Konusunu Oylayın.: Bayram ve sevgi ile ilgili kısa hikaye

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 72 kişi
Bayram ve sevgi ile ilgili kısa hikaye
  1. 24.Haziran.2011, 01:31
    1
    Misafir

    Bayram ve sevgi ile ilgili kısa hikaye






    Bayram ve sevgi ile ilgili kısa hikaye Mumsema bayram ve sevgi ile ilgili kısa hikaye


  2. 24.Haziran.2011, 01:31
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 24.Haziran.2011, 16:23
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: bayram ve sevgi ile ilgili kısa hikaye




    KURBAN BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN

    On bir yaşı; kırmızı ve sarı renkli çiçeklerle süslü siyah şalvarı; ayağında yeşil lastik ayakkabısı, kırmızı çorabı; üstünde kahverengi kazağı ve eskimiş mavi gocuğuyla bir gecekondu çiçeği Zeynep, otobüs bekliyordu. Elinde güçlükle taşıdığı telis bir torba, yüreğinde kardeşi için yüklendiği umut vardı. Kurban bayramından iki gün önceydi. Küçük kardeşi aniden rahatsızlanmıştı. Annesiyle birlikte götürdükleri doktor bir dizi ilaç yazmış, ancak bunları alacak kadar paraları olmadığı için bayramı beklemek zorunda kalmışlardı.
    Kurban bayramlarını hem seviyor, hem de sevmiyordu Zeynep. Sevmiyordu, çünkü hiçbir zaman diğer çocuklar gibi yeni bayramlığı ve parlak ayakkabıları olmamıştı. Ama yılda bir defa da olsa et yemenin keyfine vardığı için seviyordu bayramları. Et yemeyi çok sevse de, doya doya et yememişti şimdiye değin. Ailecek, bayramda komşuların gönderdiği etlerin azını yer, çoğunu da satarak evin ihtiyacını giderirlerdi. Bu bayramda ise daha az et yiyeceklerdi; kardeşi hastaydı ve ilaç için para gerekiyordu.
    Zeynep elinde et dolu telis torba, kendisini şehrin en merhametli kasabı Hakkı amcaya götürecek otobüsü gözlüyordu. Hakkı amca orta halli bir kasaptı. Bayramın üçüncü günü sırf Zeynep için dükkânını açar ve onu beklemeye koyulurdu. Onun getirdiği et benzeri şeyleri ağır pahaya alır, Zeynep’i yüzünde gülücükle yolcu ederdi.
    Uzaktan homurdana homurdana gelen otobüs isteksizce yanaştı durağa. Önce büyükler sonra Zeynep bindi otobüse. Parasını uzattı şoföre ve her bir adımında ardında kırmızı bir leke bırakarak arkalara doğru ilerledi. Zeynep’in telis torbasından sızan kanlar yerleri kırmızıya boyarken, havayı da ağır bir koku kaplamıştı. Et fena bir şekilde kokuyordu. Nasıl kokmasın ki, Zeyneplerin evinde hiçbir zaman etin koyulacağı bir buzdolabı olmamıştı. Kokudan ve lekeden rahatsız olan yolcular, Zeynep’in gül yüzüne tiksinen bir bakış bıraktılar. Durumu fark eden otobüs şoförü azarlamaya başladı Zeynep’i “Ne yapıyorsun öyle. Mahvettin otobüsü. Siz zaten hep böylesiniz. Ne kendinizi temizler, ne de çevrenizi temiz tutarsınız.
    ” Bir başka yolcu daha sert çıkıştı.” “Böyle cahil, kaba insanları toplumun içine almamak gerek. Böyle rezalet olur mu efendim!” Zeynep başını önünde, yutkunarak dinledi söylenenleri. Her söz bir balyoz olup başına, bir zehir olup küçük yüreğine düştü. Cevap veremedi Zeynep. Sadece içinden “Benim suçum ne? Ben annemin dediğini yapıyorum. Küçük kardeşime ilaç alacağım.” diye söylendi. Ve kendisini bir sonraki durakta açılan otobüs kapısından dışarı itilirken buldu. Onunla birlikte inen bir yolcu : “Ver bakalım, ne var torbanda?” diye sert çıktı.
    İsteksizce ve biraz da utanarak uzattı Zeynep elindekini. “Aman Allah’ım bu ne! Leş kokuyor bu torba, hepsi yağ bunların,içinde doğru dürüst et yok.Bunları yerseniz ölürsünüz.” diye söylenen adam telis torbayı kaldırdığı gibi çöp tenekesinin içine bıraktı. Sonra Zeynep’e dönüp : “Bak kızım! Sakın ola böyle şeyler yeme. Zehirlenirsin yoksa.” diyerek uzaklaştı.“O torbadakileri bir gün önce sizin eşiniz ve komşularınız verdi”, diyemiyordu Zeynep. Onun çocuk yüreği karşısındaki kadar acımasız olamıyor. “Önce bunları bize layık gördünüz, şimdi de layık gördüklerinizi bile esirgiyorsunuz” diyemiyordu, haykırmak istediği sözcükler boğazına kadar gelip orada düğümleniyordu.
    Zeynep kaldırım kenarında, ilaç bekleyen kardeşi evde ağlıyordu. Bir yandan ağlıyor bir yandan da çocuksu sesiyle mırıldanıyordu Zeynep: “Benim suçum ne? Bu eti veren, eti içine koyacağımız eski buzdolabınızı bizden esirgeyen siz amcalarım değil misiniz? Beni eski elbiselere hapseden, sonra da bu bunu bana yakıştıramayan sizlersiniz.


