Konusunu Oylayın.: Cinsiyet değiştirmenin günahı af olur mu?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Cinsiyet değiştirmenin günahı af olur mu?
  1. 20.Haziran.2011, 17:46
    1
    Misafir

    Cinsiyet değiştirmenin günahı af olur mu?






    Cinsiyet değiştirmenin günahı af olur mu? Mumsema ben yurtdışında yaşıyorum . uzun yıl önce erkekten kadın oldum .

    acaba yalvarsam tanrı beni affeder mi?


  2. 20.Haziran.2011, 17:46
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 20.Haziran.2011, 18:27
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: cinsiyet değiştirmenin günahı af olurmu?




    Günahların affı ile Hadis-i Şerifler
    877. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Yedi helâk ediciden kaçının!”
    Denildi ki:
    “Ey Allahın Resûlü, onlar nedir?”
    Şöyle buyurdu:
    “Allaha ortak koşmak, sihir yapmak, haksız yere adam öldürmek, yetim malı yemek, zina etmek, cihad günü cepheden kaçmak, namuslu hanımlara iftira atmak.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.
    878. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Mümini öldürmek, Allah katında, dünyanın yıkılmasından daha büyüktür.”
    Büreyde radıyallahu anh. Nesêî.
    879. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Eğer gök ehli ile yer ehli ortaklaşa bir mümini öldürseler, Allah hepsini ateşte yüz üstü süründürür.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

    880. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Kim kendini asarsa, cehennemde de kendini asacak. Kim kendini bir âletle öldürürse, cehennemde de kendini âletle yaralayacaktır.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

    881. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Ümmetimin tamamı affedilmiştir, ancak günahlarını ilan edenler müstesna!”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

    882. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Açıkça günah işleyen fâsıkın aleyhinde konuşmak gıybet sayılmaz. Açıkça günah işleyen hâriç, ümmetimin her ferdi affedilecektir.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Rezîn.

    883. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Canım elinde olan Allaha yemin ederim ki, eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder, yerinize günah işleyip tevbe eden, Allahın da bağışladığı başka bir toplum getirirdi.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

    884. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Allah, dünyada bir kulunun ayıbını örterse, kıyamet gününde de mutlaka onun ayıp ve kusurunu örter.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

    885. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin zamanında, bir adamın ismi Abdullah, lâkabı Hımâr idi. Bazen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi güldürürdü. içki içtiği için, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu cezalandırmıştı.
    Bir keresinde yine içmiş ve sarhoş olarak getirilmişti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem emretti, ceza uygulandı.
    Bunun üzerine cemaatten bir adam: “Allahım! Ona lânet et, amma da çok içiyor ve cezalandırılıyor bu adam!” deyince, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    “Onu lânetleme! Bu adam hakkında bildiğim tek şey, onun Allah ve Resûlünü sevmiş olmasıdır.”
    Ömer radıyallahu anh. Buhârî.

    886. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Bir kul tekrar tekrar günah işler ve her defasında, “Allahım! Benim günahımı bağışla!” der.
    Allah da: “Kulum günah işledi, affedecek, ya da sorumlu tutacak bir Rabbinin bulunduğunu bildi. Haydi istediğini yap! Ben seni bağışladım!” buyurur.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

    887. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bize sabaha kadar eski toplumları anlatırdı, sadece namaz için kalkardı.
    İbn Amr radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

    888. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Hayatında hiçbir iyilik yapmamış bir adam ailesine dedi ki:
    “Ölürsem beni yakın, sonra yanık bedenimi öğütün, külümü rüzgâra saçın!”
    Ölünce, çocukları onun vasiyetini yerine getirmişler.
    Bunun üzerine Allah, yere: “Haydi onun parçalarını biraraya getir!” emrini vermiş. Yer de bu emri yerine getirmiş ve adam hemen dirilmiş.
    Allah buyurmuş:
    “Niçin böyle yaptın?”
    “Sen en iyi bilensin Rabbim! Ben bunu senden korktuğum için yaptım,” deyince, Allah onu hemen bağışlamış.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

