Konusunu Oylayın.: İç dünyamızın dış dünyaya aksi edep ve ahlâk / Dr. Şerafettin Kalay

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İç dünyamızın dış dünyaya aksi edep ve ahlâk / Dr. Şerafettin Kalay
  1. 26.Haziran.2011, 00:29
    1
    Misafir

    İç dünyamızın dış dünyaya aksi edep ve ahlâk / Dr. Şerafettin Kalay






    İç dünyamızın dış dünyaya aksi edep ve ahlâk / Dr. Şerafettin Kalay Mumsema iç dünyamızın dış dünyaya aksi edep ve ahlâk / Dr. Şerafettin Kalay


  2. 26.Haziran.2011, 00:29
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 07.Temmuz.2011, 14:16
    2
    m.deniz
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83734
    Mesaj Sayısı: 1,194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: .......

    Cevap: iç dünyamızın dış dünyaya aksi edep ve ahlâk / Dr. Şerafettin Kalay




    Edep ve Ahlâk
    Allah Rasûlü(sav) bir hadisi şerifinde şöyle buyurur: “Siz kardeşlerinizin yanına geliyorsunuz. Güzel elbiseler giyinin. Binekleriniz de düzgün olsun. Kendinize öyle dikkat edin ki, diğer insanların içinde, vücuttaki güzel ben gibi göze çarpıcı, (görünüşünüz ve ahlâkınızla) güzel olun. Şüphesiz Allah kabalığı, kötülüğü, çirkinliği sevmez; çirkinleşmeyi de sevmez.”
    Evet, mü’min her şeyiyle güzel olmalıdır. Davranışlarındaki cana yakınlıkla, kullandığı kelimelerle, taşıdığı niyetle, güler yüzüyle, güzel giyimiyle, endamının uygunluğuyla, yerinde hareketleriyle, olgunluğuyla… güzel olmalı, takdir ve sevgi toplamalıdır.
    Güzel giyim denince ne yazık ki günümüzde markalı, pahalı ve belli kalıplardaki giyimler anlaşılmaya başladı. Neredeyse bütünüyle dikkatini bu konuya yöneltenler ve insanlara bu açıdan bakarak hüküm verenler türedi. Böyle bir bakış ve değerlendiriş elbetteki sathî bir bakış, sığ bir değerlendiriştir. İnsan pahalı giyinmeyebilir, giyinemeyebilir; hatta giyinmemelidir. Ama temiz ve düzenli giyinmek hemen hemen her insanın elindedir. Sadeliğin ayrı bir güzelliği, verdiği ayrı bir olgunluk hissi vardır… Bu güzellik ve olgunluk diğer olgun insanlar tarafından derhal anlaşılır, gerçek mânâda takdir görür. Pahalı, markalı giyinme hevesinde belli bir hafiflik, gösteriş meraklılığı, içteki eksiklik duygusunu dışa yapılan eklerle, şeklî gayretlerle kapatma arzusu vardır. Ne kadar ustaca davranılırsa davranılsın, ne kadar perdelenmeye çalışılırsa çalışılsın bu da insanlar tarafından anlaşılır ve değer kazanmaya çalışan işi değer kaybına uğrar.
    İnsanın dış güzellik ve sadeliğini, davranışlardaki güzellik, nezâket, edeb ve tevâzu takip ederse, şüphesiz, güzellikler kalıcı, duygular köklü, hasletler daha değerli olur…
    Şimdi biraz daha esasa inelim:
    İbâdetler, gerçek mânâda Allah’a kulluğun, O’na olan yönelişin gönülden gelen ifade tarzlarıdır.
    Kulluk vazife ve şuurunun yerine getirildiği ibadetler, aynı zamanda, ibadet eden kişiyi manevî kirlerden temizler, onu gönül berraklığına, ahlak güzelliğine, iç huzuruna ulaştırır.
