Konusunu Oylayın.: Siz isteyin ( dua edin ) ben icabet edeceğim, ancak sizin isteyip istememeniz bile benim irademe bağlı

5 üzerinden 4.33 | Toplam : 3 kişi
Siz isteyin ( dua edin ) ben icabet edeceğim, ancak sizin isteyip istememeniz bile benim irademe bağlı
  1. 18.Haziran.2011, 00:33
    1
    Misafir

    Siz isteyin ( dua edin ) ben icabet edeceğim, ancak sizin isteyip istememeniz bile benim irademe bağlı






    Siz isteyin ( dua edin ) ben icabet edeceğim, ancak sizin isteyip istememeniz bile benim irademe bağlı Mumsema Öncelikle herkese iyi geceler...

    Bir konu ile ilgili ciddi araştırmalarım var. Duaya icap etmek ile ilgili bulabildiğim hemen her kaynakları araştırıp okumaktayım.

    Yaradanın her şeyi bildiği muhakkak, fakat biz yinede ondan bazı şeyler istemekteyiz. Çeşitli ayetlerde bizlerin ettiği/edeceği dualara icabet edileceği açıkça bildirilmekte.

    Hatırlayamadığım fakat notlarım arasında bulunan bir yazıda şöyle bir ifade var. [ Kelimelerde eksiklik olabilir anlam açısından bakmanız daha faydalı olacaktır ]

    "Siz isteyin ( dua edin ) ben icabet edeceğim, ancak sizin isteyip istememeniz bile benim irademe bağlı"

    Yukarıdaki cümleyi anlam olarak karşılayabilecek bir ayet veya hadis var mıdır. İsteyip icabet etmek konusunu bulabildim birçok ayette. Ancak "istemenin bile bizim elimizde olup olmaması" konusunu tam olarak karşılayacak bir şey bulamadım. Pek tabi ki hiç bir şey yaradanın iradesi olmadan gerçekleşemez. Fakat anlam olarak birbiri ardına gelen bu şekilde bir ifadeyi karşılayan bir ayet veya hadisin olup olmadığı konusunda yardımlarınıza ihtiyaç duymaktayım.

    Aksi halde nereden bulduğumu hatırlayamadığım bu ifadeyi araştırmalarımın arasından çıkartmak durumunda kalmam gerekecek.

    Yardımlarınız için şimdiden Allah sizden razı olsun...


  2. 18.Haziran.2011, 00:33
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Öncelikle herkese iyi geceler...

    Bir konu ile ilgili ciddi araştırmalarım var. Duaya icap etmek ile ilgili bulabildiğim hemen her kaynakları araştırıp okumaktayım.

    Yaradanın her şeyi bildiği muhakkak, fakat biz yinede ondan bazı şeyler istemekteyiz. Çeşitli ayetlerde bizlerin ettiği/edeceği dualara icabet edileceği açıkça bildirilmekte.

    Hatırlayamadığım fakat notlarım arasında bulunan bir yazıda şöyle bir ifade var. [ Kelimelerde eksiklik olabilir anlam açısından bakmanız daha faydalı olacaktır ]

    "Siz isteyin ( dua edin ) ben icabet edeceğim, ancak sizin isteyip istememeniz bile benim irademe bağlı"

    Yukarıdaki cümleyi anlam olarak karşılayabilecek bir ayet veya hadis var mıdır. İsteyip icabet etmek konusunu bulabildim birçok ayette. Ancak "istemenin bile bizim elimizde olup olmaması" konusunu tam olarak karşılayacak bir şey bulamadım. Pek tabi ki hiç bir şey yaradanın iradesi olmadan gerçekleşemez. Fakat anlam olarak birbiri ardına gelen bu şekilde bir ifadeyi karşılayan bir ayet veya hadisin olup olmadığı konusunda yardımlarınıza ihtiyaç duymaktayım.

    Aksi halde nereden bulduğumu hatırlayamadığım bu ifadeyi araştırmalarımın arasından çıkartmak durumunda kalmam gerekecek.

    Yardımlarınız için şimdiden Allah sizden razı olsun...


    Benzer Konular

    - Kim benim söylemedigim bir sözü bile bile bana isnat ederek söylerse cehennemde yerine hazırlansın!

    - Benim başım döndü ya sizin

    - Peygamber Efendimizin 'benim adımı taşıyanlara şefaat edeceğim' diye bir hadisi şerifleri varmı?

