kur'an'da vaad edilmiştir.



  6. 26.Haziran.2011, 18:18
    3
    Editör
    "61. Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih'i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı. Ve sizi orada yaşattı. O halde O'ndan mağfiret isteyin; sonra da O'na tevbe edin. Çünkü Rabbim (kullarına) çok yakındır, (dualarını) kabul edendir. 62. Dediler ki: Ey Sâlih! Sen bundan önce içimizde ümit beslenen birisiydin. (Şimdi) babalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi engelliyor musun? Doğrusu biz, bizi kendisine (kulluğa) çağırdığın şeyden ciddi bir şüphe içindeyiz. 63. (Sâlih) dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden (verilen) apaçık bir delil üzerinde isem ve O bana kendinden bir rahmet (peygamberlik) vermişse, buna ne dersiniz? Bu durum karşısında O'na âsi olursam beni Allah'tan (O'nun azabından) kim korur? O zaman siz de bana ziyan vermekten fazla bir şey yapamazsınız. 64. Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın devesi. Onu bırakın, Allah'ın arzında yesin (içsin). Ona kötülük dokundurmayın; sonra sizi yakın bir azap yakalar. 65. Fakat Semûd kavmi o deveyi, ayaklarını keserek öldürdüler. Sâlih dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın (sonra helâk olacaksınız)!" Bu söz, yalanlanamayan bir tehdit idi. 66. Emrimiz gelince, Sâlih'i ve onunla beraber iman edenleri, bizden bir rahmet olarak (azaptan) ve o günün zilletinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin kuvvetlidir, (her şeye) galip gelendir. 67. Zulmedenleri de o korkunç ses yakaladı ve yurtlarında diz üstü çökekaldılar. 68. Sanki orada hiç oturmamışlardı. Biliniz ki, Semûd kavmi gerçekten Rablerini inkâr ettiler. Yine bilesiniz ki, Semûd kavmi (Allah'ın rahmetinden) uzak kılındı."
    Bu ayetlerde özellikle Salih peygamber için kullandıkları ":Ey Sâlih! Sen bundan önce içimizde ümit beslenen birisiydin. (Şimdi) babalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi engelliyor musun? Doğrusu biz, bizi kendisine (kulluğa) çağırdığın şeyden ciddi bir şüphe içindeyiz." tanımlamalar, Salih peygamberin toplumu içinde peygamberlik gelmeden önce sevilen ve iyi bir durumda olan bir kişi olduğunu göstermektedir. O'nun Allah'ın mesajını kavmine getirmesine kendi güçlerini sarsmasına çok şaşırmışlardı. Tıpkı Hz. Muhammed(a.s)'ın Mekke ehline mesajı iletmesi gibi. Bugün gerçek Müslümanlar da genelde çevrelerinde sevilen ve topluma kötülüğü olmayan kişilerdir. Eğer Allah'ın mesajını net olarak yerine getirip O'nun istediği gibi yaşarlarsa çevrelerinden dünyaya kadar her yerde horlanmakta ve aşağılanmaktadırlar. Hatta son dönemde çıkarılan bir furyada Müslüman kelimesi kan, gözyaşı ve terörle aynileştirilmiş, Müslümanlar vahşi, barbar, gözünü kan bürümüş teröristler olarak tanımlanmaya başlamışlardır. Ancak gerçek bir mü'min bilir ki "Kınayanların kınamasından korkmadan" inancını yaşayacak ve Allah'ın yardımı kendisine ulaşacaktır. Son dönemde oluşturulan "dinler arası diyalog", İslam'ın sadece basit bir ibadet ve ahlak dini olup siyasi bir yönünün olmadığı üzerine kurgulanan "Ilımlı İslam" projesinin bir parçasıdır. Oysaki dinler arası diyalog, "ben size din olarak İslam'ı seçtim" ayetine açık muhalefetten başka bir şey değildir. Buna kapılmak, Semud kavmine mucize gönderilen deveyi kesmesini onaylamak ve tıpkı onlar gibi Allah'a meydan okumaktır. Ilımlı İslam'da, Salih peygamberin ve diğer tüm peygamberlerin getirdikleri mesajı inkâr vardır. İslam, hayatın tümünü kuşatan, ibadetten ahlaka, ekonomiden devlet yönetimine kadar her konuya hâkim olan ve bu haliyle tüm güç sembollerini ve iktidar sahiplerini tehdit eden bir sistemdir. Salih peygamberin (ve diğer tüm peygamberlerin) uyarısı tüm çağlara, tüm insanlara, tüm iktidarlaradır. Daima Hak ayakta kalacak ve daima vahşiler, barbarlar, zalimler biz çalışsak da çalışmasak da (çalışmazsak bizde onlar gibi ahirette helak olanlardan oluruz) yıkılacaklardır Allah'ın izniyle. Allah'ın rahmetinden uzak kalmak tehdidine karşı korkalım ve O'nu razı etmek için çalışalım. O'nun istediği şekilde; tıpkı peygamberler gibi
