Konusunu Oylayın.: Cenaze İle İlgili Sorular

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Cenaze İle İlgili Sorular
  1. 23.Haziran.2011, 05:38
    1
    Misafir

    Cenaze İle İlgili Sorular






    Cenaze İle İlgili Sorular Mumsema Cenaze İle İlgili Sorular


  2. 23.Haziran.2011, 05:38
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 23.Haziran.2011, 22:28
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Cenaze İle İlgili Sorular




    SORU: Peygamber'in (sa.) cenaze namazı kılınmış mıdır? Kılınmış ise kıldıran kimdir?
    CEVAP: Peygamberimizin cenaze namazı kılınmıştır. Ancak müslümanların halifesi olmadığı için cemaat halinde değil, münferiden kılınmıştır. Önce Hazret-i Ebubekir (ra.) Peygamber'in huzuruna girerek cenaze namazını kıldı. Sonra sıra ile Hazret-i Ömer (ra.), arkasından Hazret-i Osman (ra.) onun arkasından Hazret-i Talha, sonra Hazret-i Zübeyr, sonra peyderpey müslümanlar namazı kılmışlardır.

    SORU: Cenaze namazının ayakkabı ile kılınması meselesini açıklar mısınız?
    CEVAP: Cenaze namazıyla diğer namazlar arasında bir fark yoktur. Yani diğer namazlarda necis (pis) şeylerden temizlenmek şart olduğu gibi cenaze namazında da şarttır. Bu nedenle ayakkabısı temiz olan kimse diğer vakit namazlarını ayakkabıları ile kılabildiği gibi cenaze namazını da kılabilir. Eğer ayakkabı temiz olmazsa onlarla ne vakit ne de cenaze namazı kılınamaz. îbn-i Abidin, -Allah rahmet etsin- bu konuda şöyle diyor: Bazı yerlerde cenaze namazını kılmak için meyyit caminin dışına bırakılıp ayakkabı ile namaz kılınıyor. Böylece birçok kimsenin namazı batıl olmaktadır. Çünkü necaset yaygın olduğu halde müteneccis (pislenmiş) olan ayakkabılarını çıkarmıyorlar. Bu nedenle camide cenaze namazını kılmakta bir sakınca yoktur. Görüldüğü gibi İbn'i Abidin gibi bir zat bu meseleyi ele alarak ayakkabı müteneccis olduğu takdirde cenaze namazının kılınamayacağını beyân ediyor. Halk buna riâyet etmiyorsa onun caiz olduğu anlamına gelmez. Hepimizin giydiği ayakkabı temizdir diye bir hüküm veremeyiz. Ancak bir kimsenin ayakkabısı yeni ise veya eski olup da üzerine necaset değmemiş veya cüssesi bulunan yani el ile tutulacak bir necaset ona değmiş fakat kurumadan evvel silinmiş ise Hanefi mezhebinde tahir sayıldığı için sair namazlar onunla kılmabildiği gibi cenaze namazı da onunla kılınabilir.

    SORU: Cenaze namazı kılınacak vakitlerde camilerde namazların tesbihatı terk edilmekte, buna mukabil birtakım lüzumsuz konuşmalar, nutuklar ve merasimler gibi bahanelerle cenaze bir hayli geç defnedilmektedir. Namazın tesbihatlannın terkine ne buyurulur?
    CEVAP: Bilindiği gibi ölüm tahakkuk edince cenazenin bir an evvel namazını kılıp defnetmek için acele etmek sünnettir. Peygamberimiz (sa.) Talha bin Beraa hakkında şöyle buyuruyor: "Ölünce cenaze namazını kılmak için bana haber veriniz. Bu hususta geç kalmayınız. Bir müslümanın cenazesi aile efradı arasında bekletilmesi doğru değildir". Görüldüğü gibi teçhiz, tekfin ve defn hususunda acele etmek sünnettir. Ama bunun mânâsı koşa koşa abdest almak, acele acele vakit namazını kılmak, sonra teşbih ve duayı terk etmek demek değildir. Tersine maksat gerekli olmadığı halde onu bekletmektir. Bu nedenle namazın teşbih ve sünnet olan zikrini terk etmek sünnet olamaz. Çünkü namazın akabindeki zikir, teşbih ve dua her zaman için sünnettir. Peygamber (sa.) cenaze olduğu zaman bunları terk ediniz dememiştir. Ancak farz ve vacip olmadığı için terkinden dolayı günaha girilmiş olmaz.

    SORU: Ölüm döşeğinde bulunan kimsenin yanında Yasin-i Şerif okunur. Bunun aslı var mıdır?
    CEVAP: Ölüm döşeğinde bulunan kimsenin yanında Yasin-i Şerif okumak sünnettir. Peygamber (sa.): "Ölülerinize Yasin okuyunuz" buyurmuştur. (Ebû Davûd ve İbn'i Hibban rivayet etmişlerdir). İbn'i Hibban: "Ölülerinize Yasin okuyunuz" demekten maksat ölüm döşeğinde bulunan yani ölmek üzere olan kimseye Yasin-i Şerif okuyunuz demektir, der. Yalnız İbn'i er-Rifa hadîsi tevîl etmeden olduğu gibi kabul ediyor: "Yani ölmüş olan kimseler için Yasin-i Şerif okuyunuz". Peygamber (sa.) bir hadîs-i şerifinde şöyle buyuruyor: "Ölüm döşeğinde bulunan kimsenin yanında Yasin okunsa mutlaka Allah Teâlâ ölümünü kolaylaştırır".

