Konusunu Oylayın.: Kadın’ın, Allah (c.c.) ve Rasulü (s.a.v.)’ne Bey’atı’nın Şartları

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kadın’ın, Allah (c.c.) ve Rasulü (s.a.v.)’ne Bey’atı’nın Şartları
  1. 26.Haziran.2011, 00:30
    1
    Misafir

    Kadın’ın, Allah (c.c.) ve Rasulü (s.a.v.)’ne Bey’atı’nın Şartları






    Kadın’ın, Allah (c.c.) ve Rasulü (s.a.v.)’ne Bey’atı’nın Şartları Mumsema Kadın’ın, Allah (c.c.) ve Rasulü (s.a.v.)’ne Bey’atı’nın Şartları


  2. 30.Haziran.2011, 12:23
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Kadın’ın, Allah (c.c.) ve Rasulü (s.a.v.)’ne Bey’atı’nın Şartları




    Kadın’ın, Allah (c.c.) ve Rasulü (s.a.v.)’ne Bey’atı’nın Şartları


    "Ey Peygamber! mü'min kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi eş tutmamaları, hırsızlık yapmamaları, zina etmemeleri, evlatlarını öldürmemeleri, elleriyle ayakları arasında bir iftira düzüp getirmemeleri,(emredeceğim) herhangi bir iyilik hususunda sana asi olmamaları şartıyla, sana bey'atlaşmaya geldikleri zaman bey'atlarını kabul et. Onlar için Allah'dan mağfiret isteyi ver. Çünkü Allah çok yarlıgayıcı, çok esirgeyicidir." (1)
    Allah'a ve ahiret gününe iman eden mü'mine kadın, Mümtehi'e suresi'nin 12. ayetin şartlarını kabul ederek bey'at gerçekleştirir.
    Bey'atın ilk şartı şirk koşmaksızın iman etmektir. Zihnini kuşatan putları, putlaştırılanları, heva ve hevese dayalı her sistemi, kırıp, batılın beynine fırlatarak iman eder. En sevdiklerini, evladını dininin önüne geçirmekten şiddetle kaçırarak sevdiklerini yanlız Allah için sever. Çağın müstekbirlerinden kaçan, Hakk'a hicret eden mü'min kadının şirkin her türlüsünden kurtulabilmesi için önce ''cahil'' konumundan kurtulması gerekir. Vahiyle bilgilenecek, islam kültürüyle kültürlenecek dolayısıyla hürriyete kavuşacaktır.
    Bu yöneliş, yüreyine Allah korkusu ve sevgisi yerleşmiş hâlûzere, hırsızlık yapmak, hakkı olmayan mala el uzatmaktan uzak durur. Örnek bir saliha kadın, hem kendi haram yemeyecek, hem ailesinin yememesi için özen gösterecektir.
    Allah(c.c.)a ve Rasulü (s.a.v)'ne Bey'at eden kadın, zinaya gidecek kapıyı başta kapatır. Nikahlısının dışında, kendisine nikah düşer durumdaki bütün erkeklere haremlik selamlık mes'elesine riayet eder. Tokalaşma, bakışma, konuşma, kadın ve erkek her insanı, mel'un şeytan iblis'in hoşuna gidecek çirkin durumlara sürükler. (2)
    Üsâme bin zeyd(r.a.)'dan rivayetle Rasûlüllah(s.a.v.) şöyle buyurur:
    ''Benden sonra erkeklere kadınlardan daha zararlı bir fitne (sebebi) bırakmıyorum." (3)
    Kadının fitne oluşu kılık kıyafetle başlar. Hududullah'ın dışında yaşamayı tercih eden kadın fitne olmaktan kurtulamaz.
    Hz. Aişe (r.a.) validemizden şöyle bildirilmiştir. Rasulullah(s.a.v.) (bir defa)Mescid'de otururken Müzeyne (kabilesinden) süslü Mescid'in içinde (bile) eteğini sürüyüp böbürlenerek yürüyen bir kadın (Mescid'e) girdi. Bunun üzerinden Rasulullah şöyle buyurdu:
    ''Ey insanlar, kadınlarınızı Mescid'e(gittiklerin)de süslü elbise giymekten ve böbürlenmekten men ediniz. Çünkü İsrail oğulları kadınları mescid'ler(e gittiklerin)de süslü elbise giyip böbürleninceye kadar lanetlenmediler" (4)
    Ebu Hureyre (r.a.)dan rivayetle Rasûlüllah (s.a.v.) buyurdu:
    ''Herhangi bir kadın güzel koku sürdükten sonra mescid'e (gitmek üzere evinden)çıkarsa (o kokuyu giderici) boy abdesti alıncaya kadar hiçbir namazı kabul olunmaz.'' (5)
    Bu hâl üzere davranan kadın, Allah(c.c.) ve Rasûlü(s.a.v.)'ne itaatsiz davranacağı gibi, dâvâya hizmet edecek saliha kadında olamaz.
    Mü'mine kadın, yeryüzünün her tarafı bizim için mescid (6) kılındığı yeryüzünde tesettürüne, namusuna dikkat etmek koşuluyla, davamızın içerisinde vazife yüklenir, doğru yolda dosdoğru amellerle örnek teşkil eder.