    889. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Eski zamanlarda birbirine zıt iki kişi vardı. Biri günahkâr, diğeri son derece dindardı. Dindar olan öbürüne:
    “Yapma, günah işlemekten geri dur!” derdi.
    Bir gün yine onu günah işlerken görünce, şöyle dedi: “Vazgeç!”
    Öteki: “Beni Rabbimle başbaşa bırak, aramıza girme! Başıma muhafız mı gönderildin!” diye çıkıştı.
    Dindar olan, “Vallahi, Allah seni asla bağışlamaz!” dedi.
    Derken, Allah onların ruhlarını aldı. Alemlerin Rabbi huzurunda biraraya geldiler.
    Allah teâlâ, son derece dindar olana, “Benim elimde olanı önlemeye senin gücün yeter miydi!” dedi.
    Günahkâr olana ise:
    “Haydi sen git, rahmetim sayesinde cennete gir!”
    Öteki için de:
    “Haydi bunu da ateşe götürün!” buyurdu.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

    890. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Sizden önce yaşayanlar arasında Kifl adında bir adam vardı. Hiçbir günahı işlemekten çekinmezdi. Muhtaç olduğunu bildiği bir kadına geldi ve ona çok para verdi. Onunla yatmak istediğinde, kadın titremeye ve ağlamaya başladı.
    “Neden ağlıyorsun?” diye sordu.
    “Ben bu işi hayatımda hiç yapmadım. ihtiyacım olduğu için bu duruma düştüm,” deyince, adam kendini şöyle demekten alamadı:
    “Sen Allah korkusuyla böyle davranıyorsun ha! Öyleyse ben neden Allahtan korkmayayım? Verdiklerim senin olsun, haydi git! Serbestsin. Vallahi ben de bundan sonra Allaha asi gelmeyeceğim.”
    Adam o gece öldü. Kapısına, “Allah, Kifli bağışlamıştır,” diye yazıldı. Halk, bunu görünce şaşıp kaldılar. Bunun üzerine Allah, peygamberlerine vahyedip, onun durumunu bildirdi.”
    İbn Ömer radıyallahu anh. Rezîn.

    891. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Sizden öncekilerin içinde doksandokuz kişiyi öldüren bir adam vardı. Yeryüzünün en bilgin insanını sordu. Ona, “Falan yerde bir rahip var, git durumunu ona anlat,” dediler.
    Rahibe gidip, doksandokuz kişiyi öldürdüğünü, tevbe etse kabul edilip edilmeyeceğini sordu. Rahip, “Hayır!” deyince, onu da öldürüp, yüze tamamladı.
    Yine yeryüzünün en bilgin insanını sordu. Ona, falan yerdedir, dediler. Ona gidip, yüz kişiyi öldürdüğünü, tevbe etse kabul edilip edilmeyeceğini sordu.
    Alim, “Evet, kabul edilir. Kimse buna engel olamaz. Falan yere git, insanlar orada Allaha ibadet ediyorlar, sen de onlara katıl ve ibadet et! Ayrıca ülkene de bir daha dönme! Çünkü, senin ülken kötü bir ülkedir,” dedi.
    Bunun üzerine adam yola revan oldu. Henüz o ülkeye varmadan, yol ortasında ölüm gelip ona yetişti.
    Onun hakkında, rahmet melekleri ile azap melekleri tartıştılar. Rahmet melekleri dediler ki:
    “Onun canını biz alacağız. Çünkü bu adam tevbe edip, tam bir ihlas içinde Allaha ibadet edilen yere gidiyordu. Suçsuzdur.”
    Azap melekleri ise, aksini iddia edip, şöyle dediler:
    “O, şimdiye kadar hiçbir hayır yapmamıştır. Nasıl olur da iyi bir adam olabilir. Bu nedenle, onun ruhunu biz alacağız.”
    Derken, insan sûretinde bir melek geldi. Onu aralarında hakem tayin ettiler. O şöyle dedi:
    “iki ülke arasını ölçün. Hangisi daha yakın ise, bu adam oraya ait olur.”
    iki ülke arasını ölçtüler ve adamın, gitmek üzere olduğu ülkeye daha yakın olduğunu tesbit ettiler. Bunun üzerine, onun ruhunu rahmet melekleri aldı.”
    Ebû Saîd radıyallahu anh. Buhârî.