    SORU: Ölmüş olan kimseyi öpmek caiz midir?
    CEVAP: Ölmüş olan kimseyi öpmekte beis yoktur. Zira Hz. Peygamber (sa.) ruhunu Mevlasına teslim etmiş olan Osman bin Maz'ûn'u öptü. Hz. Ebû Bekir es-Sıddık (ra.) Refik-i Alaya intikal eden Hz. Peygamberi iki gözleri arasından öpüp: "Ey Peygamber, ey seçkin insan!" diyerek hasretini giderdi.

    SORU: Müslüman olan bir kimse bir gayr-i müslimi yıkayabilir mi?
    CEVAP: Müslüman olan bir kimsenin bir gayr-i müslimi yıkaması caiz değildir. Hz. Ali, babası ölünce Peygamber'e (sa.) 'Yaşlı ve sapık amcan öldü" dedi. Bunun üzerine Peygamber (sa.) kendisine: "Git babanı toprağa ver, bana dönünceye kadar da bir şey konuşma" buyurdu. Hz. Ali diyor ki: "Ben de gidip onu toprağa verdim ve Peygamber'e döndüm. Bunun üzerine Peygamber (sa.) bana yıkanmamı emretti, ben de yıkandım. Sonra Resûlüllah bana dua etti" (Ahmed, Ebû Davûd, Nesai ve Beyhakî rivayet etmişlerdir.) Görüldüğü gibi Hz. Ali (ra.) babasını yıkamadı ve yıkaması söz konusu olmadı.

    SORU: İntihar eden veya içki içen kimsenin cenaze namazını kılmak caiz midir?
    CEVAP: İslâm dininde intihar etmek, içki içmek, namazı terketmek ve zina gibi bir günah işlemek büyük bir vebaldir. Fakat Ehli sünnet ve'1-Cemaat'e göre küfre vesile değildir. Yani bir kimse kelime-i tevhidi getirip İslâm'ın bütün ahkâmını kabul ederse adı geçen günahlardan birisini veya birkaçını işlese de kâfir olmaz, günahkâr olur. Bunun için diğer müslümanlar gibi onların da cenaze namazı kılınacaktır. Fakat İslâm'ın tümünü veya müslümamm dediği halde İslâm'ın kesin bazı hükümlerini reddederse müslüman sayılmaz. Böyle bir kimsenin dinen cenaze namazı kılınmaz. Kılınsa nazar-ı itibare alınmaz. Allah'ın indinde makbul değildir.

    SORU: Uzakta veya yakın bir memlekette vefat eden kimse için gıyabî cenaze namazı kılmak caiz midir?
    CEVAP: Uzak veya yakın bir memlekette vefat eden kimse için gıyabî cenaze namazı kılmak hususunda ihtilâf vardır. Hanefî ve Malikî mezhebine göre caiz değildir. Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre caizdir. Çünkü İslâmiyetle müşerref olan Habeşistan Kralı Necaşî vefat ettiğinde Peygamber (sa.) Onun üzerine gıyabî cenaze namazını büyük bir cemaatle kıldırdı1. Ebû Hureyre'den rivayet edilmiştir: Necaşî'nin vefat ettiği günde Peygamber (sa.) ölüm haberini verdi ve cemaati musallaya çıkartıp onları saflar haline getirdi ve dört tekbir aldı (Buharî-Müslim).

    SORU: Gaib bir ölü üzerine cenaze namazı kılmak caiz midir?
    CEVAP: Gaib bir ölü üzerine cenaze namazı kılınıp kılınamayacağı hususunda ihtilâf vardır. Şafiî ile Hanbelî mezheblerine göre kılınması caizdir. Çünkü, daha önce İslâm'ı kabul eden, Habeşistan Kralı Necaşi'nin vefatını vahiy yoluyla öğrenen Peygamber (sa.) müslümanları namazgaha çıkarttı ve onun cenaze namazını kıldırdı. Ancak Farz-ı Kifaye olan cenaze namazı yerine geçmez, yani bununla iktifa edilmez. Mutlaka cenazenin bulunduğu yerde cenaze namazını kılmak gerekir. Hanefî ile Maliki mezhebine göre gaib ölü üzerine cenaze namazı kılınmaz.

    SORU: Bir insanın el ve ayak gibi bir uzvu (organı) bir yerde bulunsa yıkanıp cenaze namazı kılınır mı?
    CEVAP: Bir insanın el ve ayak gibi bir uzvu, bir yerde bulunsa ne yıkanır, ne de cenaze namazı kılınır. Ancak defn edilir. Çünkü meşru olan, cenaze üzerine namaz kılmaktır. Cenaze de uzuvdan değil, vücuttan ibarettir. Aynı zamanda, uzuv sahibi ölmemiş, hayatta olabilir. Bu Hanefîlere göredir. İmam Şafiî ise "Bir uzuv da olsa yıkanıp üzerine cenaze namazı kılınacaktır. İnsanın vücudu muhterem olduğu gibi parçası da muhteremdir" der.