    Allah Rasûlü(sav); ” Günde beş vakit namaz, sizden birisinin kapısının önündeki gür suyla akan bir ırmağa benzer. Bu ev sahibi günde beş kere bu ıramakta yıkanarak arınır,”(2) buyurarak namazın getireceği manevî temizliğe dikkat çekiyor.
    Eğer ibadetlerimiz meyvesini vermiyor, bizleri gönül temizliğine, ahlâk güzelliğine ulaştırmıyorsa, “nasıl” ve “niçin” ibadet ettiğimiz konusunda kendimizi ciddî bir muhasebeden geçirmemiz gerekir.
    Biz İslâmî kimliğiyle, ibadetiyle tanınan bir insan isek, edeb ve ahlakımızda hoşa gitmeyen haller varsa, bunun insanlar üzerinde nasıl bir tesir uyandırdığını çeşitli açılardan değerlendirerek muhasebe etmek, içinde bulunduğumuz durumun gerçek boyutlarını idrak etmek ve kendimize gelmek zorundayız.
    Her gün, -belki bir kaç kere- aynaya bakıp dış görünüşümüze çeki düzen veriyoruz. Acaba davranışlarımıza, edep ve terbiyemize, konuşma, hitap üslubumuza, duygu ve düşüncelerimizin dış dünyaya aksettiriş tarzlarımıza; bizi gören, bizimle komşuluk, arkadaşlık, iş arkadaşlığı, yolculuk eden, bizimle alışveriş yapan, sohbet eden insanların gözüyle de hiç bakıyor muyuz? Kendimizi dıştan bakarak bütünüyle değerlendiriyor muyuz?
    Dıştan bakınca ahlâkî görünümümüzün, iç dünyamızın dış dünyaya aksedişinin güzel olması, kılık kıyafetimizin güzelliği, uyumluluğu kadar değer taşımıyor mu!? Ceket yakamızın kalkık oluşu, elbiselerdeki ütü eksikliği veya kırışıklık, saçımızın birkaç telinin isyan edişi veya kıyafetlerimiz arasında yeterli renk uyumunun olmayışı… mühim de bizim davranışlarımız, çehremizin duruşu, kelimelerimizin kulaklara vuruşu… hareketlerimizin bir mü’mine yakışık tavır ve edâ çerçevesinde olmayışı mühim değil midir?..
    Kısaca mü’min her şeyiyle güzel olmalı değil mi? Bizler sadece söylediğimiz sözlerle, dile getirdiğimiz kelimelere mi tebliğ yapıyoruz? Diğer davranışlarımızın, genel ahlâkımızın, insanlar üzerinde bıraktığı tesiri muhasebeden geçiriyor muyuz?!.
    Bunları dertleşirken çok defa birbirimize hak vereceğimize, aynı fikirlerde buluşacağımıza inanıyorum. Ancak fikirler amele dökülmeden, doğrular hayat akışına aksettirilmeden, inanılan hakikatler, inanıldığı gibi yaşanmadan çok mânâ ifade etmezler. Bu da inkar edilemeyecek bir gerçektir.
    Dîni Mübîn’in hayatın hiçbir alanını ihmal etmeyişine, küçük-büyük, kadın-erkek her şeyi ve herkesi manevî bir letafetle kuşatışına dikkat ediniz. Dağlar kadar ağır dertlerin, tasaların, işkencelerin görüldüğü, İslâm nûrunu yaşatmak için mücadelelerin verildiği, nice saldırıların, savaşların, ölümkalım anlarının yaşandığı, nice şehidlerin verildiği, nice hükümlerin, temel esasların öğrenilip hayata geçirildiği bir devrede Allah Rasûlü’nün(sav) nasıl selam verilmelidir, nasıl alınmalıdır, kapı nasıl çalınır, çalınan kapının neresinde durulur, hangi elle yemek yenilir, hangi elle su içilir, ayakkabı önce hangi ayağa giyilir, önce hangi ayak çıkarılır, yatarken nasıl duâ edilir, nasıl yatılır, bir mecliste konuşma âdâbı nasıl olur, ikram nereden, nasıl başlar, büyükküçük hürmet ve sevgisi nasıl olur, baba dostlarına nasıl ilgi gösterilir, sevgi, muhabbet nasıl ve ne uğruna olur, nasıl yayılır, komşu hakları nelerdir, ev içi gönül sıcaklığı nasıl yaşanır, İslâm nûru hanelere nasıl yayılır… güzel hasletler nelerdir… öğretişi, bilgi verişi, teşvik edişi, tatbik ederek sahâbîlere ve kıyamete kadar bütün mü’minlere örnek oluşu… üzerinde ibretle düşünülmesi gereken gerçeklerdir.