    Bey'at'ın diğer şartı, evladını öldürmemeleridir. Her türlü öldürmenin yanı sıra, cenin halinde kürtaj yoluyla öldürme çoğalmıştır. En büyük günahlardandır. Yeryüzünde, kabilil'in arzusunu ilahlaştırmasıyla başlamış şeytani bir harekettir. Çocuğun rızkından endişe ederek öldürmek, rızık verenin(7)yaşatan ve öldüren Allah(cc) olduğuna, şeksiz şüphesiz iman edememiş olduğunu gösterir. Allah(c.c.) ve Rasûlü (s.a.v.)'ne bey'at eden kadın bu yanlışları yapmaz. Yapanlarıda uyarır.
    Bey'atın diğer şartı ''kendi elleriyle ayakları arasından bir iftira düzüp getirmemek''tir.
    İbn Abbas (r.a)der ki:''Kocalarına onların çocuklarından başkasını nispet ettirmemek manasınadır bu'' Birden fazla erkekle birlikte olup, sonrada çocuğunu kocasına mal etmektir ve ve câhiliyye hareketindendir.
    Bey'at'ın son şartı ''Ma'rufu işlemekte sana karşı gelmemek üzere''dir. İlahi hükümleri içine alan önemli bir teslimiyettir.
    Hz. Peygamber(s.a.v.)'in hükümleri, İslam ana yasasının temel kaidelerinden ikincisidir. Mü'min'e kadın, gerek fert, gerek kurumsal bağlamda zalimlere itaat etmez.
    Şer'i hükümler çerçevesinde ma'ruf işler, taviz vermez. Mutlak Hakimiyyet Allah(c.c.)'ındır. O'nun Rubûbiyyetini kabullenmek ve o'ndan başkasının hükümlerini, emirlerini kabullenmemek Ma'ruf'dur. Ma'ruf'a uyan kadınların dost edinilmesi zarurettir.
    "Rabbinizden size indirilen kitab'a uyun. O'ndan başka dostlar edinerek onlara uymayın." (8)
    Zira onlar size ma'ruf'u emretmezler, onların her emrettiği şirkle, fesatla, sahte İlâhlarla dolu ideolojilerdir. Heva ve hevesinden arınıp islâm'a hicret eden kadın, Rabb'iyle tanıştığı güzelliklere mazhar olduğu için çokça tövbe istiğfar etmelidir. İslâm'i hareketin başarıya ulaşması için,nur suresi, 31.ayet hükmünce, tüm mü'minlerin, topluca Allah(c.c.)'a tövbe etmesi zaruret olmuştur.
    "Onlar, dini, yanlız Allah'a has kılarak ve tevhid ehli olarak Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı." (9)
    Şahıslara, fertlere, kurum ve kuruluşlara değil, yanlız Allah'a has kılarak ve tevhid ehli (şirk koşmaksızın Allah'ı birleyerek)olarak, Allah(c.c.)'a ibadet etmekle emrolunmuş mü'minler, kadın ve erkek olarak aynı sorumluluk içindedirler. İlahi mesaja yüz çevirenlerden yüz çevirerek, yüzünü, hayatını ibadetlerini Allah(c.c.)'a döndüren mü'min kadın, İslami hareketin bir parçası olmuştur.
    Artık sadece kendinden sorumlu değildir, tüm insanlar adına sorumlu haline gelmiştir, yaptığı her hareket, attığı her adım, konuştuğu her söz, mü'minler topluluğuna zarar vermemeli diye düşünerek hareket edecektir. Yapacağı herhangi bir yanlış hareketi, davamıza zarar verebileceği gibi, kendisini uyarmayan müslümanları da mes'uliyet altına sokacaktır. Yerin, göğün, dağların yüklenmekten çekindiği emaneti yüklenen mü'mine kadın, tıpkı mü'min erkekler gibi, ferdi değil, ümmet olarak sorumluluk yüklenmenin bilinciyle yürüyecektir bu yolda... Rasûlullah(s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur:
    ''Kendini ilgilendirmeyen işleri terk etmesi, kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir.'' (10)
    Ne dini için ne dünyevi açıdan hiçbir önemi olmayan davranış ve sözlerdir. Her mü'min kadın, kendini ilgilendirmeyen işleri terk ederek, dini için Allah'ın yardımcısı olmalıdır.
    Gereksiz yere uğraştığı, kendisini ilgilendirmeyen meselelere kafa yorduğu taktirde Allah(c.c.) için, Rasûlü(s.a.v.) için ve mü'minler için çalışamayacaktır. Çünkü insanın kalbi ve zihni gereksiz şeylerle meşgul olduğundan bunlar hayatına yansır, kalbine ve zihnine dini için çalışmayı emredemez, emretse de muvaffak olamaz.
    Allah Azze ve Celle, bir göğüste iki kalp yaratmamıştır, aynı kalpte, batıl veya gereksiz şeylerde bulunsun, Hak da bulunsun; bu mümkün değildir.
