Konusunu Oylayın.: Kuran'dan Güzel Bir Örnek: Hz.Meryem Karakteri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kuran'dan Güzel Bir Örnek: Hz.Meryem Karakteri
  1. 15.Haziran.2011, 00:35
    1
    Misafir

    Kuran'dan Güzel Bir Örnek: Hz.Meryem Karakteri






    Kuran'dan Güzel Bir Örnek: Hz.Meryem Karakteri Mumsema Kuran'dan Güzel Bir Örnek: Hz.Meryem Karakteri


  2. 15.Haziran.2011, 00:35
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 15.Haziran.2011, 00:48
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Kuran'dan Güzel Bir Örnek: Hz.Meryem Karakteri




    Kuran'da Allah, Hz. İsa'nın annesi Hz. Meryem'i yalnızca Kendisine yönelen bir kul olarak örnek olarak vermektedir. Hz. Meryem, doğumu öncesinde annesi tarafından iyi bir kul olması ve dünyevi tüm bağlardan arınmış olması dileğiyle Allah'a adanmıştır:
    Hani İmran'ın karısı: "Rabbim, karnımda olanı, 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak' Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen" demişti. (Al-i İmran Suresi, 35)
    Böyle önemli bir dilekle Allah'a adanan Hz. Meryem ile ilgili Kuran'daki diğer ayetler, Allah'ın Hz. Meryem'in annesinin bu duasını kabul ettiğini göstermektedir. Al-i İmran Suresi'nde Hz. Meryem'in son derece güzel ve temiz bir ahlakla yetiştirildiği şöyle bildirilmektedir:
    Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi... (Al-i İmran Suresi, 37)
    Yine başka bir ayette de Allah, Hz. Meryem'i seçtiğini ve onu üstün kıldığını şöyle haber vermektedir:
    Hani melekler: "Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı," demişti. (Al-i İmran Suresi, 42)
    Ayrıca Kuran'da Hz. Meryem'e, Allah'a gönülden boyun eğen, itaatli, Allah'ın emirlerine uyan bir insan olması emri verildiği de bildirilmektedir:
    "Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et." (Al-i İmran Suresi, 43)
    Hz. Meryem yaşamının belli bir döneminde ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiştir:
    Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti. (Meryem Suresi, 16)
    Burada yalnız yaşayan Hz. Meryem, bir mucize olarak Hz. İsa'nın doğuş haberini de bu sırada almıştır. Cebrail vasıtası ile kendisine Hz. İsa'nın doğumu müjdelenmiştir:
    Hani Melekler, dediler ki: "Meryem, doğrusu Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette 'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır.." (Al-i İmran Suresi, 45)
    Hz. Meryem, Allah'tan bir mucize olarak, kendisine hiçbir insan eli değmeden Hz. İsa'ya hamile kalmış ve ardından ıssız bir yerde tek başına Hz. İsa'yı dünyaya getirmiştir. (Meryem Suresi, 20) Allah'ın kendisi için belirlediği kadere gönülden boyun eğen Hz. Meryem, bu olaylar üzerine kavmi tarafından kendisine atılan tüm iftiralara karşı sadece Allah'a güvenip sığınmıştır. Kuran'da Hz. İsa'nın doğumu öncesi ve sonrasında meydana gelen mucizevi olayları kavrayamayan bu kavmin, Hz. Meryem'e yönelik ağır ithamları ve incitici sözleri şöyle bildirilmektedir:
    Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi." (Meryem Suresi, 27-28)
    Başka bir ayette de kavmin inkara sapmış olduğu ve Hz. Meryem hakkında büyük yalanlar ve iftiralar ortaya attığı şöyle haber verilmektedir:
    (Bir de) İnkara sapmaları ve Meryem'in aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri, (Nisa Suresi, 156)