    892. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Her insan hata yapar. Hata edenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.”
    Enes radıyallahu anh. Tirmizî.

    893. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Bir adam, üzerinde yiyeceği ve suyu bulunan bir hayvanı ile ıssız bir yerde konaklar. Orada dinlenmek için hafif bir uyku uyumak ister ve uyur. Uyanınca hayvanını göremez.
    Her tarafta aramağa başlar, ancak bulamaz, ümidini keserek, kendi kendine:
    “Haydi geldiğim yere döneyim ve orada ölünceye kadar uyuyayım,” der.
    Döner, ölmek için, başını kolunun üzerine koyar, biraz kestirdikten sonra uyanır. Bir de ne görsün, üstünde azığı ve suyuyla hayvanı başı ucunda durmuyor mu!
    işte Allah, kulunun tevbesine, bu adamın hayvanını bulduğu zamanki sevincinden daha çok sevinir.”
    Haris radıyallahu anh. Buhârî



    Bağışlanma (Af) İle İlgili Ayetler

    Bundan sonra, (artık) şükredesiniz diye sizi bağışladık (2/52)

    Ve hatırlayın, demiştik ki: "Şu şehre girin ve orada istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnızca secde ederek kapısından girerken 'dileğimiz bağışlanmadır' deyin; (biz de) hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların (ecirlerini) arttıracağız" (2/58)

    Rablerinden bağışlanma (salat) ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır (2/157)

    Sizin ilahınız tek bir ilahtır; O'ndan başka ilah yoktur; O, Rahman'dır, Rahim'dir (bağışlayan ve esirgeyendir) (2/163)

    O, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıldı Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda yiyebilir), ona bir günah yoktur Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (2/173)

    Onlar, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın almışlardır Ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar! (2/175)

    Ey iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı) Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi Fakat kimin (hangi katilin) lehine, onun (maktulün) kardeşi (varisi veya velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken) örfe uymak (ve) ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle (diyet) ödemektir Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azab vardır (2/178)

    Bunun yanında, kim, vasiyet edenin haksızlığa eğilim göstereceğinden ya da günaha gireceğinden korkup da ikisinin (tarafların) arasını bulup-düzeltirse, artık ona günah yoktur Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (2/182)

    Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını dileyin Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar (2/187)

    Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir (2/192)

    Sonra insanların (topluca) akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah'tan bağışlanma dileyin Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir (2/199)

    Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler; işte onlar, Allah'ın rahmetini umabilirler Allah bağışlayandır, esirgeyendir (2/218)

    Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele söylemelerinizden, boş, amaçsız sözler'den dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır (2/225)

    Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır Eğer (bu süre içinde eşlerine) dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (2/226)

    (İddeti bekleyen) Kadınları nikahlamak istediğinizi (onlara) sezdirmenizde ya da böyle bir isteği gönlünüzde saklamanızda sizin için bir sakınca yoktur Gerçekte Allah, sizin onları (kalbinizden geçirip) anacağınızı bilir Sakın bilinen (meşru) sözler dışında onlarla gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin Ve bilin ki, elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir Artık ondan kaçının Ve bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak davranandır (2/235)

    Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır (2/263)

    Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı emrediyor Allah ise, size kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir (2/268)

    Sadakaları açıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır (2/271)

    Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır Allah, herşeye güç yetirendir (2/284)

    Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de Tümü, Allah'a, meleklerine, Kitaplarına ve elçilerine inandı "O'nun elçileri arasında hiçbirini (diğerinden) ayırdetmeyiz İşittik ve itaat ettik Rabbimiz bağışlamanı (dileriz) Varış ancak Sana'dır" dediler (2/285)


