Konusunu Oylayın.: İslamda lakap ve alaycılık

5 üzerinden 4.38 | Toplam : 8 kişi
İslamda lakap ve alaycılık
  1. 20.Haziran.2011, 00:00
    1
    Misafir

    İslamda lakap ve alaycılık






    İslamda lakap ve alaycılık Mumsema Dinde lakap ve alaycılık hakkında kısaca bilgi verir misiniz? İslamda lakap ve alaycılıkla ilgili eğitici bir yazı yazar mısınız ?


  2. 20.Haziran.2011, 00:00
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Dinde lakap ve alaycılık hakkında kısaca bilgi verir misiniz? İslamda lakap ve alaycılıkla ilgili eğitici bir yazı yazar mısınız ?


    Benzer Konular

    - Lakap takmak günahmıdır

    - Alaycılık Neden Büyük Bir Zulümdür?

    - Rüyada lakap takılması

    - Lakap Takmanın Hükmü Nedir?

    - Lakap ve Künye nedir?

  3. 20.Haziran.2011, 12:34
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Islamda lakap ve alaycılık




    Toplum içinde Samimiyetsizliğin yanı sıra alaycılık da İnsanların ortak davranış bozukluklarındandır. Kuran'da açıkça yasaklanan alaycılığın, ne derece çekinilmesi gereken bir davranış olduğu Kur anda şöyle bildirilir.
    Arkadan çekiştirip duran ve kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay haline... (Hümeze Suresi, 1) Bir topluluk içinde samimi olduğu kişilerle kaş göz işareti yaparak diğer bazı kişileri alaya almak, topluluk içinde insanları aşağılamak kastıyla onların hatalarını, eksiklerini, kusurlarını gündeme getirmek ve bunları alay konusu yapmak, kişinin fiziksel özellikleriyle alay etmek, karşı tarafın eksik ya da vasat özelliklerini, o şahsı bu özelliklerin zıttıyla överek alay konusu yapmak kibir ve gururdan kaynaklanır. Ayrıca şaka ve esprilerle veya kötü lakaplar ve sıfatlar takmak suretiyle insanları küçük düşürmek, bakış ve mimiklerle insanları küçümsemek ve aşağılamak, karşısındakinin küçük düşürücü şekilde taklidini yapmak, üslup, ses tonu ve seçilen kelimelerle karşı tarafı ezmeye çalışarak kendi üstünlüğünü ortaya koymak, birisi bir şey anlatırken onun eksikliğini ima ederek başkasıyla gülüşmek, duyamayacağı bir şekilde onun hakkında fısıldaşmak gibi hareketler kültürü eksik halk arasında sık sık görülür.

    Bunların yanı sıra ortamda hata veya sakarlık yapan birisiyle toplu olarak dalga geçmek, eğlence konusu edinmek için saflığı ya da iyi niyetiyle tanınan bir kişiyle özellikle uğraşıp onun her hareketinden, her sözünden alay edilecek bir şeyler çıkarmak, sevmediği, ezmek istediği bir kimseyi bilhassa kalabalık ortamları kollayarak küçük düşürmek de ,Ahlakı davranış bozukluğudur. Oysa alaycılık, aşağılama, lakap takma gibi davranışlar Kuran'da şiddetle kınanmış ve yasaklanmıştır: Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakaplarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir. (Hucurat Suresi, 11) Lâkab kelimesi hem övgüyü, hem de yergiyi(küçümseme) yi ifade etmek için kullanılır.

    Kurânı Kerimde bu konuya açıklık getirilmekte, * Birbirinizi kötü lakablarla çağırmayınız * denilmektedir Müslümanlar arasında birliğin, beraberliğin, sevginin egemen olması için bu tür hareketleden uzak kalmak gerekmektedir Müslümanlar hakkında övgü ve saygı ifade eden lâkablar yasaklanmamıştır Bu tip isimler ve sıfatlar insanların birbirlerini sevmesine, saymasına sebep olur İnsanların birbiriyle olan münasebetlerini iyi yönde etkiler Peygamber Efendimiz den rivayet edilen bir hadiste * Müminin mümin kardeşi üzerindeki hakkından birisi de onu en çok sevdiği ismiyle çağırmasıdır * * İnsanlarla alay edene, Cennetten bir kapı açılır, haydi gir denir O da, telaşla gelir, fakat kapı hemen kapanır Sonra başka bir kapı açılır O yine üzgün olarak kapıya gider Kapı yine kapanır Bu durum, defalarca tekrar eder, artık, gel denildiği halde, gidemez * *