    - Şuara suresi 77. ayet: İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)

    - Maide suresi 117. ayet: Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabb

  3. 18.Haziran.2011, 11:00
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Siz isteyin ( dua edin ) ben icabet edeceğim, ancak sizin isteyip istememeniz bile benim irademe bağlı




    Eğer desen: "Bir çok defa dua ediyoruz, kabul olmuyor. Halbuki, âyet umumîdir... her duaya cevap var ifade ediyor.

    Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevap vermek var; fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlubu vermek Cenabı Hakkın hikmetine tâbidir. Meselâ: Hasta bir çocuk çağırır: "Ya Hekim! Bana bak." Hekim: "Lebbeyk" der... "Ne istersin?" cevap verir. Çocuk: "Şu ilâcı ver bana" der. Hekim ise; ya aynen istediğini verir, yahut onun maslahatına binaen ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez. İşte Cenab-ı Hak, Hakîm-i Mutlak hazır, nâzır olduğu için, kulun duasına cevap verir. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini, huzuruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir. Fakat insanın hevaperestane ve heveskârane tahakkümüyle değil, belki hikmet-i Rabbaniyenin iktizasıyla ya matlubunu veya daha evlâsını verir veya hiç vermez.”
    (İman ve Küfür Muvazeneleri 102.)

    Ayrıca bu konuda gelen hadisi şerifler de vardır ki, Ebû Hüreyre (r.a)’tan rivayet edilen bir hadisi şerifte, Peygamberimiz (s.a.v)’in şöyle buyurduğu nakledilmektedir:

    “Acele etmediği müddetçe her birinizin duasına icâbet olunur. Ancak şöyle diyerek acele eden var: "Ben Rabbime dua ettim duamı kabul etmedi.” Müslim'in diğer bir rivâyeti şöyledir: “Kul, günah talep etmedikçe veya sıla-i rahmin kopmasını istemedikçe duası icâbet görmeye (kabul edilmeye) devam eder.” Yine Tirmizî'nin rivâyetinde ise şöyledir: “Allah'a dua eden herkese Allah icâbet eder. Bu icâbet, ya dünyada peşin olur, ya da ahirete saklanır, yahut da dua ettiği miktarca günahından hafifletilmek suretiyle olur, yeter ki günah talep etmemiş veya sıla-ı rahmin kopmasını istememiş olsun, ya da acele etmemiş olsun.”
    (Tirmizî, Daavât 145)

    Hadisten de anlaşılacağı gibi, insan günah ve haram sayılan şeyleri istemedikçe duası kabul olunuyor.

    ...Rabbiniz buyurdu ki; yalvarın bana ki size karşılık vereyim. Hem dua, hem ibadet zikredilmiş olduğu için, ya duanın ibadet ile yahut da ibadetin dua ile tefsir edilmesi gerektiği için, tefsir bilginleri iki şekilde açıklamışlardır. Birincisi, Kur'ân'ın birçok yerlerinde olduğu üzere dua, ibadet mânâsına olarak; bana ibadet ve kulluk edin ki size sevap ve mükafat vereyim demek olur. İbnü Abbas, Dahhak ve Mücahid'den rivayet edilen bu tefsire göre "isteme" dil ile değil, bunun yanında "fiilen talep" şart edilmiş demektir. Bu şekilde şu açıklama bu mânâya uygun olur: Çünkü ibadet etmekten yüz çevirenler, yani kibirlerinden bana ibadet etmek istemeyenler, muhakkak yarın hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir. İkincisi, "Yalvarın bana ki size karşılık vereyim." demek, isteyin benden vereyim size demektir ki, Süddi'den rivayet olunan ve ilk bakışta anlaşılan da budur. Fakat buna göre de ibadetin dua ile tefsir edilmesi gerekir. Bunu böyle iki şekilli olarak ifade etmedeki incelik, ibadetin duayı, duanın da ibadeti gerektirdiğini ifade içindir; bir taraftan dua ibadetin iliği mesabesinde olduğu gibi, ibadet de duanın kabulünün şartlarındandır.