    SORU: Camide cenaze namazını kılmak caiz midir?
    CEVAP: Şafiî mezhebine göre camide cenaze namazını kılmak sünnettir. Çünkü, Beyza isminde bir sahabiyenin bir günde iki oğlu vefat etmişti. Ve Peygamber (sa.) onların cenaze namazını camiide kıldırdı. Hanefî mezhebine göre ise mekruhtur. Ancak yağmur gibi bir mazeret veya namaz kılanların ayakkabıları müteneccis olursa camiide cenaze namazını kılmakta beis yoktur. Çünkü cenaze namazıyla diğer namazlar arasında hiç fark yoktur. Sair namazlar temiz olmayan ayakkabıyla kılınmadığı gibi cenaze namazı da kılınmaz. Maalesef buna dikkat eden ve bunu düşünen yoktur. İbn'i Abidin bu hususta şöyle diyor: Birçok yerde cenaze, caminin dışında bırakılıp namazı kılınır. Dışarısı kirli olduğu ve namaz kılanların ayakkabıları da temiz olmadığı için cenaze namazı fesada gider. Bunun için böyle hallerde camide cenaze namazını kılmakta beis yoktur.

    SORU: Cenaze namazını kılmadan önce meyyit tezkiye edilmektedir. İslâm'da bunun yeri var mıdır?
    CEVAP: İslâm'da tezkiye vardır. Enes'den rivayet edilmiştir ki: Bir gün bir cenaze Peygamber (sa.) ile sahabenin yanından geçti. Cemaat de cenazeyi meth-ü sena etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber "hak etti" dedi. Sonra başka bir cenaze oradan geçti. Kötülüğünden bahsettiler. Bunun üzerine Peygamber (sa.) "hak etti" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra.) "hak etti" ne demektir? deyince Peygamber buyurdu ki: "Bunun iyiliğinden söz ettiniz, o sebeble Cenneti hak etti. Bunun da kötülüğünden söz ettiniz, o da Cehennemi hak etti. Siz yeryüzünde Allah'ın şahitlerisiniz" (Buharî-Müslim). Bu hâdise benzer çok hadîs vardır. Yalnız ne zaman tezkiye ölüye fayda verir? Tezkiye gerçeğe dayanır ve doğru olursa fayda olur. Yoksa cemaatın tanımadığı veya menfî olarak bildiği bir kimse için; bu adamı nasıl bilirsiniz? sorusuna cevaben; iyi biliriz, Allah rahmet eylesin demek yalandır. Bu tezkiye, ölüye fayda vermediği gibi cemaatı da günaha sokar. Hülasa ölünün iyiliğini gören kimse iyiliğinden söz ederse iyi bir şahitlik yapmış olur. Yoksa iyiliğini görmediği halde iyiliğinden söz ederse yalan söylemiş olur. Hatta iyilik ettiğini gördüğü halde "Cennetliktir" diyemez. Çünkü bu gaybdır. Gaybı bilen sadece Allah'dır.

    SORU: Bir kimse babasının cenaze namazını kılmak için uzak bir yerden gelse, fakat yetişemez ise kendisi ayrıca cenaze namazını kılabilir mi?
    CEVAP: Hanefi ve Maliki mezhebine göre cenaze namazı bir defa kılınmış ise ikinci defa kılınması mekruhtur. Şafiî ile Hanbelî mezhebine göre; cenaze namazını kılmayan kimse için tekrar onu kılmak sünnettir. Çünkü Peygamber (sa.)'in hazır olmadığı bir zamanda Ümmü Sa'd vefat etmişti. Dönünce tekrar cenaze namazını kıldı. Halbuki vefatı üzerinden bir ay geçmişti.

    SORU: Gurbette vefat eden kimsenin cenazesini memleketine götürmek caiz midir?
    CEVAP: Gurbette vefat eden kimsenin cenazesini memleketine götürmek hususunda ulemâ arasında ihtilâf vardır. Şafiî mezhebine göre, cenazeyi bir yerden başka bir yere götürmek caiz değildir. Vefat nerde meydana gelirse cenazeyi orada defn etmek gerekir. Hanefî mezhebine göre ise toprağa verilmiş ise mezarı kazıp onu götürmek caiz değildir. Ama toprağa verilmeden önce cenazenin bir yerden başka bir yere taşınmasında beis yoktur.