    Çocuklarınıza çeşitli lakap takılmadan, onlarla künyelenin * buyurulmaktadır Bu hadisin ifadesine göre müslümanları sevdikleri adlarla çağırmak hem sünnettir, hem de örfe uygundur İnsanları güzel buldukları adlarıyla çağırmakta bir sakınca yoktur Hatta Hz Ömer künyelerin yaşatılması fikrinde ısrar etmektedir İslâm tarihine göz attığımızda Hz Ebu Bekirin Sıddık Hz Ömerin Fârûk Hz Osmanın Zinnûreyn Hamzanın Esedullah Hâlid b Velidin Seyfullah Hz Alinin Ebu Türab Umeyrin Ebu Hureyre adlarıyla anıldıklarını görürüz Bu da Müslümanları bu tip adlarla çağırmanın teşvik edildiğini göstermektedir . Sağlık ve mutluluklarla şerefli hayatlar dilerim aziz okuyucularım: Hayatu Sahabe *Hümeze 104/1 * Hucurat, 49/11 * Tirmizi * İbni Mace * Buhari * Ebu Davud

    İshak Okutan

    _________________
    Müslümanları birbirine yaklaştıran, onları sarsılmaz bir güç ve kuvvet olarak muhafaza eden bazı sırlar vardır. Bunlar daha çok ferdhi plânda olsa da, münasebetlerin sıklığı ölçüsünde doğrudan doğruya toplumi, Müslümanları alâkadar etmektedir. Bu da iman ehlinin birbirine şefkatle yaklaşması, sevgi ve müsamaha ile davranması, şeref ve haysiyetlerine hürmetkâr bulunmasıdır. Bu güzel vasıfların muhafazası, bunların zıddı olan huyların terkiyle mümkündür.

    Bu huyların bir kısmı Kur’an-ı Kerim’de şöyle sıralanır:

    “Ey mü’minler, bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidir. Kadınlar da kadınları alaya almasın, belki onlar kendilerinden daha iyidir. Kendi kendinizi ayıplamayın. Birbirinizi kötü lâkaplarla çağırmayın.”1

    Âyet-i kerimede üç husus dikkate veriliyor:
    insanları alaya almak, insanın kendikendini ayıplayıp kötülemesi, hoşlanmayan lâkaplarla çağrılması.

    Mü’minlerin birbirlerini kötü lâkapla, sonradan uydurulan adlarla çağırmamaları istenmektedir. İbni Cerir, âyetin yasakladığı lâkapların, muhatabın sevmediği ve hoşlanmadığı lâkaplar olduğunu açıklamaktadır. Buna göre, hakareti andıran bütün sözler bu yasaklamanın içine girmektedir. O halde, bir insan, Müslüman kardeşini çağırırken ve sohbet ederken onun hoşlanmadığı bir isimle veya bir lâkapla hitap etmemeli, seslenmemelidir. Meselâ fikir bir insana fakirliğini îmâ eden bir lâkap kullanılamayacağı gibi, sakat bir insana da hoşlanmadığı şekilde sakatlığını, eksikliğini belirtecek bir ifade sarf edilmemelidir.2

    Bir insan daha önce günahkâr iken sonra tevbe ederse, onu eski hatâlarıyla tevsif ederek Kur’ân’ın tasvip etmediği hususlardandır. Bir kısım müfessirler, âyet-i kerimenin, bazı mü’minlerin câhiliye zamanında kalma isim ve sıfatlarla çağrılmaları üzerine nhazil olduğunu ifade ederler.

    Bir hadîs-i şerifte ifâde buyurulduğu gibi, “Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu mahcup etmez ve onu küçük düşürmez. Kişiye kötülük olarak Müslüman kardeşini küçük düşürmesi kâfidir.”3

    Baş tarafta meâlini verdiğimiz âyet-i kerimenin izahında Fahri Râzî bu hadîs-i şerifte geçen “Kişiye kötülük olarak Müslüman kardeşini küçük düşürmesi kâfidir” ifâdesini açıklamış olmaktadır. insanın başkasını hoşlanmadığı şeylerle ayıplaması, lâkaplandırması aslında kendi kendini ayıplaması demektir. Zira kötü lâkapla lâkaplandırdığı arkadaşının yerine kendisi düşer.

