Konusunu Oylayın.: Cinayetler İle İlgili Konular

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Cinayetler İle İlgili Konular
  1. 23.Haziran.2011, 05:48
    1
    Misafir

    Cinayetler İle İlgili Konular






    Cinayetler İle İlgili Konular Mumsema Cinayetler İle İlgili Konular


  2. 23.Haziran.2011, 05:48
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 23.Haziran.2011, 14:24
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Cinayetler İle İlgili Konular




    Cinayetler-Diyet-Kasama

    İslam fıkhında cinayet, haram olan her iştir. Haram olan her iş, cana, mala, akla ve ırza verdiği zarar için menedilen her şeydir.

    Yüce Allah´ın yaratmış olduğu bir canı ancak kendisi alır. Bu nedenle İslam dini, haksız yere bir canın alınmasını, adam öldürülmesini küfürden sonra en büyük günah olarak görür. İnsanoğlu yaşama hakkına, mülk edinme hakkına, ırz ve hürriyetini koruma hakkına, eşitlik ve öğrenim hakkına sahiptir. Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır.

    "Allah´ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın." (İsra: 17/33)

    Başka bir ayette Yüce Allah şöyle buyurur.

    "Andolsun ki biz insanoğullarını şerefli kıldık. Onların karada ve denizde gezmesini sağladık. Temiz şeylerle onları rızıklandırdık. Yarattıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık." (İsra: 17/70) Bu haklar; renk, dil, din, cinsiyet, coğrafi bölge ve sosyal yapı farklılığı gözetmeden insan olması açısından herkes için gereklidir.

    İslamda insanın dokunulmazlık hakkı son derece garanti altına alınmıştır.. Dini inancı, kişiliği, soyu, sopu ve cinsiyeti ne olursa olsun her insanın hayatı ve değer ifade eden özellikleri islamda garanti altına alınmıştır.

    Peygamberimiz Veda Hutbesi´nde şöyle buyurmuştur:

    "Ey insanlar! Şüphesiz kanlarınız ve mallarınız bu gün nasıl mukaddes bir gün ise, bu ay nasıl mukaddes bir ay ise ve bu belde (Mekke) nasıl mukaddes bir belde ise onlar da öylece mukaddestir ... Her birinizin kanı ve malı ötekine haramdır. Tebliğ ettim şahit ol ya rab!..." Her müslümanın kanı, malı ve ırzı diğer müslümana haramdır. Bu hakların ilki ve korunmaya en layık olanı şüphesiz hayat hakkıdır. Hayat hakkı mukaddes bir hak olup bu hakka saygısızlık etmek helal değildir. Müslümanın mal ve can dokunulmazlığı olduğu gibi müslüman olmayan kitap ehli yahudi ve hıristiyanlar ile hiçbir dine bağlı olmayan ateist ve dinsizlerin de İslam nazarında can ve mallarına dokunulmaz. Ancak savaş durumları bundan müstesna.

    Cinayetler 3 çeşittir:

    1- Kasdi öldürme.

    2- Hatâen (yanlışlıkla) öldürme.

    3- Şüph´i amd ile öldürme. [1]



    1. Kasdi Öldürme:


    Genelde öldürücü olan bir aletle bir şahsı kasden öldürmektir. Bu durumda katil üzerine kısas gerekir. Öldürülen kişi­nin velileri katili affederse o zaman katilin malından hemen ağır diyet ödenmesi vacib olur.

    Haksız yere bile bile adam öldürmek en büyük günahlardandır. Bu çe­şit öldürme; tabanca, başka bir silah çeşidi, taş ve kama gibi bir aletle ola­bileceği gibi, boğma, denize atma, zehirleme ile de olabilir. Şu halde bu öldürme şeklinde iki şey aranır: Biri öldürme kastı, diğeri öldürme vesilesi.Bu iki şart mevcut olduğu halde kişi adam öldürse ´Kasdi öldürme´ sözkonusu olur. [2]



    Kasdi Öldürmenin Hükmü:


    Biri ahiretle diğeri dünya ile ilgili olmak üzere iki hükmü vardır.

    a) Ahiretle ilgili hükmü:

    Haram ve büyük günah oluşudur. Küfürden sonra en büyük günah adam öldürmektir. Bunun cezası cehennemde en şiddetli azaptır. Onun yeri Allah yardım etmezse sürekli kalacağı cehennemdir.

    Delili. Yüce Allah Kur´an-ı Kerim´de şöyle buyurur:

    "Kim bir mü´mi­ni kasten öldürürse, onun cezası sürekli kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lanet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamış­tır. " (Nisa: 4/93)

    Ebu Hureyre (r.a) Rasulullah (s.a.v.)´in şöyle buyurduğunu rivayet eder:

    "Sonu azap olan yedi şeyden sakınınız, Bunlar Allah´ı ortak tanı­mak, sihir yapmak, öldürülmesi gereken müstesna olmak üzere Allah´ın öldürmesini haram kıldığı insanı öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, düşmanla karşı karşıya geldiği gün savaştan kaçmak ve namuslu bir ka­dına iftira etmektir." [3]

    Haksız yere adam öldürmenin haram ve büyük günah olduğu hususun­da müçtehid imamlar arasında hiç bir ihtilaf yoktur. Haksız yere adam öl­dürmeyi helal sayıp öldüren bir kişi kafir olur, sürekli cehennemde kalır, ama helal saymadan öldürürse büyük günah işlemiş olduğu için cehen­nemde uzun bir süre azap görür. Daha sonra yüce Allah dilediğinde onu affeder ve cehennemden çıkarır.

    b) Dünya ile ilgili hükmü:

    Haksız yere bile bile adam öldürmek dünyada da bazı sakıncaları oluşturur. Dünyada oluşabilecek sakıncaların engellenmesi ve hakkın yerini bulması için kısas uygulaması yoluna gidilir.

