Konusunu Oylayın.: Hz. Meryem / Abdullah Aymaz

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz. Meryem / Abdullah Aymaz
  1. 15.Haziran.2011, 00:59
    1
    Misafir

    Hz. Meryem / Abdullah Aymaz

  2. 15.Haziran.2011, 01:23
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hz. Meryem / Abdullah Aymaz




    Hz. Meryem

    Abdullah Aymaz
    Bir Müslüman olarak "Kur'an'da ismi geçen tek kadın: Hz. Meryem" isimli şiirimle ve İnfo Dergisi'nde yayınlanan "Hepimizin Meryem'i" makalemle Hz. Meryem ile ilgili düşüncelerimi daha önce anlatmaya çalışmıştım. Şimdi başka bir açıdan meseleyi ele almak istiyorum. Kur'an-ı Kerim, Hz. Meryem'i namusunu en iyi koruyan, örnek ve âlemlere üstün kılınmış üstün iffet ve ismet sahibi bir kadın olarak anlatıyor. Meryem ismini bizler sevdiklerimize veriyoruz. Türkiye'de halkımız ona Meryem Ana diyor. Efes'teki evini ziyaret ediyor ve mezarının da orada olduğunu düşünüp seviniyor.

    Büyük müfessir Fahruddin Râzî, tefsirinde diyor ki: "Allah, Âdem'i, o zamanki mahlukattan daha üstün ve temiz bir fıtratta yarattı. Sonra Cenab-ı Hak, ruhanî kuvvetlerin gelişmesini ve kemâle ermesinin Âdem'in soyundan belli kısmına nasip etti, onları çoğalttı. Sonra Nuh'a, daha sonra İbrahim'e geldi. Sonra İbrahim'den iki kol ayrıldı; İsmail ve İshak. İsmail, Hz. Muhammed'in kudsî ruhunun zuhuruna ve seçilmesine başlangıç oldu. İshak da evlâddan evlâda tâ Âl-i İmran'a kadar Yakup soyundan peygamberliğe ve İys silsilesiyle mülke başlangıç oldu ve bu hâl Hz. Muhammed'in zuhuruna kadar sürüp gitti. Bütün peygamberler zaman içinde âlemlerin en seçkinleri idiler. Nihayet Hz. Muhammed'in zuhuru ile gerek nübüvvetin nuru, gerek mülk şerefi Hz. Muhammed (s.a.s.)'e intikal etti." (Râzi Tefsiri, VIII, 22)

    Hz. Meryem'in babası Metan'ın oğlu İmran'dır ki, bu da İyşa oğlu Davud oğlu Süleyman peygamber soyundandır. Bu soy da yine Yakub oğlu Yahuda'nın soyudur... Aslında Hz. Musa ve Hz. Harun'un babalarının ismi de İmran'dır. Musa ve Harun peygamberlerin ablalarının ismi de Meryem'dir. Bu iki İmran arasında bin sekiz yüz (1800) sene geçtiği de söylenmiştir.

    İşte Hz. Meryem böyle soylu bir aileden gelmektedir...

    Aslında bütün bunlardan vardığımız nokta, Hz. İbrahim Aleyhisselam. Oradan ikinci atamız Hz. Nuh Aleyhisselam. Oradan da birinci atamız Hz. Âdem Aleyhisselam. Biz insanlar olarak aynı kökteniz...

    Bediüzzaman Said Nursi diyor ki: "Evet, inkâr edemezsin ki, sen bir adamla beraber bir taburda bulunmakla, o adama karşı dostane bir râbıta anlarsın ve bir kumandanın emri altında beraber bulunduğunuzdan, arkadaşça bir alâka telâkki edersin. Ve bir memlekette beraber bulunmakla (hemşehri olarak) kardeşçe bir münasebet hissedersin. Halbuki imanın verdiği nur ve şuur ile ve sana gösterdiği ve bildirdiği Esmâ-i İlahiye (Allah'ın Güzel İsimleri) sayısınca birlik alâkaları ve ittifak rabıtaları ve kardeşlik münasebetleri var. Meselâ, her birinizin Yaradanınız bir. Mâlikiniz bir, Mabudunuz bir, Râzıkınız (rızkınızı veren) bir... Bir, bir, bine kadar (Yani insanda tecelli eden Cenab-ı Hakk'ın binbir ismi sayısınca) bağlarınız var." (B.S. Nursî, 22. Mektup).

