Konusunu Oylayın.: Üzerinde kul hakkı olana helalleşmesi kul hakkını düşürür mü?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Üzerinde kul hakkı olana helalleşmesi kul hakkını düşürür mü?
  1. 18.Haziran.2011, 19:14
    1
    Misafir

    Üzerinde kul hakkı olana helalleşmesi kul hakkını düşürür mü?






    Üzerinde kul hakkı olana helalleşmesi kul hakkını düşürür mü? Mumsema Merhaba ben kul hakkı yedim ve çok pişmanım.Daha 12 yaşındayım.Sınıftan arkadaşıma laflar atıyordm.küfür,alay etme, istemediği kötü davranışlar mesela kalem falan batırıyordum.ve çok pişmanım.ondan helallik almam yeterli mi? (


  2. 18.Haziran.2011, 19:14
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Merhaba ben kul hakkı yedim ve çok pişmanım.Daha 12 yaşındayım.Sınıftan arkadaşıma laflar atıyordm.küfür,alay etme, istemediği kötü davranışlar mesela kalem falan batırıyordum.ve çok pişmanım.ondan helallik almam yeterli mi? (


    Benzer Konular

    - Evladın anne baba üzerinde hakkı var mı ve evlat anne babasına hakkını helal etmeyebi

    - Kul hakkı Müslümanın kafirler üzerinde hakkı olurmu?

    - Üzerinde kul hakkı ile ölen kimse

    - Ahrette kul hakkını ödeme şekli ve miktarı (Üzerinde kul hakkı bulunanların ibadetleri kabul olmaz)

    - Ahirette kul hakkını kul hakkı ile ödemek

  3. 18.Haziran.2011, 19:20
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Üzerinde kul hakkı olana helalleşmesi kul hakkını düşürür mü?




    Kul hakkını ancak kul affeder. Buna göre, daha dünyada iken bu hakkı telafi etmenin yolunu bulmak gerekir. Şayet bulamaz isek, ahirete kalmış olur ki, bu durum daha tehlikelidir. Şayet üzerimizde kul hakkı olan adam ölmüş ise, varislerine bu hakkı vermek gerekir.

    Ancak günahlarına tövbe edip hakkını yediği kimselerle helalleşmek istediği halde onlara ulaşamıyor ya da bulamıyorsa, bu durumda onların adına hayır yapmak, sadaka vermek ve onlar için dua etmek gerekir.

    Şayet hakkını eda etmek zor görünen bir adamın hakkını açıktan yemiş isek, o zaman bu adama doğrudan ödemenin yolunu bulmak ya da bir vekil vasıtasıyla ona hakkını vermeye çalışmak gerekir. Şayet hakkını yediğimiz kişi, hakkını yediğimizi bilmiyor ve ona açıktan söylemek mümkün değilse, o zaman masasına, evine veya başka bir vasıtasıyla bu parayı ona ulaştırıp, durumu da bir pusulayla bildirmek gerekir. Ona açıktan isim vermeye de gerek yoktur.

    İnsan şerefli bir mahluktur. Onun hürriyet, haysiyet, namus ve şeref gibi manevî hukukuna yönelik bir haksızlık kadar, canına ve malına yapılan bir tecavüz de o nisbette ağır bir mes'uliyeti gerektirir.

    İnsan bilerek veya bilmeyerek, farkında olarak veya olmayarak birisine haksız bir davranışta bulunmuş olabilir. Hattâ onu mağdur bir duruma düşürüp bazı haklarının elinden çıkmasına sebep olacak bir muamelede de bulunabilir. Bir fert olarak kendimizi her ne kadar çekip çevirsek, hakpereset olarak kalmaya azmetsek de, birtakım hata ve kusurlara kapılmaktan tamamiyle kurtulamıyoruz.

    İnsanlık hali olan böyle bir durum karşısında ne yapmalıyız? "Bir defa oldu, bir daha yapmayız, keşke yapmasaydım" diyerek iç dünyamızda hesaplaşmamız kâfi gelir m? Yoksa meselenin telâfisine gidip de hatamızı düzelterek helallik dileyerek pişmanlığımızı mı bildiririz?

    İslâmda esas itibariyle bir Allah hakkı, bir de kul hakkı vardır. Allah hakkı, her insanın Rabbine karşı yapması gereken kulluk vazifeleridir. Bu hususta yaptığı bir kusur, günah ve eksiklikten dolayı Allah'a yalvarır, tevbe istiğfar ederek affını diler. Fakat kul hakkı öyle değildir. Onun bir tek telâfisi vardır, o da haksızlığa uğrayan, hukuku zayi olan kişiyle bizzat görüşüp özür beyan etmek, helâllik dilemekle birlikte , maddi bir kaybı varsa telâfisine gitmektir.

    Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyururlar:

    "Bir kimse kardeşinin haysiyetine, yahut malına haksız olarak taarruz etmişse, iltimas olarak verilebilecek altın ve gümüşün bulunmadığı günden (Kıyamet) önce helâlleşsin. Aksi halde, yaptığı haksızlık nisbetinde onun iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa, hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden adama verilir." 1

    Evet, Peygamberimizin de tavsiyesine göre, bu durumda helâlleşmekten başka çıkar yol yoktur. O kadar ki, insan şehit bile olsa, üzerinde kul hakları varsa, Allah diğer günahlarını bağışladığı halde kul hakkını bağışlamamaktadır. Bunun için mesele, hak sahibinin gönlünü almada, nzasını kazanmada kalıyor. Siz, zarara uğramasına sebep olduğunuz kimseye gider, önce bir hata yaptığınızı itiraf ederek özür beyan eder, sizi affetmesini, hakkını helâl etmesini rica edersiniz. Maddi bir kaybı varsa, imkânınız nisbetinde onun razı olabileceği nisbette hakkını verirsiniz.

    Böylece elinizden geleni yapmış olursunuz. Muhatabınız da sizi hoş karşılar, müsamaha ve anlayış gösterirse, mes'uliyetiniz kalkmış, hadis-i şerifte açıklandığı gibi, dünyada iken helâlleşerek âhiretteki hesaplaşma ve azaptan kurtulmuş olursunuz.

    Bununla birlikte vicdan azabı çekiyorsanız, ayrıca tevbe isitğfar edersiniz. "Pişmanlık tevbenin kendisidir", "Günahından tevbe eden hiç günah işlememiş gibi olur" mealindeki hadis-i şeriflerin sırrıyla Allah katında da rahata kavuşmuş olursunuz. 2

    Bir insan tevbesinin kabul olduğunu, günahtan kurtulduğunu nasıl anlar, nasıl fark eder, bu hal nasıl bilinir?

    Cevabını Peygamber Efendimizden (a.s.m.) öğrenelim:

    "Bir günah işledikten sonra tevbe edip iyilik işleyen kimse, üzerine çok dar bir zırh giyinen bir adama benzer. Günahtan sonra bir iyilik yaparsa zırhın halkalarından biri çözülür. Bir iyilik daha işlerse öbür halka da çözülür. Yapılan iyiliklerin sonunda zırh yere düşer." 3

    Gerek Rabbine karşı bir günah işleyen, gerekse bir insana haksız bir davranışta bulunan bir kimse, o günah ve hatanın akabinde pişmanlık duyarak sevaplı ameller işler, Kur'ân ve imana yönelik hizmetlerini ve çalışmalarını arttırırsa günah zırhının düğmeleri teker teker çözülür, kısa zamanda o günahlardan kurtulur. Artik bundan sonra bir vicdan azabı çekmesine, huzursuz olup üzüntüye kapılmasına gerek kalmaz. Çünkü o bir kul olarak hâlis bir niyet ve ihlâsla elinden geleni yapmış sayılır.

    Bu arada şu mealdeki âyet-i kerimeyi de unutmayalım:

    "Ey kendi nefislerine karşı haddi aşan, günahlarla kendi nefsine kötülük eden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Muhakkak Allah günahları affeder. O Gafur ve Rahimdir." 4

    1. Buhari, Mezalim, 10
    2. et-Tergîb ve't-Terhîb, 4:97.
    3. A. g. e., 4:106
    4. Zümer Sûresi, 53.


  4. 18.Haziran.2011, 19:20
    2
    Silent and lonely rains



    Kul hakkını ancak kul affeder. Buna göre, daha dünyada iken bu hakkı telafi etmenin yolunu bulmak gerekir. Şayet bulamaz isek, ahirete kalmış olur ki, bu durum daha tehlikelidir. Şayet üzerimizde kul hakkı olan adam ölmüş ise, varislerine bu hakkı vermek gerekir.

    Ancak günahlarına tövbe edip hakkını yediği kimselerle helalleşmek istediği halde onlara ulaşamıyor ya da bulamıyorsa, bu durumda onların adına hayır yapmak, sadaka vermek ve onlar için dua etmek gerekir.

    Şayet hakkını eda etmek zor görünen bir adamın hakkını açıktan yemiş isek, o zaman bu adama doğrudan ödemenin yolunu bulmak ya da bir vekil vasıtasıyla ona hakkını vermeye çalışmak gerekir. Şayet hakkını yediğimiz kişi, hakkını yediğimizi bilmiyor ve ona açıktan söylemek mümkün değilse, o zaman masasına, evine veya başka bir vasıtasıyla bu parayı ona ulaştırıp, durumu da bir pusulayla bildirmek gerekir. Ona açıktan isim vermeye de gerek yoktur.

    İnsan şerefli bir mahluktur. Onun hürriyet, haysiyet, namus ve şeref gibi manevî hukukuna yönelik bir haksızlık kadar, canına ve malına yapılan bir tecavüz de o nisbette ağır bir mes'uliyeti gerektirir.

    İnsan bilerek veya bilmeyerek, farkında olarak veya olmayarak birisine haksız bir davranışta bulunmuş olabilir. Hattâ onu mağdur bir duruma düşürüp bazı haklarının elinden çıkmasına sebep olacak bir muamelede de bulunabilir. Bir fert olarak kendimizi her ne kadar çekip çevirsek, hakpereset olarak kalmaya azmetsek de, birtakım hata ve kusurlara kapılmaktan tamamiyle kurtulamıyoruz.

    İnsanlık hali olan böyle bir durum karşısında ne yapmalıyız? "Bir defa oldu, bir daha yapmayız, keşke yapmasaydım" diyerek iç dünyamızda hesaplaşmamız kâfi gelir m? Yoksa meselenin telâfisine gidip de hatamızı düzelterek helallik dileyerek pişmanlığımızı mı bildiririz?

    İslâmda esas itibariyle bir Allah hakkı, bir de kul hakkı vardır. Allah hakkı, her insanın Rabbine karşı yapması gereken kulluk vazifeleridir. Bu hususta yaptığı bir kusur, günah ve eksiklikten dolayı Allah'a yalvarır, tevbe istiğfar ederek affını diler. Fakat kul hakkı öyle değildir. Onun bir tek telâfisi vardır, o da haksızlığa uğrayan, hukuku zayi olan kişiyle bizzat görüşüp özür beyan etmek, helâllik dilemekle birlikte , maddi bir kaybı varsa telâfisine gitmektir.

    Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyururlar:

    "Bir kimse kardeşinin haysiyetine, yahut malına haksız olarak taarruz etmişse, iltimas olarak verilebilecek altın ve gümüşün bulunmadığı günden (Kıyamet) önce helâlleşsin. Aksi halde, yaptığı haksızlık nisbetinde onun iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa, hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden adama verilir." 1

    Evet, Peygamberimizin de tavsiyesine göre, bu durumda helâlleşmekten başka çıkar yol yoktur. O kadar ki, insan şehit bile olsa, üzerinde kul hakları varsa, Allah diğer günahlarını bağışladığı halde kul hakkını bağışlamamaktadır. Bunun için mesele, hak sahibinin gönlünü almada, nzasını kazanmada kalıyor. Siz, zarara uğramasına sebep olduğunuz kimseye gider, önce bir hata yaptığınızı itiraf ederek özür beyan eder, sizi affetmesini, hakkını helâl etmesini rica edersiniz. Maddi bir kaybı varsa, imkânınız nisbetinde onun razı olabileceği nisbette hakkını verirsiniz.