  4. 20.Haziran.2011, 18:27
    2
    Silent and lonely rains



    Günahların affı ile Hadis-i Şerifler
    877. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Yedi helâk ediciden kaçının!”
    Denildi ki:
    “Ey Allahın Resûlü, onlar nedir?”
    Şöyle buyurdu:
    “Allaha ortak koşmak, sihir yapmak, haksız yere adam öldürmek, yetim malı yemek, zina etmek, cihad günü cepheden kaçmak, namuslu hanımlara iftira atmak.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.
    878. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Mümini öldürmek, Allah katında, dünyanın yıkılmasından daha büyüktür.”
    Büreyde radıyallahu anh. Nesêî.
    879. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Eğer gök ehli ile yer ehli ortaklaşa bir mümini öldürseler, Allah hepsini ateşte yüz üstü süründürür.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

    880. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Kim kendini asarsa, cehennemde de kendini asacak. Kim kendini bir âletle öldürürse, cehennemde de kendini âletle yaralayacaktır.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

    881. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Ümmetimin tamamı affedilmiştir, ancak günahlarını ilan edenler müstesna!”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

    882. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Açıkça günah işleyen fâsıkın aleyhinde konuşmak gıybet sayılmaz. Açıkça günah işleyen hâriç, ümmetimin her ferdi affedilecektir.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Rezîn.

    883. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Canım elinde olan Allaha yemin ederim ki, eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder, yerinize günah işleyip tevbe eden, Allahın da bağışladığı başka bir toplum getirirdi.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

    884. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Allah, dünyada bir kulunun ayıbını örterse, kıyamet gününde de mutlaka onun ayıp ve kusurunu örter.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

    885. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin zamanında, bir adamın ismi Abdullah, lâkabı Hımâr idi. Bazen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi güldürürdü. içki içtiği için, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu cezalandırmıştı.
    Bir keresinde yine içmiş ve sarhoş olarak getirilmişti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem emretti, ceza uygulandı.
    Bunun üzerine cemaatten bir adam: “Allahım! Ona lânet et, amma da çok içiyor ve cezalandırılıyor bu adam!” deyince, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    “Onu lânetleme! Bu adam hakkında bildiğim tek şey, onun Allah ve Resûlünü sevmiş olmasıdır.”
    Ömer radıyallahu anh. Buhârî.

    886. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Bir kul tekrar tekrar günah işler ve her defasında, “Allahım! Benim günahımı bağışla!” der.
    Allah da: “Kulum günah işledi, affedecek, ya da sorumlu tutacak bir Rabbinin bulunduğunu bildi. Haydi istediğini yap! Ben seni bağışladım!” buyurur.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

    887. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bize sabaha kadar eski toplumları anlatırdı, sadece namaz için kalkardı.
    İbn Amr radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

    888. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Hayatında hiçbir iyilik yapmamış bir adam ailesine dedi ki:
    “Ölürsem beni yakın, sonra yanık bedenimi öğütün, külümü rüzgâra saçın!”
    Ölünce, çocukları onun vasiyetini yerine getirmişler.
    Bunun üzerine Allah, yere: “Haydi onun parçalarını biraraya getir!” emrini vermiş. Yer de bu emri yerine getirmiş ve adam hemen dirilmiş.
    Allah buyurmuş:
    “Niçin böyle yaptın?”
    “Sen en iyi bilensin Rabbim! Ben bunu senden korktuğum için yaptım,” deyince, Allah onu hemen bağışlamış.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

    889. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Eski zamanlarda birbirine zıt iki kişi vardı. Biri günahkâr, diğeri son derece dindardı. Dindar olan öbürüne:
    “Yapma, günah işlemekten geri dur!” derdi.
    Bir gün yine onu günah işlerken görünce, şöyle dedi: “Vazgeç!”
    Öteki: “Beni Rabbimle başbaşa bırak, aramıza girme! Başıma muhafız mı gönderildin!” diye çıkıştı.
    Dindar olan, “Vallahi, Allah seni asla bağışlamaz!” dedi.
    Derken, Allah onların ruhlarını aldı. Alemlerin Rabbi huzurunda biraraya geldiler.
    Allah teâlâ, son derece dindar olana, “Benim elimde olanı önlemeye senin gücün yeter miydi!” dedi.
    Günahkâr olana ise:
    “Haydi sen git, rahmetim sayesinde cennete gir!”
    Öteki için de:
    “Haydi bunu da ateşe götürün!” buyurdu.”
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