    Şefkatli, masum Meryem imajı zihinlerde, iffet ve namus timsali Meryem Ana da biz Anadolu insanlarının gönüllerindedir. Bu sevgidendir ki, Efes'te onun evi olduğunu kabul ettiğimiz gibi mezarının da oralarda olduğunu tahayyül eder ve bunun kesin bir gerçek olmasını çok isteriz. Onun ismini kız çocuklarımıza verir ve “anamız” olarak kabullenerek onu “Meryem Ana” olarak anarız. Bazı Müslüman hanımlar onu rüyalarında görür ve bütün İslâm büyüklerinin ruhuna Fatiha ve Yasin sûrelerini okuyup sevaplarını bağışladıkları gibi, Hz. Meryem Ana'mızın ruhuna da bağışlarlar. O, Müslüman ve Hristiyanları birbirlerine yaklaştıracak, ortak buluşma noktalarımızdan birisidir.

    Hz. Meryem, açık ve kapalı olarak Kur’an-ı Kerim’de 13 sûrede 35 defa geçer.1

    Hz. Meryem'in annesi, hâmile kalınca, karnındakini Allah için mabede hizmet etsin diye adakta bulunmuş, fakat doğum gerçekleşince, anne ne yapacağını şaşırmıştı. Çünkü doğan bir kız idi; mabede nasıl hâdim olacaktı? İsmini Meryem koyup Allah'a ısmarladı. Cenab-ı Hak, onun duasını daha güzel bir şekilde kabul etti. Gerçi ona bir erkek evlâd vermemişti; ama kıyamete kadar şerefli namı şöhretle anılacak ve milyarların peşinden gideceği büyük bir peygamberin annesi olacak bir Meryem ihsan etmişti. Allahü Teâlâ bizzat, onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Çünkü anne ve de, baba İmran da vefat edince Meryem yetim kalmıştı. Bu şerefli hanedanın yetim yavrusunun bakımını kimin üzerine alacağı konusunda kur’a çekildi. Neticede Meryem, teyzesinin kocası Zekeriyya Peygamber'in himayesine verildi.

    Dünya kadınlarının üzerinde bir seçkinlik ve temizliğe mazhar olan Meryem'e daha çocukken melekler gelip, onu taltif etmiş ve şükürle ibadet etmesi telkininde bulunmuşlardı. Annesinin duâsı kabul olduğu için Meryem, mabedde, uygun bir yerde, kendisini ibadete vermişti. Meleklerin ziyareti devam ediyordu. Ona önceden müjde vermişlerdi: "Senin İsa Mesih diye, dünya ve ahirette şeref ve itibar sahibi bir oğlun olacak. O, hem Allah'a çok yakınlar içinde bulunacak hem de beşikte konuşacak!" diye. Meryem bu şok habere "Bana hiç insan eli değmeden nasıl bir çocuğum olacak?" diye karşılık vermişti. Ona "Allah dilediğini yaratır. Ne isterse, ona sadece ol, demekle onu oldurur." denildi.

    Gelenler sadece melekler değildi; cennet meyveleri de geliyordu. Çünkü Hz. Meryem, lâhûti, ruhanî bir âlemde, semavîleştikçe, o âlemlerin vâridatı da ona akıyordu. Onun için bu mesele Hz. Zekeriyya Peygamber'in dikkatini çekmişti de, "Bunlar, nereden geliyor sana yâ Meryem?" diye sormuştu. O da bu harikalar kuşağından gelen nimetler için "Allah katından geliyor bana!" demişti.

    Ne güzel bir âdettir ki, camilerimizin mihrablarında bu harika olayı anlatan Kur'an âyetleri özene bezene yazılmış, mabedlerimizin alınlarına bir taç gibi nakşedilmiştir.

    Bir ara Hz. Meryem ehlinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmiş, hem de araya bir perde çekmişti. İşte o zaman için, Allah Kur'an'da buyuruyor ki, "Biz, ruhumuzu göndermiştik de Meryem'e tam bir insan şeklinde görünmüştü." (Meryem 19/17) Meleklerin daha önce Meryem'e verdikleri aynı müjdeyi verdi gelen ruh. İffetli Meryem ürperip telâş gösterince, ruh, Allah'ın kudretinin her şeye kadir olduğunu, bu meselenin bir mucize olarak gerçekleşeceğini ifade etti.

    Kaderin, ezelde plânladığı şekilde Hz. Meryem hâmile kalmıştı...

