Konusunu Oylayın.: Abdülkadir Geylani Hazretleri, "El-Ganiyye" adlı kitabında Hanefileri kurtuluşa ermeyenlerden mi sayıyor?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Abdülkadir Geylani Hazretleri, "El-Ganiyye" adlı kitabında Hanefileri kurtuluşa ermeyenlerden mi sayıyor?
  1. 20.Haziran.2011, 11:51
    1
    Misafir

    Abdülkadir Geylani Hazretleri, "El-Ganiyye" adlı kitabında Hanefileri kurtuluşa ermeyenlerden mi sayıyor?






    Abdülkadir Geylani Hazretleri, "El-Ganiyye" adlı kitabında Hanefileri kurtuluşa ermeyenlerden mi sayıyor? Mumsema Abdülkadir Geylani Hazretleri, "El-Ganiyye" adlı kitabında Hanefileri kurtuluşa ermeyenlerden mi sayıyor?


  2. 20.Haziran.2011, 11:51
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 20.Haziran.2011, 12:00
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Abdülkadir Geylani Hazretleri, "El-Ganiyye" adlı kitabında Hanefileri kurtuluşa ermeyenlerden mi sayıyor?




    Bu husus, Gunye’nin birinci cilt, s. 90’da geçmektedir. “Mürcie” taifesi arasında zikredilmiştir. Ve Mürcienin özelliklerini sayarken, şöyle demektedir:
    Onlara göre: “Bir kimse kelime-i şahadet getirdikten sonra, artık günahlar ona zarar vermez ve asla cehenneme girmez, İman -amel değil- yalnız sözden / dil ile ikrardan ibarettir, insanlar iman bakımından eşittir, çünkü iman artmaz, eksilmez; insanların imanı ile meleklerin ve peygamberlerin imanı arasında fark yoktur. Bunlara göre, ‘Ben müminim inşallah’ demek de olmaz…”

    Ancak, alimler Muhyiddin ibn Arabi Hazretlerinin kitaplarına, özellikle "Fusus" adlı eserine bazı eklemeler yapıldığı gibi, Gavs-ı Azam’ın "Gunye" kitabına da bazı eklemelerin yapıldığı kanaatindedir. Orada; Allah’a cihet isnat eden ifadeye dikkat çeken İbn Hacer el-Heytemî, şunları söyler: “Gunye kitabında yazılı olan şeye aldanma; Allah’ın kendisinden intikam alacağı bazı kimseler ona ilave etmişlerdir.” (bk. el-Fetava’l-Hadisiye, s. 145, 210; H. Günenç, Günümüz meselelerine Fetvalar, I/103).

    Kuvvetli bir ihtimalle, Hanefilere karşı aşırı derecede muarız olan biri -bir iki noktayı da bahane ederek- “ve’l-Hanefiyyetu” kelimesini de araya sıkıştırıvermiştir. Yoksa, dört mezhebin Ehl-i sünnet ve cemaati teşkil ettiği hususu, herkesin malumudur. İmam Azam Ebu Hanife Hazretleri asla Kaderiye ya da Mürcie'den değildir.

    Bazı kaynaklarda İmam-ı Azam'a Mürcie denilmesinin anlamına gelince:

    Büyük günah işleyenin nihaî kaderi hakkındaki hükmü Allah'a havale etme şeklindeki irca görüşü, temelde Ehl-i Sünnetin anlayışına yakın bir görüştür. Ehl-i Sünnet alimlerinin önemli bir kısmına göre de, büyük günah işleyen kimse hakkındaki son karar ahirette belli olacaktır. Allah onu isterse affeder, isterse cezalandırır. Eğer bir mü'min büyük günah işlerse bu davranışıyla imandan çıkmış sayılmaz. O sadece günahkâr bir mü'min olur. Onun cennetlik mi yoksa cehennemlik mi olduğu meselesi Allah'ın iradesine kalmıştır. Allah onu isterse affeder isterse cezalandırır. İşte, Ehl-i Sünnetin ircası (sonraya bırakma) budur.

    İmanı, "Allah'ı bilme ve Allah'ı ikrar ile Hz. Muhammed (s.a.s.)'i bilme ve onun Allah'tan getirdiği vahyi ikrar etme" şeklinde tanımlayan İmam Ebu Hanife, imana getirmiş olduğu bu tanım ve iman amel ilişkisi konusunda ortaya koymuş olduğu görüşlerden dolayı Mürcie arasında zikredilmiştir. (1)
    Gerçekten de, İmam Ebu Hanife ve onun görüşünü benimseyen el-Pezdevî (öl. 482/1089). es-Serahsî (öl. 490/1097) ve daha bir çok Ehl-i Sünnet âlimine göre iman, kalbin tasdiki ve dilin ikrarıdır. Amel imanın bir cüzü değildir. (2).
    Bu görüşte olanlara göre, büyük günahı işleyen kimse kâfir değil; günahkâr mü'mindir. Onun hakkındaki son hüküm Allah'a aittir. Onu isterse affeder, isterse cezalandırır. İşte bu görüşlerinden dolayı Ebu Hanife de yanlış olarak Mürcie arasında zikredilmiştir.
    Kaynaklar:

    (1) bk. Subhi es-Salih, İslâm Mezhepleri ve Müesseseleri, Çev. İbrahim Sarmış, İstanbul 1981, s. 114; Hüseyin Atay, Ehl-i Sünnet ve Şia, Ankara 1983, s. 170.
    (2) bk. A. Saim Kılavuz, İslâm Akaidi ve Kelama Giriş, İstanbul 1987, s. 23


  4. 20.Haziran.2011, 12:00
    2
    Editör



    Bu husus, Gunye’nin birinci cilt, s. 90’da geçmektedir. “Mürcie” taifesi arasında zikredilmiştir. Ve Mürcienin özelliklerini sayarken, şöyle demektedir:
    Onlara göre: “Bir kimse kelime-i şahadet getirdikten sonra, artık günahlar ona zarar vermez ve asla cehenneme girmez, İman -amel değil- yalnız sözden / dil ile ikrardan ibarettir, insanlar iman bakımından eşittir, çünkü iman artmaz, eksilmez; insanların imanı ile meleklerin ve peygamberlerin imanı arasında fark yoktur. Bunlara göre, ‘Ben müminim inşallah’ demek de olmaz…”

    Ancak, alimler Muhyiddin ibn Arabi Hazretlerinin kitaplarına, özellikle "Fusus" adlı eserine bazı eklemeler yapıldığı gibi, Gavs-ı Azam’ın "Gunye" kitabına da bazı eklemelerin yapıldığı kanaatindedir. Orada; Allah’a cihet isnat eden ifadeye dikkat çeken İbn Hacer el-Heytemî, şunları söyler: “Gunye kitabında yazılı olan şeye aldanma; Allah’ın kendisinden intikam alacağı bazı kimseler ona ilave etmişlerdir.” (bk. el-Fetava’l-Hadisiye, s. 145, 210; H. Günenç, Günümüz meselelerine Fetvalar, I/103).

    Kuvvetli bir ihtimalle, Hanefilere karşı aşırı derecede muarız olan biri -bir iki noktayı da bahane ederek- “ve’l-Hanefiyyetu” kelimesini de araya sıkıştırıvermiştir. Yoksa, dört mezhebin Ehl-i sünnet ve cemaati teşkil ettiği hususu, herkesin malumudur. İmam Azam Ebu Hanife Hazretleri asla Kaderiye ya da Mürcie'den değildir.

    Bazı kaynaklarda İmam-ı Azam'a Mürcie denilmesinin anlamına gelince:

    Büyük günah işleyenin nihaî kaderi hakkındaki hükmü Allah'a havale etme şeklindeki irca görüşü, temelde Ehl-i Sünnetin anlayışına yakın bir görüştür. Ehl-i Sünnet alimlerinin önemli bir kısmına göre de, büyük günah işleyen kimse hakkındaki son karar ahirette belli olacaktır. Allah onu isterse affeder, isterse cezalandırır. Eğer bir mü'min büyük günah işlerse bu davranışıyla imandan çıkmış sayılmaz. O sadece günahkâr bir mü'min olur. Onun cennetlik mi yoksa cehennemlik mi olduğu meselesi Allah'ın iradesine kalmıştır. Allah onu isterse affeder isterse cezalandırır. İşte, Ehl-i Sünnetin ircası (sonraya bırakma) budur.

    İmanı, "Allah'ı bilme ve Allah'ı ikrar ile Hz. Muhammed (s.a.s.)'i bilme ve onun Allah'tan getirdiği vahyi ikrar etme" şeklinde tanımlayan İmam Ebu Hanife, imana getirmiş olduğu bu tanım ve iman amel ilişkisi konusunda ortaya koymuş olduğu görüşlerden dolayı Mürcie arasında zikredilmiştir. (1)
    Gerçekten de, İmam Ebu Hanife ve onun görüşünü benimseyen el-Pezdevî (öl. 482/1089). es-Serahsî (öl. 490/1097) ve daha bir çok Ehl-i Sünnet âlimine göre iman, kalbin tasdiki ve dilin ikrarıdır. Amel imanın bir cüzü değildir. (2).
    Bu görüşte olanlara göre, büyük günahı işleyen kimse kâfir değil; günahkâr mü'mindir. Onun hakkındaki son hüküm Allah'a aittir. Onu isterse affeder, isterse cezalandırır. İşte bu görüşlerinden dolayı Ebu Hanife de yanlış olarak Mürcie arasında zikredilmiştir.
    Kaynaklar:

    (1) bk. Subhi es-Salih, İslâm Mezhepleri ve Müesseseleri, Çev. İbrahim Sarmış, İstanbul 1981, s. 114; Hüseyin Atay, Ehl-i Sünnet ve Şia, Ankara 1983, s. 170.
    (2) bk. A. Saim Kılavuz, İslâm Akaidi ve Kelama Giriş, İstanbul 1987, s. 23





+ Yorum Gönder