    890. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Sizden önce yaşayanlar arasında Kifl adında bir adam vardı. Hiçbir günahı işlemekten çekinmezdi. Muhtaç olduğunu bildiği bir kadına geldi ve ona çok para verdi. Onunla yatmak istediğinde, kadın titremeye ve ağlamaya başladı.
    “Neden ağlıyorsun?” diye sordu.
    “Ben bu işi hayatımda hiç yapmadım. ihtiyacım olduğu için bu duruma düştüm,” deyince, adam kendini şöyle demekten alamadı:
    “Sen Allah korkusuyla böyle davranıyorsun ha! Öyleyse ben neden Allahtan korkmayayım? Verdiklerim senin olsun, haydi git! Serbestsin. Vallahi ben de bundan sonra Allaha asi gelmeyeceğim.”
    Adam o gece öldü. Kapısına, “Allah, Kifli bağışlamıştır,” diye yazıldı. Halk, bunu görünce şaşıp kaldılar. Bunun üzerine Allah, peygamberlerine vahyedip, onun durumunu bildirdi.”
    İbn Ömer radıyallahu anh. Rezîn.

    891. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Sizden öncekilerin içinde doksandokuz kişiyi öldüren bir adam vardı. Yeryüzünün en bilgin insanını sordu. Ona, “Falan yerde bir rahip var, git durumunu ona anlat,” dediler.
    Rahibe gidip, doksandokuz kişiyi öldürdüğünü, tevbe etse kabul edilip edilmeyeceğini sordu. Rahip, “Hayır!” deyince, onu da öldürüp, yüze tamamladı.
    Yine yeryüzünün en bilgin insanını sordu. Ona, falan yerdedir, dediler. Ona gidip, yüz kişiyi öldürdüğünü, tevbe etse kabul edilip edilmeyeceğini sordu.
    Alim, “Evet, kabul edilir. Kimse buna engel olamaz. Falan yere git, insanlar orada Allaha ibadet ediyorlar, sen de onlara katıl ve ibadet et! Ayrıca ülkene de bir daha dönme! Çünkü, senin ülken kötü bir ülkedir,” dedi.
    Bunun üzerine adam yola revan oldu. Henüz o ülkeye varmadan, yol ortasında ölüm gelip ona yetişti.
    Onun hakkında, rahmet melekleri ile azap melekleri tartıştılar. Rahmet melekleri dediler ki:
    “Onun canını biz alacağız. Çünkü bu adam tevbe edip, tam bir ihlas içinde Allaha ibadet edilen yere gidiyordu. Suçsuzdur.”
    Azap melekleri ise, aksini iddia edip, şöyle dediler:
    “O, şimdiye kadar hiçbir hayır yapmamıştır. Nasıl olur da iyi bir adam olabilir. Bu nedenle, onun ruhunu biz alacağız.”
    Derken, insan sûretinde bir melek geldi. Onu aralarında hakem tayin ettiler. O şöyle dedi:
    “iki ülke arasını ölçün. Hangisi daha yakın ise, bu adam oraya ait olur.”
    iki ülke arasını ölçtüler ve adamın, gitmek üzere olduğu ülkeye daha yakın olduğunu tesbit ettiler. Bunun üzerine, onun ruhunu rahmet melekleri aldı.”
    Ebû Saîd radıyallahu anh. Buhârî.

    892. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Her insan hata yapar. Hata edenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.”
    Enes radıyallahu anh. Tirmizî.

    893. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Bir adam, üzerinde yiyeceği ve suyu bulunan bir hayvanı ile ıssız bir yerde konaklar. Orada dinlenmek için hafif bir uyku uyumak ister ve uyur. Uyanınca hayvanını göremez.
    Her tarafta aramağa başlar, ancak bulamaz, ümidini keserek, kendi kendine:
    “Haydi geldiğim yere döneyim ve orada ölünceye kadar uyuyayım,” der.
    Döner, ölmek için, başını kolunun üzerine koyar, biraz kestirdikten sonra uyanır. Bir de ne görsün, üstünde azığı ve suyuyla hayvanı başı ucunda durmuyor mu!
    işte Allah, kulunun tevbesine, bu adamın hayvanını bulduğu zamanki sevincinden daha çok sevinir.”
    Haris radıyallahu anh. Buhârî