    SORU: Ölünün namaz, oruç ve yemin gibi şeylerin mesuliyetinden kurtulması için verilen keffaret ve yapılan devirin dinimizdeki yeri nedir?
    CEVAP: Keffaret, oruç tutmamak, namaz kılmamak ve yalan yere yemin etmek gibi kusur ve cinayetlerin sorumluluğundan kurtulmak için muhtaç kimselere verilmesi gereken maddî cezadır. Yemin ile orucun keffareti Kur'ân-ı Kerîm ve Ehadîs-i Nebeviyye ile sabit olmuştur, inkârına mahal yoktur. Bir kimse kaç defa yalan yere yemin etmiş ise kendisi bizzat fidyesini vermeğe mecburdur. İmkân bulamaz veya kusur işleyerek vermezse, malından verilmesi için vasiyet etmesi gerekir. Yaşlılık veya müzmin hastalıktan dolayı oruç tutamayan kimse yine hayatta iken keffaretini (fidyesini) vermeğe mecburdur. Hayz ve nifas gibi bir mazeret veya kusurdan dolayı oruç tutamayan kadın da orucunu kaza etmekle mükelleftir. Tutamayacak bir hale gelinceye kadar tutmamış ise yine keffaretini bizzat verecektir. Aksi takdirde malından verilmesi için vasiyet edecektir. Namaz meselesine gelince: Şafiî mezhebinde cumhûr-u ulemâya göre, namaz için keffaret yoktur. Hanefî mezhebine göre ise, ölen kimse kılmadığı namazların keffaretinin verilmesini vasiyet etmiş ise her bir namaz için üç avuç buğday veya kıymeti verilecektir.

    SORU: Gurbette vefat eden kimsenin cenazesini memleketine götürmek caiz midir?
    CEVAP: Gurbette vefat eden kimsenin cenazesini memleketine götürmek hususunda ulemâ arasında ihtilâf vardır. Şafiî mezhebine göre, cenazeyi bir yerden başka bir yere götürmek caiz değildir. Vefat nerde meydana gelirse cenazeyi orada defn etmek gerekir. Hanefî mezhebine göre ise toprağa verilmiş ise mezarı kazıp onu götürmek caiz değildir. Ama toprağa verilmeden önce cenazenin bir yerden başka bir yere taşınmasında beis yoktur.

    SORU: Ölünün namaz, oruç ve yemin gibi şeylerin mesuliyetinden kurtulması için verilen keffaret ve yapılan devirin dinimizdeki yeri nedir?
    CEVAP: Keffaret, oruç tutmamak, namaz kılmamak ve yalan yere yemin etmek gibi kusur ve cinayetlerin sorumluluğundan kurtulmak için muhtaç kimselere verilmesi gereken maddî cezadır. Yemin ile orucun keffareti Kur'ân-ı Kerîm ve Ehadîs-i Nebeviyye ile sabit olmuştur, inkârına mahal yoktur. Bir kimse kaç defa yalan yere yemin etmiş ise kendisi bizzat fidyesini vermeğe mecburdur. İmkân bulamaz veya kusur işleyerek vermezse, malından verilmesi için vasiyet etmesi gerekir. Yaşlılık veya müzmin hastalıktan dolayı oruç tutamayan kimse yine hayatta iken keffaretini (fidyesini) vermeğe mecburdur. Hayz ve nifas gibi bir mazeret veya kusurdan dolayı oruç tutamayan kadın da orucunu kaza etmekle mükelleftir. Tutamayacak bir hale gelinceye kadar tutmamış ise yine keffaretini bizzat verecektir. Aksi takdirde malından verilmesi için vasiyet edecektir.
    Namaz meselesine gelince: Şafiî mezhebinde cumhûr-u ulemâya göre, namaz için keffaret yoktur. Hanefî mezhebine göre ise, ölen kimse kılmadığı namazların keffaretinin verilmesini vasiyet etmiş ise her bir namaz için üç avuç buğday veya kıymeti verilecektir. Yoksa, varisleri ölenin malından vermeye mecbur değildir. Keffaretten maksat, ceza vermek olduğu gibi, muhtaçlara da yardım sağlamaktır. Fakat malesef son zamanlarda muhtaç kimselerin hakkının kayb olmasına vesile olacak bir hile buldular. Cüzi bir menfaat için Allah'ın emri olan keffareti maksadından uzaklaştırdılar.
    Şöyle ki: Ölünün zimmetinde meselâ beşbin fidye varsa, yüz fidye gibi az bir şey ortaya getirilir. Ve İslâm dininin hiç bir surette kabul etmediği bir merasim yapılır. Ölünün velisi veya vekili o yüz fidyeyi muhtaç birkaç kişiye verir, onlar da kabul ettikten sonra velisi veya vekiline devrederler. Bu iş vacib olan fidye mikdarına ulaşıncaya kadar tekrar edilir. Ve nihayet beş bin fidyenin işi yüz fidye ile haledilmiş olur. Halk arasında buna devir denir. Böyle bir usul caiz olsa idi zekât ve fitre gibi bütün malî ibâdetlerde aynı muameleye tâbi tutulabilirdi; üçmilyon, dört milyon zekâtı bulunan bir zengin, onbin liralık gibi cüz'i bir para ile yakasını kurtarabilirdi. O zaman keffaret, zekât ve fitre gibi müesseseler, maksadından uzaklaşır ve yardımlaşma mefhumu da ortadan kalkmış olurdu. Yalnız bazı âlimler: Ölünün mirası olmazsa, keffaretini eda etmek için varisi bir miktar ödünç alır ve bugün yapılan merasim yapılırsa faydası olabilir demişlerdir. Bunu istismar edip fakir ve zengine şamil kılmak doğru değildir.



