Konusunu Oylayın.: Sadaka ile ilgili dini hikayeler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Sadaka ile ilgili dini hikayeler
  1. 19.Haziran.2011, 23:02
    1
    Misafir

    Sadaka ile ilgili dini hikayeler






    Sadaka ile ilgili dini hikayeler Mumsema sadaka ile ilgili dini hikayeler


  2. 19.Haziran.2011, 23:02
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 20.Haziran.2011, 10:38
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: sadaka ile ilgili dini hikayeler




    Az Sadaka

    Yoğun bir iş gününün ardından minibüsteyim. Eve dönüyorum. Minibüs hınca hınç dolu. Dışarıda müthiş bir trafik var. Yayalar, araçlarla yarışıyor âdeta. Kalabalığın içinde eski komşumuz Hasan Amca’yı görüyorum. Herkesin sevdiği bu güzel insanı görünce bütün yorgunluğumu unutup bir an önce onun yanına gitmek geliyor içimden. Köprü çıkışı güç belâ kalabalığı yararak minibüsten kendimi dışarı atıyorum. Koşar adımlarla Hasan Amca’ya doğru ilerliyorum. Tam bu sırada kaldırıma oturmuş yaşlı bir kadın gözüme çarpıyor. Bu yaşlı kadının bir dilenci olduğunu anlıyorum. Yoldan gençlerden yardım etmelerini istiyor. Gençlerse kadının dediğine aldırış etmez bir havada. Kâh onu itip kakıyor, kâh söylediği sözlerle alay ediyorlar. Hatta birisi, kadının taklidini bile yapıyor. Gençlerin bu yakışıksız tavırlarına kızıyorum doğrusu.
    Bu duygular içinde Hasan Amca’nın yanına varıyorum. Bir süre oradan buradan hoşbeş ediyoruz. Bu arada bana bir de öğüt vermekten geri kalmıyor: “Evlat hep böyle güler yüzlü ol. Unutma gülümsemek, sadakadır…” Biraz daha böyle sohbet ediyor, ayrılıyoruz.
    Tam Hasan Amca’nın gülümsemek ve sadaka ile ilgili öğüdünü düşünürken yaşlı dilenci takılıyor aklıma. Dönüp bu dilencinin yanına geliyorum. Alaycı gençlerinse çoktan gitmiş olduklarını fark ediyorum.
    Kadının yanına vardığımda, bir şey demesine meydan vermeden cebimden çıkardığım bir lirayı avucuna bırakıyorum. Sonra dönüp geldiğim yöne doğru koşturuyorum. Verdiğim bu bir liradan dolayı hiçbir şey kaybetmiyorum. Eksilen hiçbir yanım olmuyor. “Az sadaka çok belâyı def eder” sözü yankılanıyor kulaklarımda.
    “Tekrar bir minibüse mi bineyim, yoksa kalan yolu yayan mı gideyim” diye düşünürken trafiğin tıkanmaya başladığını fark ediyorum. Yayan gitmek daha akıllıca geliyor. Ağır ağır yürümeye koyuluyorum.
    Birkaç dakika geçiyor, geçmiyor ki müthiş bir gürültüyle sarsılıyor ortalık. Merakla sesin geldiği yöne bakıyorum. Bu gürültünün az aşağıda meydana gelen zincirleme trafik kazasından geldiğini öğreniyorum. Ortalık bir anda ana-baba gününe dönüyor… Bir süre sonra emniyet, olay yerini çember altına alıyor. Kalabalık hemen uzaklaştırılıyor oradan.
    Ertesi gün televizyonlardan öğrendiğime göre; kontrolden çıkan bir tanker, hızını alamayıp, önüne çıkan araçları ezip geçiyor. Neden sonra bir direğe çarparak güç bela durabiliyor. Haberin devamında; ezilen araçlardan birinin de, benim indiğim minibüs olduğunu fark ediyorum. Ha! Bir de yaralılar arasında dilenci kadınla alay eden gençlerin de olduğunu görüyorum. Kolları, kanatları sargılarla dolu. Sunucu tankerdeki yakıtın ateş almamasına şükretmemiz gerektiğinden bahsediliyor.
    Dilenciye verdiğim bir lira aklıma geliyor: “Belki o sadaka yüzünden tanker patlamamış, kazanın etkisi, o an benim bulunduğum yere kadar gelmemiştir.” diye geçiriyorum içimden. Kim bilir? Onu bilmem ama bildiğim bir şey var ki, o da eğer minibüsten inmeseydim; tankerin önüne kattığı minibüste ben de olacaktım.
    Hasan Amca’nın sözlerini şimdi daha iyi anlıyorum. Evet, bir kez daha az sadaka çok belayı defediyor.