    Peki ! ne benim suçum?
    Benim suçum ne?”

    Evet sevgili dostlar ! sizce suç yüreği tertemiz,
    pırıl pırıl olan bu küçük kızda mı ,yoksa kalpleri taş
    gibi katılaşmış olan bizlerde mi?


  4. 24.Haziran.2011, 16:23
    2
    Silent and lonely rains



    KURBAN BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN

    On bir yaşı; kırmızı ve sarı renkli çiçeklerle süslü siyah şalvarı; ayağında yeşil lastik ayakkabısı, kırmızı çorabı; üstünde kahverengi kazağı ve eskimiş mavi gocuğuyla bir gecekondu çiçeği Zeynep, otobüs bekliyordu. Elinde güçlükle taşıdığı telis bir torba, yüreğinde kardeşi için yüklendiği umut vardı. Kurban bayramından iki gün önceydi. Küçük kardeşi aniden rahatsızlanmıştı. Annesiyle birlikte götürdükleri doktor bir dizi ilaç yazmış, ancak bunları alacak kadar paraları olmadığı için bayramı beklemek zorunda kalmışlardı.
    Kurban bayramlarını hem seviyor, hem de sevmiyordu Zeynep. Sevmiyordu, çünkü hiçbir zaman diğer çocuklar gibi yeni bayramlığı ve parlak ayakkabıları olmamıştı. Ama yılda bir defa da olsa et yemenin keyfine vardığı için seviyordu bayramları. Et yemeyi çok sevse de, doya doya et yememişti şimdiye değin. Ailecek, bayramda komşuların gönderdiği etlerin azını yer, çoğunu da satarak evin ihtiyacını giderirlerdi. Bu bayramda ise daha az et yiyeceklerdi; kardeşi hastaydı ve ilaç için para gerekiyordu.
    Zeynep elinde et dolu telis torba, kendisini şehrin en merhametli kasabı Hakkı amcaya götürecek otobüsü gözlüyordu. Hakkı amca orta halli bir kasaptı. Bayramın üçüncü günü sırf Zeynep için dükkânını açar ve onu beklemeye koyulurdu. Onun getirdiği et benzeri şeyleri ağır pahaya alır, Zeynep’i yüzünde gülücükle yolcu ederdi.
    Uzaktan homurdana homurdana gelen otobüs isteksizce yanaştı durağa. Önce büyükler sonra Zeynep bindi otobüse. Parasını uzattı şoföre ve her bir adımında ardında kırmızı bir leke bırakarak arkalara doğru ilerledi. Zeynep’in telis torbasından sızan kanlar yerleri kırmızıya boyarken, havayı da ağır bir koku kaplamıştı. Et fena bir şekilde kokuyordu. Nasıl kokmasın ki, Zeyneplerin evinde hiçbir zaman etin koyulacağı bir buzdolabı olmamıştı. Kokudan ve lekeden rahatsız olan yolcular, Zeynep’in gül yüzüne tiksinen bir bakış bıraktılar. Durumu fark eden otobüs şoförü azarlamaya başladı Zeynep’i “Ne yapıyorsun öyle. Mahvettin otobüsü. Siz zaten hep böylesiniz. Ne kendinizi temizler, ne de çevrenizi temiz tutarsınız.