    Delili. Dünya ile ilgili hükmüne gelince, burda katile kısas cezası uy­gulanır. Allah (c.c.) Kuran-ı Kerim´de şöyle buyurur:

    "Ey iman edenler öldürmede size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadı­na karşı kadın kısas olunur. Ancak öldürülmüş olanın kardeşi (varisi ve velisi) tarafından katilin lehine olarak bir şey bağışlayıp kısas düşürülür­se, ölünün velisine örfe göre güzellikle diyet ödenir, işte böyle affedip di­yet etmek, rabbiniz tarafından size bir hafifletme ve merhamettir. Kim bu bağışlama ve diyet alışından sonra intikam ile tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azap vardır. Ey tam akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır, umulur ki haksız yere adam öldürmekten sakınırsınız. " (Bakara: 2/178-179)

    Kısas cezasının uygulanmasında hayat vardır. Çünkü kısas cezası uy­gulanırsa öldürme olayları azalır. Kimse kimseyi kolay kolay öldürmez.

    Bir kimse, ´Şu adamı öldürürsem, kesinlikle beni de öldürecekler.´ di­yerek bu işten vazgeçer. Böylece bu kişnin hem kendi hayatı hem de öl­dürmek istediği kişinin hayatı kurtulmuş olur.

    Kısastan vazgeçerek affetmek:

    Kasten adam öldürene kısas cezasını uygulamak İslam´ın asli bir hük­müdür. Bu hüküm öldürülenin varislerine ait bir haktır.

    Varisler isterlerse katili affedip kısastan vazgeçebilirler. Ya da kısas ye­rine diyet almayı talep edebilirler. Bu diyet ağır olan diyet şekli olup, ka­tilin malından çıkarılır. Ağır diyetin miktarı ileride açıklanacaktır.

    Haksız yere adam öldürmek hem dünya hem de ahiretle ilgili büyük sorunlar teşkil etmektedir. Yukarıda ifade edildiği gibi ahiretle ilgili sorun büyük bir günah olduğudur. Haliyle cezası cehennemdir. Adam öldür­menin dünya ile ilgili sorununa gelince büyük bir düşmanlık, husumet ve kin doğurduğu içindir. Gereksiz yere adam öldürmenin cezası İslam´ın öngörmüş olduğu kısas ilkesi ile uygulanır.

    Cahiliye döneminde araplardaki kısas sisteminde bir kabilenin fert­lerinden herhangi birisinin işlediği cinayetten tüm kabile sorumlu tutulur­du.Katil ortaya çıkmayınca katilin kabilesindeki diğer kişilerden biri öldürülürdü. Böylece cinayet işleyen ile cinayet işlenilen iki kabile arasında savaş kıvılcımları başlar, kısas uygulamasını genişleterek iki taraf savaşa sürüklenirdi.

    Eğer cinayet işleyenin kavmi itibar ve şeref (!) sahibi bir kavim ise cinayet işlenen kavim bir hak talebinde bulunamazdı. Böylece zalim olan taraf daha da gaddar olurdu. İslam gelince bu zalim sistem için bir sınır koyarak cinayet işleyenin tek başına olarak cinayetinden sorumlu olurdu ve işlediği suçtan dolayı sadece kendisi hesaba çekilirdi. [4]



    2- Hataen (Yanlışlıkla) Öldürme:


    Bir şeyi hedef almışken yanlışlıkla bir şahsa isabet edip onu öldürmesine denir.

    Bu durumda katil kısas edilmez. Ancak üç sene içerisinde katil veya akrabalarınca verilmek üzere hafif diyet gerekir.

    Yanlışlıkla öldürme istemiyerek oluşan öldürme şeklidir.

    Mesela, bir av hayvanına ok atıp okun bir insana isabet etmesi veya bir adamın kayarak başkasının üzerine kayması ile onun ölmesine sebep teş­kil eden öldürmelerdir. [5]



    Yanlışlıkla Öldürmenin Hükmü:


    Bunun da biri ahiretle diğeri dünyada olmak üzere iki hükmü vardır.

    a) Ahiretle ilgili hükmü.

    Affa tabidir, günah ve cezası yoktur. Çünkü kasıtsız ve istemiyerek vu­ku bulan öldürme şeklidir.

    Peygamberimiz (s.a.v.)şöyle buyurmuştur:

    "Şüphesiz Allah yanılma, unutma ve zorlama nedeniyle ümmetimin üzerinden sorumluluğu kaldırmıştır. " [6]

    b) Dünya ile ilgili hükmü.