    Burada bir hususa dikkat etmek lâzımdır. Âyet-i kerime hoş olmayanve kötülüğü andıran lâkaplarla atışlamayı yasaklamaktadır. Fakat güzel ve medhi ifade eden lâkaplar yasaklananlar kısmına girmez. Bu hususu ifade eden Elmalılı merhum, “Mü’min kardeşini güzel lâkaplarla ve isimlerle çağırmak, mü’minin mü’min üzerindeki hakkıdır” mealindeki hadisi zikretmekte ve Müslümanların birirlerini güzel lâkapla isimlendirmelerinin teşvik edildiğini açıklamaktadır. O halde güzel lâkapla çağırmak, isimlendirmek teşvike şâyandır.4

    Meselâ Peygamber Efendimiz, Hz. Ebû Bekir’e “Cehennemden âzad olunmuş” mânâsına “Atîk”, Hz. Ömer’e “hak ile bâtılı birbirinden ayırıp adaletle hükmeden” mânâsında “el-Fâruk”, Hz. Osman’ iki kızını nikâhladığı için ‘Zinnûreyn (iki nur sahibi), Hz. Ali’ye “Ebû Turab” (toprak babası) ve Halid bin Velid’e “Seyfullah” lâkaplarını vererek onları taltif etmiştir.

    Bunun yanında, bir insanı kolayca tarif etmek maksadıyla, çağırıldığı zaman rahatsız olmayacağı bir isimle anmak ve seslenmek de yasaklanan kısma girmemektedir. Meselâ bir topluluk içinde birden fazla “Ali” isminde şahıs varsa, yaşı küçük olan tanıdığımızı “Küçük Ali” diye çağırmak, mesleği berber olan “Ahmet” ismindeki zâta “Berber Ahmet” diye seslenmek gibi.

    Bütün bu meselelerde gözden uzak tutulmaması gereken husus, muhatabın hissî durumudur. Onun haysiyet ve izzetinin korunmasıdır. Bir insanbaşkaları tarafından takılan bir lâkapla çağrılmaktan rahatsız oluyorsa, onu artık o isimle çağırmak mü’mine eziyet olacağından, dikkatli olmak lâzımdır. Esas olan, “Kendimiz için istemediğimizi, başkaları için de istememektir.”

    1. Hucurât Sûresi, 11.
    2. et-Tefsîrül-Kebir, 26: 85.
    3. A.g.e., 28: 132.
    4. Hak Dini Kur’ân Dili, 6: 4470.

    Mehmed Paksu Helal – Haram


  4. 20.Haziran.2011, 12:34
    2
    Silent and lonely rains



    Toplum içinde Samimiyetsizliğin yanı sıra alaycılık da İnsanların ortak davranış bozukluklarındandır. Kuran'da açıkça yasaklanan alaycılığın, ne derece çekinilmesi gereken bir davranış olduğu Kur anda şöyle bildirilir.
    Arkadan çekiştirip duran ve kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay haline... (Hümeze Suresi, 1) Bir topluluk içinde samimi olduğu kişilerle kaş göz işareti yaparak diğer bazı kişileri alaya almak, topluluk içinde insanları aşağılamak kastıyla onların hatalarını, eksiklerini, kusurlarını gündeme getirmek ve bunları alay konusu yapmak, kişinin fiziksel özellikleriyle alay etmek, karşı tarafın eksik ya da vasat özelliklerini, o şahsı bu özelliklerin zıttıyla överek alay konusu yapmak kibir ve gururdan kaynaklanır. Ayrıca şaka ve esprilerle veya kötü lakaplar ve sıfatlar takmak suretiyle insanları küçük düşürmek, bakış ve mimiklerle insanları küçümsemek ve aşağılamak, karşısındakinin küçük düşürücü şekilde taklidini yapmak, üslup, ses tonu ve seçilen kelimelerle karşı tarafı ezmeye çalışarak kendi üstünlüğünü ortaya koymak, birisi bir şey anlatırken onun eksikliğini ima ederek başkasıyla gülüşmek, duyamayacağı bir şekilde onun hakkında fısıldaşmak gibi hareketler kültürü eksik halk arasında sık sık görülür.