    Böylece elinizden geleni yapmış olursunuz. Muhatabınız da sizi hoş karşılar, müsamaha ve anlayış gösterirse, mes'uliyetiniz kalkmış, hadis-i şerifte açıklandığı gibi, dünyada iken helâlleşerek âhiretteki hesaplaşma ve azaptan kurtulmuş olursunuz.

    Bununla birlikte vicdan azabı çekiyorsanız, ayrıca tevbe isitğfar edersiniz. "Pişmanlık tevbenin kendisidir", "Günahından tevbe eden hiç günah işlememiş gibi olur" mealindeki hadis-i şeriflerin sırrıyla Allah katında da rahata kavuşmuş olursunuz. 2

    Bir insan tevbesinin kabul olduğunu, günahtan kurtulduğunu nasıl anlar, nasıl fark eder, bu hal nasıl bilinir?

    Cevabını Peygamber Efendimizden (a.s.m.) öğrenelim:

    "Bir günah işledikten sonra tevbe edip iyilik işleyen kimse, üzerine çok dar bir zırh giyinen bir adama benzer. Günahtan sonra bir iyilik yaparsa zırhın halkalarından biri çözülür. Bir iyilik daha işlerse öbür halka da çözülür. Yapılan iyiliklerin sonunda zırh yere düşer." 3

    Gerek Rabbine karşı bir günah işleyen, gerekse bir insana haksız bir davranışta bulunan bir kimse, o günah ve hatanın akabinde pişmanlık duyarak sevaplı ameller işler, Kur'ân ve imana yönelik hizmetlerini ve çalışmalarını arttırırsa günah zırhının düğmeleri teker teker çözülür, kısa zamanda o günahlardan kurtulur. Artik bundan sonra bir vicdan azabı çekmesine, huzursuz olup üzüntüye kapılmasına gerek kalmaz. Çünkü o bir kul olarak hâlis bir niyet ve ihlâsla elinden geleni yapmış sayılır.

    Bu arada şu mealdeki âyet-i kerimeyi de unutmayalım:

    "Ey kendi nefislerine karşı haddi aşan, günahlarla kendi nefsine kötülük eden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Muhakkak Allah günahları affeder. O Gafur ve Rahimdir." 4

    1. Buhari, Mezalim, 10
    2. et-Tergîb ve't-Terhîb, 4:97.
    3. A. g. e., 4:106
    4. Zümer Sûresi, 53.


  5. 18.Haziran.2011, 20:29
    3
    Mürid74
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ocak.2011
    Üye No: 83646
    Mesaj Sayısı: 186
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: Üzerinde kul hakkı olana helalleşmesi kul hakkını düşürür mü?

    Alıntı
    Kul hakkını ancak kul affeder





    Allah (c.c.) yardimcimiz olsun!!!


  6. 18.Haziran.2011, 20:29
    3
    Devamlı Üye
    Alıntı
    Kul hakkını ancak kul affeder





    Allah (c.c.) yardimcimiz olsun!!!


  7. 18.Haziran.2011, 21:12
    4
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Üzerinde kul hakkı olana helalleşmesi kul hakkını düşürür mü?

    Alıntı
    Mürit74 nickli üyeden
    (Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helalleşsin! Çünkü ahirette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevaplarından alınır, sevapları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.) [Buhari]


    (Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan mümin, Cennete girer.) [Nesai]

    (Kul hakkı, müminin aybı, kusurudur.) [Ebu Nuaym]

    (Müflis, şu kimsedir ki, kıyamette, amel defterinde pek çok namaz, oruç ve zekat sevabı bulunur. Fakat, bazılarına çeşitli yönden zararı dokunmuştur. Sevapları, bu hak sahiplerine verilir. Hakları ödenmeden önce sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları, bunun üzerine yükletilip Cehenneme atılır.) [Müslim]

    (Arkadaşınızın bir şeyini ciddi olarak da, şaka olarak da almayın!) [Tirmizi]

    (Kıyamette bir münadi "Ecri Allah’ın üzerinde olan ayrılsın, Cennete girsin" der. "Bunlar kim?" diye sorulunca, münadi, "İnsanları affedenlerdir" der. Birçok kişi hesaba çekilmeden Cennete girer.) [İ. Ebiddünya]





  8. 18.Haziran.2011, 21:12
    4
    Silent and lonely rains
    Alıntı
    Mürit74 nickli üyeden
    (Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helalleşsin! Çünkü ahirette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevaplarından alınır, sevapları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.) [Buhari]


    (Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan mümin, Cennete girer.) [Nesai]

    (Kul hakkı, müminin aybı, kusurudur.) [Ebu Nuaym]

    (Müflis, şu kimsedir ki, kıyamette, amel defterinde pek çok namaz, oruç ve zekat sevabı bulunur. Fakat, bazılarına çeşitli yönden zararı dokunmuştur. Sevapları, bu hak sahiplerine verilir. Hakları ödenmeden önce sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları, bunun üzerine yükletilip Cehenneme atılır.) [Müslim]

    (Arkadaşınızın bir şeyini ciddi olarak da, şaka olarak da almayın!) [Tirmizi]

    (Kıyamette bir münadi "Ecri Allah’ın üzerinde olan ayrılsın, Cennete girsin" der. "Bunlar kim?" diye sorulunca, münadi, "İnsanları affedenlerdir" der. Birçok kişi hesaba çekilmeden Cennete girer.) [İ. Ebiddünya]





  9. 19.Haziran.2011, 13:11
    5
    Mürid74
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ocak.2011
    Üye No: 83646
    Mesaj Sayısı: 186
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: Üzerinde kul hakkı olana helalleşmesi kul hakkını düşürür mü?

    Degerli Kardesim,

    burda benim soru isaretim "Kul hakkını ancak kul affeder" ifadesiydi, oysa ki bu dogru degildir.
    Kul hakkindan vaz gecerse bu onu Allah (c.c.) katinda degerli kilar.
    Günahlarida sadece Allah (c.c.) affeder.

    Zumer 39/53-54

    De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
    Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.

    Bu ayetdede görebiliyorski, günahlari, Kul hakki dahil, sadece Allah (c.c.) affediyor ve Allah (c.c.) ayrica kendisine samimi bir sekilde yönelip, gercek anlamda teslim olan kullarinin bütün günahlarini affedebilcegini söylüyor.Bu uyariya kulak asmiyan ve Allah´a (c.c.) teslim olmuyan bir kisi icin hangi günah olursa olsun, o kisi icin öldükten sonra hüsran olmak anlamina gelebilir.

    Bir Allah (c.c.) dostu söyle demisdir "Ölüm hüsran degildir, öldükten sonra ne olacagini bilmemek hüsrandir"!!!


    Allah (c.c.) yardimcimiz olsun!!!




  10. 19.Haziran.2011, 13:11
    5
    Devamlı Üye
    Degerli Kardesim,

    burda benim soru isaretim "Kul hakkını ancak kul affeder" ifadesiydi, oysa ki bu dogru degildir.
    Kul hakkindan vaz gecerse bu onu Allah (c.c.) katinda degerli kilar.
    Günahlarida sadece Allah (c.c.) affeder.

    Zumer 39/53-54

    De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
    Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.

    Bu ayetdede görebiliyorski, günahlari, Kul hakki dahil, sadece Allah (c.c.) affediyor ve Allah (c.c.) ayrica kendisine samimi bir sekilde yönelip, gercek anlamda teslim olan kullarinin bütün günahlarini affedebilcegini söylüyor.Bu uyariya kulak asmiyan ve Allah´a (c.c.) teslim olmuyan bir kisi icin hangi günah olursa olsun, o kisi icin öldükten sonra hüsran olmak anlamina gelebilir.

    Bir Allah (c.c.) dostu söyle demisdir "Ölüm hüsran degildir, öldükten sonra ne olacagini bilmemek hüsrandir"!!!


    Allah (c.c.) yardimcimiz olsun!!!




  11. 19.Haziran.2011, 14:09
    6
    nurya
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Eylül.2009
    Üye No: 53334
    Mesaj Sayısı: 823
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 51
    Bulunduğu yer: samsun

    Cevap: Üzerinde kul hakkı olana helalleşmesi kul hakkını düşürür mü?

    çok doğru ölünce herşey bitmiyor ki sorgu sual bittikten sonra ne tarafa gideceğini öğrendikten sonra asıl maraton o zaman başlıyor cennetlik olursak ne ala ama yol öbür taraf ise vay halimize


  12. 19.Haziran.2011, 14:09
    6
    Devamlı Üye
    çok doğru ölünce herşey bitmiyor ki sorgu sual bittikten sonra ne tarafa gideceğini öğrendikten sonra asıl maraton o zaman başlıyor cennetlik olursak ne ala ama yol öbür taraf ise vay halimize


  13. 19.Haziran.2011, 14:24
    7
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Üzerinde kul hakkı olana helalleşmesi kul hakkını düşürür mü?

    Alıntı
    burda benim soru isaretim "Kul hakkını ancak kul affeder" ifadesiydi, oysa ki bu dogru degildir.
    Kul hakkindan vaz gecerse bu onu Allah (c.c.) katinda degerli kilar.
    Günahlarida sadece Allah (c.c.) affeder.
    Kardeşim sürekli muhalif olma adına
    yanlış cevaplar verip durma:(
    Doğru Allah c.c günahları affeder
    ama kul hakkını kula bırakmıştır
    Hak sahibi hakkını helel etmediği sürece
    gaspçı kişi cennete giremiyor
    Namaz konusundada verdiğin cevaplarda aynı
    lütfen yanlış bilgi vermeyelim,kendi görüşleriniz
    ancak sizi bağlar Hadislerle örnek verdim yinede
    bildiğini okuyorsun:(

    Buyur oku....

    İslâm’da Affetmek Hakkına Kimler Sahiptir?


    İslâm’da iki türlü hak vardır:
    Birincisi: Hukukullah’tır. Yani Allah’ın hakkıdır. Bu hakkı kimse affede­mez. Meselâ, küfür, yani Allah’a şirk koşmak en büyük cinayet ve zulümdür. Şirke düşmüş, mürted ve anarşist olmuş bir insan, hem umum mahlûkatın ve bütün esma-i ilâhiyyenin hukukuna tecavüz ve hem kâinatın güzelliğini tahkir etmiş olduğundan affedilmez bir cinayet işlemiştir. Nitekim mürted ve anarşisti, tevbe etmediği taktirde, Allah affetmemektedir.

    İkincisi: Hukuk-u ibaddır, yani kul hakkıdır.
    Kul hakkını da ancak hu­kukuna tecavüz edilen mağdurun kendisi affedebilir. Kul hakkını peygam­berler de affetmeye selâhiyetli değillerdir.