    Hadis, Fıkıh kitaplarını, tefsirleri karıştırınız, bunun nice hayret verici örneklerini bulacaksınız. Henüz ergenlik devresine girmemiş çocuklara bile annebaba odasına girmenin âdâbının öğretilmesi emrine Zikr-i Hakîm’de rastlayacaksınız.
    Kendini beğenmenin, büyüklük taslamanın, gururun, cimriliğin, vefasızlığın, kabalığın, kırıcılığın, çiğliğin, saldırganlığın… ne derece çirkin ve iman erlerine yakışmayan hasletler olduğunu âyet ve hadislerde göreceksiniz.
    Allah Rasûlü’nün(sav); “Üçüncü bir şahsın bulunduğu yerde iki kişi kendi arasında gizli konuşamaz”(3) buyruğundaki ince duyguya, edeb anlayışına, yalnızlığa ve yanlış duygulara itilecek bir ferde gösterilen şefkate ve yakın ilgiye dikkat ediniz…
    Enes’e(ra) hitap ederek; “Yavrum! Âilenin yanına girdiğin zaman onlara selâm ver. Bu sana ve âilene bereket getirir,”(4) irşadındaki terbiye ve tavsiye güzelliğine bakınız…
    Kaynaklarımız, böyle nice güzelliklerle doludur. Bu güzelliklerden örnekler görmek isteyen kardeşlerimiz, hadis, siyer, tefsir kitaplarını, bu alanda zühd ve takvâya yönelik kaleme alınan eserleri karıştırmalıdırlar. İslâm tarihinde yaşanmış, kaynaklara geçmiş nice hayranlık celbedecek ibret levhalarıyla karşılaşacaklardır.
    Bizim bu kısa yazıyla vurgulamak istediğimiz birkaç nokta var:
    - Edeb, terbiye, ahlak güzelliği bir mü’min için vazgeçilemez özelliklerdendir. Yapılınca sevabı alınan, yapılamayınca hoş görülen bir müstehab veya bir sünnet gibi değildir. Belki her biri kendi çerçevesiyle düşünüldüğünde böyle olabilir; ancak bütünüyle değerlendirildiğinde böyle olmadığı açıkça görülecektir. Ahlakı güzel olmayan,edep ve terbiyeden nasibi bulunmayan bir kişide hayır yoktur. Çirkefi devamlıdır, hem kendine hem de mensubu olduğu dâvâya büyük zarar verir… Seyyiât defterine onu hudutsuz derecede pişman edecek kayıtlar düşülür…
    Kısaca güzel ahlâk, mü’minin şiârıdır.
    - Hiçbir maddi değer onun önüne geçemez, ondan daha değerli olamaz. Bu gerçek asla göz ardı edilmemeli, maddeler, mânânın önüne geçilmemeli, dünya ve ahiret birlikte karartılmamalıdır.
    Bunu açıklamak niyetiyle birkaç kelime söylemek istersek şöyle bir misalle zihinlerde canlandırabiliriz:
    Çocuklarımızı yarınlara hazırlıyoruz. Kızlarımız daha küçük yaşlardan ileride kuracakları yuvalar için çeyiz yapmaya alıştırılıyorlar. Bu belli oranlarda erkek çocuklarda da var. Zaman zaman komşular aralarında neler yaptıklarını, neler hazırladıklarını konuşuyor, birbirlerinden fikir almaya, bilmedikleri bir yenilik, bir güzellik varsa onu öğrenmeye ve biran evvel yapmaya gayret ediyorlar.