    Bunların yanı sıra ortamda hata veya sakarlık yapan birisiyle toplu olarak dalga geçmek, eğlence konusu edinmek için saflığı ya da iyi niyetiyle tanınan bir kişiyle özellikle uğraşıp onun her hareketinden, her sözünden alay edilecek bir şeyler çıkarmak, sevmediği, ezmek istediği bir kimseyi bilhassa kalabalık ortamları kollayarak küçük düşürmek de ,Ahlakı davranış bozukluğudur. Oysa alaycılık, aşağılama, lakap takma gibi davranışlar Kuran'da şiddetle kınanmış ve yasaklanmıştır: Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakaplarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir. (Hucurat Suresi, 11) Lâkab kelimesi hem övgüyü, hem de yergiyi(küçümseme) yi ifade etmek için kullanılır.

    Kurânı Kerimde bu konuya açıklık getirilmekte, * Birbirinizi kötü lakablarla çağırmayınız * denilmektedir Müslümanlar arasında birliğin, beraberliğin, sevginin egemen olması için bu tür hareketleden uzak kalmak gerekmektedir Müslümanlar hakkında övgü ve saygı ifade eden lâkablar yasaklanmamıştır Bu tip isimler ve sıfatlar insanların birbirlerini sevmesine, saymasına sebep olur İnsanların birbiriyle olan münasebetlerini iyi yönde etkiler Peygamber Efendimiz den rivayet edilen bir hadiste * Müminin mümin kardeşi üzerindeki hakkından birisi de onu en çok sevdiği ismiyle çağırmasıdır * * İnsanlarla alay edene, Cennetten bir kapı açılır, haydi gir denir O da, telaşla gelir, fakat kapı hemen kapanır Sonra başka bir kapı açılır O yine üzgün olarak kapıya gider Kapı yine kapanır Bu durum, defalarca tekrar eder, artık, gel denildiği halde, gidemez * *

    Çocuklarınıza çeşitli lakap takılmadan, onlarla künyelenin * buyurulmaktadır Bu hadisin ifadesine göre müslümanları sevdikleri adlarla çağırmak hem sünnettir, hem de örfe uygundur İnsanları güzel buldukları adlarıyla çağırmakta bir sakınca yoktur Hatta Hz Ömer künyelerin yaşatılması fikrinde ısrar etmektedir İslâm tarihine göz attığımızda Hz Ebu Bekirin Sıddık Hz Ömerin Fârûk Hz Osmanın Zinnûreyn Hamzanın Esedullah Hâlid b Velidin Seyfullah Hz Alinin Ebu Türab Umeyrin Ebu Hureyre adlarıyla anıldıklarını görürüz Bu da Müslümanları bu tip adlarla çağırmanın teşvik edildiğini göstermektedir . Sağlık ve mutluluklarla şerefli hayatlar dilerim aziz okuyucularım: Hayatu Sahabe *Hümeze 104/1 * Hucurat, 49/11 * Tirmizi * İbni Mace * Buhari * Ebu Davud

    İshak Okutan

    _________________
    Müslümanları birbirine yaklaştıran, onları sarsılmaz bir güç ve kuvvet olarak muhafaza eden bazı sırlar vardır. Bunlar daha çok ferdhi plânda olsa da, münasebetlerin sıklığı ölçüsünde doğrudan doğruya toplumi, Müslümanları alâkadar etmektedir. Bu da iman ehlinin birbirine şefkatle yaklaşması, sevgi ve müsamaha ile davranması, şeref ve haysiyetlerine hürmetkâr bulunmasıdır. Bu güzel vasıfların muhafazası, bunların zıddı olan huyların terkiyle mümkündür.

    Bu huyların bir kısmı Kur’an-ı Kerim’de şöyle sıralanır:

    “Ey mü’minler, bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidir. Kadınlar da kadınları alaya almasın, belki onlar kendilerinden daha iyidir. Kendi kendinizi ayıplamayın. Birbirinizi kötü lâkaplarla çağırmayın.”1

    Âyet-i kerimede üç husus dikkate veriliyor:
    insanları alaya almak, insanın kendikendini ayıplayıp kötülemesi, hoşlanmayan lâkaplarla çağrılması.

    Mü’minlerin birbirlerini kötü lâkapla, sonradan uydurulan adlarla çağırmamaları istenmektedir. İbni Cerir, âyetin yasakladığı lâkapların, muhatabın sevmediği ve hoşlanmadığı lâkaplar olduğunu açıklamaktadır. Buna göre, hakareti andıran bütün sözler bu yasaklamanın içine girmektedir. O halde, bir insan, Müslüman kardeşini çağırırken ve sohbet ederken onun hoşlanmadığı bir isimle veya bir lâkapla hitap etmemeli, seslenmemelidir. Meselâ fikir bir insana fakirliğini îmâ eden bir lâkap kullanılamayacağı gibi, sakat bir insana da hoşlanmadığı şekilde sakatlığını, eksikliğini belirtecek bir ifade sarf edilmemelidir.2

    Bir insan daha önce günahkâr iken sonra tevbe ederse, onu eski hatâlarıyla tevsif ederek Kur’ân’ın tasvip etmediği hususlardandır. Bir kısım müfessirler, âyet-i kerimenin, bazı mü’minlerin câhiliye zamanında kalma isim ve sıfatlarla çağrılmaları üzerine nhazil olduğunu ifade ederler.