    Bu meselemizi izah için İslâm tarihinden bir iki misal nakledelim:
    Kureyş eşrafından bir kadın hırsızlık yapmıştı. Suçu sabit olunca, ka­bilesinin büyükleri bir araya gelerek Hz. Peygamber’in (s.a.v.) huzuruna çıktılar:
    “- Ya Resûlullah kızımızın kısası yapılırsa bu bizim için bir zül olur. Kızımızı affediniz diye yalvardılar.
    Efendimiz (s.a.v.): “Allah’a yemin ederim ki, eğer Muhammed’in kızı Fatma bile hırsızlık etse, onun da elini keserim.” buyurdular.
    Diğer bir hadise:
    Hz. Ömer (r.a.)in hilâfeti zamanında oğlu bir suç işlemişti. Durum, Hz. Ömer’e bildirildi. Hak ve adalet güneşi olan, Hz. Ömer, oğlunu muhakeme etti, Durum tahkik edildi ve nihayet hüküm verildi. oğlu suçlu idi. Kısas yapılacaktı. Allah’ın emri ve Kur’an’ın hükmüydü bu…
    Hz. Ömer tereddütsüz, hükmü icra edecekti… Sahabelerin gözleri dolu. Kadın ve annelerin gözleri yaşlıydı… Hakk’ın karşısında bütün başlar eğik­ti.
    Kısas tatbik edilip, ceza üçte ikisini geçtikten sonra oğlunun güç ve ta­katı kesilmişti. Hararetten ve susuzluktan perişan bir vaziyetteydi. Gözle­riyle babasını aradı. Şefkat dolu bakışlarla yüzünü babasına çevirdi, peri­şan ve bitkin bir sesle:
    “Baba su.. Bir yudum su…” dedi.
    Adaletli Ömer, hak ve hakikatı incitmeyen o büyük insan, oğluna ses­lendi.
    “Oğlum benden su isteme. Cezan bitinceye kadar sana su verilmeyecek­tir. Eğer sonuna kadar dayanır, ölmezsen; hakkındır, veririz içersin suyunu. Eğer cezan bitmeden ölürsen, gider suyunu cennette inşallah Resulullah’ın yanında içersin. Hz. Resulullah (s.a.v.) sana, Ömer ne yapıyor diye sorar, sen de: “Ya Resulullah! Ömer, Kur’an’ı okuyor ve tatbik ediyor dersin”… İşte İslâm tarihi…
    Asr-ı Saadet’den ibretli bir misal daha:
    Peygamber Efendimiz (s.a.v) vefatına yakın günlerde sahabe-i kiramı Mescid-i Saadete toplayarak onlara beliğ bir hutbe irad buyurduktan sonra, cemaate hitaben:
    -Ey Müslümanlar! Ben, sizleri hem dünya hem ahiret saadetine davet eden peygamberinizim. Yarın mahşer günü kimsenin hakkı bende kalsın istemem. Her kimin bende alacağı varsa gelsin alsın. Her kimin bende hak­kı varsa gelsin hakkını alsın” diye üç defa tekrar ettiler. Üçüncü tekrardan sonra cemaat içinde Ukkâşe isimli sahabe ayağa kalktı:
    “Anam babam sana fedâ olsun, yâ Resulullah! Bir harb dönüşünde be­nim devem sizin devenize yaklaşmıştı. Ben o sırada deveden inerken sizin kamçınız bana isabet etti. Ben şimdi o kamçının hakkını istiyorum. Bilmi­yorum siz kasden mi vurdunuz.”
    Hz. Peygamber (s.a.v.) “Hâşâ yâ Ukkâşe! Allah’ın Resûlü size nasıl kas­den vurur?” buyurdular.
    Hz. Ukkâşe sükût etti. Peygamber Efendimiz (a.s.m), Hz. Bilâl’i eve göndererek kamçısını getirmesini istedi. Cemaat tam bir merak, sükût ve hüzün içindeydi. Herkes merak ve gözyaşları içinde neticeyi bekliyordu.
    Hz. Bilâl kamçıyı getirdi. O zaman Hz. Ebû Bekir ayağa kalktı, “Yâ Ukkâşe! Biliyorsun Hz. Resûlullah hasta; mübarek vücudu dayanamazlar. O’nun yerine bana vur!”
    “Hayır!” dedi Ukkâşe.
    Bu defa Hz. Ömer ayağa kalktı. “Yâ Ukkâşe! Resulullah’ın yerine benim sırtıma yüz tane kamçı vur.” dedi. O zaman Efendimiz (s.a.v): “Siz oturun, Allah sizin makamınızı yükseltsin!” diye dua buyurdular.
    Sonra Hz. Ali ayağa kalktı. “Yâ Ukkâşe! Benim kalbim buna razı olmaz. Bana vur.” Daha sonra Hz. Hasan ve Hüseyin ayağa kalktılar “Yâ Ukkâşe! Eğer hakkından vazgeçersen sana yüz deve vereceğim.”
    Yine “Hayır!” dedi Ukkâşe. Bu sefer Hz. Talha ayağa kalktı. “Yâ Ukkâşe! Sen razı ol. Sana Medine’deki bağ ve bahçelerimi vereceğim.”
    Efendimiz ayağa kalkanların hepsine dua buyurdular. Ukkâşe’ye hita­ben “Haydi kısasını yap.” buyurdular. O zaman Hz. Ukkâşe “Ya Resûlullah benim sırtım çıplaktı.” dedi. Efendimizin mübarek sırtını açtılar.
    Mescid-i Saadetteki bütün sahabeler ağlamaya ve figan etmeye başladılar. Hz. Ukkâşe eğildi. Efendimizin sırtındaki nübüvvet (Peygamberlik) mührünü öptü. “Anam, babam sana fedâ olsun Ya Resulullah! Maksadım sırtınızdaki nübüvvet mührünü öpmekti” diye maksadını beyan ettiler.
    Efendimiz bu hadise üzerine “Her kim cennetlik bir şahsın yüzüne bak­mak isterse, Ukkâşe’ye baksın.” buyurdular.
    Mehmet Kırkıncı


  14. 19.Haziran.2011, 14:24
    7
    Silent and lonely rains
    Alıntı
    burda benim soru isaretim "Kul hakkını ancak kul affeder" ifadesiydi, oysa ki bu dogru degildir.
    Kul hakkindan vaz gecerse bu onu Allah (c.c.) katinda degerli kilar.
    Günahlarida sadece Allah (c.c.) affeder.
    Kardeşim sürekli muhalif olma adına
    yanlış cevaplar verip durma:(
    Doğru Allah c.c günahları affeder
    ama kul hakkını kula bırakmıştır
    Hak sahibi hakkını helel etmediği sürece
    gaspçı kişi cennete giremiyor
    Namaz konusundada verdiğin cevaplarda aynı
    lütfen yanlış bilgi vermeyelim,kendi görüşleriniz
    ancak sizi bağlar Hadislerle örnek verdim yinede
    bildiğini okuyorsun:(

    Buyur oku....

    İslâm’da Affetmek Hakkına Kimler Sahiptir?


    İslâm’da iki türlü hak vardır:
    Birincisi: Hukukullah’tır. Yani Allah’ın hakkıdır. Bu hakkı kimse affede­mez. Meselâ, küfür, yani Allah’a şirk koşmak en büyük cinayet ve zulümdür. Şirke düşmüş, mürted ve anarşist olmuş bir insan, hem umum mahlûkatın ve bütün esma-i ilâhiyyenin hukukuna tecavüz ve hem kâinatın güzelliğini tahkir etmiş olduğundan affedilmez bir cinayet işlemiştir. Nitekim mürted ve anarşisti, tevbe etmediği taktirde, Allah affetmemektedir.

    İkincisi: Hukuk-u ibaddır, yani kul hakkıdır.
    Kul hakkını da ancak hu­kukuna tecavüz edilen mağdurun kendisi affedebilir. Kul hakkını peygam­berler de affetmeye selâhiyetli değillerdir.

    Bu meselemizi izah için İslâm tarihinden bir iki misal nakledelim:
    Kureyş eşrafından bir kadın hırsızlık yapmıştı. Suçu sabit olunca, ka­bilesinin büyükleri bir araya gelerek Hz. Peygamber’in (s.a.v.) huzuruna çıktılar:
    “- Ya Resûlullah kızımızın kısası yapılırsa bu bizim için bir zül olur. Kızımızı affediniz diye yalvardılar.
    Efendimiz (s.a.v.): “Allah’a yemin ederim ki, eğer Muhammed’in kızı Fatma bile hırsızlık etse, onun da elini keserim.” buyurdular.
    Diğer bir hadise:
    Hz. Ömer (r.a.)in hilâfeti zamanında oğlu bir suç işlemişti. Durum, Hz. Ömer’e bildirildi. Hak ve adalet güneşi olan, Hz. Ömer, oğlunu muhakeme etti, Durum tahkik edildi ve nihayet hüküm verildi. oğlu suçlu idi. Kısas yapılacaktı. Allah’ın emri ve Kur’an’ın hükmüydü bu…
    Hz. Ömer tereddütsüz, hükmü icra edecekti… Sahabelerin gözleri dolu. Kadın ve annelerin gözleri yaşlıydı… Hakk’ın karşısında bütün başlar eğik­ti.
    Kısas tatbik edilip, ceza üçte ikisini geçtikten sonra oğlunun güç ve ta­katı kesilmişti. Hararetten ve susuzluktan perişan bir vaziyetteydi. Gözle­riyle babasını aradı. Şefkat dolu bakışlarla yüzünü babasına çevirdi, peri­şan ve bitkin bir sesle:
    “Baba su.. Bir yudum su…” dedi.
    Adaletli Ömer, hak ve hakikatı incitmeyen o büyük insan, oğluna ses­lendi.
    “Oğlum benden su isteme. Cezan bitinceye kadar sana su verilmeyecek­tir. Eğer sonuna kadar dayanır, ölmezsen; hakkındır, veririz içersin suyunu. Eğer cezan bitmeden ölürsen, gider suyunu cennette inşallah Resulullah’ın yanında içersin. Hz. Resulullah (s.a.v.) sana, Ömer ne yapıyor diye sorar, sen de: “Ya Resulullah! Ömer, Kur’an’ı okuyor ve tatbik ediyor dersin”… İşte İslâm tarihi…
    Asr-ı Saadet’den ibretli bir misal daha:
    Peygamber Efendimiz (s.a.v) vefatına yakın günlerde sahabe-i kiramı Mescid-i Saadete toplayarak onlara beliğ bir hutbe irad buyurduktan sonra, cemaate hitaben:
    -Ey Müslümanlar! Ben, sizleri hem dünya hem ahiret saadetine davet eden peygamberinizim. Yarın mahşer günü kimsenin hakkı bende kalsın istemem. Her kimin bende alacağı varsa gelsin alsın. Her kimin bende hak­kı varsa gelsin hakkını alsın” diye üç defa tekrar ettiler. Üçüncü tekrardan sonra cemaat içinde Ukkâşe isimli sahabe ayağa kalktı:
    “Anam babam sana fedâ olsun, yâ Resulullah! Bir harb dönüşünde be­nim devem sizin devenize yaklaşmıştı. Ben o sırada deveden inerken sizin kamçınız bana isabet etti. Ben şimdi o kamçının hakkını istiyorum. Bilmi­yorum siz kasden mi vurdunuz.”
    Hz. Peygamber (s.a.v.) “Hâşâ yâ Ukkâşe! Allah’ın Resûlü size nasıl kas­den vurur?” buyurdular.
    Hz. Ukkâşe sükût etti. Peygamber Efendimiz (a.s.m), Hz. Bilâl’i eve göndererek kamçısını getirmesini istedi. Cemaat tam bir merak, sükût ve hüzün içindeydi. Herkes merak ve gözyaşları içinde neticeyi bekliyordu.
    Hz. Bilâl kamçıyı getirdi. O zaman Hz. Ebû Bekir ayağa kalktı, “Yâ Ukkâşe! Biliyorsun Hz. Resûlullah hasta; mübarek vücudu dayanamazlar. O’nun yerine bana vur!”
    “Hayır!” dedi Ukkâşe.
    Bu defa Hz. Ömer ayağa kalktı. “Yâ Ukkâşe! Resulullah’ın yerine benim sırtıma yüz tane kamçı vur.” dedi. O zaman Efendimiz (s.a.v): “Siz oturun, Allah sizin makamınızı yükseltsin!” diye dua buyurdular.
    Sonra Hz. Ali ayağa kalktı. “Yâ Ukkâşe! Benim kalbim buna razı olmaz. Bana vur.” Daha sonra Hz. Hasan ve Hüseyin ayağa kalktılar “Yâ Ukkâşe! Eğer hakkından vazgeçersen sana yüz deve vereceğim.”
    Yine “Hayır!” dedi Ukkâşe. Bu sefer Hz. Talha ayağa kalktı. “Yâ Ukkâşe! Sen razı ol. Sana Medine’deki bağ ve bahçelerimi vereceğim.”
    Efendimiz ayağa kalkanların hepsine dua buyurdular. Ukkâşe’ye hita­ben “Haydi kısasını yap.” buyurdular. O zaman Hz. Ukkâşe “Ya Resûlullah benim sırtım çıplaktı.” dedi. Efendimizin mübarek sırtını açtılar.
    Mescid-i Saadetteki bütün sahabeler ağlamaya ve figan etmeye başladılar. Hz. Ukkâşe eğildi. Efendimizin sırtındaki nübüvvet (Peygamberlik) mührünü öptü. “Anam, babam sana fedâ olsun Ya Resulullah! Maksadım sırtınızdaki nübüvvet mührünü öpmekti” diye maksadını beyan ettiler.
    Efendimiz bu hadise üzerine “Her kim cennetlik bir şahsın yüzüne bak­mak isterse, Ukkâşe’ye baksın.” buyurdular.
    Mehmet Kırkıncı


  15. 19.Haziran.2011, 15:55
    8
    Mürid74
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ocak.2011
    Üye No: 83646
    Mesaj Sayısı: 186
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: Üzerinde kul hakkı olana helalleşmesi kul hakkını düşürür mü?