    Şuara suresinde de Allah(c.c.), anlattıklarına karşılık bulamadığından dolayı kendini kahrettiği, üzdüğü, kendisini başarısız hissettiği bir anda peygamberi destekler bir mahiyette "Onlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin" diyerek Hz. Peygamberi desteklemiştir. Bu desteği devam ettirirken örnek verdiği kıssalardan biriside Semud kavmidir:
    "141. Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı. 142. Kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? 143. Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. 144. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. 145. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. 146. Siz burada, güven içinde bırakılacak mısınız (sanırsınız)? 147. "Böyle bahçelerde, çeşme başlarında ?" 148. "Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında?" 149. (Böyle sanıp) dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz (oyup yapıyorsunuz). 150. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin. 151. "O aşırıların emrine uymayın." 152. "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyenler(in sözüyle hareket etmeyin). 153. Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin! 154. Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir. 155. Salih: İşte (mucize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, dedi. 156. Ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabı yakalayıverir.157. Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman da oldular. 158. Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler. 159. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir."
    İnkârcıların tavırları ne dünde kaldı ne de sadece bugün yaşanmaktadır. Dün de vardı, bugünde devam ediyor ve yarın da devam edecek.
    Peygamberler ve onların temsilcileri biz mü'minler, hem çevremize hem de kendimize "(Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?" diye soracağız ve yaptığımız tebliğimizden dolayı "Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir." demeyi öğreneceğiz ve bileceğiz. İnkârcılar ellerindeki iktidar, güç, silah ve zenginlikleri sayesinde başlarına hiçbir şey gelmeyeceğini sanmaktadırlar. Çevremize baktığımızda bu insanların sayısının ne kadar fazla olduğunu da göreceğiz. Egemen olduklarını iddia ettikleri alanda her istediklerini yapabileceklerini, hayatlarının tümüne müdahil olduklarını düşünen bu insanlar, Allah'ı birlemeye çağrıldıklarında mü'minleri hemen aşağılamakta, deli demektedirler. Bugünün egemenleri olan belki görünürde güçlü olabilirler, ancak Allah'tan daha güçlü değildirler ve Allah eğer onlara bir kötülük dilerse bunun önüne de hiçbir güç sahibi çıkamayacaktır. Allah, eğer onları helak etmek isterse onların ne malları, ne güçleri işe yaramayacaktır. Bugün içinde yaşadığımız şu kötü günlerde müstekbirlerin Allah'ın izniyle nasıl da batağa saplandıklarını, Irak'ın, Afganistan'ın, Filistin'in ve daha nice işgal altındaki topraklarda nasıl rezil olduklarına Allah'ın izniyle şahit olmaktayız. Dolayısıyla eğer biz Salih peygamber (ve diğerleri gibi) doğruyu söyler ve bu doğruyu en güzel biçimde yaşamaya gayret edersek, helak olanlardan olmayacağımız Allah tarafından Kur'an'da vaad edilmiştir.






+ Yorum Gönder