  4. 23.Haziran.2011, 22:28
    2
    Hadimul Müslimin



    SORU: Peygamber'in (sa.) cenaze namazı kılınmış mıdır? Kılınmış ise kıldıran kimdir?
    CEVAP: Peygamberimizin cenaze namazı kılınmıştır. Ancak müslümanların halifesi olmadığı için cemaat halinde değil, münferiden kılınmıştır. Önce Hazret-i Ebubekir (ra.) Peygamber'in huzuruna girerek cenaze namazını kıldı. Sonra sıra ile Hazret-i Ömer (ra.), arkasından Hazret-i Osman (ra.) onun arkasından Hazret-i Talha, sonra Hazret-i Zübeyr, sonra peyderpey müslümanlar namazı kılmışlardır.

    SORU: Cenaze namazının ayakkabı ile kılınması meselesini açıklar mısınız?
    CEVAP: Cenaze namazıyla diğer namazlar arasında bir fark yoktur. Yani diğer namazlarda necis (pis) şeylerden temizlenmek şart olduğu gibi cenaze namazında da şarttır. Bu nedenle ayakkabısı temiz olan kimse diğer vakit namazlarını ayakkabıları ile kılabildiği gibi cenaze namazını da kılabilir. Eğer ayakkabı temiz olmazsa onlarla ne vakit ne de cenaze namazı kılınamaz. îbn-i Abidin, -Allah rahmet etsin- bu konuda şöyle diyor: Bazı yerlerde cenaze namazını kılmak için meyyit caminin dışına bırakılıp ayakkabı ile namaz kılınıyor. Böylece birçok kimsenin namazı batıl olmaktadır. Çünkü necaset yaygın olduğu halde müteneccis (pislenmiş) olan ayakkabılarını çıkarmıyorlar. Bu nedenle camide cenaze namazını kılmakta bir sakınca yoktur. Görüldüğü gibi İbn'i Abidin gibi bir zat bu meseleyi ele alarak ayakkabı müteneccis olduğu takdirde cenaze namazının kılınamayacağını beyân ediyor. Halk buna riâyet etmiyorsa onun caiz olduğu anlamına gelmez. Hepimizin giydiği ayakkabı temizdir diye bir hüküm veremeyiz. Ancak bir kimsenin ayakkabısı yeni ise veya eski olup da üzerine necaset değmemiş veya cüssesi bulunan yani el ile tutulacak bir necaset ona değmiş fakat kurumadan evvel silinmiş ise Hanefi mezhebinde tahir sayıldığı için sair namazlar onunla kılmabildiği gibi cenaze namazı da onunla kılınabilir.

    SORU: Cenaze namazı kılınacak vakitlerde camilerde namazların tesbihatı terk edilmekte, buna mukabil birtakım lüzumsuz konuşmalar, nutuklar ve merasimler gibi bahanelerle cenaze bir hayli geç defnedilmektedir. Namazın tesbihatlannın terkine ne buyurulur?
    CEVAP: Bilindiği gibi ölüm tahakkuk edince cenazenin bir an evvel namazını kılıp defnetmek için acele etmek sünnettir. Peygamberimiz (sa.) Talha bin Beraa hakkında şöyle buyuruyor: "Ölünce cenaze namazını kılmak için bana haber veriniz. Bu hususta geç kalmayınız. Bir müslümanın cenazesi aile efradı arasında bekletilmesi doğru değildir". Görüldüğü gibi teçhiz, tekfin ve defn hususunda acele etmek sünnettir. Ama bunun mânâsı koşa koşa abdest almak, acele acele vakit namazını kılmak, sonra teşbih ve duayı terk etmek demek değildir. Tersine maksat gerekli olmadığı halde onu bekletmektir. Bu nedenle namazın teşbih ve sünnet olan zikrini terk etmek sünnet olamaz. Çünkü namazın akabindeki zikir, teşbih ve dua her zaman için sünnettir. Peygamber (sa.) cenaze olduğu zaman bunları terk ediniz dememiştir. Ancak farz ve vacip olmadığı için terkinden dolayı günaha girilmiş olmaz.

    SORU: Ölüm döşeğinde bulunan kimsenin yanında Yasin-i Şerif okunur. Bunun aslı var mıdır?
    CEVAP: Ölüm döşeğinde bulunan kimsenin yanında Yasin-i Şerif okumak sünnettir. Peygamber (sa.): "Ölülerinize Yasin okuyunuz" buyurmuştur. (Ebû Davûd ve İbn'i Hibban rivayet etmişlerdir). İbn'i Hibban: "Ölülerinize Yasin okuyunuz" demekten maksat ölüm döşeğinde bulunan yani ölmek üzere olan kimseye Yasin-i Şerif okuyunuz demektir, der. Yalnız İbn'i er-Rifa hadîsi tevîl etmeden olduğu gibi kabul ediyor: "Yani ölmüş olan kimseler için Yasin-i Şerif okuyunuz". Peygamber (sa.) bir hadîs-i şerifinde şöyle buyuruyor: "Ölüm döşeğinde bulunan kimsenin yanında Yasin okunsa mutlaka Allah Teâlâ ölümünü kolaylaştırır".