    Alıntı
    kendi görüşleriniz
    ancak sizi bağlar Hadislerle örnek verdim yinede
    bildiğini okuyorsun

    Bildigini okuyorsun derken, okudugum Ku´ran-i Kerimden Zumer Suresinin ayetleri!!!
    Burda Allah (c.c.) asiriya gitmis günahkar kullarinin ne yapacagini acik ve net olarak söylüyor.
    Ayrica Allah´a (c.c.) teslim olmus bir kisi zaten hakklarini ne olursa olsun hak sahibine teslim etmek icin gayret göstericekdir.


    Allah (c.c.) yardimcimiz olsun!!!



  16. 19.Haziran.2011, 15:55
    8
    Devamlı Üye
    Alıntı
    kendi görüşleriniz
    ancak sizi bağlar Hadislerle örnek verdim yinede
    bildiğini okuyorsun

    Bildigini okuyorsun derken, okudugum Ku´ran-i Kerimden Zumer Suresinin ayetleri!!!
    Burda Allah (c.c.) asiriya gitmis günahkar kullarinin ne yapacagini acik ve net olarak söylüyor.
    Ayrica Allah´a (c.c.) teslim olmus bir kisi zaten hakklarini ne olursa olsun hak sahibine teslim etmek icin gayret göstericekdir.


    Allah (c.c.) yardimcimiz olsun!!!



  17. 19.Haziran.2011, 16:08
    9
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Üzerinde kul hakkı olana helalleşmesi kul hakkını düşürür mü?

    Alıntı
    burda benim soru isaretim "Kul hakkını ancak kul affeder" ifadesiydi, oysa ki bu dogru degildir.
    Ozaman bu doğru değildir dememeilisin.
    Allah c.c Tevvabburrahıym ve Gafurrurrahıym
    olduğunu hepimiz kabul eder ve bağışlanacağımızı ümit ederiz.
    Allah c.c şirkten başka günahı birde kul hakkıyla gidenden hariç
    dilediğini dilediği için başlayacak olduğu bildirilmiştir.
    Eğer bir madur dünyada helalleşilmediği ve maduriyeti
    giderilmediği takdirde boynuzsuz koçun boynuzlu koçtan
    hakkını isteceyeci bir günde Hesap gününde talep edip
    tabiri caiz isie söke söke alacaktır,artık aralarındaki
    helalleşme kısmı Allah c.c nun bilgisindedir.
    Aksini düşünürsek herkesin yaptığı haksızlık yanına
    kar kalır...


  18. 19.Haziran.2011, 16:08
    9
    Silent and lonely rains
    Alıntı
    burda benim soru isaretim "Kul hakkını ancak kul affeder" ifadesiydi, oysa ki bu dogru degildir.
    Ozaman bu doğru değildir dememeilisin.
    Allah c.c Tevvabburrahıym ve Gafurrurrahıym
    olduğunu hepimiz kabul eder ve bağışlanacağımızı ümit ederiz.
    Allah c.c şirkten başka günahı birde kul hakkıyla gidenden hariç
    dilediğini dilediği için başlayacak olduğu bildirilmiştir.
    Eğer bir madur dünyada helalleşilmediği ve maduriyeti
    giderilmediği takdirde boynuzsuz koçun boynuzlu koçtan
    hakkını isteceyeci bir günde Hesap gününde talep edip
    tabiri caiz isie söke söke alacaktır,artık aralarındaki
    helalleşme kısmı Allah c.c nun bilgisindedir.
    Aksini düşünürsek herkesin yaptığı haksızlık yanına
    kar kalır...


  19. 19.Haziran.2011, 16:14
    10
    Mürid74
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ocak.2011
    Üye No: 83646
    Mesaj Sayısı: 186
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: Üzerinde kul hakkı olana helalleşmesi kul hakkını düşürür mü?

    Alıntı
    Allah c.c şirkten başka günahı birde kul hakkıyla gidenden hariçdilediğini dilediği için başlayacak olduğu bildirilmiştir.
    Desert Rose kardesim bunuda Ku´ran-i Kerimden sure ve ayet numarasi ile bana yazarsan beni cok büyük bir gafletten kurtarmis olursun insallah.


    Allah (c.c.) yardimcimiz olsun!!!



  20. 19.Haziran.2011, 16:14
    10
    Devamlı Üye
    Alıntı
    Allah c.c şirkten başka günahı birde kul hakkıyla gidenden hariçdilediğini dilediği için başlayacak olduğu bildirilmiştir.
    Desert Rose kardesim bunuda Ku´ran-i Kerimden sure ve ayet numarasi ile bana yazarsan beni cok büyük bir gafletten kurtarmis olursun insallah.


    Allah (c.c.) yardimcimiz olsun!!!



  21. 19.Haziran.2011, 16:28
    11
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Üzerinde kul hakkı olana helalleşmesi kul hakkını düşürür mü?

    Abd = Kul, demektir. Bildiğiniz üzere Kelime-i Şehadet'te Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vessellem'in kulluğu (abd oluşu), "Abduhu ve Rasûluhu" denilerek risaletinden (Rasullüğünden/eliçiliğinden) önce zikredilmiştir. Bu öncelik, kulluk özelliğinin diğer tüm özelliklerinden daha üstün olduğunu vurgulamak içindir. Çünkü kulluk, öncelikle tüm mahlukat gibi insanın da varoluş nedenidir. Kelime-i Şehadet'te vurgulanan Hz. Muhammed aleyhisselâm'ın kulluğu da en kamil ve şuurlu kulluk kapsamında bir kulluktur. (Bu konuyu daha sonra daha detaylı inceleriz inşaallah)

    İnsanın kulluğunun önemini vurguladıktan sonra, gelelim İslâm Dini'nde kul hakkı'nın neden çok önemli bir hak olduğu konusunu açıklamaya...

    Kul hakkı nedir?

    Aslında kul, yaradanına kulluk ettiğinden dolayı gerçek hak sahibi kul değil, kulun hakikati olandır. Yani asıl hak o kulun rabbine aittir. Tüm hakların tek sahibi O'dur gerçekte.. Ama biz bugün burada, kul hakkı konusuna bu yönüyle dikey değil, Allah sistemi (sünnetullah) açısından, yani yatay açıdan bakacağız konuya...

    Kul hakkı, insanın can, mal, namus ve ahiret yaşamına dönük maneviyatı gibi dokunulmazlıklarına yönelik tecavüz ve haksızlıkların ortaya çıkardığı haktır. İnsanın kişisel haklarına yönelik her türlü tecavüz ve haksızlıklar haram yada mekruh fiillerdir. Bu sebeple günah kapsamındadır, cezası vardır. Kul hakkından doğan günahların ve cezaların Allah tarafından bağışlanması sözkonusu değildir. Kul hakkı, ancak hak sahibi o kişiyi bağışlaması ile ortadan kalkabilir.

    Ayetlerde sözü geçen, Allah'ın şirk haricindeki günahları affetmesi gibi ifadeler kul hakkını kapsamaz. Çünkü bizatihi kul hakkına tecavüz şirk kapsamındadır, kaynağı şirktir. Örneğin; "Ey kavmimiz dediler, Allah'ın davetçisine uyun ve O'na inanın ki (Allah) günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acı bir azabdan korusun" (el-Ahkaf, 46/31) âyetinin yorumlarken bağışlanacak günahların Allah hakkını (layıkıyla kulluk etmek adına, Allah için yapılan fiiller) ilgilendirenler olduğu, kul hakkından doğan günahların ise Allah tarafından bağışlanmayacağı konusunda bir çok din alimi fikir birliği etmiştir. Kezâ Hz. Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem'den rivayet edilen bir çok hadis de bu yorumu doğrular.

    Ebü Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

    "Müflis kimdir, biliyor musunuz?" diye sordu. Ashab:

    - "Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir", dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

    "Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnad ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir" buyurdular. [ Müslim, Birr 59. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyamet 2

    Yine kul hakkıyla yakından alakalı olduğunu düşündüğüm bir hadis de şudur:

    Ebu-Derdâ (r.a)'den rivayet edildiğine göre Hz. Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem şöyle buyuruyor:

    "Her bir kişi ki, Allah'ın dininin ahkâmından dolayı bir kimse cezaya uğramış, ona hadd-i şer'i terettüb etmiş, şeriatin emrettiği ceza verilecek. Bunun engellenmesi için, Allah'ın hükmünden doğan cezanın yapılması önüne şefaatini koyarsa; bu işten kendisini geri çekinceye kadar Cenâb-ı Hakk'ın kızgınlığına, gazabına maruz olur. (Kızgınlığında olur, kahrı, gazabı içerisinde olur.)" [Taberânî]

    Bu Hadis-i Şerif'de söz konusu olan mevzu her şeyden önce kul hakkını kapsar kanımca... Şimdi konuya başka bir açıdan bakalım.

    Müslüman Allah'a iman edip teslim olmayı kabul etmiş kişidir. Mü'min ise, bu vaadini gerçekleştirmiş, yani Allah'a iman etmiş, teslim olmuş, Allah boyasıyla boyanmış ve korkulardan emin olup kurtuluşa ermiş kişi demektir. Allah'a teslim olmak ve Allah boyasıyla boyanmak, O'nun Esma-ül Hüsnâ'sına en kapsamlı şekilde mazhar olmak demektir. İnsan bu yönüyle yeryüzü halifesidir. Müslüman, buna inanıp bu açıdan kulluğunu hakkıyla yerine getirmeyi vaad eden kişidir. Mü'min ise, bu vaadini kapasitesi ölçüsünde yerine getiren kişidir. Yani Allah'ın en güzel isimlerine ayna olan ve O isimleri alemde seyredip değerlendirendir. Konuya bu açıdan bakılacak olursa, Allah'ın güzel isimlerinden biri de el-Hak'tır. Anlamı; Hak ve hakikatın kendisi, gerçeklerin gerçeği demektir. Hak, ayrıca doğruluğu ve adaleti, başka bir deyişle her şeyi yerli yerine koymayı, her şeyi yerli yerinde yapmayı da belirtir. Bu mânânın yokluğu, batılın ve zulmün açığa çıkmasıdır. Hak'ka teslim olan kişi, Hak'kı kendinde bulan kişi, Hak'kın gösterdiği biçimde doğruluk ve adalete yönelir, batılın ve zulmün karşısında yeralır. Bu nedenle müslüman/mü'min Hz. Rasûlullah (s.a.s)'in yaptığı ve tavsiye ettiği gibi "diğer müslümanlara eliyle ve diliyle zarar vermeyen" (Buhari, İman, 4,5), yani hiç kimseye hiç bir şekilde haksızlık etmeyen kişidir.

    Ancak bir noktayı açıklığa kavuşturalım, ki biz de batıla ve zulme sapmayalım. Hakkı yenen ve zulme uğrayıp hakkını arayan kişi, hakkını aradığı süreçteki fiillerinden dolayı bu cezalardan müstesnâ kılınmıştır.