    Bu mucize yaratılışı, Bediüzzaman’ın talebelerinden merhum Mehmet Feyzi Pamukçu şöyle bir tasnifle anlatırdı: "Cenab-ı Hak Rûm Sûresi'nde (30/22) dillerde ve renklerde çeşitliliği anlatarak, çok çeşitli şekillerde yaratma kudretine sahip olduğunu anlatmaktadır. Hz. Âdem'i anasız, babasız yaratmış, sonraki insanları ise bir ana ve babadan yaratmaktadır. Hz. İsa aleyhisselâm'ı babasız yaratarak halkayı tamamlamıştır."

    Yasin Sûresi'nin (36/79) âyetinde Cenab-ı Hak, yaratmanın her çeşidini bildiğini ifade buyurmaktadır. Zaten bütün melekleri ve Hz. Âdem gibi, canlıların ilk atalarını anasız-babasız olarak yaratmıştır. Arılara gelince, kraliçe arı, erkekten aldığı spermleri bir torbada toplar. Eğer spermleri aşılarsa, dişi arı yavruları olur. Aşılamazsa erkek yavruları olur. Yani erkek arıların babaları yoktur. İşte görüldüğü gibi, Cenab-ı Hakk'ın yaratma hususunda hayret ve hayranlık verecek harikulâde sanatları vardır. O'nun yaptığı her şeyde bir hikmet ve sır söz konusudur. Bize düşen, bu yaratma armonisinden ibret almak, O'nun haşmet ve azameti karşısında bir kul olarak gerçek vaziyetimizi takınmaktır.

    Hz. Meryem'in doğum sancıları tutunca, uzak bir yere çekildi... Hem maddî sancı vardı, hem de manevî sancı ve ıstırap. Çünkü bu doğumu insanlara nasıl izah edecekti? Ölmeyi, unutulup gitmeyi temenni ediyordu. Ama Allah'ın hikmeti başka idi. Hz. Meryem, geldiği bu tepede bir hurma dalına tutunmuş dertlerle kıvranırken ona tesellikâr, hüzün giderici, kışı bahara çeviren lâhûtî bir hitap geldi: "Sakın üzülme, Rabb'in alt tarafında bir su arkı yarattı sana. Hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine devşirilmiş taptaze hurmalar dökülsün. Ye, iç, gözün aydın olsun."

    Kur'an âyetlerinin anlattığı bu sahnedeki dekorda kullanılan taze hurma ve su, günümüzde ideal doğum evlerinin işaretini vermektedir. Çünkü hem taze hurma hem de su, hatta su sesi, doğumu kolaylaştırmakta, hâmilelere huzur ve rahat bir ortam hazırlamaktadır. Taze hurmanın süt artırıcı özelliği de bilinmektedir...
    Ayrıca İlâhî bir telkin olarak, Hz. Meryem'e insanların karşısına çıktığı zaman 'susma orucu' tutması, hiçbir insanla konuşmaması bildirilmişti.

    İnsanlar, onun karşısına çıkıp ileri geri konuşmaya başlayınca, Hz. Meryem kundaktaki Hz. İsa'ya işaret etti. Evet İsa aleyhisselam da "Ben Allah'ın kuluyum. Allah bana kitap verdi, beni peygamber kıldı, beni bulunduğum her yerde mübarek kıldı, yaşadığım müddetçe, namaz kılmamı, zekât vermemi emretti. Beni anneme hürmetkâr eyledi; zorba ve isyankâr eylemedi. Doğduğum gün de, öleceğim gün de ve dirileceğim gün de benim üzerimedir, bütün selâm ve emniyet.." dedi. Beşikte konuşması da ayrı bir mucize idi.

    Hz. İsa, zaten Allah'ın bir kelimesiydi. Kelime, bebek iken de konuşmuştu işte.

    Elbette Cenab-ı Hakk'ın, Hz. Muhammed aleyhisselam'a Kur'an'da hem müstakil, bir sûre ile (Meryem Sûresi) hem diğer sûrelerdeki âyetlerle Hz. Meryem'den bahsetmesinin çok hikmet ve sırları vardır. Bilhassa, Hz. Muhammed aleyhisselam'ın puta tapan inkârcılar karşısında çektiği sıkıntılara karşı bir teselli olması bakımından Hz. Meryem'in başından geçenlerin anlatılmış olması çok mühimdir.


    Dipnotlar

    1 Bakara (2), Âl-i İmran (7), Nisa (4), Maide (10), Tevbe (1), Meryem (2), Mü'minûn (1), Ahzab (1), Zuhruf (1), Hadîd (1), Sâff (2), Tahrim (1) Zamirle Enbiya (1). Meryem oğlu İsa terkibiyle sık geçer.