    Söyler misiniz; Hangi çeyiz bir ahlak çirkinliğini örtebilir!?. Dahası hangi kız hangi erkek birlikte yuva kurduğu eşine, hayat basamaklarını birlikte çıkmaya karar verdiği insana iffetinden, güzel ahlakından, güler yüzünden, samimiyetinden, hak yolda sonuna kadar Allah’ın istediği çizgide yürüme azminden… daha güzel bir çeyiz sunabilir. Hangi perde, hangi tencere, hangi masa, hangi ayna, hangi dolap, hangi işleme, hangi oya… Bu alandaki boşluğu, yokluğu doldurabilir. Hangi dâire, hangi araba iffetten daha kıymetlidir, güzel ahlaktan, edep ve terbiyeden önce gelir.
    Bizi biz yapan, Rahman’a kul, mü’mine kardeş, Allah Resulü’ne ümmet, hak yol yolcularına yoldaş yapan hasletlerin kıymetleri mutlaka bilinmelidir.
    Edep ve terbiyenin has bahçesinde, gül kadrini bilenlerden olalım. Zibilliğe alışan, çöp kokusundan haz alan kargaları kendimize rehber edinmeyelim. Güzel ahlâkı ve hasletleri, yön ve yol bilmeyenlerde aramayalım.
    Unutmayalım; “Allah iyilik yapanları, güzel davranışlarda bulunanları, samimiyetini taşıyarak güzellikler aksettirenleri sever.” (Âli İmran 3/134)
    ***
    Dipnotlar: 1-Hadisi Şerîfi Ebû Dâvud Sünen’inde, (Libâs 4/349), İmam Ahmed Müsned’inde (4/180) ve Hâkim Müstedrek’inde (Libâs 4/ 184), nakleder. Hadisin râvîsi Sehl İbn Hanzala (R.A)’dır. 2- Hadis, muttefekun aleyh olan ve başka lafızlarla da nakledilen bir hadistir.3-Hadisi, Ebû Dâvud Sünen’inde, Hâkim Müstedrek’inde nakleder. 4-Hadis, imam Tirmizî’nin naklettiği bir hadistir.



  4. 07.Temmuz.2011, 14:16
    2
    Devamlı Üye



    Edep ve Ahlâk
    Allah Rasûlü(sav) bir hadisi şerifinde şöyle buyurur: “Siz kardeşlerinizin yanına geliyorsunuz. Güzel elbiseler giyinin. Binekleriniz de düzgün olsun. Kendinize öyle dikkat edin ki, diğer insanların içinde, vücuttaki güzel ben gibi göze çarpıcı, (görünüşünüz ve ahlâkınızla) güzel olun. Şüphesiz Allah kabalığı, kötülüğü, çirkinliği sevmez; çirkinleşmeyi de sevmez.”
    Evet, mü’min her şeyiyle güzel olmalıdır. Davranışlarındaki cana yakınlıkla, kullandığı kelimelerle, taşıdığı niyetle, güler yüzüyle, güzel giyimiyle, endamının uygunluğuyla, yerinde hareketleriyle, olgunluğuyla… güzel olmalı, takdir ve sevgi toplamalıdır.