    * "Allah, zulme uğrayanların dışında, çirkin sözün açıkça söylenmesinden hoşlanmaz. Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilendir." (4/148)

    * "Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (26/227)

    * İşte böyle; her kim kendisine yapılan haksızlığın benzeriyle karşılık verir, sonra aleyhine 'azgınlık ve saldırıda' bulunulursa, Allah, mutlaka ona yardım eder. Şüphesiz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır. (22/60)

    Bu durumu İslâm hukukunda yer alan "kısas" kavramı ile daha iyi anlayabiliriz. Kaldı ki, devletlerin toplumun ihtiyaçlarına göre kendi içlerinde oluşturduğu yasalarda da benzer hükümler söz konusudur. Hak sahibinin kişisel haklarını koruması ve araması en meşru hakkıdır. Allah'a kulluk adına yapılması teklif edilenleri yapmayanlara, emr-i bi'l-maruf nehy ani l-münker (iyiyi tavsiye, kötülükten sakındırma) şeklinde müdahale edilebilir. Kul hakkını ilgilendiren konularda ise böyle bir yükümlülük yoktur. Burada hak sahibinin meşru müdafaa ve dava hakkı vardır. Bu konu öyle detaylı bir mevzudur, ki örneğin; kul hakkına bağlı konularda mağdurun ölmesi durumunda dava hakkı varislerine geçer. Allah'a kulluk adına yapılması gereken yükümlülükler ise, kişinin ölümü ile ortadan kalkar. Evrensel çapta çok boyutta yürürlükteki bu sistem, maddi bir haktan manevi hakka kadar bir çok hakkı kapsar. Örneğin; halk arasında; "Dedeleri ah almış galiba!" veya "Dedesi erik yemiş, torununun dişi kamaşmış" derler.. Yani kişinin ölümü ile dahi kalkmayan maddi kadar manevi haklar da vardır. Bu derece önemli ve vahim boyutları vardır, kul hakkının...

    Kul hakkı ile ilgili bir kaç hadis daha aktaralım
    Hz. Rasûlullah (s.av.) şöyle buyuruyor:

    "Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helâllaşsın! Çünkü âhırette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevâblarından alınır, sevâbları olmazsa, hak sâhibinin günâhları buna yüklenir." [Buhârî]

    “Mü’minin ruhu, ödeninceye kadar borcuna bağlı kalır” [Ebu Hüreyre- Tirmizî, Cenâiz 74. Ayrıca bk. İbni Mâce, Sadakât 12]

    "Kibri, hıyâneti ve kul borcu olmayan mü'min, Cennete girer." [Nesâî]

    "Kul hakkı, mü'minin ayıbı, kusûrudur." [Ebû Nuaym]

    Ahmet El-Faruki (İmam-ı Rabbani) de "Mektûbât" isimli eserinde şöyle der: "Bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sâhibine geri vermek, yüzlerle lira sadakadan kat kat daha sevâbdır. Bir kimse, peygamberlerin yaptığı ibâdetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez." (Mektûbât-ı Rabbânî c.2, m.66, 87]



    Şimdi burada çok önemli bazı sonuçlara ulaşıyoruz. Demekki:

    1- Kul hakları, ibadet ve taatin ve her çeşit iyiliğin sevabını ortadan kaldırabilir.

    2- Kişinin ibadet ve taatleri, üzerinde bulunan kul haklarını affettirmez.

    3- Kul hakları, maddî ya da manevî olabilir.

    4- Bir kişi, bir çok ibadet ve hayır işlemesine rağmen, üzerinde bulunan kul hakları sebebiyle, bu amellerin sevabı hak sahiplerine verilince, kıyamet gününde eli boş kalıp cehenneme girmeyi hak edebilir.

    O halde maddi ve manevi olan kul hakları neler olabilir, bunun hakkında da bir kaç uyarı yapalım.

    1- Dedikodu, gıybet ve iftira kul hakkı kapsamına girer. Kişinin maddi ve manevi yaşamını olumsuz yönde etkilediği için kişiye zarar verir ve doğal olarak o kişinin manevi bir hakkı doğar. Söz konusu fiillerin büyük günah olduğu ile ilgili ayetler ve Hz. Rasûlullah'tan rivayet edilen hadisler vardır. Hattâ kimi İslâm alimlerine göre şirkten sonra en büyük günahlardan sayılır. Çünkü bu süfli fiillerin kökeninde gizli şirk vardır.

    2- Kişinin kişisel malına, canına ve namusuna verilen zarar da kul hakkı kapsamındadır. Bu sebeple hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet, haksız kazanç, adam öldürmek, yetim hakkı yemek, zina, tecavüz ve cinsel taciz vb. gibi suçlar da bu hakkın doğmasına sebep teşkil eder.

    3- Kişilerin ölüm ötesi ahiret yaşamı için yapacakları hazırlık kapsamında ibadetlerine engel olmak, Allah'a kulluk adına Allah için yapacakları hayırlara engel olmak da manevi açıdan kul hakkı kapsamına girer. Bu tür manevi kul hakları kapsamı oldukça geniş olduğu için bu konuda çok titiz davranmak gerekir. .

    5- Miras konusu da önemlidir. Miras sahibine hakkı olanın verilmemesi de kul hakkına girer..

    Bu maddeler takvanın ölçüsüne göre uzayabilir. Ancak bunlar belli başlı ana konulardı.

    Bazı kaynaklarda, Hz. Süleyman aleyhisselâm'ın diğer rasul ve nebilerden beş yüz sene sonra cennete gireceği rivayet edilir. Bildiğiniz üzere Hz. Süleyman'a büyük bir saltanat ve zenginlik verilmiştir. Bu sebeple bütün bunların hesabını vermek uzun süreceğinden, cennete diğer nebi ve rasullerden sonra gireceği bildirilmektedir. Nitekim âyet-i kerîmde peygamberlere de hesab sorulacağı beyan edilmektedir:

    * "Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlakâ hesaba çekeceğiz!" (7/ 6)

    Allah bizleri kul hakkıyla huzuruna çıkmaktan korusun. Eğer bilerek veya bilmeden kul hakkına girecek bir günahımız olduysa da, o kullarıyla helalleşmeyi nasip etsin. Çünkü kul hakkını Allah affetmiyor, bizzat hak sahibi kulu affediyor. Ne yazık ki Allah bu hakkı hak sahibi kuluna devretmiş, böyle hükmetmiş, bize de itaat etmek düşer!

    İslâm dini, namuslu ve iffetli olmayı, helal kazancı, kanaati, takva ve temiz ahlakı, başkasının haklarına tecavüz etmemeyi, tatmin olmuş bir kalp ile huzur içinde yaşamayı ve insanların biribirini sevip korumasını, dayanışma içinde yaşamalarını teklif eder. İslâm'ın bu teklifleri, temeli olan tevhid'i yaşama biçimi olarak değerlendirilmelidir. İslâm, ahlakın çöktüğü, huzurun olmadığı, haramdan korkmayan, kan, rüşvet, hırsızlık, intihar ve bunalım içinde neredeyse cinnet geçirme noktasına gelmiş, elindeki ile yetinmeyip kanaatten yoksun ve gayri ahlaki her türlü yolu mübah sayarak daha fazlasına ulaşmaya çalışan, dünyasını hırs bürümüş, ahireti bedbaht olmuş insanlar topluluğunu dünya ve ahirette kurtaracak ve ebedi saadete kavuşturacak yegane çareleri sunmuştur. Bu sebeple İslâm'ın teklifi olan ahlakı edinmek bizim selâmetimizdir.

    Fakat kul hakkı konusunda sizleri büsbütün ümitsizliğe düşürmemek için, bir öneride bulunmak isterim. Eğer bundan önce üzerinizde kimlerin kul hakkı kaldığını bilmiyorsanız veya hakkı olan kişiyle helalleşmek imkânı hiç yoksa yada hakkını yediğiniz kişiye verdiğiniz zararı dünyevi yolla hiç bir şekilde telafi edemiyorsanız, o zaman öncelikle başınıza yeni borçlar açmamak için takvayı tercih edin. Sonra da şu ayetin hükmünce hareket ederek, hiç olmazsa borcunuzu manevi yolla ödemeye gayret edin:

    * Gündüzün her iki tarafında ve gecenin saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir. Bu ise, düşünebilenlere bir öğüttür. (11/114)

    Burada beş vakit namazdan söz ediyor, ancak bu kadarla borcunuzu ödemeniz imkânı olmayabilir. Bu sebeple bol bol nafile namaz ve özellikle "Tesbih Namazı" kılabilirsiniz. Bunun dışında aklınıza gelen tüm hayır hesanatı yapmak için yarışın, ki belki bu şekilde manevi yolla borcunuz ödenir. Zira ayette "Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir." diyor. Bu üzerinizde hakkı kalan kişiye sevaplarınızı yollamak şeklinde olabildiği gibi, namazla karşı taraftan gelmiş olan günahların affolması şeklinde de olabilir. Kimi alimlerce, hakkı yenen kişinin zararı telafi edilinceye dek der. Kimi alimlerce hakkı yenen kişi hakkını helal edinceye dek der. Ancak Allah kullarına zulmedici değildir. Bu sebeple bitmez bir borç değildir muhakak... Bu sebeple hiç olmazsa yeni borçlara girmekten kaçınmak ve olan borçlarımızı azim ve gayretle ödemeye çalışmak gerekir. Doğrusunu sadece Allah bilir!

    Bir de konuya tasavvufi açıdan bakalım. Bunu size bir misalle anlatmak isterim.

    Bir zamanlar hacca giderken elini öpüp kendisiyle helalleşmek üzere, ilminden çok istifade ettiğim değerli bir zata gitmiştim. Veda ederken, "Hakkınızı helal edin!" dedim. Cevaben bana şöyle dedi: "Beni şirke mi sokacaksın!".. Bu sözlerle hacca gider ayak bana şuursal boyutta idrak edip yaşamam gereken önemli bir hakikate dikkat çekmişti. O gün için bu sözlerden şunu anlamıştım: "Gerçekte ayrı ayrı varlıklar yok, hepimiz 'BİR'iz! Hakikatte sen ve ben değil 'Biz', hatta 'TEK' var! Ayrı gayrı bir 'Sen' görsem, hak iddia edeyim de o hakkı helal edeyim." Üstü örtülü bir nasihat vardı bu ifadede, ki o da şuydu:

    "Kişi eğer sen ve ben kavramını nötrleyen bir şuur seviyesine ulaştı ise, varlık alemine BİR'lik, BİZ yahut TEK'lik noktasından bakıyorsa, o kişi hak da yemez hak da iddia etmez, tüm haklarından vazgeçer ancak!"

    Bakın bir noktaya çok dikkat edin! Burada çok önemli bir ayrıntıdan söz ediyorum. Hakikati idrak eden ve bu hakikatle yaşayan kişi, "sen ben mi var, hak hukuk mu var?" deyip, Allah sistemini hiçe sayarak önüne gelenin hakkını yemez. Zira o kişi zaten Tek'liği farketmiş ve iç dünyasında (şuur boyutunda) varlık alemiyle BİR olmuş ve herkesi kendi canı bilmiştir. O nedenle eli, kolu, canı gibi bildiklerinin ne hakkını yer, ne de onlardan hakkını ister? Demekki bir kişi bu idraka eriştikten sonra kimsenin hakkını yemez ve onlardan da bir hak iddia etmez!

    KUR’AN’da 324 yerde ZULÜM, 174 yerde de ŞİRK kavramı geçer ..
    Zulüm ÖTEKİNE HAKSIZLIK YAPMA şirk de ALLAH’A ORTAK KOŞMAK demek ..
    KUR’AN’da bu iki kavramın nerede ve nasıl kullanıldığına baktığımızda, ikisi hakkında da AFFETMEZ dendiğini görüyoruz.
    Mesela; [Zulmedenleri ALLAH affetmez ve onlara bir yol da göstermez][Nisa; 4/168] ve [ALLAH ortak koşanları affetmez, bundan başka dilediğini layık gördüğünü affeder][Nisa; 4/48)]
    Bununla ne kastedildiğini anlamak için KUR’AN’ın KUR’AN İLE

    TEFSİRİNE GİTTİĞİMİZDE ötekine karşı ZULÜM ile ilgili bir affın olabildiğine dair başkaca bir açıklama göremezken, ALLAH’a karşı ŞİRK ile ilgili affın olabildiğine dair şu ayeti görüyoruz;
    [Kendilerine apaçık deliller gelmesinin ardından tuttular buzağıyı tanrı edindiler. Biz bunu da affettik ve Mûsâ’ya apaçık bir güç ve yetki verdik][Nisa; 4/53]

    Keza KUR’AN’da zulmün üç anlamda kullanıldığını görüyoruz;
    ALLAH’a karşı haksızlık, kendi nefsine karşı haksızlık ve öteki [insanlara] karşı haksızlık ..
    Buradan ilk ikisi için tek yanlı af ve mağfiret yolunun açık, ancak üçüncüsü için hakkını yediği kişiden daha dünyadayken helallik dilemedi ve bunu sonraki davranışları ile de ispat etmedi ise tek yanlı af ve mağfiret yolunun kapalı olduğunu görüyoruz ..