    Dolayısıyla İslâmi dâvâ da, bu hak yolda her mü'mine kadın üzerine düşen önemli meselelere kafa yorarak gerektiği şekilde çalışmalıdır. Dâvâ'nın yer yüzüne yayılmasında, kalplerde yer edinmesinde, kadınlarımızın üzerine düşen vazife çok büyüktür. Mü'mine kadın ciddi ve samimi çalışmasıyla en az dört kişiyi etkileyecektir, babasını, erkek kardeşini ve oğlunu... Rabbinin yolunda rabbani metotla büyük işler başarmalarını sağlayacaktır Allah'ın izniyle. Her mü'mine kadın ahde vefa göstermeli, Rabbine ruhlar alemin de verdiği sözü, dünyada yerine getirmeli ve bir gün tekrar Rabbi'nin huzuruna vararak Rabb'iyle karşılaşacağı güne kendini hazırlamalıdırlar.
    "Ey iman edenler! yaptığınız sözleşmeleri yerine getirin." (11)
    "Ahde vefa gösterin,(verdiğiniz sözde durun) çünkü insana ahdinden sorulacaktır." (12)
    Bu emir, Allah(c.c.)'ın mü' min erkek ve mü'min kadın kullarına ahde vefa gösterme ve gereklerini fiili olarak yerine getirme şeklinde verilen kesin bir Rabbanî emirdir, bu emirden kaçmaya kurtulmaya ve uzak durmaya imkân yoktur. Müslüman erkek ve kadınların Allah(c.c.)'a verdikleri bu söze uymaları, hem dünya kurtuluşu, hemde ahiret kurtuluşu vacip olur. Emin Muhammed olarak girdiği hırasından Resul Muhammed (s.a.v.) olarak çıkan Efendimizin yanında bir kadın vardır, Hz. Hatice (r.a.)
    ''Sana gelen Cibrili Emin'dir'' diyerek, kalbinin yatışmasını sağlayarak en büyük desteği verendir. Vahiy gelmeden öncede sırtına yiyecek ve ihtiyaçlarını sırtlayıp, hıraya çıkan, o zorlukları aşarak Rasûlullah (s.a.v.) 'a rızık götüren fedakâr kadın, eşi ve çocuklarının annesi, gerçek bir dava kadını...
    Şimdi ise aynı Hatice'lere her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Eşi derslere veya mazlumlara yardım etmeye gittiğinde,''niçin gidiyorsun, niye geç geliyorsun,''? gibi gereksiz sözlerle eşini üzen değil, tam tersine destek veren yardımcı olan, dâvâ kadınlarına ihtiyaç vardır.
    Rasûlullah(s.a.v.)buyuruyor:
    ''Kim bir hayra dalalet eder ,(öncülük) ederse, aynen o hayrı yapanın ecri gibi ecir kazanır.'' (13)
    Allah'ın ''hayırda yarışın'' hükmü gereğince erkeklerin hayırda yarıştığı gibi kadınlarında eşleriyle birlikte aynı şekilde yarışması, mü'minlerin güçlenmesine vesile olacaktır.
    Ve kadında aynı ecri alacaktır inşaallah. Erkek için eşinin, hayır yarışında arkada kalması üzücü değil, gerilerde sürünenlerden veya hiç yarışmayanlardan olmasıdır.
    Bunun için eşini boşaması değil, onu bir an evvel Haticeleştirmesi gerekir. Yine bu dinin yücelmesinde ve tamamlanmasında en önemli rolü olan Hz. Sümeyye annemiz, örneğimizdir. Canını veren ilk şehid kadınımız Hz. Sümeyye'dir. Üç, beş zalimin keyfi için dinini, imanını satmayan, bu uğurda hayatından vazgeçen mü'mine şehid...
    Yine en büyük tesiri bırakan, Uhud savaşında, eşini, kardeşini, oğlunu kaybeden buna rağmen ''Allah Rasûlü iyimi, sağmı?'' diyerek Efendimiz(s.a.v.)i soran fedakâr kadın, bu günün kadınlarına örnektir. Zira yavrusunu, eşini cihada, ilim öğrenmeye dahi göndermeye dayanamayan anneler, dâvâ kadını olmayacağı gibi çocuklarını da yetiştirmeyecek, Hem dünyada hem ahirette kaybedecektir.
    İslami hareketin başarıya ulaşmasında, yardımcı olabilecek kadında bulunması gereken özelliklerden bir kaçını sıralayabiliriz.
    Öncelikle Allah'a şirk koşmaksızın iman eder, ihlas ile salih ameller işlemeye yönelir, hayırda çalışanlardan olabilmek için azimle gayret eder. Allah(c.c.)'ın indirdikleriyle hükmedilmesi, hükmolunulması birinci gayedir. Zalimlere, münafıklara yardımcı olacak en ufak hareketten kaçınır. Namazına, tesettürüne dikkat eder.
    Davamızda başarıya ulaşabilmek için gereken her türlü fedakârlığı gösterir. Güzel ahlak sahibidir, doğru dürüsttürler, yalan yere şahitlik etmezler, iyilik düşünür, hayra öncülük ederler, haksızlıklardan uzak durur, diğer müslüman kadınları aşağılamazlar, sözünde durur, emin güvenilirdirler. İffetli, namusuna düşkün, hayâ ve onur sahibidirler. Başkalarının ayıbını araştırmaz, şerefini çiğnemez gösterişten kaçınırlar.