    Güzel giyim denince ne yazık ki günümüzde markalı, pahalı ve belli kalıplardaki giyimler anlaşılmaya başladı. Neredeyse bütünüyle dikkatini bu konuya yöneltenler ve insanlara bu açıdan bakarak hüküm verenler türedi. Böyle bir bakış ve değerlendiriş elbetteki sathî bir bakış, sığ bir değerlendiriştir. İnsan pahalı giyinmeyebilir, giyinemeyebilir; hatta giyinmemelidir. Ama temiz ve düzenli giyinmek hemen hemen her insanın elindedir. Sadeliğin ayrı bir güzelliği, verdiği ayrı bir olgunluk hissi vardır… Bu güzellik ve olgunluk diğer olgun insanlar tarafından derhal anlaşılır, gerçek mânâda takdir görür. Pahalı, markalı giyinme hevesinde belli bir hafiflik, gösteriş meraklılığı, içteki eksiklik duygusunu dışa yapılan eklerle, şeklî gayretlerle kapatma arzusu vardır. Ne kadar ustaca davranılırsa davranılsın, ne kadar perdelenmeye çalışılırsa çalışılsın bu da insanlar tarafından anlaşılır ve değer kazanmaya çalışan işi değer kaybına uğrar.
    İnsanın dış güzellik ve sadeliğini, davranışlardaki güzellik, nezâket, edeb ve tevâzu takip ederse, şüphesiz, güzellikler kalıcı, duygular köklü, hasletler daha değerli olur…
    Şimdi biraz daha esasa inelim:
    İbâdetler, gerçek mânâda Allah’a kulluğun, O’na olan yönelişin gönülden gelen ifade tarzlarıdır.
    Kulluk vazife ve şuurunun yerine getirildiği ibadetler, aynı zamanda, ibadet eden kişiyi manevî kirlerden temizler, onu gönül berraklığına, ahlak güzelliğine, iç huzuruna ulaştırır.
    Allah Rasûlü(sav); ” Günde beş vakit namaz, sizden birisinin kapısının önündeki gür suyla akan bir ırmağa benzer. Bu ev sahibi günde beş kere bu ıramakta yıkanarak arınır,”(2) buyurarak namazın getireceği manevî temizliğe dikkat çekiyor.
    Eğer ibadetlerimiz meyvesini vermiyor, bizleri gönül temizliğine, ahlâk güzelliğine ulaştırmıyorsa, “nasıl” ve “niçin” ibadet ettiğimiz konusunda kendimizi ciddî bir muhasebeden geçirmemiz gerekir.
    Biz İslâmî kimliğiyle, ibadetiyle tanınan bir insan isek, edeb ve ahlakımızda hoşa gitmeyen haller varsa, bunun insanlar üzerinde nasıl bir tesir uyandırdığını çeşitli açılardan değerlendirerek muhasebe etmek, içinde bulunduğumuz durumun gerçek boyutlarını idrak etmek ve kendimize gelmek zorundayız.
    Her gün, -belki bir kaç kere- aynaya bakıp dış görünüşümüze çeki düzen veriyoruz. Acaba davranışlarımıza, edep ve terbiyemize, konuşma, hitap üslubumuza, duygu ve düşüncelerimizin dış dünyaya aksettiriş tarzlarımıza; bizi gören, bizimle komşuluk, arkadaşlık, iş arkadaşlığı, yolculuk eden, bizimle alışveriş yapan, sohbet eden insanların gözüyle de hiç bakıyor muyuz? Kendimizi dıştan bakarak bütünüyle değerlendiriyor muyuz?
    Dıştan bakınca ahlâkî görünümümüzün, iç dünyamızın dış dünyaya aksedişinin güzel olması, kılık kıyafetimizin güzelliği, uyumluluğu kadar değer taşımıyor mu!? Ceket yakamızın kalkık oluşu, elbiselerdeki ütü eksikliği veya kırışıklık, saçımızın birkaç telinin isyan edişi veya kıyafetlerimiz arasında yeterli renk uyumunun olmayışı… mühim de bizim davranışlarımız, çehremizin duruşu, kelimelerimizin kulaklara vuruşu… hareketlerimizin bir mü’mine yakışık tavır ve edâ çerçevesinde olmayışı mühim değil midir?..