    Bağışlanma (Af) İle İlgili Ayetler

    Bundan sonra, (artık) şükredesiniz diye sizi bağışladık (2/52)

    Ve hatırlayın, demiştik ki: "Şu şehre girin ve orada istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnızca secde ederek kapısından girerken 'dileğimiz bağışlanmadır' deyin; (biz de) hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların (ecirlerini) arttıracağız" (2/58)

    Rablerinden bağışlanma (salat) ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır (2/157)

    Sizin ilahınız tek bir ilahtır; O'ndan başka ilah yoktur; O, Rahman'dır, Rahim'dir (bağışlayan ve esirgeyendir) (2/163)

    O, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıldı Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda yiyebilir), ona bir günah yoktur Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (2/173)

    Onlar, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın almışlardır Ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar! (2/175)

    Ey iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı) Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi Fakat kimin (hangi katilin) lehine, onun (maktulün) kardeşi (varisi veya velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken) örfe uymak (ve) ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle (diyet) ödemektir Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azab vardır (2/178)

    Bunun yanında, kim, vasiyet edenin haksızlığa eğilim göstereceğinden ya da günaha gireceğinden korkup da ikisinin (tarafların) arasını bulup-düzeltirse, artık ona günah yoktur Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (2/182)

    Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını dileyin Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar (2/187)

    Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir (2/192)

    Sonra insanların (topluca) akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah'tan bağışlanma dileyin Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir (2/199)

    Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler; işte onlar, Allah'ın rahmetini umabilirler Allah bağışlayandır, esirgeyendir (2/218)

    Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele söylemelerinizden, boş, amaçsız sözler'den dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır (2/225)

    Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır Eğer (bu süre içinde eşlerine) dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (2/226)

    (İddeti bekleyen) Kadınları nikahlamak istediğinizi (onlara) sezdirmenizde ya da böyle bir isteği gönlünüzde saklamanızda sizin için bir sakınca yoktur Gerçekte Allah, sizin onları (kalbinizden geçirip) anacağınızı bilir Sakın bilinen (meşru) sözler dışında onlarla gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin Ve bilin ki, elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir Artık ondan kaçının Ve bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak davranandır (2/235)

    Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır (2/263)

    Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı emrediyor Allah ise, size kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir (2/268)

    Sadakaları açıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır (2/271)

    Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır Allah, herşeye güç yetirendir (2/284)

    Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de Tümü, Allah'a, meleklerine, Kitaplarına ve elçilerine inandı "O'nun elçileri arasında hiçbirini (diğerinden) ayırdetmeyiz İşittik ve itaat ettik Rabbimiz bağışlamanı (dileriz) Varış ancak Sana'dır" dediler (2/285)


  5. 20.Haziran.2011, 18:27
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: cinsiyet değiştirmenin günahı af olurmu?

    Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir "Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma Bizi affet Bizi bağışla Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et" (2/286)

    Onlar: "Rabbimiz şüphesiz biz iman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyenler; (3/16)

    Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve 'seher vakitlerinde' bağışlanma dileyenlerdir (3/17)

    De ki: "Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın Allah bağışlayandır, esirgeyendir" (3/31)

    Ancak bundan sonra tevbe edenler, 'salih olarak davrananlar' başka Çünkü Allah, gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir (3/89)

    Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ındır Kimi dilerse bağışlar, kimi dilerse azablandırır Allah bağışlayandır, esirgeyendir (3/129)

    Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir Allah, iyilik yapanları sever (3/134)

    Ve 'çirkin bir hayasızlık' işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir (3/135)

    İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir (Böyle) Yapıp-edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var) (3/136)

    Onların söyledikleri: "Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı (bastıkları yerde) sağlamlaştır ve bize kafirler topluluğuna karşı yardım et" demelerinden başka bir şey değildi (3/147)

    Andolsun, Allah size verdiği sözünde sadık kaldı; siz O'nun izniyle onları kırıp-geçiriyordunuz Öyle ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu Sonra (Allah) denemek için sizi ondan çevirdi Ama (yine de) sizi bağışladı Allah mü'minlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi olandır (3/152)