    Dünya ile ilgili hükmüne gelince ortada herhangi bir kasıt olmadığı için katil kısas edilmez, yani öldürülmez. Ancak bu katil ve akrabalarına hafif diyet gerekir. Bu diyetin üç sene zarfında taksitler ile katil ile birlik­te baba tarafından erkek akrabaları ile birlikte vermeleri gerekir

    Yüce Allah Kuran-ı Kerim´de şöyle buyurur:

    "Yanlışlık dışında bir mü?min diğer bir mü?mini öldüremez. Kim bir mü?mini yanlışlıkla öldürürse mü´min bir köleyi azat etmesi ve ölenin ai­lesine de bir diyet vermesi gerekir, ancak (ölenin ailesi bu diyeti almayıp) bağışlarsa başka." (Nisa: 4/92)

    Yanlışlıkla öldürmede diyetin sadece katile yüklenmesi uygun olmaz.

    Asabe olan (baba tarafından erkek akrabalar) akrabaların da kendisi­ne yardım etmeleri gerekir. Çünkü bu durumda kasıt yok.

    Katil kefaret olarak zaten bir köle azat edecektir. Diyetin tamamının verilmesi altından kalkması mümkün olmayan bir yük olabilir. Akrabalar yardım etmekle hem akrabalık bağını kuvetlendirir hem de yardımlaşma­yı sağlarlar.

    İmam Şafii şöyle der:

    "Hz. Peygamber hataen adam öldürmede diyeti katilin akrabalarının üç yılda ödemelerine hükmetmiştir."

    İslam alimleri diyetin üç senede ve her sene üçte bir alınması hususun­da mutabık kalmışlardır. Hataen öldürmenin diyetinin katilin akrabaları tarafından ödeneceği hususunda da ittifak etmişlerdir. [7]

    Hataen öldürme olayı kasdi öldürmeden tamamıyla farklıdır, çünkü burda öldürme kasdı yoktur. Bu sebeplerden ötürü katil kısas edilmez. Ancak maktulun varislerine hafif diyet verilir.

    Yukarıda ifade edeldiği gibi hataen öldürmede gereken hafif diyetin ödenmesi katilin akrabalarına düşer. Buna delil olarak Ebu Hureyre (r.a.) şöyle rivayet etmektedir. "Huzeyl kabilesinden iki kadın birbiri ile dövüştü. Bunlardan biri diğerine bir taş attı, kadını ve karnındaki cenini (çocuğunu) öldürdü. Daha sonra Resulullah´ın yanında davalaştılar. Resulullah ceninin (karnındaki çocuğun) diyetini tam diyet bedelinin onda birinin yarısına ulaşacak erkek ve dişi bir köle olduğuna hükmetti. Kadının diyetinin de katil kadının erkek akrabaları üzerinde olmasına hükmetti." [8]

    3- Şüph-i Amd İle (Kasde Benzer) Öldürme:


    Çoğunlukla öldürücü olmayan bir aletle bir kişiyi vurarak öldürmesine denir. Bu du­rumda da katil kısas edilmez. Yalnız katil ve akrabaları, üç sene içinde verilmek üzere ağır diyet ödemeleri gerekir.

    Kaste benzer öldürme, öldürücü olmayan bir aletle haksız yere bir ki­şiye vurup onu öldürmektir. Mesela bir değnekle birine vurup onun tehli­keli yerine isabet ettiği için ölümüne sebebiyet vermek, kaste benzer öl­dürme şeklidir. Kaste benzer öldürmenin hükmü: Bu çeşit öldürmenin de biri uhrevi, diğeri dünyevi olmak üzere iki hükmü vardır.

    -Uhrevi hükmü, günah oluşudur. Çünkü her ne kadar öldürme kastedilmemişse yine de hakaret söz konusudur. Katil olayı ile ölümüne sebep olmuştur. Ancak bunun azabı kasdi öldürme azabından daha azdır.

    -Dünyevi hükmüne gelince, katil öldürme gayesinde olmadığı için onun hakkında kısas cezası uygulanmaz. Ancak ağır diyet verilmesi gere­kir. Yalnız burdaki ağır diyetin kasti ödürme ağır diyetten şu farkı vardır: Tecilli olarak üç sene içerisinde verilir. Kasti öldürmede diyet peşindir.

    Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

    "Kaste benzer öldürmenin diyeti, kasten öldürmenin diyeti gibi ağırdır, ancak sahibi öldürülmez." [1] Bu diyet sadece katile yüklenmez katilin asabe olan baba tarafından erkek ak­rabalarının da yardım etmeleri gerekir.

    Muğıyre bin Şu´be şöyle nakletmiştir: Bir kadın kıl kamçısıyla koca­sının hamile olan diğer zevcesine vurup öldürdü.Hz. Peygamber (s.a.v.) maktule kadının diyetini, katilin asabe durumunda olan varislerine yükle­di." [2] Diyet vermek hususunda katilin en yakın akrabası sonra daha ya­kın olanı ilk sırada yer alırlar. Baba veya oğullar, diyetten hiç bir şey ver­mekle mükellef değildirler. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyur­muştur: "Çocuk babasının cinayetinden dolahı hiç bir şey vermez. Baba da çocuğunun cinayetinden dolayı hiç bir şey vermez." [3] [4]



    Kısasın Vücubunun Şartları


    Kısasın vücubunun şartları dörttür:

    1. Katilin ergenlik çağına girmiş olması.

    2. Katilin akıllı olması.

    3. Katilin öldürülenin babası olmaması.

    4. Maktulün, kölelik ve kâfirlik itibarı ile katilden noksan derecede ol­maması.

    Kısasının vücubunun şartlarından ergenlik çağma girmek ve akıllı ol­mak. Bu şartları mükellefliği gerektirdiğinden bu ön şartları taşımayan ukubet ehli sayılmaz. Çünkü onların kasten öldürülmeleri sahih bir itiba­ra alınamaz. Her ne kadar öldürmeleri kasdi olsa da yine de kısas uygu­lanmaz. Kasdi adam öldüren çocuk baliğ olursa ve kasten öldüren deli olup daha sonra aklı başına gelirse yine de kısas uygulanmaz. Akıllı ve baliğ olup adam öldürdükten sonra deliren kişi yine de kısas edilir. Çün­kü olay sırasında mükellef idi. Katilin, maktulün babası olması duru­munda yine kısas uygulanmaz. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş­tur:

    "Baba çocuğunu öldürme sebebiyle kısas olunmaz" [5]

    Dördüncü şart olarak katilin maktulden kafirlik ve hürriyet itibarı ile noksan derecede olmaması gerekir. Hz. Ali bir hadiste şöyle rivayet eder:

    "Bir müslüman bir kafirin ölümünden dolayı öldürülmez" [6]

    Yüce Allah Kur´an-ı Kerim´de şöyle buyurur:

    "Ey iman edenler! Öl­dürmelerde üzerinize kısas farz kılındı. Hüre karşılık, hür, köleye karşılık köle kısas edilir" (Bakara: 2/178) Bir hadisi şerifte Allah resulü şöyle buyurmuştur:

    "Bir hür, bir köleden ötürü öldürülemez" [7]

    Bir kişi bir topluluk tarafından öldürülmüş ise o topluluğun hepsi kısas edilir. Aralarında öldürme yoluyla kısas uygulanan iki kişi için, uzuvlar kısası da uygulanır. Uzuvlar kısasında ise yukarıda zikrettiğimiz şartlarla birlikte iki şart daha vardır:

    Bunlardan ilki, uzuvların birbirinin misli olmaları gerekir. Sağ uzuv karşılığında sağ uzuv, sol uzuv karşılığında sol uzvun kesil­mesi gerekir.

    İkincisi de, karşılıklı uzuvlardan bir tarafın felçli olmaması gerekir. Mafsallardan kesilen bütün uzuvlar için kısas vardır. Kemiğe dayanma dışındaki yaralamalarda kısas uygulanmaz.

    Bir kişinin ölümüne sebebiyet veren çok sayıda bir topluluk ise toplu­luğun hepsi kısas edilir. Çünkü ortak olarak hepsi aynı suçu işlemişler.

    Said bin Müseyyeb´ten rivayetle, Hz. Ömer bir kişiye karşılık beş ve­ya yedi kişiye kısas cezasını uygularken şöyle rivayet edilmiştir: "Eğer tüm Sana halkı bu öldürme işine iştirak etseydi tümünü öldürürdüm.[8]

    Uzuvlar diyetinin kısası için yüce Allah ayeti kerimede şöyle buyurmştur:

    "Tevratta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, ku­lağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır) yaralarda kısastır (her yarala­ma, misli ile cezalandırılır)." (Maide: 5/45)

    Kısasta temel şart olan eşitlik ilkesine uyulur. Sağlam organ karşılığın­da sağlam organ kesilir. Felçli ve sakat olan bir organ karşılığında sağlam organ kesilmez. Buna diyet lazım gelir. Ancak sağlam uzuv karşılığında felçli ve sakat uzvu kesmek caizdir.

    Bir kaç kişi beraberce birini öldürürse hepsine aynı kısas cezası tatbik edilmesi gerekliği gibi bir kişinin organını

    kesen bir topluluğun hepsinin aynı organı kesilir.

    Kısas cezası şu şekilde uygulanır.

    Maktulün velisinin kıssası bizzat infaz etmesi için şu iki şart gereklidir:

    1- Devlet Başkanı veya yetkili hakimin izniyle olması gerekir,

    2- Adam öldürme cinayetini ancak velinin kendisi infaz edebilir. Uzuvlar cinayeti ise hakim tarafından tatbik edilmelidir. Çünkü fazla kes­melerinden korkulur.



    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Ebu Davud, 454.

    [2] Müslim, 1681.

    [3] Ehu Davud, 4206, Nesai, 8/53

    [4] Kadı Ebu Şuca?, Ğayet?ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları:

    [5] Tirmizi, l400; Beyhaki, 8/38.

    [6] Buhari, 6507.

    [7] Neyl´ül Evtar, 7/90.

    [8] El Muvatta, İmam Malik, 2/871.

    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Kadı Ebu Şuca?, Ğayet?ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 495-496.

    [2] Kadı Ebu Şuca?, Ğayet?ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 496.

    [3] Buhari, 2615, Müslim, 89; Ebu Davud, 2874.

    [4] Kadı Ebu Şuca?, Ğayet?ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 496-498.

    [5] Kadı Ebu Şuca?, Ğayet?ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 499.

    [6] İbni Mace, 2045.