    Kısaca mü’min her şeyiyle güzel olmalı değil mi? Bizler sadece söylediğimiz sözlerle, dile getirdiğimiz kelimelere mi tebliğ yapıyoruz? Diğer davranışlarımızın, genel ahlâkımızın, insanlar üzerinde bıraktığı tesiri muhasebeden geçiriyor muyuz?!.
    Bunları dertleşirken çok defa birbirimize hak vereceğimize, aynı fikirlerde buluşacağımıza inanıyorum. Ancak fikirler amele dökülmeden, doğrular hayat akışına aksettirilmeden, inanılan hakikatler, inanıldığı gibi yaşanmadan çok mânâ ifade etmezler. Bu da inkar edilemeyecek bir gerçektir.
    Dîni Mübîn’in hayatın hiçbir alanını ihmal etmeyişine, küçük-büyük, kadın-erkek her şeyi ve herkesi manevî bir letafetle kuşatışına dikkat ediniz. Dağlar kadar ağır dertlerin, tasaların, işkencelerin görüldüğü, İslâm nûrunu yaşatmak için mücadelelerin verildiği, nice saldırıların, savaşların, ölümkalım anlarının yaşandığı, nice şehidlerin verildiği, nice hükümlerin, temel esasların öğrenilip hayata geçirildiği bir devrede Allah Rasûlü’nün(sav) nasıl selam verilmelidir, nasıl alınmalıdır, kapı nasıl çalınır, çalınan kapının neresinde durulur, hangi elle yemek yenilir, hangi elle su içilir, ayakkabı önce hangi ayağa giyilir, önce hangi ayak çıkarılır, yatarken nasıl duâ edilir, nasıl yatılır, bir mecliste konuşma âdâbı nasıl olur, ikram nereden, nasıl başlar, büyükküçük hürmet ve sevgisi nasıl olur, baba dostlarına nasıl ilgi gösterilir, sevgi, muhabbet nasıl ve ne uğruna olur, nasıl yayılır, komşu hakları nelerdir, ev içi gönül sıcaklığı nasıl yaşanır, İslâm nûru hanelere nasıl yayılır… güzel hasletler nelerdir… öğretişi, bilgi verişi, teşvik edişi, tatbik ederek sahâbîlere ve kıyamete kadar bütün mü’minlere örnek oluşu… üzerinde ibretle düşünülmesi gereken gerçeklerdir.
    Hadis, Fıkıh kitaplarını, tefsirleri karıştırınız, bunun nice hayret verici örneklerini bulacaksınız. Henüz ergenlik devresine girmemiş çocuklara bile annebaba odasına girmenin âdâbının öğretilmesi emrine Zikr-i Hakîm’de rastlayacaksınız.
    Kendini beğenmenin, büyüklük taslamanın, gururun, cimriliğin, vefasızlığın, kabalığın, kırıcılığın, çiğliğin, saldırganlığın… ne derece çirkin ve iman erlerine yakışmayan hasletler olduğunu âyet ve hadislerde göreceksiniz.
    Allah Rasûlü’nün(sav); “Üçüncü bir şahsın bulunduğu yerde iki kişi kendi arasında gizli konuşamaz”(3) buyruğundaki ince duyguya, edeb anlayışına, yalnızlığa ve yanlış duygulara itilecek bir ferde gösterilen şefkate ve yakın ilgiye dikkat ediniz…
    Enes’e(ra) hitap ederek; “Yavrum! Âilenin yanına girdiğin zaman onlara selâm ver. Bu sana ve âilene bereket getirir,”(4) irşadındaki terbiye ve tavsiye güzelliğine bakınız…
    Kaynaklarımız, böyle nice güzelliklerle doludur. Bu güzelliklerden örnekler görmek isteyen kardeşlerimiz, hadis, siyer, tefsir kitaplarını, bu alanda zühd ve takvâya yönelik kaleme alınan eserleri karıştırmalıdırlar. İslâm tarihinde yaşanmış, kaynaklara geçmiş nice hayranlık celbedecek ibret levhalarıyla karşılaşacaklardır.