    SORU: Ölmüş olan kimseyi öpmek caiz midir?
    CEVAP: Ölmüş olan kimseyi öpmekte beis yoktur. Zira Hz. Peygamber (sa.) ruhunu Mevlasına teslim etmiş olan Osman bin Maz'ûn'u öptü. Hz. Ebû Bekir es-Sıddık (ra.) Refik-i Alaya intikal eden Hz. Peygamberi iki gözleri arasından öpüp: "Ey Peygamber, ey seçkin insan!" diyerek hasretini giderdi.

    SORU: Müslüman olan bir kimse bir gayr-i müslimi yıkayabilir mi?
    CEVAP: Müslüman olan bir kimsenin bir gayr-i müslimi yıkaması caiz değildir. Hz. Ali, babası ölünce Peygamber'e (sa.) 'Yaşlı ve sapık amcan öldü" dedi. Bunun üzerine Peygamber (sa.) kendisine: "Git babanı toprağa ver, bana dönünceye kadar da bir şey konuşma" buyurdu. Hz. Ali diyor ki: "Ben de gidip onu toprağa verdim ve Peygamber'e döndüm. Bunun üzerine Peygamber (sa.) bana yıkanmamı emretti, ben de yıkandım. Sonra Resûlüllah bana dua etti" (Ahmed, Ebû Davûd, Nesai ve Beyhakî rivayet etmişlerdir.) Görüldüğü gibi Hz. Ali (ra.) babasını yıkamadı ve yıkaması söz konusu olmadı.

    SORU: İntihar eden veya içki içen kimsenin cenaze namazını kılmak caiz midir?
    CEVAP: İslâm dininde intihar etmek, içki içmek, namazı terketmek ve zina gibi bir günah işlemek büyük bir vebaldir. Fakat Ehli sünnet ve'1-Cemaat'e göre küfre vesile değildir. Yani bir kimse kelime-i tevhidi getirip İslâm'ın bütün ahkâmını kabul ederse adı geçen günahlardan birisini veya birkaçını işlese de kâfir olmaz, günahkâr olur. Bunun için diğer müslümanlar gibi onların da cenaze namazı kılınacaktır. Fakat İslâm'ın tümünü veya müslümamm dediği halde İslâm'ın kesin bazı hükümlerini reddederse müslüman sayılmaz. Böyle bir kimsenin dinen cenaze namazı kılınmaz. Kılınsa nazar-ı itibare alınmaz. Allah'ın indinde makbul değildir.

    SORU: Uzakta veya yakın bir memlekette vefat eden kimse için gıyabî cenaze namazı kılmak caiz midir?
    CEVAP: Uzak veya yakın bir memlekette vefat eden kimse için gıyabî cenaze namazı kılmak hususunda ihtilâf vardır. Hanefî ve Malikî mezhebine göre caiz değildir. Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre caizdir. Çünkü İslâmiyetle müşerref olan Habeşistan Kralı Necaşî vefat ettiğinde Peygamber (sa.) Onun üzerine gıyabî cenaze namazını büyük bir cemaatle kıldırdı1. Ebû Hureyre'den rivayet edilmiştir: Necaşî'nin vefat ettiği günde Peygamber (sa.) ölüm haberini verdi ve cemaati musallaya çıkartıp onları saflar haline getirdi ve dört tekbir aldı (Buharî-Müslim).

    SORU: Gaib bir ölü üzerine cenaze namazı kılmak caiz midir?
    CEVAP: Gaib bir ölü üzerine cenaze namazı kılınıp kılınamayacağı hususunda ihtilâf vardır. Şafiî ile Hanbelî mezheblerine göre kılınması caizdir. Çünkü, daha önce İslâm'ı kabul eden, Habeşistan Kralı Necaşi'nin vefatını vahiy yoluyla öğrenen Peygamber (sa.) müslümanları namazgaha çıkarttı ve onun cenaze namazını kıldırdı. Ancak Farz-ı Kifaye olan cenaze namazı yerine geçmez, yani bununla iktifa edilmez. Mutlaka cenazenin bulunduğu yerde cenaze namazını kılmak gerekir. Hanefî ile Maliki mezhebine göre gaib ölü üzerine cenaze namazı kılınmaz.

    SORU: Bir insanın el ve ayak gibi bir uzvu (organı) bir yerde bulunsa yıkanıp cenaze namazı kılınır mı?
    CEVAP: Bir insanın el ve ayak gibi bir uzvu, bir yerde bulunsa ne yıkanır, ne de cenaze namazı kılınır. Ancak defn edilir. Çünkü meşru olan, cenaze üzerine namaz kılmaktır. Cenaze de uzuvdan değil, vücuttan ibarettir. Aynı zamanda, uzuv sahibi ölmemiş, hayatta olabilir. Bu Hanefîlere göredir. İmam Şafiî ise "Bir uzuv da olsa yıkanıp üzerine cenaze namazı kılınacaktır. İnsanın vücudu muhterem olduğu gibi parçası da muhteremdir" der.