    ” Bir başka yolcu daha sert çıkıştı.” “Böyle cahil, kaba insanları toplumun içine almamak gerek. Böyle rezalet olur mu efendim!” Zeynep başını önünde, yutkunarak dinledi söylenenleri. Her söz bir balyoz olup başına, bir zehir olup küçük yüreğine düştü. Cevap veremedi Zeynep. Sadece içinden “Benim suçum ne? Ben annemin dediğini yapıyorum. Küçük kardeşime ilaç alacağım.” diye söylendi. Ve kendisini bir sonraki durakta açılan otobüs kapısından dışarı itilirken buldu. Onunla birlikte inen bir yolcu : “Ver bakalım, ne var torbanda?” diye sert çıktı.
    İsteksizce ve biraz da utanarak uzattı Zeynep elindekini. “Aman Allah’ım bu ne! Leş kokuyor bu torba, hepsi yağ bunların,içinde doğru dürüst et yok.Bunları yerseniz ölürsünüz.” diye söylenen adam telis torbayı kaldırdığı gibi çöp tenekesinin içine bıraktı. Sonra Zeynep’e dönüp : “Bak kızım! Sakın ola böyle şeyler yeme. Zehirlenirsin yoksa.” diyerek uzaklaştı.“O torbadakileri bir gün önce sizin eşiniz ve komşularınız verdi”, diyemiyordu Zeynep. Onun çocuk yüreği karşısındaki kadar acımasız olamıyor. “Önce bunları bize layık gördünüz, şimdi de layık gördüklerinizi bile esirgiyorsunuz” diyemiyordu, haykırmak istediği sözcükler boğazına kadar gelip orada düğümleniyordu.
    Zeynep kaldırım kenarında, ilaç bekleyen kardeşi evde ağlıyordu. Bir yandan ağlıyor bir yandan da çocuksu sesiyle mırıldanıyordu Zeynep: “Benim suçum ne? Bu eti veren, eti içine koyacağımız eski buzdolabınızı bizden esirgeyen siz amcalarım değil misiniz? Beni eski elbiselere hapseden, sonra da bu bunu bana yakıştıramayan sizlersiniz.


    Peki ! ne benim suçum?
    Benim suçum ne?”

    Evet sevgili dostlar ! sizce suç yüreği tertemiz,
    pırıl pırıl olan bu küçük kızda mı ,yoksa kalpleri taş
    gibi katılaşmış olan bizlerde mi?


  5. 02.Nisan.2012, 22:23
    3
    Misafir

    Cevap: bayram ve sevgi ile ilgili kısa hikaye

    Çok teşekkür ederim banada hikaye lazımdı


  6. 02.Nisan.2012, 22:23
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Çok teşekkür ederim banada hikaye lazımdı


  7. 06.Nisan.2014, 16:04
    4
    Misafir

    Cevap: bayram ve sevgi ile ilgili kısa hikaye

    Keşke devamı olsa çok güzel bir hikaye...


  8. 06.Nisan.2014, 16:04
    4
    Cansu BAL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Cansu BAL
    Misafir
    Keşke devamı olsa çok güzel bir hikaye...





+ Yorum Gönder