    Yani tabiri caizse BANA VEYA KENDİ NEFSİNİZE KARŞI İŞLEDİĞİNİZ SUÇLARI AFFEDEBİLİRİM, ama kul hakkı ile karşıma gelmişseniz sizi ben bile kurtaramam. Bu, kurtarmaya gücüm yetmediğinden dolayı değil; kullarıma İNSANLARA gösterdiğim saygı ile hak ve özgürlüklerin katımdaki değerinden dolayı böyledir, denmek isteniyor ..
    Bunu şu tür ayetlerden çıkarıyoruz;
    [İnsanlara zulmedenlere ve yeryüzünde zorbalık yapanlara yol yoktur. Onlara elem dolu azap vardır][Şura; 42/42]



  22. 19.Haziran.2011, 16:28
    11
    Silent and lonely rains
    Abd = Kul, demektir. Bildiğiniz üzere Kelime-i Şehadet'te Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vessellem'in kulluğu (abd oluşu), "Abduhu ve Rasûluhu" denilerek risaletinden (Rasullüğünden/eliçiliğinden) önce zikredilmiştir. Bu öncelik, kulluk özelliğinin diğer tüm özelliklerinden daha üstün olduğunu vurgulamak içindir. Çünkü kulluk, öncelikle tüm mahlukat gibi insanın da varoluş nedenidir. Kelime-i Şehadet'te vurgulanan Hz. Muhammed aleyhisselâm'ın kulluğu da en kamil ve şuurlu kulluk kapsamında bir kulluktur. (Bu konuyu daha sonra daha detaylı inceleriz inşaallah)

    İnsanın kulluğunun önemini vurguladıktan sonra, gelelim İslâm Dini'nde kul hakkı'nın neden çok önemli bir hak olduğu konusunu açıklamaya...

    Kul hakkı nedir?

    Aslında kul, yaradanına kulluk ettiğinden dolayı gerçek hak sahibi kul değil, kulun hakikati olandır. Yani asıl hak o kulun rabbine aittir. Tüm hakların tek sahibi O'dur gerçekte.. Ama biz bugün burada, kul hakkı konusuna bu yönüyle dikey değil, Allah sistemi (sünnetullah) açısından, yani yatay açıdan bakacağız konuya...

    Kul hakkı, insanın can, mal, namus ve ahiret yaşamına dönük maneviyatı gibi dokunulmazlıklarına yönelik tecavüz ve haksızlıkların ortaya çıkardığı haktır. İnsanın kişisel haklarına yönelik her türlü tecavüz ve haksızlıklar haram yada mekruh fiillerdir. Bu sebeple günah kapsamındadır, cezası vardır. Kul hakkından doğan günahların ve cezaların Allah tarafından bağışlanması sözkonusu değildir. Kul hakkı, ancak hak sahibi o kişiyi bağışlaması ile ortadan kalkabilir.

    Ayetlerde sözü geçen, Allah'ın şirk haricindeki günahları affetmesi gibi ifadeler kul hakkını kapsamaz. Çünkü bizatihi kul hakkına tecavüz şirk kapsamındadır, kaynağı şirktir. Örneğin; "Ey kavmimiz dediler, Allah'ın davetçisine uyun ve O'na inanın ki (Allah) günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acı bir azabdan korusun" (el-Ahkaf, 46/31) âyetinin yorumlarken bağışlanacak günahların Allah hakkını (layıkıyla kulluk etmek adına, Allah için yapılan fiiller) ilgilendirenler olduğu, kul hakkından doğan günahların ise Allah tarafından bağışlanmayacağı konusunda bir çok din alimi fikir birliği etmiştir. Kezâ Hz. Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem'den rivayet edilen bir çok hadis de bu yorumu doğrular.

    Ebü Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

    "Müflis kimdir, biliyor musunuz?" diye sordu. Ashab:

    - "Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir", dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

    "Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnad ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir" buyurdular. [ Müslim, Birr 59. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyamet 2

    Yine kul hakkıyla yakından alakalı olduğunu düşündüğüm bir hadis de şudur:

    Ebu-Derdâ (r.a)'den rivayet edildiğine göre Hz. Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem şöyle buyuruyor:

    "Her bir kişi ki, Allah'ın dininin ahkâmından dolayı bir kimse cezaya uğramış, ona hadd-i şer'i terettüb etmiş, şeriatin emrettiği ceza verilecek. Bunun engellenmesi için, Allah'ın hükmünden doğan cezanın yapılması önüne şefaatini koyarsa; bu işten kendisini geri çekinceye kadar Cenâb-ı Hakk'ın kızgınlığına, gazabına maruz olur. (Kızgınlığında olur, kahrı, gazabı içerisinde olur.)" [Taberânî]

    Bu Hadis-i Şerif'de söz konusu olan mevzu her şeyden önce kul hakkını kapsar kanımca... Şimdi konuya başka bir açıdan bakalım.

    Müslüman Allah'a iman edip teslim olmayı kabul etmiş kişidir. Mü'min ise, bu vaadini gerçekleştirmiş, yani Allah'a iman etmiş, teslim olmuş, Allah boyasıyla boyanmış ve korkulardan emin olup kurtuluşa ermiş kişi demektir. Allah'a teslim olmak ve Allah boyasıyla boyanmak, O'nun Esma-ül Hüsnâ'sına en kapsamlı şekilde mazhar olmak demektir. İnsan bu yönüyle yeryüzü halifesidir. Müslüman, buna inanıp bu açıdan kulluğunu hakkıyla yerine getirmeyi vaad eden kişidir. Mü'min ise, bu vaadini kapasitesi ölçüsünde yerine getiren kişidir. Yani Allah'ın en güzel isimlerine ayna olan ve O isimleri alemde seyredip değerlendirendir. Konuya bu açıdan bakılacak olursa, Allah'ın güzel isimlerinden biri de el-Hak'tır. Anlamı; Hak ve hakikatın kendisi, gerçeklerin gerçeği demektir. Hak, ayrıca doğruluğu ve adaleti, başka bir deyişle her şeyi yerli yerine koymayı, her şeyi yerli yerinde yapmayı da belirtir. Bu mânânın yokluğu, batılın ve zulmün açığa çıkmasıdır. Hak'ka teslim olan kişi, Hak'kı kendinde bulan kişi, Hak'kın gösterdiği biçimde doğruluk ve adalete yönelir, batılın ve zulmün karşısında yeralır. Bu nedenle müslüman/mü'min Hz. Rasûlullah (s.a.s)'in yaptığı ve tavsiye ettiği gibi "diğer müslümanlara eliyle ve diliyle zarar vermeyen" (Buhari, İman, 4,5), yani hiç kimseye hiç bir şekilde haksızlık etmeyen kişidir.

    Ancak bir noktayı açıklığa kavuşturalım, ki biz de batıla ve zulme sapmayalım. Hakkı yenen ve zulme uğrayıp hakkını arayan kişi, hakkını aradığı süreçteki fiillerinden dolayı bu cezalardan müstesnâ kılınmıştır.

    * "Allah, zulme uğrayanların dışında, çirkin sözün açıkça söylenmesinden hoşlanmaz. Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilendir." (4/148)

    * "Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (26/227)

    * İşte böyle; her kim kendisine yapılan haksızlığın benzeriyle karşılık verir, sonra aleyhine 'azgınlık ve saldırıda' bulunulursa, Allah, mutlaka ona yardım eder. Şüphesiz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır. (22/60)

    Bu durumu İslâm hukukunda yer alan "kısas" kavramı ile daha iyi anlayabiliriz. Kaldı ki, devletlerin toplumun ihtiyaçlarına göre kendi içlerinde oluşturduğu yasalarda da benzer hükümler söz konusudur. Hak sahibinin kişisel haklarını koruması ve araması en meşru hakkıdır. Allah'a kulluk adına yapılması teklif edilenleri yapmayanlara, emr-i bi'l-maruf nehy ani l-münker (iyiyi tavsiye, kötülükten sakındırma) şeklinde müdahale edilebilir. Kul hakkını ilgilendiren konularda ise böyle bir yükümlülük yoktur. Burada hak sahibinin meşru müdafaa ve dava hakkı vardır. Bu konu öyle detaylı bir mevzudur, ki örneğin; kul hakkına bağlı konularda mağdurun ölmesi durumunda dava hakkı varislerine geçer. Allah'a kulluk adına yapılması gereken yükümlülükler ise, kişinin ölümü ile ortadan kalkar. Evrensel çapta çok boyutta yürürlükteki bu sistem, maddi bir haktan manevi hakka kadar bir çok hakkı kapsar. Örneğin; halk arasında; "Dedeleri ah almış galiba!" veya "Dedesi erik yemiş, torununun dişi kamaşmış" derler.. Yani kişinin ölümü ile dahi kalkmayan maddi kadar manevi haklar da vardır. Bu derece önemli ve vahim boyutları vardır, kul hakkının...

    Kul hakkı ile ilgili bir kaç hadis daha aktaralım
    Hz. Rasûlullah (s.av.) şöyle buyuruyor:

    "Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helâllaşsın! Çünkü âhırette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevâblarından alınır, sevâbları olmazsa, hak sâhibinin günâhları buna yüklenir." [Buhârî]

    “Mü’minin ruhu, ödeninceye kadar borcuna bağlı kalır” [Ebu Hüreyre- Tirmizî, Cenâiz 74. Ayrıca bk. İbni Mâce, Sadakât 12]

    "Kibri, hıyâneti ve kul borcu olmayan mü'min, Cennete girer." [Nesâî]

    "Kul hakkı, mü'minin ayıbı, kusûrudur." [Ebû Nuaym]

    Ahmet El-Faruki (İmam-ı Rabbani) de "Mektûbât" isimli eserinde şöyle der: "Bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sâhibine geri vermek, yüzlerle lira sadakadan kat kat daha sevâbdır. Bir kimse, peygamberlerin yaptığı ibâdetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez." (Mektûbât-ı Rabbânî c.2, m.66, 87]



    Şimdi burada çok önemli bazı sonuçlara ulaşıyoruz. Demekki:

    1- Kul hakları, ibadet ve taatin ve her çeşit iyiliğin sevabını ortadan kaldırabilir.

    2- Kişinin ibadet ve taatleri, üzerinde bulunan kul haklarını affettirmez.

    3- Kul hakları, maddî ya da manevî olabilir.

    4- Bir kişi, bir çok ibadet ve hayır işlemesine rağmen, üzerinde bulunan kul hakları sebebiyle, bu amellerin sevabı hak sahiplerine verilince, kıyamet gününde eli boş kalıp cehenneme girmeyi hak edebilir.

    O halde maddi ve manevi olan kul hakları neler olabilir, bunun hakkında da bir kaç uyarı yapalım.

    1- Dedikodu, gıybet ve iftira kul hakkı kapsamına girer. Kişinin maddi ve manevi yaşamını olumsuz yönde etkilediği için kişiye zarar verir ve doğal olarak o kişinin manevi bir hakkı doğar. Söz konusu fiillerin büyük günah olduğu ile ilgili ayetler ve Hz. Rasûlullah'tan rivayet edilen hadisler vardır. Hattâ kimi İslâm alimlerine göre şirkten sonra en büyük günahlardan sayılır. Çünkü bu süfli fiillerin kökeninde gizli şirk vardır.

    2- Kişinin kişisel malına, canına ve namusuna verilen zarar da kul hakkı kapsamındadır. Bu sebeple hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet, haksız kazanç, adam öldürmek, yetim hakkı yemek, zina, tecavüz ve cinsel taciz vb. gibi suçlar da bu hakkın doğmasına sebep teşkil eder.