    Verdiği hükümde adaletlidirler, zulmetmez, ikram sahibi cömerttirler. Yardım ettiklerinde başa kalkmaz, kıskançlık yapmaz, sır saklar, övünmekten uzak dururlar. Güler yüzlü naziktirler, fedakârdırlar. Hakka dâvet eder, saliha kadınlarla dostluk kurar, iyiliği emreder kötülükten nefyederler. İnsanların sulhu için çalışır, toplum içine girer, inancı uğruna eziyetlere sabrederler, Eşine itaat etmenin, çocuklarını Allah yolunda yetiştirmenin yanı sıra ümmet olmanın bilinciyle mü'min erkek ve kadınlarda yardımcı olurlar...
    "Mü'min erkek ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileri (yardımcıları)dırlar.bunlar iyiliği emreder,kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar." (14)
    Mü'min erkeklerin yardımcısı olan mü'min kadınların en önemli vazifeleri, ömrünün sonuna kadar tebliğ yapmalarıdır. İnsanların Hak ile batılı ayırt edebilmesi için terk edilemez bir yardımlaşmadır ve olmazsa olmazın tek şartıdır.
    ibn kesir şu bilgileri vermektedir:
    ''(onlar birbirleriyle yardımlaşırlar, birbirlerine arka çıkarlar). Sahih bir hadis'te Allah Resulü (s.a.v.) ''Mü'min, mü'min için, biri diğerini kuvvetle tutan yapı gibidir,'' buyurmuş ve parmaklarını birbirine kenetlemiştir.''
    Mü'mine kadın, islam'i hareketin içerisinde, diğerlerini tutan, yapı taşı gibidir ki, kuvvet ve destek vererek erkeklerin çalışmalarında yardımcı olur. İmran ailesinden Hanne validemiz gibi ''adayan'' kadın olmalıdır. Hem kendini hemde sevdiği şeyleri Rabbi'ne adayan ve bu adağından ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyen kadın olmalıdır. Rabbi ile olan ahdi gereği en sevdiği şeyleri feda etmek üzere çalışan erkeklere gerektiği şekilde yardım etmelidir. Çocuklarını bu uğurda yetiştirmelidir.
    En sevdiği İsmail'ini kurban etmeye hazır, fedakâr annelere ihtiyaç vardır. Hacer annemiz gibi... Kendini ve yavrusunu tarihin akışına bırakmayan, tarihin akışını değiştiren kadın, Hâcer annemiz, örnek bir dava kadınıdır. Çünkü onun sağlam inancında, pazarlıksız ve şüphesiz inancında ''Allah buyurduysa kabulümdür ''teslimiyeti vardır. Pazarlıksız inanacak, itaat edecek ve çalışmalarının karşılığını yanlız Allan'dan bekleyecektir. Her Mü'min'e kadın, bu yolda kendinin de görevi olduğunu bilmeli, sorumluluğun bilinciyle yola çıkmalı ve bu yolda sarsılmadan yürümelidir, Sarsılmasına veya yolunu şaşırmasına sebep olacak bütün engelleri yolunun üzerinden atmalı, dosdoğru yolda devam etmelidir, şeytanın vesveselerinden Allah'a sığınarak ilerlemelidir:
    "Size ne oldu? Birbrinize yardım etmiyorsunuz." (15)
    Mazlumu mazlum, zalimi zalim olmaktan kurtarmak, Allah için mücadele etmek üzere beş emniyeti sağlamak için birbirimize yardım etmek, imanımızın ve kulluğumuzun borcudur, zarurettir.
    "Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere (Mus'taz'aflara)lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve varisler kılmak istiyoruz. Ve (istiyoruz ki),onları yeryüzünde iktidar sahibi olarak yerleşik kılalım. Fir'avun'a, Hâmân'a ve askerlerine, onların sakınmakta oldukları şeyi gösterelim." (16)
    Omuzlarımıza yüklenen bu görevleri yerine getirebilmemiz için erker mü'minlerin, kadın mü'minlerin yardımlarına ihtiyaçları vardır. Olmazsa olmazlardandır.
    Cenabı Allah(c.c.), çalışan mü'minlere, başarı ve sabır nasip etsin.
    ''Ey Rabb'imiz. Kalplerimizi, dinin üzere sabit kıl, ayaklarımızı kaydırma, bizlere zaferler nasip eyle.'' Amin.
    (1)Mümtehine,60/12. (2)bkz.Nur,24/31. (3)Süneni ibn Mâce, kitabu'l-fiten, B,19, Hds.3998. (4)süneni ibn Mâce, Kitâbul-Fiten, b.19 Hds.4001. (5)Süneni ibn Mâce, Kitabu'l-fiten, B.19, Hds. 4002. (6)Sahihi Müslim, Kitâbu'l-Mesâcid..., Hds.4. (umumno 522). (7)Bkz. Hûd,11/6. (8)Â'raf,7/3. (9)Beyyine. 98/5. (10)Süneni ibn Mace, Kitâbu'l-fiten, B.12, Hds. 3976. (11)Mâide,5/1. (12)isra,17/34. (13)sahihi Müslim. (14)Tevbe, 9/71.(15)saffat,37/25. (16)Kasas, 28/56.