    SORU: Camide cenaze namazını kılmak caiz midir?
    CEVAP: Şafiî mezhebine göre camide cenaze namazını kılmak sünnettir. Çünkü, Beyza isminde bir sahabiyenin bir günde iki oğlu vefat etmişti. Ve Peygamber (sa.) onların cenaze namazını camiide kıldırdı. Hanefî mezhebine göre ise mekruhtur. Ancak yağmur gibi bir mazeret veya namaz kılanların ayakkabıları müteneccis olursa camiide cenaze namazını kılmakta beis yoktur. Çünkü cenaze namazıyla diğer namazlar arasında hiç fark yoktur. Sair namazlar temiz olmayan ayakkabıyla kılınmadığı gibi cenaze namazı da kılınmaz. Maalesef buna dikkat eden ve bunu düşünen yoktur. İbn'i Abidin bu hususta şöyle diyor: Birçok yerde cenaze, caminin dışında bırakılıp namazı kılınır. Dışarısı kirli olduğu ve namaz kılanların ayakkabıları da temiz olmadığı için cenaze namazı fesada gider. Bunun için böyle hallerde camide cenaze namazını kılmakta beis yoktur.

    SORU: Cenaze namazını kılmadan önce meyyit tezkiye edilmektedir. İslâm'da bunun yeri var mıdır?
    CEVAP: İslâm'da tezkiye vardır. Enes'den rivayet edilmiştir ki: Bir gün bir cenaze Peygamber (sa.) ile sahabenin yanından geçti. Cemaat de cenazeyi meth-ü sena etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber "hak etti" dedi. Sonra başka bir cenaze oradan geçti. Kötülüğünden bahsettiler. Bunun üzerine Peygamber (sa.) "hak etti" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra.) "hak etti" ne demektir? deyince Peygamber buyurdu ki: "Bunun iyiliğinden söz ettiniz, o sebeble Cenneti hak etti. Bunun da kötülüğünden söz ettiniz, o da Cehennemi hak etti. Siz yeryüzünde Allah'ın şahitlerisiniz" (Buharî-Müslim). Bu hâdise benzer çok hadîs vardır. Yalnız ne zaman tezkiye ölüye fayda verir? Tezkiye gerçeğe dayanır ve doğru olursa fayda olur. Yoksa cemaatın tanımadığı veya menfî olarak bildiği bir kimse için; bu adamı nasıl bilirsiniz? sorusuna cevaben; iyi biliriz, Allah rahmet eylesin demek yalandır. Bu tezkiye, ölüye fayda vermediği gibi cemaatı da günaha sokar. Hülasa ölünün iyiliğini gören kimse iyiliğinden söz ederse iyi bir şahitlik yapmış olur. Yoksa iyiliğini görmediği halde iyiliğinden söz ederse yalan söylemiş olur. Hatta iyilik ettiğini gördüğü halde "Cennetliktir" diyemez. Çünkü bu gaybdır. Gaybı bilen sadece Allah'dır.

    SORU: Bir kimse babasının cenaze namazını kılmak için uzak bir yerden gelse, fakat yetişemez ise kendisi ayrıca cenaze namazını kılabilir mi?
    CEVAP: Hanefi ve Maliki mezhebine göre cenaze namazı bir defa kılınmış ise ikinci defa kılınması mekruhtur. Şafiî ile Hanbelî mezhebine göre; cenaze namazını kılmayan kimse için tekrar onu kılmak sünnettir. Çünkü Peygamber (sa.)'in hazır olmadığı bir zamanda Ümmü Sa'd vefat etmişti. Dönünce tekrar cenaze namazını kıldı. Halbuki vefatı üzerinden bir ay geçmişti.

    SORU: Gurbette vefat eden kimsenin cenazesini memleketine götürmek caiz midir?
    CEVAP: Gurbette vefat eden kimsenin cenazesini memleketine götürmek hususunda ulemâ arasında ihtilâf vardır. Şafiî mezhebine göre, cenazeyi bir yerden başka bir yere götürmek caiz değildir. Vefat nerde meydana gelirse cenazeyi orada defn etmek gerekir. Hanefî mezhebine göre ise toprağa verilmiş ise mezarı kazıp onu götürmek caiz değildir. Ama toprağa verilmeden önce cenazenin bir yerden başka bir yere taşınmasında beis yoktur.