    3- Kişilerin ölüm ötesi ahiret yaşamı için yapacakları hazırlık kapsamında ibadetlerine engel olmak, Allah'a kulluk adına Allah için yapacakları hayırlara engel olmak da manevi açıdan kul hakkı kapsamına girer. Bu tür manevi kul hakları kapsamı oldukça geniş olduğu için bu konuda çok titiz davranmak gerekir. .

    5- Miras konusu da önemlidir. Miras sahibine hakkı olanın verilmemesi de kul hakkına girer..

    Bu maddeler takvanın ölçüsüne göre uzayabilir. Ancak bunlar belli başlı ana konulardı.

    Bazı kaynaklarda, Hz. Süleyman aleyhisselâm'ın diğer rasul ve nebilerden beş yüz sene sonra cennete gireceği rivayet edilir. Bildiğiniz üzere Hz. Süleyman'a büyük bir saltanat ve zenginlik verilmiştir. Bu sebeple bütün bunların hesabını vermek uzun süreceğinden, cennete diğer nebi ve rasullerden sonra gireceği bildirilmektedir. Nitekim âyet-i kerîmde peygamberlere de hesab sorulacağı beyan edilmektedir:

    * "Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlakâ hesaba çekeceğiz!" (7/ 6)

    Allah bizleri kul hakkıyla huzuruna çıkmaktan korusun. Eğer bilerek veya bilmeden kul hakkına girecek bir günahımız olduysa da, o kullarıyla helalleşmeyi nasip etsin. Çünkü kul hakkını Allah affetmiyor, bizzat hak sahibi kulu affediyor. Ne yazık ki Allah bu hakkı hak sahibi kuluna devretmiş, böyle hükmetmiş, bize de itaat etmek düşer!

    İslâm dini, namuslu ve iffetli olmayı, helal kazancı, kanaati, takva ve temiz ahlakı, başkasının haklarına tecavüz etmemeyi, tatmin olmuş bir kalp ile huzur içinde yaşamayı ve insanların biribirini sevip korumasını, dayanışma içinde yaşamalarını teklif eder. İslâm'ın bu teklifleri, temeli olan tevhid'i yaşama biçimi olarak değerlendirilmelidir. İslâm, ahlakın çöktüğü, huzurun olmadığı, haramdan korkmayan, kan, rüşvet, hırsızlık, intihar ve bunalım içinde neredeyse cinnet geçirme noktasına gelmiş, elindeki ile yetinmeyip kanaatten yoksun ve gayri ahlaki her türlü yolu mübah sayarak daha fazlasına ulaşmaya çalışan, dünyasını hırs bürümüş, ahireti bedbaht olmuş insanlar topluluğunu dünya ve ahirette kurtaracak ve ebedi saadete kavuşturacak yegane çareleri sunmuştur. Bu sebeple İslâm'ın teklifi olan ahlakı edinmek bizim selâmetimizdir.

    Fakat kul hakkı konusunda sizleri büsbütün ümitsizliğe düşürmemek için, bir öneride bulunmak isterim. Eğer bundan önce üzerinizde kimlerin kul hakkı kaldığını bilmiyorsanız veya hakkı olan kişiyle helalleşmek imkânı hiç yoksa yada hakkını yediğiniz kişiye verdiğiniz zararı dünyevi yolla hiç bir şekilde telafi edemiyorsanız, o zaman öncelikle başınıza yeni borçlar açmamak için takvayı tercih edin. Sonra da şu ayetin hükmünce hareket ederek, hiç olmazsa borcunuzu manevi yolla ödemeye gayret edin:

    * Gündüzün her iki tarafında ve gecenin saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir. Bu ise, düşünebilenlere bir öğüttür. (11/114)

    Burada beş vakit namazdan söz ediyor, ancak bu kadarla borcunuzu ödemeniz imkânı olmayabilir. Bu sebeple bol bol nafile namaz ve özellikle "Tesbih Namazı" kılabilirsiniz. Bunun dışında aklınıza gelen tüm hayır hesanatı yapmak için yarışın, ki belki bu şekilde manevi yolla borcunuz ödenir. Zira ayette "Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir." diyor. Bu üzerinizde hakkı kalan kişiye sevaplarınızı yollamak şeklinde olabildiği gibi, namazla karşı taraftan gelmiş olan günahların affolması şeklinde de olabilir. Kimi alimlerce, hakkı yenen kişinin zararı telafi edilinceye dek der. Kimi alimlerce hakkı yenen kişi hakkını helal edinceye dek der. Ancak Allah kullarına zulmedici değildir. Bu sebeple bitmez bir borç değildir muhakak... Bu sebeple hiç olmazsa yeni borçlara girmekten kaçınmak ve olan borçlarımızı azim ve gayretle ödemeye çalışmak gerekir. Doğrusunu sadece Allah bilir!

    Bir de konuya tasavvufi açıdan bakalım. Bunu size bir misalle anlatmak isterim.

    Bir zamanlar hacca giderken elini öpüp kendisiyle helalleşmek üzere, ilminden çok istifade ettiğim değerli bir zata gitmiştim. Veda ederken, "Hakkınızı helal edin!" dedim. Cevaben bana şöyle dedi: "Beni şirke mi sokacaksın!".. Bu sözlerle hacca gider ayak bana şuursal boyutta idrak edip yaşamam gereken önemli bir hakikate dikkat çekmişti. O gün için bu sözlerden şunu anlamıştım: "Gerçekte ayrı ayrı varlıklar yok, hepimiz 'BİR'iz! Hakikatte sen ve ben değil 'Biz', hatta 'TEK' var! Ayrı gayrı bir 'Sen' görsem, hak iddia edeyim de o hakkı helal edeyim." Üstü örtülü bir nasihat vardı bu ifadede, ki o da şuydu:

    "Kişi eğer sen ve ben kavramını nötrleyen bir şuur seviyesine ulaştı ise, varlık alemine BİR'lik, BİZ yahut TEK'lik noktasından bakıyorsa, o kişi hak da yemez hak da iddia etmez, tüm haklarından vazgeçer ancak!"

    Bakın bir noktaya çok dikkat edin! Burada çok önemli bir ayrıntıdan söz ediyorum. Hakikati idrak eden ve bu hakikatle yaşayan kişi, "sen ben mi var, hak hukuk mu var?" deyip, Allah sistemini hiçe sayarak önüne gelenin hakkını yemez. Zira o kişi zaten Tek'liği farketmiş ve iç dünyasında (şuur boyutunda) varlık alemiyle BİR olmuş ve herkesi kendi canı bilmiştir. O nedenle eli, kolu, canı gibi bildiklerinin ne hakkını yer, ne de onlardan hakkını ister? Demekki bir kişi bu idraka eriştikten sonra kimsenin hakkını yemez ve onlardan da bir hak iddia etmez!

    KUR’AN’da 324 yerde ZULÜM, 174 yerde de ŞİRK kavramı geçer ..
    Zulüm ÖTEKİNE HAKSIZLIK YAPMA şirk de ALLAH’A ORTAK KOŞMAK demek ..
    KUR’AN’da bu iki kavramın nerede ve nasıl kullanıldığına baktığımızda, ikisi hakkında da AFFETMEZ dendiğini görüyoruz.
    Mesela; [Zulmedenleri ALLAH affetmez ve onlara bir yol da göstermez][Nisa; 4/168] ve [ALLAH ortak koşanları affetmez, bundan başka dilediğini layık gördüğünü affeder][Nisa; 4/48)]
    Bununla ne kastedildiğini anlamak için KUR’AN’ın KUR’AN İLE

    TEFSİRİNE GİTTİĞİMİZDE ötekine karşı ZULÜM ile ilgili bir affın olabildiğine dair başkaca bir açıklama göremezken, ALLAH’a karşı ŞİRK ile ilgili affın olabildiğine dair şu ayeti görüyoruz;
    [Kendilerine apaçık deliller gelmesinin ardından tuttular buzağıyı tanrı edindiler. Biz bunu da affettik ve Mûsâ’ya apaçık bir güç ve yetki verdik][Nisa; 4/53]

    Keza KUR’AN’da zulmün üç anlamda kullanıldığını görüyoruz;
    ALLAH’a karşı haksızlık, kendi nefsine karşı haksızlık ve öteki [insanlara] karşı haksızlık ..
    Buradan ilk ikisi için tek yanlı af ve mağfiret yolunun açık, ancak üçüncüsü için hakkını yediği kişiden daha dünyadayken helallik dilemedi ve bunu sonraki davranışları ile de ispat etmedi ise tek yanlı af ve mağfiret yolunun kapalı olduğunu görüyoruz ..

    Yani tabiri caizse BANA VEYA KENDİ NEFSİNİZE KARŞI İŞLEDİĞİNİZ SUÇLARI AFFEDEBİLİRİM, ama kul hakkı ile karşıma gelmişseniz sizi ben bile kurtaramam. Bu, kurtarmaya gücüm yetmediğinden dolayı değil; kullarıma İNSANLARA gösterdiğim saygı ile hak ve özgürlüklerin katımdaki değerinden dolayı böyledir, denmek isteniyor ..
    Bunu şu tür ayetlerden çıkarıyoruz;
    [İnsanlara zulmedenlere ve yeryüzünde zorbalık yapanlara yol yoktur. Onlara elem dolu azap vardır][Şura; 42/42]



  23. 19.Haziran.2011, 17:16
    12
    Mürid74
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ocak.2011
    Üye No: 83646
    Mesaj Sayısı: 186
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: Üzerinde kul hakkı olana helalleşmesi kul hakkını düşürür mü?

    Degerli Kardesim,


    Alıntı
    Ayetlerde sözü geçen, Allah'ın şirk haricindeki günahları affetmesi gibi ifadeler kul hakkını kapsamaz. Çünkü bizatihi kul hakkına tecavüz şirk kapsamındadır, kaynağı şirktir
    Yanilmiyorsam Nisa suresinde gecen bir ayet ve burda Allah (c.c.) sirk haric diledigi günahlari affedebilcegini söylüyor.
    Fakat Zumer Suresinde kendilerinin aleyhine asiri giden kullarindan bahsediyor ve Allah´a (c.c.) gercek anlamda teslim olacak her kulunun günahlarini affedecegini söylüyor. Kendilerinin aleyhine asiri gitmek yani haddi asmak anlamina sizce kul hakki girmiyormu!?!

    Alıntı
    Mesela; [Zulmedenleri ALLAH affetmez ve onlara bir yol da göstermez][Nisa; 4/168] ve [ALLAH ortak koşanları affetmez, bundan başka dilediğini layık gördüğünü affeder][Nisa; 4/48)]
    Nisa 4/48
    Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah) ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah'a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.

    Bu ayetin devamini vermemissiniz, fakat devam cok önemli

    Nisa 4/49

    Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır! Allah dilediğini temize çıkarır ve kendilerine kıl kadar zulmedilmez.

    Peki temize cikarilmak nasil oluyor, bakalim

    Zumer 39/54

    Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.

    Nisa 4/168

    Şüphesiz inkar edenler ve zulmedenler (var ya) Allah onları asla bağışlayacak ve doğru yola iletecek değildir

    Bu ayeti anlamak icin Nisa suresi 167.ayeti ile baslamaiz gerekir.

    Nisa 4/167

    Şüphesiz inkar edenler, insanları Allah yolundan alıkoyanlar derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.

    Nisa suresinin 167 ve 168 ayetlerinin basinda Allah (c.c.) inkar edenler diyor, peki bunu sadece 167 veya 168. ayetde söyleseydi kafi olmazmiydi.
    Fakat allah (c.c.) burda 167. ayetde inkarcilarin baskalarina zulum etmelerini ve 168. ayetde inkarcilarin kendisinin yolundan olanlar yolundan alikoyanlari asla affetmiyecegini söylüyor.


    Alıntı
    "Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnad ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir" buyurdular. [ Müslim, Birr 59. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyamet 2
    Peygamber efendimizin verdigi bu uyarida dikkat edersek Allah´in (c.c.) farz kostugu ibadetlerini (namaz, oruç ve zekat sevabıyla) yerine getiren fakat Allah´a (c.c.) hicbir teslimiyat göstermiyen kullarindan bahsediyor.Cünkü Allah´a (c.c.) gercek anlamda teslim olan kullara, Allah´in (c.c.) yardim edecegini Zumer Suresi 54´de söylüyor.