    Sevde Gök

    Vuslat makale no:1153


  3. 30.Haziran.2011, 12:23
    2
    Silent and lonely rains



    Kadın’ın, Allah (c.c.) ve Rasulü (s.a.v.)’ne Bey’atı’nın Şartları


    "Ey Peygamber! mü'min kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi eş tutmamaları, hırsızlık yapmamaları, zina etmemeleri, evlatlarını öldürmemeleri, elleriyle ayakları arasında bir iftira düzüp getirmemeleri,(emredeceğim) herhangi bir iyilik hususunda sana asi olmamaları şartıyla, sana bey'atlaşmaya geldikleri zaman bey'atlarını kabul et. Onlar için Allah'dan mağfiret isteyi ver. Çünkü Allah çok yarlıgayıcı, çok esirgeyicidir." (1)
    Allah'a ve ahiret gününe iman eden mü'mine kadın, Mümtehi'e suresi'nin 12. ayetin şartlarını kabul ederek bey'at gerçekleştirir.
    Bey'atın ilk şartı şirk koşmaksızın iman etmektir. Zihnini kuşatan putları, putlaştırılanları, heva ve hevese dayalı her sistemi, kırıp, batılın beynine fırlatarak iman eder. En sevdiklerini, evladını dininin önüne geçirmekten şiddetle kaçırarak sevdiklerini yanlız Allah için sever. Çağın müstekbirlerinden kaçan, Hakk'a hicret eden mü'min kadının şirkin her türlüsünden kurtulabilmesi için önce ''cahil'' konumundan kurtulması gerekir. Vahiyle bilgilenecek, islam kültürüyle kültürlenecek dolayısıyla hürriyete kavuşacaktır.
    Bu yöneliş, yüreyine Allah korkusu ve sevgisi yerleşmiş hâlûzere, hırsızlık yapmak, hakkı olmayan mala el uzatmaktan uzak durur. Örnek bir saliha kadın, hem kendi haram yemeyecek, hem ailesinin yememesi için özen gösterecektir.
    Allah(c.c.)a ve Rasulü (s.a.v)'ne Bey'at eden kadın, zinaya gidecek kapıyı başta kapatır. Nikahlısının dışında, kendisine nikah düşer durumdaki bütün erkeklere haremlik selamlık mes'elesine riayet eder. Tokalaşma, bakışma, konuşma, kadın ve erkek her insanı, mel'un şeytan iblis'in hoşuna gidecek çirkin durumlara sürükler. (2)
    Üsâme bin zeyd(r.a.)'dan rivayetle Rasûlüllah(s.a.v.) şöyle buyurur:
    ''Benden sonra erkeklere kadınlardan daha zararlı bir fitne (sebebi) bırakmıyorum." (3)
    Kadının fitne oluşu kılık kıyafetle başlar. Hududullah'ın dışında yaşamayı tercih eden kadın fitne olmaktan kurtulamaz.
    Hz. Aişe (r.a.) validemizden şöyle bildirilmiştir. Rasulullah(s.a.v.) (bir defa)Mescid'de otururken Müzeyne (kabilesinden) süslü Mescid'in içinde (bile) eteğini sürüyüp böbürlenerek yürüyen bir kadın (Mescid'e) girdi. Bunun üzerinden Rasulullah şöyle buyurdu:
    ''Ey insanlar, kadınlarınızı Mescid'e(gittiklerin)de süslü elbise giymekten ve böbürlenmekten men ediniz. Çünkü İsrail oğulları kadınları mescid'ler(e gittiklerin)de süslü elbise giyip böbürleninceye kadar lanetlenmediler" (4)
    Ebu Hureyre (r.a.)dan rivayetle Rasûlüllah (s.a.v.) buyurdu:
    ''Herhangi bir kadın güzel koku sürdükten sonra mescid'e (gitmek üzere evinden)çıkarsa (o kokuyu giderici) boy abdesti alıncaya kadar hiçbir namazı kabul olunmaz.'' (5)
    Bu hâl üzere davranan kadın, Allah(c.c.) ve Rasûlü(s.a.v.)'ne itaatsiz davranacağı gibi, dâvâya hizmet edecek saliha kadında olamaz.
    Mü'mine kadın, yeryüzünün her tarafı bizim için mescid (6) kılındığı yeryüzünde tesettürüne, namusuna dikkat etmek koşuluyla, davamızın içerisinde vazife yüklenir, doğru yolda dosdoğru amellerle örnek teşkil eder.