  3. 15.Haziran.2011, 01:23
    2
    Silent and lonely rains



    Hz. Meryem

    Abdullah Aymaz
    Bir Müslüman olarak "Kur'an'da ismi geçen tek kadın: Hz. Meryem" isimli şiirimle ve İnfo Dergisi'nde yayınlanan "Hepimizin Meryem'i" makalemle Hz. Meryem ile ilgili düşüncelerimi daha önce anlatmaya çalışmıştım. Şimdi başka bir açıdan meseleyi ele almak istiyorum. Kur'an-ı Kerim, Hz. Meryem'i namusunu en iyi koruyan, örnek ve âlemlere üstün kılınmış üstün iffet ve ismet sahibi bir kadın olarak anlatıyor. Meryem ismini bizler sevdiklerimize veriyoruz. Türkiye'de halkımız ona Meryem Ana diyor. Efes'teki evini ziyaret ediyor ve mezarının da orada olduğunu düşünüp seviniyor.

    Büyük müfessir Fahruddin Râzî, tefsirinde diyor ki: "Allah, Âdem'i, o zamanki mahlukattan daha üstün ve temiz bir fıtratta yarattı. Sonra Cenab-ı Hak, ruhanî kuvvetlerin gelişmesini ve kemâle ermesinin Âdem'in soyundan belli kısmına nasip etti, onları çoğalttı. Sonra Nuh'a, daha sonra İbrahim'e geldi. Sonra İbrahim'den iki kol ayrıldı; İsmail ve İshak. İsmail, Hz. Muhammed'in kudsî ruhunun zuhuruna ve seçilmesine başlangıç oldu. İshak da evlâddan evlâda tâ Âl-i İmran'a kadar Yakup soyundan peygamberliğe ve İys silsilesiyle mülke başlangıç oldu ve bu hâl Hz. Muhammed'in zuhuruna kadar sürüp gitti. Bütün peygamberler zaman içinde âlemlerin en seçkinleri idiler. Nihayet Hz. Muhammed'in zuhuru ile gerek nübüvvetin nuru, gerek mülk şerefi Hz. Muhammed (s.a.s.)'e intikal etti." (Râzi Tefsiri, VIII, 22)

    Hz. Meryem'in babası Metan'ın oğlu İmran'dır ki, bu da İyşa oğlu Davud oğlu Süleyman peygamber soyundandır. Bu soy da yine Yakub oğlu Yahuda'nın soyudur... Aslında Hz. Musa ve Hz. Harun'un babalarının ismi de İmran'dır. Musa ve Harun peygamberlerin ablalarının ismi de Meryem'dir. Bu iki İmran arasında bin sekiz yüz (1800) sene geçtiği de söylenmiştir.

    İşte Hz. Meryem böyle soylu bir aileden gelmektedir...

    Aslında bütün bunlardan vardığımız nokta, Hz. İbrahim Aleyhisselam. Oradan ikinci atamız Hz. Nuh Aleyhisselam. Oradan da birinci atamız Hz. Âdem Aleyhisselam. Biz insanlar olarak aynı kökteniz...

    Bediüzzaman Said Nursi diyor ki: "Evet, inkâr edemezsin ki, sen bir adamla beraber bir taburda bulunmakla, o adama karşı dostane bir râbıta anlarsın ve bir kumandanın emri altında beraber bulunduğunuzdan, arkadaşça bir alâka telâkki edersin. Ve bir memlekette beraber bulunmakla (hemşehri olarak) kardeşçe bir münasebet hissedersin. Halbuki imanın verdiği nur ve şuur ile ve sana gösterdiği ve bildirdiği Esmâ-i İlahiye (Allah'ın Güzel İsimleri) sayısınca birlik alâkaları ve ittifak rabıtaları ve kardeşlik münasebetleri var. Meselâ, her birinizin Yaradanınız bir. Mâlikiniz bir, Mabudunuz bir, Râzıkınız (rızkınızı veren) bir... Bir, bir, bine kadar (Yani insanda tecelli eden Cenab-ı Hakk'ın binbir ismi sayısınca) bağlarınız var." (B.S. Nursî, 22. Mektup).