    Bu dua emri çok önemli ve dikkate değerdir. Burada önce insanın cüz'î iradesinin bir ifadesi ile cebr'in reddi vardır. Gerek ibadet mânâsına olsun, gerek sadece dua, ikisinde de istemek emredilmiş ve Allah'ın karşılık vermesi için kulun istemesi şart kılınmıştır. Hem öyle şart kılınmıştır ki şartın yokluğundan, şarta bağlanan şeyin yokluğu gerekeceğinden terkine "cehenneme girecekler" diye tehdit getirilmiştir. Şu halde emir vücub içindir ki, her duanın kabul edilip edilmemesi konusuna gelince, "Hayır ancak O'nu, çağırırsınız, O da kendisine çağırdığınız herhangi bir şeyi dilerse açar." (En'am, 6/41) âyetinden anlaşıldığına göre, dileme ile kayıtlıdır. Yani buradan anlaşılan kazıyye-i şartıyye (şart önermesi) külliye (tümel) değil, mühmeledir. "Güzel kelimeler ancak O'na yükselir, onu da iyi amel yükseltir." (Fâtır, 35/10) âyetin mânâsınca bazı kabul şartları ile de şartlıdır. Onun için burada ibadet ile birlikte zikredilmiştir. Keşşaf'ta Ka'b'dan şöyle nakledilir: "Yüce Allah bu ümmete üç özellik vermiştir ki onları geçmişte kendi katından göndermiş olduğu peygamberlerden başkasına vermemiştir. Her peygambere "Sen benim halk üzerine şahidimsin" demişti, bu ümmete de "İnsanlara karşı şahitler olasınız." (Bakara, 2/143) buyurdu.

    "Peygamberin üstüne Allah'ın farz ettiği herhangi bir şeyde hiçbir vebal yoktur." (Ahzab, 33/38) âyetinin mânâsınca "sana meşakkat yok" demişti, bu ümmete de: "Allah sizin üzerinize bir güçlük yapmayı dilemez." (Maide, 5/6) buyurdu."Bana dua et, sana karşılık vereyim" demişti. Bu ümmete de "Bana yalvarın ki size karşılık vereyim."
    (Mümin, 40/60) buyurdu."(1)

    "Bana yalvarın size karşılık vereyim" şöyle demek de olur:
    Çağırın bana ki size cevap vereyim. Bu şöyle demek olur: Benden beni talep edin size icabet ederim, beni bulursunuz, beni bulan da her şeyi bulmuş olur. Çünkü "O'nun emri bir şeyi dilediği zaman ona ancak 'Ol' demesinden ibarettir. O da oluverir." (Yâsin, 36/82) denilmiştir ki işte hiç reddolunmayan dua budur. Nitekim bazı haberlerde "Beni talep eden, beni bulur" diye varid olmuştur. Bana ibadetten, yani bana dua ile beni talepden kibirlenenler benden uzak kalarak mahrumiyet cehenneminde zelil ve hakir olacaklardır.(Hak dini Kur'an dili)

    Kaynak: Bediüzzaman


  4. 18.Haziran.2011, 11:00
    2
    Silent and lonely rains



    Eğer desen: "Bir çok defa dua ediyoruz, kabul olmuyor. Halbuki, âyet umumîdir... her duaya cevap var ifade ediyor.

    Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevap vermek var; fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlubu vermek Cenabı Hakkın hikmetine tâbidir. Meselâ: Hasta bir çocuk çağırır: "Ya Hekim! Bana bak." Hekim: "Lebbeyk" der... "Ne istersin?" cevap verir. Çocuk: "Şu ilâcı ver bana" der. Hekim ise; ya aynen istediğini verir, yahut onun maslahatına binaen ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez. İşte Cenab-ı Hak, Hakîm-i Mutlak hazır, nâzır olduğu için, kulun duasına cevap verir. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini, huzuruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir. Fakat insanın hevaperestane ve heveskârane tahakkümüyle değil, belki hikmet-i Rabbaniyenin iktizasıyla ya matlubunu veya daha evlâsını verir veya hiç vermez.”
    (İman ve Küfür Muvazeneleri 102.)

    Ayrıca bu konuda gelen hadisi şerifler de vardır ki, Ebû Hüreyre (r.a)’tan rivayet edilen bir hadisi şerifte, Peygamberimiz (s.a.v)’in şöyle buyurduğu nakledilmektedir:

    “Acele etmediği müddetçe her birinizin duasına icâbet olunur. Ancak şöyle diyerek acele eden var: "Ben Rabbime dua ettim duamı kabul etmedi.” Müslim'in diğer bir rivâyeti şöyledir: “Kul, günah talep etmedikçe veya sıla-i rahmin kopmasını istemedikçe duası icâbet görmeye (kabul edilmeye) devam eder.” Yine Tirmizî'nin rivâyetinde ise şöyledir: “Allah'a dua eden herkese Allah icâbet eder. Bu icâbet, ya dünyada peşin olur, ya da ahirete saklanır, yahut da dua ettiği miktarca günahından hafifletilmek suretiyle olur, yeter ki günah talep etmemiş veya sıla-ı rahmin kopmasını istememiş olsun, ya da acele etmemiş olsun.”
    (Tirmizî, Daavât 145)

    Hadisten de anlaşılacağı gibi, insan günah ve haram sayılan şeyleri istemedikçe duası kabul olunuyor.