    Bey'at'ın diğer şartı, evladını öldürmemeleridir. Her türlü öldürmenin yanı sıra, cenin halinde kürtaj yoluyla öldürme çoğalmıştır. En büyük günahlardandır. Yeryüzünde, kabilil'in arzusunu ilahlaştırmasıyla başlamış şeytani bir harekettir. Çocuğun rızkından endişe ederek öldürmek, rızık verenin(7)yaşatan ve öldüren Allah(cc) olduğuna, şeksiz şüphesiz iman edememiş olduğunu gösterir. Allah(c.c.) ve Rasûlü (s.a.v.)'ne bey'at eden kadın bu yanlışları yapmaz. Yapanlarıda uyarır.
    Bey'atın diğer şartı ''kendi elleriyle ayakları arasından bir iftira düzüp getirmemek''tir.
    İbn Abbas (r.a)der ki:''Kocalarına onların çocuklarından başkasını nispet ettirmemek manasınadır bu'' Birden fazla erkekle birlikte olup, sonrada çocuğunu kocasına mal etmektir ve ve câhiliyye hareketindendir.
    Bey'at'ın son şartı ''Ma'rufu işlemekte sana karşı gelmemek üzere''dir. İlahi hükümleri içine alan önemli bir teslimiyettir.
    Hz. Peygamber(s.a.v.)'in hükümleri, İslam ana yasasının temel kaidelerinden ikincisidir. Mü'min'e kadın, gerek fert, gerek kurumsal bağlamda zalimlere itaat etmez.
    Şer'i hükümler çerçevesinde ma'ruf işler, taviz vermez. Mutlak Hakimiyyet Allah(c.c.)'ındır. O'nun Rubûbiyyetini kabullenmek ve o'ndan başkasının hükümlerini, emirlerini kabullenmemek Ma'ruf'dur. Ma'ruf'a uyan kadınların dost edinilmesi zarurettir.
    "Rabbinizden size indirilen kitab'a uyun. O'ndan başka dostlar edinerek onlara uymayın." (8)
    Zira onlar size ma'ruf'u emretmezler, onların her emrettiği şirkle, fesatla, sahte İlâhlarla dolu ideolojilerdir. Heva ve hevesinden arınıp islâm'a hicret eden kadın, Rabb'iyle tanıştığı güzelliklere mazhar olduğu için çokça tövbe istiğfar etmelidir. İslâm'i hareketin başarıya ulaşması için,nur suresi, 31.ayet hükmünce, tüm mü'minlerin, topluca Allah(c.c.)'a tövbe etmesi zaruret olmuştur.
    "Onlar, dini, yanlız Allah'a has kılarak ve tevhid ehli olarak Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı." (9)
    Şahıslara, fertlere, kurum ve kuruluşlara değil, yanlız Allah'a has kılarak ve tevhid ehli (şirk koşmaksızın Allah'ı birleyerek)olarak, Allah(c.c.)'a ibadet etmekle emrolunmuş mü'minler, kadın ve erkek olarak aynı sorumluluk içindedirler. İlahi mesaja yüz çevirenlerden yüz çevirerek, yüzünü, hayatını ibadetlerini Allah(c.c.)'a döndüren mü'min kadın, İslami hareketin bir parçası olmuştur.
    Artık sadece kendinden sorumlu değildir, tüm insanlar adına sorumlu haline gelmiştir, yaptığı her hareket, attığı her adım, konuştuğu her söz, mü'minler topluluğuna zarar vermemeli diye düşünerek hareket edecektir. Yapacağı herhangi bir yanlış hareketi, davamıza zarar verebileceği gibi, kendisini uyarmayan müslümanları da mes'uliyet altına sokacaktır. Yerin, göğün, dağların yüklenmekten çekindiği emaneti yüklenen mü'mine kadın, tıpkı mü'min erkekler gibi, ferdi değil, ümmet olarak sorumluluk yüklenmenin bilinciyle yürüyecektir bu yolda... Rasûlullah(s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur:
    ''Kendini ilgilendirmeyen işleri terk etmesi, kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir.'' (10)
    Ne dini için ne dünyevi açıdan hiçbir önemi olmayan davranış ve sözlerdir. Her mü'min kadın, kendini ilgilendirmeyen işleri terk ederek, dini için Allah'ın yardımcısı olmalıdır.
    Gereksiz yere uğraştığı, kendisini ilgilendirmeyen meselelere kafa yorduğu taktirde Allah(c.c.) için, Rasûlü(s.a.v.) için ve mü'minler için çalışamayacaktır. Çünkü insanın kalbi ve zihni gereksiz şeylerle meşgul olduğundan bunlar hayatına yansır, kalbine ve zihnine dini için çalışmayı emredemez, emretse de muvaffak olamaz.
    Allah Azze ve Celle, bir göğüste iki kalp yaratmamıştır, aynı kalpte, batıl veya gereksiz şeylerde bulunsun, Hak da bulunsun; bu mümkün değildir.
    Dolayısıyla İslâmi dâvâ da, bu hak yolda her mü'mine kadın üzerine düşen önemli meselelere kafa yorarak gerektiği şekilde çalışmalıdır. Dâvâ'nın yer yüzüne yayılmasında, kalplerde yer edinmesinde, kadınlarımızın üzerine düşen vazife çok büyüktür. Mü'mine kadın ciddi ve samimi çalışmasıyla en az dört kişiyi etkileyecektir, babasını, erkek kardeşini ve oğlunu... Rabbinin yolunda rabbani metotla büyük işler başarmalarını sağlayacaktır Allah'ın izniyle. Her mü'mine kadın ahde vefa göstermeli, Rabbine ruhlar alemin de verdiği sözü, dünyada yerine getirmeli ve bir gün tekrar Rabbi'nin huzuruna vararak Rabb'iyle karşılaşacağı güne kendini hazırlamalıdırlar.