    Şefkatli, masum Meryem imajı zihinlerde, iffet ve namus timsali Meryem Ana da biz Anadolu insanlarının gönüllerindedir. Bu sevgidendir ki, Efes'te onun evi olduğunu kabul ettiğimiz gibi mezarının da oralarda olduğunu tahayyül eder ve bunun kesin bir gerçek olmasını çok isteriz. Onun ismini kız çocuklarımıza verir ve “anamız” olarak kabullenerek onu “Meryem Ana” olarak anarız. Bazı Müslüman hanımlar onu rüyalarında görür ve bütün İslâm büyüklerinin ruhuna Fatiha ve Yasin sûrelerini okuyup sevaplarını bağışladıkları gibi, Hz. Meryem Ana'mızın ruhuna da bağışlarlar. O, Müslüman ve Hristiyanları birbirlerine yaklaştıracak, ortak buluşma noktalarımızdan birisidir.

    Hz. Meryem, açık ve kapalı olarak Kur’an-ı Kerim’de 13 sûrede 35 defa geçer.1

    Hz. Meryem'in annesi, hâmile kalınca, karnındakini Allah için mabede hizmet etsin diye adakta bulunmuş, fakat doğum gerçekleşince, anne ne yapacağını şaşırmıştı. Çünkü doğan bir kız idi; mabede nasıl hâdim olacaktı? İsmini Meryem koyup Allah'a ısmarladı. Cenab-ı Hak, onun duasını daha güzel bir şekilde kabul etti. Gerçi ona bir erkek evlâd vermemişti; ama kıyamete kadar şerefli namı şöhretle anılacak ve milyarların peşinden gideceği büyük bir peygamberin annesi olacak bir Meryem ihsan etmişti. Allahü Teâlâ bizzat, onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Çünkü anne ve de, baba İmran da vefat edince Meryem yetim kalmıştı. Bu şerefli hanedanın yetim yavrusunun bakımını kimin üzerine alacağı konusunda kur’a çekildi. Neticede Meryem, teyzesinin kocası Zekeriyya Peygamber'in himayesine verildi.

    Dünya kadınlarının üzerinde bir seçkinlik ve temizliğe mazhar olan Meryem'e daha çocukken melekler gelip, onu taltif etmiş ve şükürle ibadet etmesi telkininde bulunmuşlardı. Annesinin duâsı kabul olduğu için Meryem, mabedde, uygun bir yerde, kendisini ibadete vermişti. Meleklerin ziyareti devam ediyordu. Ona önceden müjde vermişlerdi: "Senin İsa Mesih diye, dünya ve ahirette şeref ve itibar sahibi bir oğlun olacak. O, hem Allah'a çok yakınlar içinde bulunacak hem de beşikte konuşacak!" diye. Meryem bu şok habere "Bana hiç insan eli değmeden nasıl bir çocuğum olacak?" diye karşılık vermişti. Ona "Allah dilediğini yaratır. Ne isterse, ona sadece ol, demekle onu oldurur." denildi.

    Gelenler sadece melekler değildi; cennet meyveleri de geliyordu. Çünkü Hz. Meryem, lâhûti, ruhanî bir âlemde, semavîleştikçe, o âlemlerin vâridatı da ona akıyordu. Onun için bu mesele Hz. Zekeriyya Peygamber'in dikkatini çekmişti de, "Bunlar, nereden geliyor sana yâ Meryem?" diye sormuştu. O da bu harikalar kuşağından gelen nimetler için "Allah katından geliyor bana!" demişti.

    Ne güzel bir âdettir ki, camilerimizin mihrablarında bu harika olayı anlatan Kur'an âyetleri özene bezene yazılmış, mabedlerimizin alınlarına bir taç gibi nakşedilmiştir.

    Bir ara Hz. Meryem ehlinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmiş, hem de araya bir perde çekmişti. İşte o zaman için, Allah Kur'an'da buyuruyor ki, "Biz, ruhumuzu göndermiştik de Meryem'e tam bir insan şeklinde görünmüştü." (Meryem 19/17) Meleklerin daha önce Meryem'e verdikleri aynı müjdeyi verdi gelen ruh. İffetli Meryem ürperip telâş gösterince, ruh, Allah'ın kudretinin her şeye kadir olduğunu, bu meselenin bir mucize olarak gerçekleşeceğini ifade etti.

    Kaderin, ezelde plânladığı şekilde Hz. Meryem hâmile kalmıştı...