    İki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün, sizden geri dönenleri, kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti Ama andolsun ki, Allah onları affetti Şüphesiz Allah, bağışlayandır, yumuşak olandır (3/155)

    Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, Allah'tan olan bir bağışlanma ve rahmet, onların bütün toplamakta olduklarından daha hayırlıdır (3/157)

    Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever (3/159)

    "Rabbimiz, biz: "Rabbinize iman edin" diye imana çağrıda bulunan bir çağırıcıyı işittik, hemen iman ettik Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür" (3/193)

    Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (4/23)

    İçinizden özgür mü'min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın) Allah sizin imanınızı en iyi bilendir Öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin Evlendikten sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın) Bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (4/25)

    Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (4/43)

    Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur (4/48)

    Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı (4/64)

    (Onlara) Kendinden dereceler, bağışlanma ve rahmet (vermiştir) Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (4/96)

    Umulur ki Allah bunları affeder Allah affedicidir, bağışlayıcıdır (4/99)

    Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da Allah'a ve Resûlü'ne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah'a düşmüştür Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir (4/100)

    Ve Allah'tan bağışlanma dile Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (4/106)

    Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah'tan bağışlanma dilerse Allah'ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur (4/110)

    Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır (4/116)

    Kadınlar arasında adaleti sağlamaya -ne kadar özen gösterseniz de- güç yetiremezsiniz Öyleyse, büsbütün (birine) eğilim (sevgi ve ilgi) gösterip de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın Eğer arayı düzeltir ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (4/129)

    Gerçek şu, iman edip sonra inkâra sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkâra sapanlar sonra da inkârları artanlar… Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir (4/137)

    Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah, affedicidir, güç yetirendir (4/149)

    Allah'a ve Resûlü'ne inananlar ve onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmayanlar, işte onlara ecirleri verilecektir Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (4/152)

    Gerçek şu ki, inkâr edenler ve zulmedenler, Allah onları bağışlayacak değildir, onları bir yola da iletecek değildir (4/168)

    Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır) Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir (5/3)

    Allah, iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir, onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ecir vardır (5/9)

    Yahudi ve Hıristiyanlar: "Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz" dedi De ki: "Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor? Hayır, siz O'nun yarattığından birer beşersiniz O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır Son varış O'nadır" (5/18)

    Ancak, sizin onlara güç yetirmenizden önce tevbe edenler başka Bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir (5/34)

    Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (5/39)

    Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu bilmiyor musun? O, kimi dilerse azablandırır, kimi dilerse bağışlar Allah, herşeye güç yetirendir (5/40)

    Yine de Allah'a tevbe edip bağışlanma istemeyecekler mi? Oysa Allah bağışlayandır, esirgeyendir (5/74)

    Ey iman edenler, siz ihramlıyken avı öldürmeyin Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse, cezası, hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir Buna da, Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet sahibi iki kişi hükmedecektir Veya yoksulları doyurmak veya onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır Böylelikle işlediğinin vebalini tadmış olsun Allah geçmişte olanı bağışladı Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan öc alacaktır Allah üstün ve güçlü olandır, öc sahibidir (5/95)

    Bilin ki, Allah gerçekten cezası pek şiddetli olandır Ve Allah bağışlayandır, esirgeyendir (5/98)

    Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kur'an indirildiği zaman sorarsanız, size açıklanır Allah onu affetti Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak olandır (5/101)


  6. 20.Haziran.2011, 18:27
    3
    Silent and lonely rains
    Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir "Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma Bizi affet Bizi bağışla Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et" (2/286)

    Onlar: "Rabbimiz şüphesiz biz iman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyenler; (3/16)

    Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve 'seher vakitlerinde' bağışlanma dileyenlerdir (3/17)

    De ki: "Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın Allah bağışlayandır, esirgeyendir" (3/31)

    Ancak bundan sonra tevbe edenler, 'salih olarak davrananlar' başka Çünkü Allah, gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir (3/89)

    Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ındır Kimi dilerse bağışlar, kimi dilerse azablandırır Allah bağışlayandır, esirgeyendir (3/129)

    Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir Allah, iyilik yapanları sever (3/134)

    Ve 'çirkin bir hayasızlık' işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir (3/135)

    İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir (Böyle) Yapıp-edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var) (3/136)

    Onların söyledikleri: "Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı (bastıkları yerde) sağlamlaştır ve bize kafirler topluluğuna karşı yardım et" demelerinden başka bir şey değildi (3/147)

    Andolsun, Allah size verdiği sözünde sadık kaldı; siz O'nun izniyle onları kırıp-geçiriyordunuz Öyle ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu Sonra (Allah) denemek için sizi ondan çevirdi Ama (yine de) sizi bağışladı Allah mü'minlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi olandır (3/152)

    İki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün, sizden geri dönenleri, kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti Ama andolsun ki, Allah onları affetti Şüphesiz Allah, bağışlayandır, yumuşak olandır (3/155)

    Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, Allah'tan olan bir bağışlanma ve rahmet, onların bütün toplamakta olduklarından daha hayırlıdır (3/157)

    Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever (3/159)

    "Rabbimiz, biz: "Rabbinize iman edin" diye imana çağrıda bulunan bir çağırıcıyı işittik, hemen iman ettik Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür" (3/193)

    Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (4/23)

    İçinizden özgür mü'min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın) Allah sizin imanınızı en iyi bilendir Öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin Evlendikten sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın) Bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (4/25)

    Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (4/43)

    Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur (4/48)

    Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı (4/64)

    (Onlara) Kendinden dereceler, bağışlanma ve rahmet (vermiştir) Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (4/96)

    Umulur ki Allah bunları affeder Allah affedicidir, bağışlayıcıdır (4/99)

    Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da Allah'a ve Resûlü'ne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah'a düşmüştür Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir (4/100)

    Ve Allah'tan bağışlanma dile Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (4/106)

    Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah'tan bağışlanma dilerse Allah'ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur (4/110)

    Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır (4/116)

    Kadınlar arasında adaleti sağlamaya -ne kadar özen gösterseniz de- güç yetiremezsiniz Öyleyse, büsbütün (birine) eğilim (sevgi ve ilgi) gösterip de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın Eğer arayı düzeltir ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (4/129)

    Gerçek şu, iman edip sonra inkâra sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkâra sapanlar sonra da inkârları artanlar… Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir (4/137)

    Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah, affedicidir, güç yetirendir (4/149)

    Allah'a ve Resûlü'ne inananlar ve onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmayanlar, işte onlara ecirleri verilecektir Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (4/152)

    Gerçek şu ki, inkâr edenler ve zulmedenler, Allah onları bağışlayacak değildir, onları bir yola da iletecek değildir (4/168)

    Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır) Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir (5/3)

    Allah, iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir, onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ecir vardır (5/9)

    Yahudi ve Hıristiyanlar: "Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz" dedi De ki: "Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor? Hayır, siz O'nun yarattığından birer beşersiniz O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır Son varış O'nadır" (5/18)

    Ancak, sizin onlara güç yetirmenizden önce tevbe edenler başka Bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir (5/34)

    Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (5/39)

    Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu bilmiyor musun? O, kimi dilerse azablandırır, kimi dilerse bağışlar Allah, herşeye güç yetirendir (5/40)

    Yine de Allah'a tevbe edip bağışlanma istemeyecekler mi? Oysa Allah bağışlayandır, esirgeyendir (5/74)

    Ey iman edenler, siz ihramlıyken avı öldürmeyin Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse, cezası, hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir Buna da, Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet sahibi iki kişi hükmedecektir Veya yoksulları doyurmak veya onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır Böylelikle işlediğinin vebalini tadmış olsun Allah geçmişte olanı bağışladı Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan öc alacaktır Allah üstün ve güçlü olandır, öc sahibidir (5/95)

    Bilin ki, Allah gerçekten cezası pek şiddetli olandır Ve Allah bağışlayandır, esirgeyendir (5/98)

    Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kur'an indirildiği zaman sorarsanız, size açıklanır Allah onu affetti Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak olandır (5/101)





+ Yorum Gönder