    Alıntı
    Müslüman Allah'a iman edip teslim olmayı kabul etmiş kişidir. Mü'min ise, bu vaadini gerçekleştirmiş, yani Allah'a iman etmiş, teslim olmuş, Allah boyasıyla boyanmış ve korkulardan emin olup kurtuluşa ermiş kişi demektir. Allah'a teslim olmak ve Allah boyasıyla boyanmak, O'nun Esma-ül Hüsnâ'sına en kapsamlı şekilde mazhar olmak demektir. İnsan bu yönüyle yeryüzü halifesidir. Müslüman, buna inanıp bu açıdan kulluğunu hakkıyla yerine getirmeyi vaad eden kişidir. Mü'min ise, bu vaadini kapasitesi ölçüsünde yerine getiren kişidir. Yani Allah'ın en güzel isimlerine ayna olan ve O isimleri alemde seyredip değerlendirendir. Konuya bu açıdan bakılacak olursa, Allah'ın güzel isimlerinden biri de el-Hak'tır. Anlamı; Hak ve hakikatın kendisi, gerçeklerin gerçeği demektir. Hak, ayrıca doğruluğu ve adaleti, başka bir deyişle her şeyi yerli yerine koymayı, her şeyi yerli yerinde yapmayı da belirtir. Bu mânânın yokluğu, batılın ve zulmün açığa çıkmasıdır. Hak'ka teslim olan kişi, Hak'kı kendinde bulan kişi, Hak'kın gösterdiği biçimde doğruluk ve adalete yönelir, batılın ve zulmün karşısında yeralır. Bu nedenle müslüman/mü'min Hz. Rasûlullah (s.a.s)'in yaptığı ve tavsiye ettiği gibi "diğer müslümanlara eliyle ve diliyle zarar vermeyen" (Buhari, İman, 4,5), yani hiç kimseye hiç bir şekilde haksızlık etmeyen kişidir.
    Alıntı
    Ayrica Allah´a (c.c.) teslim olmus bir kisi zaten hakklarini ne olursa olsun hak sahibine teslim etmek icin gayret göstericekdir.
    Alıntı
    "Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helâllaşsın! Çünkü âhırette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevâblarından alınır, sevâbları olmazsa, hak sâhibinin günâhları buna yüklenir." [Buhârî]

    “Mü’minin ruhu, ödeninceye kadar borcuna bağlı kalır” [Ebu Hüreyre- Tirmizî, Cenâiz 74. Ayrıca bk. İbni Mâce, Sadakât 12]

    "Kibri, hıyâneti ve kul borcu olmayan mü'min, Cennete girer." [Nesâî]

    "Kul hakkı, mü'minin ayıbı, kusûrudur." [Ebû Nuaym]

    Ahmet El-Faruki (İmam-ı Rabbani) de "Mektûbât" isimli eserinde şöyle der: "Bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sâhibine geri vermek, yüzlerle lira sadakadan kat kat daha sevâbdır. Bir kimse, peygamberlerin yaptığı ibâdetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez." (Mektûbât-ı Rabbânî c.2, m.66, 87]
    Cok güzel ve cok anlamli sözler, her kulaga küpe olmasi gerek.
    Ben Ku´ran´dan bilgi istememe ragmen siz bana hadislerden ve Imam Rabbaniden örnek veriyorsunuz.O güzel zatlarin söylediklerinin aksini söylemedim ki, bunlari örnek olarak veriyorsunuz.
    Alıntı
    Ayrica Allah´a (c.c.) teslim olmus bir kisi zaten hakklarini ne olursa olsun hak sahibine teslim etmek icin gayret göstericekdir.
    Ayrica Zumer Suresi 54. Allah (c.c.) kullarina ölmeden önce (gercek anlamda) teslim olmalarindan dolayi onlara yardim edecegini belirtiyor.
    Rabbimin yardimi oldugu yerde kul hakki olan kul, bunu sahibine iade etmiyecegi düsüncesi bile yersizdir.

    Nisa Suresinde Sirk haric bütün günahlari dilerse affedicegini söylüyen Allah (c.c.) Zumer Suresinde ise kendi aleyhlerinde asiri giden (haddlerini asan) kullarinin asla ümitlerini kesmemelerini belirtiyor ve kurtulusa nasil ericeklerini hemen arkasindan gelen Zumer Suresi 54 ayetde veriyor.
    Ölüm gelmeden önce bana (samimi bir sekilde) yönelin ve bana (gercek anlamda) teslim olun, aksi takdirde size yardim gelmez diyor.


    Allah (c.c.) yardimcimiz olsun!!!


  24. 19.Haziran.2011, 17:16
    12
    Devamlı Üye
    Degerli Kardesim,


    Alıntı
    Ayetlerde sözü geçen, Allah'ın şirk haricindeki günahları affetmesi gibi ifadeler kul hakkını kapsamaz. Çünkü bizatihi kul hakkına tecavüz şirk kapsamındadır, kaynağı şirktir
    Yanilmiyorsam Nisa suresinde gecen bir ayet ve burda Allah (c.c.) sirk haric diledigi günahlari affedebilcegini söylüyor.
    Fakat Zumer Suresinde kendilerinin aleyhine asiri giden kullarindan bahsediyor ve Allah´a (c.c.) gercek anlamda teslim olacak her kulunun günahlarini affedecegini söylüyor. Kendilerinin aleyhine asiri gitmek yani haddi asmak anlamina sizce kul hakki girmiyormu!?!

    Alıntı
    Mesela; [Zulmedenleri ALLAH affetmez ve onlara bir yol da göstermez][Nisa; 4/168] ve [ALLAH ortak koşanları affetmez, bundan başka dilediğini layık gördüğünü affeder][Nisa; 4/48)]
    Nisa 4/48
    Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah) ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah'a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.

    Bu ayetin devamini vermemissiniz, fakat devam cok önemli

    Nisa 4/49

    Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır! Allah dilediğini temize çıkarır ve kendilerine kıl kadar zulmedilmez.

    Peki temize cikarilmak nasil oluyor, bakalim

    Zumer 39/54

    Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.

    Nisa 4/168

    Şüphesiz inkar edenler ve zulmedenler (var ya) Allah onları asla bağışlayacak ve doğru yola iletecek değildir

    Bu ayeti anlamak icin Nisa suresi 167.ayeti ile baslamaiz gerekir.

    Nisa 4/167

    Şüphesiz inkar edenler, insanları Allah yolundan alıkoyanlar derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.

    Nisa suresinin 167 ve 168 ayetlerinin basinda Allah (c.c.) inkar edenler diyor, peki bunu sadece 167 veya 168. ayetde söyleseydi kafi olmazmiydi.
    Fakat allah (c.c.) burda 167. ayetde inkarcilarin baskalarina zulum etmelerini ve 168. ayetde inkarcilarin kendisinin yolundan olanlar yolundan alikoyanlari asla affetmiyecegini söylüyor.


    Alıntı
    "Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnad ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir" buyurdular. [ Müslim, Birr 59. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyamet 2
    Peygamber efendimizin verdigi bu uyarida dikkat edersek Allah´in (c.c.) farz kostugu ibadetlerini (namaz, oruç ve zekat sevabıyla) yerine getiren fakat Allah´a (c.c.) hicbir teslimiyat göstermiyen kullarindan bahsediyor.Cünkü Allah´a (c.c.) gercek anlamda teslim olan kullara, Allah´in (c.c.) yardim edecegini Zumer Suresi 54´de söylüyor.

    Alıntı
    Müslüman Allah'a iman edip teslim olmayı kabul etmiş kişidir. Mü'min ise, bu vaadini gerçekleştirmiş, yani Allah'a iman etmiş, teslim olmuş, Allah boyasıyla boyanmış ve korkulardan emin olup kurtuluşa ermiş kişi demektir. Allah'a teslim olmak ve Allah boyasıyla boyanmak, O'nun Esma-ül Hüsnâ'sına en kapsamlı şekilde mazhar olmak demektir. İnsan bu yönüyle yeryüzü halifesidir. Müslüman, buna inanıp bu açıdan kulluğunu hakkıyla yerine getirmeyi vaad eden kişidir. Mü'min ise, bu vaadini kapasitesi ölçüsünde yerine getiren kişidir. Yani Allah'ın en güzel isimlerine ayna olan ve O isimleri alemde seyredip değerlendirendir. Konuya bu açıdan bakılacak olursa, Allah'ın güzel isimlerinden biri de el-Hak'tır. Anlamı; Hak ve hakikatın kendisi, gerçeklerin gerçeği demektir. Hak, ayrıca doğruluğu ve adaleti, başka bir deyişle her şeyi yerli yerine koymayı, her şeyi yerli yerinde yapmayı da belirtir. Bu mânânın yokluğu, batılın ve zulmün açığa çıkmasıdır. Hak'ka teslim olan kişi, Hak'kı kendinde bulan kişi, Hak'kın gösterdiği biçimde doğruluk ve adalete yönelir, batılın ve zulmün karşısında yeralır. Bu nedenle müslüman/mü'min Hz. Rasûlullah (s.a.s)'in yaptığı ve tavsiye ettiği gibi "diğer müslümanlara eliyle ve diliyle zarar vermeyen" (Buhari, İman, 4,5), yani hiç kimseye hiç bir şekilde haksızlık etmeyen kişidir.
    Alıntı
    Ayrica Allah´a (c.c.) teslim olmus bir kisi zaten hakklarini ne olursa olsun hak sahibine teslim etmek icin gayret göstericekdir.
    Alıntı
    "Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helâllaşsın! Çünkü âhırette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevâblarından alınır, sevâbları olmazsa, hak sâhibinin günâhları buna yüklenir." [Buhârî]

    “Mü’minin ruhu, ödeninceye kadar borcuna bağlı kalır” [Ebu Hüreyre- Tirmizî, Cenâiz 74. Ayrıca bk. İbni Mâce, Sadakât 12]

    "Kibri, hıyâneti ve kul borcu olmayan mü'min, Cennete girer." [Nesâî]

    "Kul hakkı, mü'minin ayıbı, kusûrudur." [Ebû Nuaym]

    Ahmet El-Faruki (İmam-ı Rabbani) de "Mektûbât" isimli eserinde şöyle der: "Bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sâhibine geri vermek, yüzlerle lira sadakadan kat kat daha sevâbdır. Bir kimse, peygamberlerin yaptığı ibâdetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez." (Mektûbât-ı Rabbânî c.2, m.66, 87]
    Cok güzel ve cok anlamli sözler, her kulaga küpe olmasi gerek.
    Ben Ku´ran´dan bilgi istememe ragmen siz bana hadislerden ve Imam Rabbaniden örnek veriyorsunuz.O güzel zatlarin söylediklerinin aksini söylemedim ki, bunlari örnek olarak veriyorsunuz.
    Alıntı
    Ayrica Allah´a (c.c.) teslim olmus bir kisi zaten hakklarini ne olursa olsun hak sahibine teslim etmek icin gayret göstericekdir.
    Ayrica Zumer Suresi 54. Allah (c.c.) kullarina ölmeden önce (gercek anlamda) teslim olmalarindan dolayi onlara yardim edecegini belirtiyor.
    Rabbimin yardimi oldugu yerde kul hakki olan kul, bunu sahibine iade etmiyecegi düsüncesi bile yersizdir.

    Nisa Suresinde Sirk haric bütün günahlari dilerse affedicegini söylüyen Allah (c.c.) Zumer Suresinde ise kendi aleyhlerinde asiri giden (haddlerini asan) kullarinin asla ümitlerini kesmemelerini belirtiyor ve kurtulusa nasil ericeklerini hemen arkasindan gelen Zumer Suresi 54 ayetde veriyor.
    Ölüm gelmeden önce bana (samimi bir sekilde) yönelin ve bana (gercek anlamda) teslim olun, aksi takdirde size yardim gelmez diyor.


    Allah (c.c.) yardimcimiz olsun!!!





+ Yorum Gönder
Git 12 Son