    ...Rabbiniz buyurdu ki; yalvarın bana ki size karşılık vereyim. Hem dua, hem ibadet zikredilmiş olduğu için, ya duanın ibadet ile yahut da ibadetin dua ile tefsir edilmesi gerektiği için, tefsir bilginleri iki şekilde açıklamışlardır. Birincisi, Kur'ân'ın birçok yerlerinde olduğu üzere dua, ibadet mânâsına olarak; bana ibadet ve kulluk edin ki size sevap ve mükafat vereyim demek olur. İbnü Abbas, Dahhak ve Mücahid'den rivayet edilen bu tefsire göre "isteme" dil ile değil, bunun yanında "fiilen talep" şart edilmiş demektir. Bu şekilde şu açıklama bu mânâya uygun olur: Çünkü ibadet etmekten yüz çevirenler, yani kibirlerinden bana ibadet etmek istemeyenler, muhakkak yarın hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir. İkincisi, "Yalvarın bana ki size karşılık vereyim." demek, isteyin benden vereyim size demektir ki, Süddi'den rivayet olunan ve ilk bakışta anlaşılan da budur. Fakat buna göre de ibadetin dua ile tefsir edilmesi gerekir. Bunu böyle iki şekilli olarak ifade etmedeki incelik, ibadetin duayı, duanın da ibadeti gerektirdiğini ifade içindir; bir taraftan dua ibadetin iliği mesabesinde olduğu gibi, ibadet de duanın kabulünün şartlarındandır.

    Bu dua emri çok önemli ve dikkate değerdir. Burada önce insanın cüz'î iradesinin bir ifadesi ile cebr'in reddi vardır. Gerek ibadet mânâsına olsun, gerek sadece dua, ikisinde de istemek emredilmiş ve Allah'ın karşılık vermesi için kulun istemesi şart kılınmıştır. Hem öyle şart kılınmıştır ki şartın yokluğundan, şarta bağlanan şeyin yokluğu gerekeceğinden terkine "cehenneme girecekler" diye tehdit getirilmiştir. Şu halde emir vücub içindir ki, her duanın kabul edilip edilmemesi konusuna gelince, "Hayır ancak O'nu, çağırırsınız, O da kendisine çağırdığınız herhangi bir şeyi dilerse açar." (En'am, 6/41) âyetinden anlaşıldığına göre, dileme ile kayıtlıdır. Yani buradan anlaşılan kazıyye-i şartıyye (şart önermesi) külliye (tümel) değil, mühmeledir. "Güzel kelimeler ancak O'na yükselir, onu da iyi amel yükseltir." (Fâtır, 35/10) âyetin mânâsınca bazı kabul şartları ile de şartlıdır. Onun için burada ibadet ile birlikte zikredilmiştir. Keşşaf'ta Ka'b'dan şöyle nakledilir: "Yüce Allah bu ümmete üç özellik vermiştir ki onları geçmişte kendi katından göndermiş olduğu peygamberlerden başkasına vermemiştir. Her peygambere "Sen benim halk üzerine şahidimsin" demişti, bu ümmete de "İnsanlara karşı şahitler olasınız." (Bakara, 2/143) buyurdu.

    "Peygamberin üstüne Allah'ın farz ettiği herhangi bir şeyde hiçbir vebal yoktur." (Ahzab, 33/38) âyetinin mânâsınca "sana meşakkat yok" demişti, bu ümmete de: "Allah sizin üzerinize bir güçlük yapmayı dilemez." (Maide, 5/6) buyurdu."Bana dua et, sana karşılık vereyim" demişti. Bu ümmete de "Bana yalvarın ki size karşılık vereyim."
    (Mümin, 40/60) buyurdu."(1)

    "Bana yalvarın size karşılık vereyim" şöyle demek de olur:
    Çağırın bana ki size cevap vereyim. Bu şöyle demek olur: Benden beni talep edin size icabet ederim, beni bulursunuz, beni bulan da her şeyi bulmuş olur. Çünkü "O'nun emri bir şeyi dilediği zaman ona ancak 'Ol' demesinden ibarettir. O da oluverir." (Yâsin, 36/82) denilmiştir ki işte hiç reddolunmayan dua budur. Nitekim bazı haberlerde "Beni talep eden, beni bulur" diye varid olmuştur. Bana ibadetten, yani bana dua ile beni talepden kibirlenenler benden uzak kalarak mahrumiyet cehenneminde zelil ve hakir olacaklardır.(Hak dini Kur'an dili)

    Kaynak: Bediüzzaman





+ Yorum Gönder