    [7] Neyl?ul Evtar, 7/90

    [8] Buhari, 6512, Müslim, 1681.

    Kadı Ebu Şuca?, Ğayet?ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 499-500.


  4. 23.Haziran.2011, 14:24
    2
    Silent and lonely rains



    Cinayetler-Diyet-Kasama

    İslam fıkhında cinayet, haram olan her iştir. Haram olan her iş, cana, mala, akla ve ırza verdiği zarar için menedilen her şeydir.

    Yüce Allah´ın yaratmış olduğu bir canı ancak kendisi alır. Bu nedenle İslam dini, haksız yere bir canın alınmasını, adam öldürülmesini küfürden sonra en büyük günah olarak görür. İnsanoğlu yaşama hakkına, mülk edinme hakkına, ırz ve hürriyetini koruma hakkına, eşitlik ve öğrenim hakkına sahiptir. Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır.

    "Allah´ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın." (İsra: 17/33)

    Başka bir ayette Yüce Allah şöyle buyurur.

    "Andolsun ki biz insanoğullarını şerefli kıldık. Onların karada ve denizde gezmesini sağladık. Temiz şeylerle onları rızıklandırdık. Yarattıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık." (İsra: 17/70) Bu haklar; renk, dil, din, cinsiyet, coğrafi bölge ve sosyal yapı farklılığı gözetmeden insan olması açısından herkes için gereklidir.

    İslamda insanın dokunulmazlık hakkı son derece garanti altına alınmıştır.. Dini inancı, kişiliği, soyu, sopu ve cinsiyeti ne olursa olsun her insanın hayatı ve değer ifade eden özellikleri islamda garanti altına alınmıştır.

    Peygamberimiz Veda Hutbesi´nde şöyle buyurmuştur:

    "Ey insanlar! Şüphesiz kanlarınız ve mallarınız bu gün nasıl mukaddes bir gün ise, bu ay nasıl mukaddes bir ay ise ve bu belde (Mekke) nasıl mukaddes bir belde ise onlar da öylece mukaddestir ... Her birinizin kanı ve malı ötekine haramdır. Tebliğ ettim şahit ol ya rab!..." Her müslümanın kanı, malı ve ırzı diğer müslümana haramdır. Bu hakların ilki ve korunmaya en layık olanı şüphesiz hayat hakkıdır. Hayat hakkı mukaddes bir hak olup bu hakka saygısızlık etmek helal değildir. Müslümanın mal ve can dokunulmazlığı olduğu gibi müslüman olmayan kitap ehli yahudi ve hıristiyanlar ile hiçbir dine bağlı olmayan ateist ve dinsizlerin de İslam nazarında can ve mallarına dokunulmaz. Ancak savaş durumları bundan müstesna.

    Cinayetler 3 çeşittir:

    1- Kasdi öldürme.

    2- Hatâen (yanlışlıkla) öldürme.

    3- Şüph´i amd ile öldürme. [1]



    1. Kasdi Öldürme:


    Genelde öldürücü olan bir aletle bir şahsı kasden öldürmektir. Bu durumda katil üzerine kısas gerekir. Öldürülen kişi­nin velileri katili affederse o zaman katilin malından hemen ağır diyet ödenmesi vacib olur.

    Haksız yere bile bile adam öldürmek en büyük günahlardandır. Bu çe­şit öldürme; tabanca, başka bir silah çeşidi, taş ve kama gibi bir aletle ola­bileceği gibi, boğma, denize atma, zehirleme ile de olabilir. Şu halde bu öldürme şeklinde iki şey aranır: Biri öldürme kastı, diğeri öldürme vesilesi.Bu iki şart mevcut olduğu halde kişi adam öldürse ´Kasdi öldürme´ sözkonusu olur. [2]



    Kasdi Öldürmenin Hükmü:


    Biri ahiretle diğeri dünya ile ilgili olmak üzere iki hükmü vardır.

    a) Ahiretle ilgili hükmü:

    Haram ve büyük günah oluşudur. Küfürden sonra en büyük günah adam öldürmektir. Bunun cezası cehennemde en şiddetli azaptır. Onun yeri Allah yardım etmezse sürekli kalacağı cehennemdir.

    Delili. Yüce Allah Kur´an-ı Kerim´de şöyle buyurur:

    "Kim bir mü´mi­ni kasten öldürürse, onun cezası sürekli kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lanet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamış­tır. " (Nisa: 4/93)

    Ebu Hureyre (r.a) Rasulullah (s.a.v.)´in şöyle buyurduğunu rivayet eder:

    "Sonu azap olan yedi şeyden sakınınız, Bunlar Allah´ı ortak tanı­mak, sihir yapmak, öldürülmesi gereken müstesna olmak üzere Allah´ın öldürmesini haram kıldığı insanı öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, düşmanla karşı karşıya geldiği gün savaştan kaçmak ve namuslu bir ka­dına iftira etmektir." [3]

    Haksız yere adam öldürmenin haram ve büyük günah olduğu hususun­da müçtehid imamlar arasında hiç bir ihtilaf yoktur. Haksız yere adam öl­dürmeyi helal sayıp öldüren bir kişi kafir olur, sürekli cehennemde kalır, ama helal saymadan öldürürse büyük günah işlemiş olduğu için cehen­nemde uzun bir süre azap görür. Daha sonra yüce Allah dilediğinde onu affeder ve cehennemden çıkarır.

    b) Dünya ile ilgili hükmü:

    Haksız yere bile bile adam öldürmek dünyada da bazı sakıncaları oluşturur. Dünyada oluşabilecek sakıncaların engellenmesi ve hakkın yerini bulması için kısas uygulaması yoluna gidilir.