    Bir hadîs-i şerifte ifâde buyurulduğu gibi, “Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu mahcup etmez ve onu küçük düşürmez. Kişiye kötülük olarak Müslüman kardeşini küçük düşürmesi kâfidir.”3

    Baş tarafta meâlini verdiğimiz âyet-i kerimenin izahında Fahri Râzî bu hadîs-i şerifte geçen “Kişiye kötülük olarak Müslüman kardeşini küçük düşürmesi kâfidir” ifâdesini açıklamış olmaktadır. insanın başkasını hoşlanmadığı şeylerle ayıplaması, lâkaplandırması aslında kendi kendini ayıplaması demektir. Zira kötü lâkapla lâkaplandırdığı arkadaşının yerine kendisi düşer.

    Burada bir hususa dikkat etmek lâzımdır. Âyet-i kerime hoş olmayanve kötülüğü andıran lâkaplarla atışlamayı yasaklamaktadır. Fakat güzel ve medhi ifade eden lâkaplar yasaklananlar kısmına girmez. Bu hususu ifade eden Elmalılı merhum, “Mü’min kardeşini güzel lâkaplarla ve isimlerle çağırmak, mü’minin mü’min üzerindeki hakkıdır” mealindeki hadisi zikretmekte ve Müslümanların birirlerini güzel lâkapla isimlendirmelerinin teşvik edildiğini açıklamaktadır. O halde güzel lâkapla çağırmak, isimlendirmek teşvike şâyandır.4

    Meselâ Peygamber Efendimiz, Hz. Ebû Bekir’e “Cehennemden âzad olunmuş” mânâsına “Atîk”, Hz. Ömer’e “hak ile bâtılı birbirinden ayırıp adaletle hükmeden” mânâsında “el-Fâruk”, Hz. Osman’ iki kızını nikâhladığı için ‘Zinnûreyn (iki nur sahibi), Hz. Ali’ye “Ebû Turab” (toprak babası) ve Halid bin Velid’e “Seyfullah” lâkaplarını vererek onları taltif etmiştir.

    Bunun yanında, bir insanı kolayca tarif etmek maksadıyla, çağırıldığı zaman rahatsız olmayacağı bir isimle anmak ve seslenmek de yasaklanan kısma girmemektedir. Meselâ bir topluluk içinde birden fazla “Ali” isminde şahıs varsa, yaşı küçük olan tanıdığımızı “Küçük Ali” diye çağırmak, mesleği berber olan “Ahmet” ismindeki zâta “Berber Ahmet” diye seslenmek gibi.

    Bütün bu meselelerde gözden uzak tutulmaması gereken husus, muhatabın hissî durumudur. Onun haysiyet ve izzetinin korunmasıdır. Bir insanbaşkaları tarafından takılan bir lâkapla çağrılmaktan rahatsız oluyorsa, onu artık o isimle çağırmak mü’mine eziyet olacağından, dikkatli olmak lâzımdır. Esas olan, “Kendimiz için istemediğimizi, başkaları için de istememektir.”

    1. Hucurât Sûresi, 11.
    2. et-Tefsîrül-Kebir, 26: 85.
    3. A.g.e., 28: 132.
    4. Hak Dini Kur’ân Dili, 6: 4470.

    Mehmed Paksu Helal – Haram


  5. 04.Eylül.2012, 23:23
    3
    Misafir

    Cevap: Islamda lakap ve alaycılık

    çok doğru emeğe saygı


  6. 04.Eylül.2012, 23:23
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    çok doğru emeğe saygı


  7. 20.Nisan.2016, 20:38
    4
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: İslamda lakap ve alaycılık

    İslamda lakap takmak ve alay etmek büyük günahlardandır.


  8. 20.Nisan.2016, 20:38
    4
    Moderatör
    İslamda lakap takmak ve alay etmek büyük günahlardandır.





+ Yorum Gönder