    Bu mucize yaratılışı, Bediüzzaman’ın talebelerinden merhum Mehmet Feyzi Pamukçu şöyle bir tasnifle anlatırdı: "Cenab-ı Hak Rûm Sûresi'nde (30/22) dillerde ve renklerde çeşitliliği anlatarak, çok çeşitli şekillerde yaratma kudretine sahip olduğunu anlatmaktadır. Hz. Âdem'i anasız, babasız yaratmış, sonraki insanları ise bir ana ve babadan yaratmaktadır. Hz. İsa aleyhisselâm'ı babasız yaratarak halkayı tamamlamıştır."

    Yasin Sûresi'nin (36/79) âyetinde Cenab-ı Hak, yaratmanın her çeşidini bildiğini ifade buyurmaktadır. Zaten bütün melekleri ve Hz. Âdem gibi, canlıların ilk atalarını anasız-babasız olarak yaratmıştır. Arılara gelince, kraliçe arı, erkekten aldığı spermleri bir torbada toplar. Eğer spermleri aşılarsa, dişi arı yavruları olur. Aşılamazsa erkek yavruları olur. Yani erkek arıların babaları yoktur. İşte görüldüğü gibi, Cenab-ı Hakk'ın yaratma hususunda hayret ve hayranlık verecek harikulâde sanatları vardır. O'nun yaptığı her şeyde bir hikmet ve sır söz konusudur. Bize düşen, bu yaratma armonisinden ibret almak, O'nun haşmet ve azameti karşısında bir kul olarak gerçek vaziyetimizi takınmaktır.

    Hz. Meryem'in doğum sancıları tutunca, uzak bir yere çekildi... Hem maddî sancı vardı, hem de manevî sancı ve ıstırap. Çünkü bu doğumu insanlara nasıl izah edecekti? Ölmeyi, unutulup gitmeyi temenni ediyordu. Ama Allah'ın hikmeti başka idi. Hz. Meryem, geldiği bu tepede bir hurma dalına tutunmuş dertlerle kıvranırken ona tesellikâr, hüzün giderici, kışı bahara çeviren lâhûtî bir hitap geldi: "Sakın üzülme, Rabb'in alt tarafında bir su arkı yarattı sana. Hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine devşirilmiş taptaze hurmalar dökülsün. Ye, iç, gözün aydın olsun."

    Kur'an âyetlerinin anlattığı bu sahnedeki dekorda kullanılan taze hurma ve su, günümüzde ideal doğum evlerinin işaretini vermektedir. Çünkü hem taze hurma hem de su, hatta su sesi, doğumu kolaylaştırmakta, hâmilelere huzur ve rahat bir ortam hazırlamaktadır. Taze hurmanın süt artırıcı özelliği de bilinmektedir...
    Ayrıca İlâhî bir telkin olarak, Hz. Meryem'e insanların karşısına çıktığı zaman 'susma orucu' tutması, hiçbir insanla konuşmaması bildirilmişti.

    İnsanlar, onun karşısına çıkıp ileri geri konuşmaya başlayınca, Hz. Meryem kundaktaki Hz. İsa'ya işaret etti. Evet İsa aleyhisselam da "Ben Allah'ın kuluyum. Allah bana kitap verdi, beni peygamber kıldı, beni bulunduğum her yerde mübarek kıldı, yaşadığım müddetçe, namaz kılmamı, zekât vermemi emretti. Beni anneme hürmetkâr eyledi; zorba ve isyankâr eylemedi. Doğduğum gün de, öleceğim gün de ve dirileceğim gün de benim üzerimedir, bütün selâm ve emniyet.." dedi. Beşikte konuşması da ayrı bir mucize idi.

    Hz. İsa, zaten Allah'ın bir kelimesiydi. Kelime, bebek iken de konuşmuştu işte.

    Elbette Cenab-ı Hakk'ın, Hz. Muhammed aleyhisselam'a Kur'an'da hem müstakil, bir sûre ile (Meryem Sûresi) hem diğer sûrelerdeki âyetlerle Hz. Meryem'den bahsetmesinin çok hikmet ve sırları vardır. Bilhassa, Hz. Muhammed aleyhisselam'ın puta tapan inkârcılar karşısında çektiği sıkıntılara karşı bir teselli olması bakımından Hz. Meryem'in başından geçenlerin anlatılmış olması çok mühimdir.


    Dipnotlar

    1 Bakara (2), Âl-i İmran (7), Nisa (4), Maide (10), Tevbe (1), Meryem (2), Mü'minûn (1), Ahzab (1), Zuhruf (1), Hadîd (1), Sâff (2), Tahrim (1) Zamirle Enbiya (1). Meryem oğlu İsa terkibiyle sık geçer.





+ Yorum Gönder