    "Ey iman edenler! yaptığınız sözleşmeleri yerine getirin." (11)
    "Ahde vefa gösterin,(verdiğiniz sözde durun) çünkü insana ahdinden sorulacaktır." (12)
    Bu emir, Allah(c.c.)'ın mü' min erkek ve mü'min kadın kullarına ahde vefa gösterme ve gereklerini fiili olarak yerine getirme şeklinde verilen kesin bir Rabbanî emirdir, bu emirden kaçmaya kurtulmaya ve uzak durmaya imkân yoktur. Müslüman erkek ve kadınların Allah(c.c.)'a verdikleri bu söze uymaları, hem dünya kurtuluşu, hemde ahiret kurtuluşu vacip olur. Emin Muhammed olarak girdiği hırasından Resul Muhammed (s.a.v.) olarak çıkan Efendimizin yanında bir kadın vardır, Hz. Hatice (r.a.)
    ''Sana gelen Cibrili Emin'dir'' diyerek, kalbinin yatışmasını sağlayarak en büyük desteği verendir. Vahiy gelmeden öncede sırtına yiyecek ve ihtiyaçlarını sırtlayıp, hıraya çıkan, o zorlukları aşarak Rasûlullah (s.a.v.) 'a rızık götüren fedakâr kadın, eşi ve çocuklarının annesi, gerçek bir dava kadını...
    Şimdi ise aynı Hatice'lere her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Eşi derslere veya mazlumlara yardım etmeye gittiğinde,''niçin gidiyorsun, niye geç geliyorsun,''? gibi gereksiz sözlerle eşini üzen değil, tam tersine destek veren yardımcı olan, dâvâ kadınlarına ihtiyaç vardır.
    Rasûlullah(s.a.v.)buyuruyor:
    ''Kim bir hayra dalalet eder ,(öncülük) ederse, aynen o hayrı yapanın ecri gibi ecir kazanır.'' (13)
    Allah'ın ''hayırda yarışın'' hükmü gereğince erkeklerin hayırda yarıştığı gibi kadınlarında eşleriyle birlikte aynı şekilde yarışması, mü'minlerin güçlenmesine vesile olacaktır.
    Ve kadında aynı ecri alacaktır inşaallah. Erkek için eşinin, hayır yarışında arkada kalması üzücü değil, gerilerde sürünenlerden veya hiç yarışmayanlardan olmasıdır.
    Bunun için eşini boşaması değil, onu bir an evvel Haticeleştirmesi gerekir. Yine bu dinin yücelmesinde ve tamamlanmasında en önemli rolü olan Hz. Sümeyye annemiz, örneğimizdir. Canını veren ilk şehid kadınımız Hz. Sümeyye'dir. Üç, beş zalimin keyfi için dinini, imanını satmayan, bu uğurda hayatından vazgeçen mü'mine şehid...
    Yine en büyük tesiri bırakan, Uhud savaşında, eşini, kardeşini, oğlunu kaybeden buna rağmen ''Allah Rasûlü iyimi, sağmı?'' diyerek Efendimiz(s.a.v.)i soran fedakâr kadın, bu günün kadınlarına örnektir. Zira yavrusunu, eşini cihada, ilim öğrenmeye dahi göndermeye dayanamayan anneler, dâvâ kadını olmayacağı gibi çocuklarını da yetiştirmeyecek, Hem dünyada hem ahirette kaybedecektir.
    İslami hareketin başarıya ulaşmasında, yardımcı olabilecek kadında bulunması gereken özelliklerden bir kaçını sıralayabiliriz.
    Öncelikle Allah'a şirk koşmaksızın iman eder, ihlas ile salih ameller işlemeye yönelir, hayırda çalışanlardan olabilmek için azimle gayret eder. Allah(c.c.)'ın indirdikleriyle hükmedilmesi, hükmolunulması birinci gayedir. Zalimlere, münafıklara yardımcı olacak en ufak hareketten kaçınır. Namazına, tesettürüne dikkat eder.
    Davamızda başarıya ulaşabilmek için gereken her türlü fedakârlığı gösterir. Güzel ahlak sahibidir, doğru dürüsttürler, yalan yere şahitlik etmezler, iyilik düşünür, hayra öncülük ederler, haksızlıklardan uzak durur, diğer müslüman kadınları aşağılamazlar, sözünde durur, emin güvenilirdirler. İffetli, namusuna düşkün, hayâ ve onur sahibidirler. Başkalarının ayıbını araştırmaz, şerefini çiğnemez gösterişten kaçınırlar.