    Bizim bu kısa yazıyla vurgulamak istediğimiz birkaç nokta var:
    - Edeb, terbiye, ahlak güzelliği bir mü’min için vazgeçilemez özelliklerdendir. Yapılınca sevabı alınan, yapılamayınca hoş görülen bir müstehab veya bir sünnet gibi değildir. Belki her biri kendi çerçevesiyle düşünüldüğünde böyle olabilir; ancak bütünüyle değerlendirildiğinde böyle olmadığı açıkça görülecektir. Ahlakı güzel olmayan,edep ve terbiyeden nasibi bulunmayan bir kişide hayır yoktur. Çirkefi devamlıdır, hem kendine hem de mensubu olduğu dâvâya büyük zarar verir… Seyyiât defterine onu hudutsuz derecede pişman edecek kayıtlar düşülür…
    Kısaca güzel ahlâk, mü’minin şiârıdır.
    - Hiçbir maddi değer onun önüne geçemez, ondan daha değerli olamaz. Bu gerçek asla göz ardı edilmemeli, maddeler, mânânın önüne geçilmemeli, dünya ve ahiret birlikte karartılmamalıdır.
    Bunu açıklamak niyetiyle birkaç kelime söylemek istersek şöyle bir misalle zihinlerde canlandırabiliriz:
    Çocuklarımızı yarınlara hazırlıyoruz. Kızlarımız daha küçük yaşlardan ileride kuracakları yuvalar için çeyiz yapmaya alıştırılıyorlar. Bu belli oranlarda erkek çocuklarda da var. Zaman zaman komşular aralarında neler yaptıklarını, neler hazırladıklarını konuşuyor, birbirlerinden fikir almaya, bilmedikleri bir yenilik, bir güzellik varsa onu öğrenmeye ve biran evvel yapmaya gayret ediyorlar.
    Söyler misiniz; Hangi çeyiz bir ahlak çirkinliğini örtebilir!?. Dahası hangi kız hangi erkek birlikte yuva kurduğu eşine, hayat basamaklarını birlikte çıkmaya karar verdiği insana iffetinden, güzel ahlakından, güler yüzünden, samimiyetinden, hak yolda sonuna kadar Allah’ın istediği çizgide yürüme azminden… daha güzel bir çeyiz sunabilir. Hangi perde, hangi tencere, hangi masa, hangi ayna, hangi dolap, hangi işleme, hangi oya… Bu alandaki boşluğu, yokluğu doldurabilir. Hangi dâire, hangi araba iffetten daha kıymetlidir, güzel ahlaktan, edep ve terbiyeden önce gelir.
    Bizi biz yapan, Rahman’a kul, mü’mine kardeş, Allah Resulü’ne ümmet, hak yol yolcularına yoldaş yapan hasletlerin kıymetleri mutlaka bilinmelidir.
    Edep ve terbiyenin has bahçesinde, gül kadrini bilenlerden olalım. Zibilliğe alışan, çöp kokusundan haz alan kargaları kendimize rehber edinmeyelim. Güzel ahlâkı ve hasletleri, yön ve yol bilmeyenlerde aramayalım.
    Unutmayalım; “Allah iyilik yapanları, güzel davranışlarda bulunanları, samimiyetini taşıyarak güzellikler aksettirenleri sever.” (Âli İmran 3/134)
    ***
    Dipnotlar: 1-Hadisi Şerîfi Ebû Dâvud Sünen’inde, (Libâs 4/349), İmam Ahmed Müsned’inde (4/180) ve Hâkim Müstedrek’inde (Libâs 4/ 184), nakleder. Hadisin râvîsi Sehl İbn Hanzala (R.A)’dır. 2- Hadis, muttefekun aleyh olan ve başka lafızlarla da nakledilen bir hadistir.3-Hadisi, Ebû Dâvud Sünen’inde, Hâkim Müstedrek’inde nakleder. 4-Hadis, imam Tirmizî’nin naklettiği bir hadistir.






+ Yorum Gönder