    SORU: Ölünün namaz, oruç ve yemin gibi şeylerin mesuliyetinden kurtulması için verilen keffaret ve yapılan devirin dinimizdeki yeri nedir?
    CEVAP: Keffaret, oruç tutmamak, namaz kılmamak ve yalan yere yemin etmek gibi kusur ve cinayetlerin sorumluluğundan kurtulmak için muhtaç kimselere verilmesi gereken maddî cezadır. Yemin ile orucun keffareti Kur'ân-ı Kerîm ve Ehadîs-i Nebeviyye ile sabit olmuştur, inkârına mahal yoktur. Bir kimse kaç defa yalan yere yemin etmiş ise kendisi bizzat fidyesini vermeğe mecburdur. İmkân bulamaz veya kusur işleyerek vermezse, malından verilmesi için vasiyet etmesi gerekir. Yaşlılık veya müzmin hastalıktan dolayı oruç tutamayan kimse yine hayatta iken keffaretini (fidyesini) vermeğe mecburdur. Hayz ve nifas gibi bir mazeret veya kusurdan dolayı oruç tutamayan kadın da orucunu kaza etmekle mükelleftir. Tutamayacak bir hale gelinceye kadar tutmamış ise yine keffaretini bizzat verecektir. Aksi takdirde malından verilmesi için vasiyet edecektir. Namaz meselesine gelince: Şafiî mezhebinde cumhûr-u ulemâya göre, namaz için keffaret yoktur. Hanefî mezhebine göre ise, ölen kimse kılmadığı namazların keffaretinin verilmesini vasiyet etmiş ise her bir namaz için üç avuç buğday veya kıymeti verilecektir.

    SORU: Gurbette vefat eden kimsenin cenazesini memleketine götürmek caiz midir?
    CEVAP: Gurbette vefat eden kimsenin cenazesini memleketine götürmek hususunda ulemâ arasında ihtilâf vardır. Şafiî mezhebine göre, cenazeyi bir yerden başka bir yere götürmek caiz değildir. Vefat nerde meydana gelirse cenazeyi orada defn etmek gerekir. Hanefî mezhebine göre ise toprağa verilmiş ise mezarı kazıp onu götürmek caiz değildir. Ama toprağa verilmeden önce cenazenin bir yerden başka bir yere taşınmasında beis yoktur.

    SORU: Ölünün namaz, oruç ve yemin gibi şeylerin mesuliyetinden kurtulması için verilen keffaret ve yapılan devirin dinimizdeki yeri nedir?
    CEVAP: Keffaret, oruç tutmamak, namaz kılmamak ve yalan yere yemin etmek gibi kusur ve cinayetlerin sorumluluğundan kurtulmak için muhtaç kimselere verilmesi gereken maddî cezadır. Yemin ile orucun keffareti Kur'ân-ı Kerîm ve Ehadîs-i Nebeviyye ile sabit olmuştur, inkârına mahal yoktur. Bir kimse kaç defa yalan yere yemin etmiş ise kendisi bizzat fidyesini vermeğe mecburdur. İmkân bulamaz veya kusur işleyerek vermezse, malından verilmesi için vasiyet etmesi gerekir. Yaşlılık veya müzmin hastalıktan dolayı oruç tutamayan kimse yine hayatta iken keffaretini (fidyesini) vermeğe mecburdur. Hayz ve nifas gibi bir mazeret veya kusurdan dolayı oruç tutamayan kadın da orucunu kaza etmekle mükelleftir. Tutamayacak bir hale gelinceye kadar tutmamış ise yine keffaretini bizzat verecektir. Aksi takdirde malından verilmesi için vasiyet edecektir.
    Namaz meselesine gelince: Şafiî mezhebinde cumhûr-u ulemâya göre, namaz için keffaret yoktur. Hanefî mezhebine göre ise, ölen kimse kılmadığı namazların keffaretinin verilmesini vasiyet etmiş ise her bir namaz için üç avuç buğday veya kıymeti verilecektir. Yoksa, varisleri ölenin malından vermeye mecbur değildir. Keffaretten maksat, ceza vermek olduğu gibi, muhtaçlara da yardım sağlamaktır. Fakat malesef son zamanlarda muhtaç kimselerin hakkının kayb olmasına vesile olacak bir hile buldular. Cüzi bir menfaat için Allah'ın emri olan keffareti maksadından uzaklaştırdılar.
    Şöyle ki: Ölünün zimmetinde meselâ beşbin fidye varsa, yüz fidye gibi az bir şey ortaya getirilir. Ve İslâm dininin hiç bir surette kabul etmediği bir merasim yapılır. Ölünün velisi veya vekili o yüz fidyeyi muhtaç birkaç kişiye verir, onlar da kabul ettikten sonra velisi veya vekiline devrederler. Bu iş vacib olan fidye mikdarına ulaşıncaya kadar tekrar edilir. Ve nihayet beş bin fidyenin işi yüz fidye ile haledilmiş olur. Halk arasında buna devir denir. Böyle bir usul caiz olsa idi zekât ve fitre gibi bütün malî ibâdetlerde aynı muameleye tâbi tutulabilirdi; üçmilyon, dört milyon zekâtı bulunan bir zengin, onbin liralık gibi cüz'i bir para ile yakasını kurtarabilirdi. O zaman keffaret, zekât ve fitre gibi müesseseler, maksadından uzaklaşır ve yardımlaşma mefhumu da ortadan kalkmış olurdu. Yalnız bazı âlimler: Ölünün mirası olmazsa, keffaretini eda etmek için varisi bir miktar ödünç alır ve bugün yapılan merasim yapılırsa faydası olabilir demişlerdir. Bunu istismar edip fakir ve zengine şamil kılmak doğru değildir.






+ Yorum Gönder