    Kayhan SERT



  4. 20.Haziran.2011, 10:38
    2
    Silent and lonely rains



    Az Sadaka

    Yoğun bir iş gününün ardından minibüsteyim. Eve dönüyorum. Minibüs hınca hınç dolu. Dışarıda müthiş bir trafik var. Yayalar, araçlarla yarışıyor âdeta. Kalabalığın içinde eski komşumuz Hasan Amca’yı görüyorum. Herkesin sevdiği bu güzel insanı görünce bütün yorgunluğumu unutup bir an önce onun yanına gitmek geliyor içimden. Köprü çıkışı güç belâ kalabalığı yararak minibüsten kendimi dışarı atıyorum. Koşar adımlarla Hasan Amca’ya doğru ilerliyorum. Tam bu sırada kaldırıma oturmuş yaşlı bir kadın gözüme çarpıyor. Bu yaşlı kadının bir dilenci olduğunu anlıyorum. Yoldan gençlerden yardım etmelerini istiyor. Gençlerse kadının dediğine aldırış etmez bir havada. Kâh onu itip kakıyor, kâh söylediği sözlerle alay ediyorlar. Hatta birisi, kadının taklidini bile yapıyor. Gençlerin bu yakışıksız tavırlarına kızıyorum doğrusu.
    Bu duygular içinde Hasan Amca’nın yanına varıyorum. Bir süre oradan buradan hoşbeş ediyoruz. Bu arada bana bir de öğüt vermekten geri kalmıyor: “Evlat hep böyle güler yüzlü ol. Unutma gülümsemek, sadakadır…” Biraz daha böyle sohbet ediyor, ayrılıyoruz.
    Tam Hasan Amca’nın gülümsemek ve sadaka ile ilgili öğüdünü düşünürken yaşlı dilenci takılıyor aklıma. Dönüp bu dilencinin yanına geliyorum. Alaycı gençlerinse çoktan gitmiş olduklarını fark ediyorum.
    Kadının yanına vardığımda, bir şey demesine meydan vermeden cebimden çıkardığım bir lirayı avucuna bırakıyorum. Sonra dönüp geldiğim yöne doğru koşturuyorum. Verdiğim bu bir liradan dolayı hiçbir şey kaybetmiyorum. Eksilen hiçbir yanım olmuyor. “Az sadaka çok belâyı def eder” sözü yankılanıyor kulaklarımda.
    “Tekrar bir minibüse mi bineyim, yoksa kalan yolu yayan mı gideyim” diye düşünürken trafiğin tıkanmaya başladığını fark ediyorum. Yayan gitmek daha akıllıca geliyor. Ağır ağır yürümeye koyuluyorum.
    Birkaç dakika geçiyor, geçmiyor ki müthiş bir gürültüyle sarsılıyor ortalık. Merakla sesin geldiği yöne bakıyorum. Bu gürültünün az aşağıda meydana gelen zincirleme trafik kazasından geldiğini öğreniyorum. Ortalık bir anda ana-baba gününe dönüyor… Bir süre sonra emniyet, olay yerini çember altına alıyor. Kalabalık hemen uzaklaştırılıyor oradan.
    Ertesi gün televizyonlardan öğrendiğime göre; kontrolden çıkan bir tanker, hızını alamayıp, önüne çıkan araçları ezip geçiyor. Neden sonra bir direğe çarparak güç bela durabiliyor. Haberin devamında; ezilen araçlardan birinin de, benim indiğim minibüs olduğunu fark ediyorum. Ha! Bir de yaralılar arasında dilenci kadınla alay eden gençlerin de olduğunu görüyorum. Kolları, kanatları sargılarla dolu. Sunucu tankerdeki yakıtın ateş almamasına şükretmemiz gerektiğinden bahsediliyor.
    Dilenciye verdiğim bir lira aklıma geliyor: “Belki o sadaka yüzünden tanker patlamamış, kazanın etkisi, o an benim bulunduğum yere kadar gelmemiştir.” diye geçiriyorum içimden. Kim bilir? Onu bilmem ama bildiğim bir şey var ki, o da eğer minibüsten inmeseydim; tankerin önüne kattığı minibüste ben de olacaktım.
    Hasan Amca’nın sözlerini şimdi daha iyi anlıyorum. Evet, bir kez daha az sadaka çok belayı defediyor.

    Kayhan SERT






+ Yorum Gönder