    Delili. Dünya ile ilgili hükmüne gelince, burda katile kısas cezası uy­gulanır. Allah (c.c.) Kuran-ı Kerim´de şöyle buyurur:

    "Ey iman edenler öldürmede size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadı­na karşı kadın kısas olunur. Ancak öldürülmüş olanın kardeşi (varisi ve velisi) tarafından katilin lehine olarak bir şey bağışlayıp kısas düşürülür­se, ölünün velisine örfe göre güzellikle diyet ödenir, işte böyle affedip di­yet etmek, rabbiniz tarafından size bir hafifletme ve merhamettir. Kim bu bağışlama ve diyet alışından sonra intikam ile tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azap vardır. Ey tam akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır, umulur ki haksız yere adam öldürmekten sakınırsınız. " (Bakara: 2/178-179)

    Kısas cezasının uygulanmasında hayat vardır. Çünkü kısas cezası uy­gulanırsa öldürme olayları azalır. Kimse kimseyi kolay kolay öldürmez.

    Bir kimse, ´Şu adamı öldürürsem, kesinlikle beni de öldürecekler.´ di­yerek bu işten vazgeçer. Böylece bu kişnin hem kendi hayatı hem de öl­dürmek istediği kişinin hayatı kurtulmuş olur.

    Kısastan vazgeçerek affetmek:

    Kasten adam öldürene kısas cezasını uygulamak İslam´ın asli bir hük­müdür. Bu hüküm öldürülenin varislerine ait bir haktır.

    Varisler isterlerse katili affedip kısastan vazgeçebilirler. Ya da kısas ye­rine diyet almayı talep edebilirler. Bu diyet ağır olan diyet şekli olup, ka­tilin malından çıkarılır. Ağır diyetin miktarı ileride açıklanacaktır.

    Haksız yere adam öldürmek hem dünya hem de ahiretle ilgili büyük sorunlar teşkil etmektedir. Yukarıda ifade edildiği gibi ahiretle ilgili sorun büyük bir günah olduğudur. Haliyle cezası cehennemdir. Adam öldür­menin dünya ile ilgili sorununa gelince büyük bir düşmanlık, husumet ve kin doğurduğu içindir. Gereksiz yere adam öldürmenin cezası İslam´ın öngörmüş olduğu kısas ilkesi ile uygulanır.

    Cahiliye döneminde araplardaki kısas sisteminde bir kabilenin fert­lerinden herhangi birisinin işlediği cinayetten tüm kabile sorumlu tutulur­du.Katil ortaya çıkmayınca katilin kabilesindeki diğer kişilerden biri öldürülürdü. Böylece cinayet işleyen ile cinayet işlenilen iki kabile arasında savaş kıvılcımları başlar, kısas uygulamasını genişleterek iki taraf savaşa sürüklenirdi.

    Eğer cinayet işleyenin kavmi itibar ve şeref (!) sahibi bir kavim ise cinayet işlenen kavim bir hak talebinde bulunamazdı. Böylece zalim olan taraf daha da gaddar olurdu. İslam gelince bu zalim sistem için bir sınır koyarak cinayet işleyenin tek başına olarak cinayetinden sorumlu olurdu ve işlediği suçtan dolayı sadece kendisi hesaba çekilirdi. [4]



    2- Hataen (Yanlışlıkla) Öldürme:


    Bir şeyi hedef almışken yanlışlıkla bir şahsa isabet edip onu öldürmesine denir.

    Bu durumda katil kısas edilmez. Ancak üç sene içerisinde katil veya akrabalarınca verilmek üzere hafif diyet gerekir.

    Yanlışlıkla öldürme istemiyerek oluşan öldürme şeklidir.

    Mesela, bir av hayvanına ok atıp okun bir insana isabet etmesi veya bir adamın kayarak başkasının üzerine kayması ile onun ölmesine sebep teş­kil eden öldürmelerdir. [5]



    Yanlışlıkla Öldürmenin Hükmü:


    Bunun da biri ahiretle diğeri dünyada olmak üzere iki hükmü vardır.

    a) Ahiretle ilgili hükmü.

    Affa tabidir, günah ve cezası yoktur. Çünkü kasıtsız ve istemiyerek vu­ku bulan öldürme şeklidir.

    Peygamberimiz (s.a.v.)şöyle buyurmuştur:

    "Şüphesiz Allah yanılma, unutma ve zorlama nedeniyle ümmetimin üzerinden sorumluluğu kaldırmıştır. " [6]

    b) Dünya ile ilgili hükmü.