    Verdiği hükümde adaletlidirler, zulmetmez, ikram sahibi cömerttirler. Yardım ettiklerinde başa kalkmaz, kıskançlık yapmaz, sır saklar, övünmekten uzak dururlar. Güler yüzlü naziktirler, fedakârdırlar. Hakka dâvet eder, saliha kadınlarla dostluk kurar, iyiliği emreder kötülükten nefyederler. İnsanların sulhu için çalışır, toplum içine girer, inancı uğruna eziyetlere sabrederler, Eşine itaat etmenin, çocuklarını Allah yolunda yetiştirmenin yanı sıra ümmet olmanın bilinciyle mü'min erkek ve kadınlarda yardımcı olurlar...
    "Mü'min erkek ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileri (yardımcıları)dırlar.bunlar iyiliği emreder,kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar." (14)
    Mü'min erkeklerin yardımcısı olan mü'min kadınların en önemli vazifeleri, ömrünün sonuna kadar tebliğ yapmalarıdır. İnsanların Hak ile batılı ayırt edebilmesi için terk edilemez bir yardımlaşmadır ve olmazsa olmazın tek şartıdır.
    ibn kesir şu bilgileri vermektedir:
    ''(onlar birbirleriyle yardımlaşırlar, birbirlerine arka çıkarlar). Sahih bir hadis'te Allah Resulü (s.a.v.) ''Mü'min, mü'min için, biri diğerini kuvvetle tutan yapı gibidir,'' buyurmuş ve parmaklarını birbirine kenetlemiştir.''
    Mü'mine kadın, islam'i hareketin içerisinde, diğerlerini tutan, yapı taşı gibidir ki, kuvvet ve destek vererek erkeklerin çalışmalarında yardımcı olur. İmran ailesinden Hanne validemiz gibi ''adayan'' kadın olmalıdır. Hem kendini hemde sevdiği şeyleri Rabbi'ne adayan ve bu adağından ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyen kadın olmalıdır. Rabbi ile olan ahdi gereği en sevdiği şeyleri feda etmek üzere çalışan erkeklere gerektiği şekilde yardım etmelidir. Çocuklarını bu uğurda yetiştirmelidir.
    En sevdiği İsmail'ini kurban etmeye hazır, fedakâr annelere ihtiyaç vardır. Hacer annemiz gibi... Kendini ve yavrusunu tarihin akışına bırakmayan, tarihin akışını değiştiren kadın, Hâcer annemiz, örnek bir dava kadınıdır. Çünkü onun sağlam inancında, pazarlıksız ve şüphesiz inancında ''Allah buyurduysa kabulümdür ''teslimiyeti vardır. Pazarlıksız inanacak, itaat edecek ve çalışmalarının karşılığını yanlız Allan'dan bekleyecektir. Her Mü'min'e kadın, bu yolda kendinin de görevi olduğunu bilmeli, sorumluluğun bilinciyle yola çıkmalı ve bu yolda sarsılmadan yürümelidir, Sarsılmasına veya yolunu şaşırmasına sebep olacak bütün engelleri yolunun üzerinden atmalı, dosdoğru yolda devam etmelidir, şeytanın vesveselerinden Allah'a sığınarak ilerlemelidir:
    "Size ne oldu? Birbrinize yardım etmiyorsunuz." (15)
    Mazlumu mazlum, zalimi zalim olmaktan kurtarmak, Allah için mücadele etmek üzere beş emniyeti sağlamak için birbirimize yardım etmek, imanımızın ve kulluğumuzun borcudur, zarurettir.
    "Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere (Mus'taz'aflara)lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve varisler kılmak istiyoruz. Ve (istiyoruz ki),onları yeryüzünde iktidar sahibi olarak yerleşik kılalım. Fir'avun'a, Hâmân'a ve askerlerine, onların sakınmakta oldukları şeyi gösterelim." (16)
    Omuzlarımıza yüklenen bu görevleri yerine getirebilmemiz için erker mü'minlerin, kadın mü'minlerin yardımlarına ihtiyaçları vardır. Olmazsa olmazlardandır.
    Cenabı Allah(c.c.), çalışan mü'minlere, başarı ve sabır nasip etsin.
    ''Ey Rabb'imiz. Kalplerimizi, dinin üzere sabit kıl, ayaklarımızı kaydırma, bizlere zaferler nasip eyle.'' Amin.
    (1)Mümtehine,60/12. (2)bkz.Nur,24/31. (3)Süneni ibn Mâce, kitabu'l-fiten, B,19, Hds.3998. (4)süneni ibn Mâce, Kitâbul-Fiten, b.19 Hds.4001. (5)Süneni ibn Mâce, Kitabu'l-fiten, B.19, Hds. 4002. (6)Sahihi Müslim, Kitâbu'l-Mesâcid..., Hds.4. (umumno 522). (7)Bkz. Hûd,11/6. (8)Â'raf,7/3. (9)Beyyine. 98/5. (10)Süneni ibn Mace, Kitâbu'l-fiten, B.12, Hds. 3976. (11)Mâide,5/1. (12)isra,17/34. (13)sahihi Müslim. (14)Tevbe, 9/71.(15)saffat,37/25. (16)Kasas, 28/56.


    Sevde Gök

    Vuslat makale no:1153





+ Yorum Gönder