    Dünya ile ilgili hükmüne gelince ortada herhangi bir kasıt olmadığı için katil kısas edilmez, yani öldürülmez. Ancak bu katil ve akrabalarına hafif diyet gerekir. Bu diyetin üç sene zarfında taksitler ile katil ile birlik­te baba tarafından erkek akrabaları ile birlikte vermeleri gerekir

    Yüce Allah Kuran-ı Kerim´de şöyle buyurur:

    "Yanlışlık dışında bir mü?min diğer bir mü?mini öldüremez. Kim bir mü?mini yanlışlıkla öldürürse mü´min bir köleyi azat etmesi ve ölenin ai­lesine de bir diyet vermesi gerekir, ancak (ölenin ailesi bu diyeti almayıp) bağışlarsa başka." (Nisa: 4/92)

    Yanlışlıkla öldürmede diyetin sadece katile yüklenmesi uygun olmaz.

    Asabe olan (baba tarafından erkek akrabalar) akrabaların da kendisi­ne yardım etmeleri gerekir. Çünkü bu durumda kasıt yok.

    Katil kefaret olarak zaten bir köle azat edecektir. Diyetin tamamının verilmesi altından kalkması mümkün olmayan bir yük olabilir. Akrabalar yardım etmekle hem akrabalık bağını kuvetlendirir hem de yardımlaşma­yı sağlarlar.

    İmam Şafii şöyle der:

    "Hz. Peygamber hataen adam öldürmede diyeti katilin akrabalarının üç yılda ödemelerine hükmetmiştir."

    İslam alimleri diyetin üç senede ve her sene üçte bir alınması hususun­da mutabık kalmışlardır. Hataen öldürmenin diyetinin katilin akrabaları tarafından ödeneceği hususunda da ittifak etmişlerdir. [7]

    Hataen öldürme olayı kasdi öldürmeden tamamıyla farklıdır, çünkü burda öldürme kasdı yoktur. Bu sebeplerden ötürü katil kısas edilmez. Ancak maktulun varislerine hafif diyet verilir.

    Yukarıda ifade edeldiği gibi hataen öldürmede gereken hafif diyetin ödenmesi katilin akrabalarına düşer. Buna delil olarak Ebu Hureyre (r.a.) şöyle rivayet etmektedir. "Huzeyl kabilesinden iki kadın birbiri ile dövüştü. Bunlardan biri diğerine bir taş attı, kadını ve karnındaki cenini (çocuğunu) öldürdü. Daha sonra Resulullah´ın yanında davalaştılar. Resulullah ceninin (karnındaki çocuğun) diyetini tam diyet bedelinin onda birinin yarısına ulaşacak erkek ve dişi bir köle olduğuna hükmetti. Kadının diyetinin de katil kadının erkek akrabaları üzerinde olmasına hükmetti." [8]

    3- Şüph-i Amd İle (Kasde Benzer) Öldürme:


    Çoğunlukla öldürücü olmayan bir aletle bir kişiyi vurarak öldürmesine denir. Bu du­rumda da katil kısas edilmez. Yalnız katil ve akrabaları, üç sene içinde verilmek üzere ağır diyet ödemeleri gerekir.

    Kaste benzer öldürme, öldürücü olmayan bir aletle haksız yere bir ki­şiye vurup onu öldürmektir. Mesela bir değnekle birine vurup onun tehli­keli yerine isabet ettiği için ölümüne sebebiyet vermek, kaste benzer öl­dürme şeklidir. Kaste benzer öldürmenin hükmü: Bu çeşit öldürmenin de biri uhrevi, diğeri dünyevi olmak üzere iki hükmü vardır.

    -Uhrevi hükmü, günah oluşudur. Çünkü her ne kadar öldürme kastedilmemişse yine de hakaret söz konusudur. Katil olayı ile ölümüne sebep olmuştur. Ancak bunun azabı kasdi öldürme azabından daha azdır.

    -Dünyevi hükmüne gelince, katil öldürme gayesinde olmadığı için onun hakkında kısas cezası uygulanmaz. Ancak ağır diyet verilmesi gere­kir. Yalnız burdaki ağır diyetin kasti ödürme ağır diyetten şu farkı vardır: Tecilli olarak üç sene içerisinde verilir. Kasti öldürmede diyet peşindir.

    Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

    "Kaste benzer öldürmenin diyeti, kasten öldürmenin diyeti gibi ağırdır, ancak sahibi öldürülmez." [1] Bu diyet sadece katile yüklenmez katilin asabe olan baba tarafından erkek ak­rabalarının da yardım etmeleri gerekir.

    Muğıyre bin Şu´be şöyle nakletmiştir: Bir kadın kıl kamçısıyla koca­sının hamile olan diğer zevcesine vurup öldürdü.Hz. Peygamber (s.a.v.) maktule kadının diyetini, katilin asabe durumunda olan varislerine yükle­di." [2] Diyet vermek hususunda katilin en yakın akrabası sonra daha ya­kın olanı ilk sırada yer alırlar. Baba veya oğullar, diyetten hiç bir şey ver­mekle mükellef değildirler. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyur­muştur: "Çocuk babasının cinayetinden dolahı hiç bir şey vermez. Baba da çocuğunun cinayetinden dolayı hiç bir şey vermez." [3] [4]



    Kısasın Vücubunun Şartları


    Kısasın vücubunun şartları dörttür:

    1. Katilin ergenlik çağına girmiş olması.

    2. Katilin akıllı olması.

    3. Katilin öldürülenin babası olmaması.

    4. Maktulün, kölelik ve kâfirlik itibarı ile katilden noksan derecede ol­maması.

    Kısasının vücubunun şartlarından ergenlik çağma girmek ve akıllı ol­mak. Bu şartları mükellefliği gerektirdiğinden bu ön şartları taşımayan ukubet ehli sayılmaz. Çünkü onların kasten öldürülmeleri sahih bir itiba­ra alınamaz. Her ne kadar öldürmeleri kasdi olsa da yine de kısas uygu­lanmaz. Kasdi adam öldüren çocuk baliğ olursa ve kasten öldüren deli olup daha sonra aklı başına gelirse yine de kısas uygulanmaz. Akıllı ve baliğ olup adam öldürdükten sonra deliren kişi yine de kısas edilir. Çün­kü olay sırasında mükellef idi. Katilin, maktulün babası olması duru­munda yine kısas uygulanmaz. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş­tur:

    "Baba çocuğunu öldürme sebebiyle kısas olunmaz" [5]

    Dördüncü şart olarak katilin maktulden kafirlik ve hürriyet itibarı ile noksan derecede olmaması gerekir. Hz. Ali bir hadiste şöyle rivayet eder:

    "Bir müslüman bir kafirin ölümünden dolayı öldürülmez" [6]

    Yüce Allah Kur´an-ı Kerim´de şöyle buyurur:

    "Ey iman edenler! Öl­dürmelerde üzerinize kısas farz kılındı. Hüre karşılık, hür, köleye karşılık köle kısas edilir" (Bakara: 2/178) Bir hadisi şerifte Allah resulü şöyle buyurmuştur:

    "Bir hür, bir köleden ötürü öldürülemez" [7]

    Bir kişi bir topluluk tarafından öldürülmüş ise o topluluğun hepsi kısas edilir. Aralarında öldürme yoluyla kısas uygulanan iki kişi için, uzuvlar kısası da uygulanır. Uzuvlar kısasında ise yukarıda zikrettiğimiz şartlarla birlikte iki şart daha vardır:

    Bunlardan ilki, uzuvların birbirinin misli olmaları gerekir. Sağ uzuv karşılığında sağ uzuv, sol uzuv karşılığında sol uzvun kesil­mesi gerekir.

    İkincisi de, karşılıklı uzuvlardan bir tarafın felçli olmaması gerekir. Mafsallardan kesilen bütün uzuvlar için kısas vardır. Kemiğe dayanma dışındaki yaralamalarda kısas uygulanmaz.

    Bir kişinin ölümüne sebebiyet veren çok sayıda bir topluluk ise toplu­luğun hepsi kısas edilir. Çünkü ortak olarak hepsi aynı suçu işlemişler.

    Said bin Müseyyeb´ten rivayetle, Hz. Ömer bir kişiye karşılık beş ve­ya yedi kişiye kısas cezasını uygularken şöyle rivayet edilmiştir: "Eğer tüm Sana halkı bu öldürme işine iştirak etseydi tümünü öldürürdüm.[8]

    Uzuvlar diyetinin kısası için yüce Allah ayeti kerimede şöyle buyurmştur:

    "Tevratta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, ku­lağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır) yaralarda kısastır (her yarala­ma, misli ile cezalandırılır)." (Maide: 5/45)

    Kısasta temel şart olan eşitlik ilkesine uyulur. Sağlam organ karşılığın­da sağlam organ kesilir. Felçli ve sakat olan bir organ karşılığında sağlam organ kesilmez. Buna diyet lazım gelir. Ancak sağlam uzuv karşılığında felçli ve sakat uzvu kesmek caizdir.

    Bir kaç kişi beraberce birini öldürürse hepsine aynı kısas cezası tatbik edilmesi gerekliği gibi bir kişinin organını

    kesen bir topluluğun hepsinin aynı organı kesilir.

    Kısas cezası şu şekilde uygulanır.

    Maktulün velisinin kıssası bizzat infaz etmesi için şu iki şart gereklidir:

    1- Devlet Başkanı veya yetkili hakimin izniyle olması gerekir,

    2- Adam öldürme cinayetini ancak velinin kendisi infaz edebilir. Uzuvlar cinayeti ise hakim tarafından tatbik edilmelidir. Çünkü fazla kes­melerinden korkulur.



    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Ebu Davud, 454.

    [2] Müslim, 1681.

    [3] Ehu Davud, 4206, Nesai, 8/53

    [4] Kadı Ebu Şuca?, Ğayet?ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları:

    [5] Tirmizi, l400; Beyhaki, 8/38.

    [6] Buhari, 6507.

    [7] Neyl´ül Evtar, 7/90.

    [8] El Muvatta, İmam Malik, 2/871.

    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Kadı Ebu Şuca?, Ğayet?ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 495-496.

    [2] Kadı Ebu Şuca?, Ğayet?ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 496.

    [3] Buhari, 2615, Müslim, 89; Ebu Davud, 2874.

    [4] Kadı Ebu Şuca?, Ğayet?ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 496-498.

    [5] Kadı Ebu Şuca?, Ğayet?ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 499.

    [6] İbni Mace, 2045.

    [7] Neyl?ul Evtar, 7/90

    [8] Buhari, 6512, Müslim, 1681.

    Kadı Ebu Şuca?, Ğayet?ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 499-500.





+ Yorum Gönder