    Allah, Hz. İsa'yı alıp kavmine geri dönmesini istediğinde Hz. Meryem Allah'ın emrine rıza göstermiş ve insanların kendisi için ne düşüneceklerini, hakkında ne gibi iftiralar atacaklarını önemsemeden Allah'ın emrine uymuştur. Açıklaması son derece güç bir olayın içinde olmasına rağmen, bunu bahane etmemiş ve kendisinden isteneni eksiksiz olarak yerine getirmiştir. Kendisi hakkında kavminin ortaya attığı tüm ithamlara gerçek bir Müslümana yakışır şekilde karşılık vermiştir. Allah'ı unutup insanları ilahlaştıran cahillerden çok farklı bir ahlaka sahip olduğunu, Allah'ın emirlerine uyarak ve insanların kendi hakkındaki düşüncelerine itibar etmeyerek göstermiştir.
    Allah Kuran'da Hz. Meryem'in hayatından aktardığı bu örnekle, insanlara önemli mesajlar vermektedir. Çünkü Hz. Meryem dünyada hiç kimsenin başına gelmemiş, eşi benzeri olmayan, mucizevi bir olayla imtihan edilmiştir. Son derece zor ve sabır gerektiren bir ortamda insanların baskı ve iftiralarına karşı güzel bir sabır göstermiştir. Tüm bunların sonucunda ise Allah Hz. İsa'yı henüz beşikteyken konuşturarak annesini, insanların iftiralarından temize çıkarmıştır.
    Aynı Hz. Meryem gibi, gönülden Allah'a bağlı olan her insan mutlaka Allah'ın koruması altındadır. İnsanlar kendisi ile ilgili olarak her ne konuşurlarsa konuşsunlar ya da ne düşünürlerse düşünsünler bunların Kuran ahlakını yaşayan bir insan için hiçbir önemi yoktur. Çünkü aynı Hz. Meryem örneğinde olduğu gibi, önemli olan müminlerin Allah katındaki konumlarıdır.
    SONUÇ
    İNSANLARA TAPINMA DİNİNDEN KURTULMAK İÇİN BİR YOL: DÜŞÜNMEK
    Tüm kitap boyunca ayrıntıları ve örnekleriyle ortaya koyduğumuz insanlara tapınma dini, bugün pek çok mensubu, pek çok inananı olan batıl bir din durumuna gelmiştir. İnsanların bir kısmı, Allah'ın kudretini ve ahiretin yakınlığını kavrayamadıklarından bu dini ve uygulamalarını çok makul karşılamaktadırlar. Oysa bu geçersiz din, onların hayatına kargaşa, mutsuzluk, kararsızlık gibi birçok belayı sokmakta, Allah'ın rızasını gözetmemenin sıkıntısını hayatları boyunca yaşamalarına neden olmaktadır. Karşılarındaki insanların Allah'tan müstakil güce sahip varlıklar olduklarını düşünen bu kimseler, hayatlarını onların rızasını kazanmak için geçirmektedirler.
    Oysa insanın kendisi gibi yaratılmış varlıklara ilahlık payesi vermesi tüm hayatı boyunca insanlara köle gibi bağlı yaşamasına ve onların emri altına girmesine neden olur. Böyle kişiler insanlara kendilerini beğendirmek için gerçek yapıları dışında, samimiyetsiz, yapmacık ve zor bir hayat yaşamak zorunda kalırlar. Bunun sonucunda da hayatları dayanılmaz bir hale gelir. Her anlarına huzursuzluk, gerginlik ve hüzün hakim olur. Bu batıl sistemin toplum içinde yaygınlaşması sonucunda da, insani heybeti olmayan, tek bir fabrikadan çıkmış gibi birbirinin kopyası bir görünüşe, çarpık bir bakış açısına ve kötü bir ahlaka sahip, şuuru yarı kapalı, diyaloğa geçilmesi son derece zor, laf anlamaz bir insan kitlesi ortaya çıkar.
    Tüm bunların nedeni, insanların mutlak hakim olan Allah'ı bırakıp insanları ilah edinmeleridir. Allah, insanların başka ilahlar edinmeleri nedeniyle dünya üzerinde fesat, fitne ve kargaşa çıktığını Kuran'da şöyle haber vermektedir:
    İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır. (Rum Suresi, 41)
    Kitap boyunca anlattığımız bu sistemin tüm karmaşıklığına ve etkili görüntüsüne rağmen, samimi bir insan için bunlardan bir anda sıyrılıp çıkmak son derece kolaydır. Temelinde, yoğun bir düşünce tembelliğine dayanan bu durumu ortadan kaldırmak için izlenecek en etkili yol, bu tembelliğe karşı ciddi bir mücadele yürütmektir.
    Düşünmek, insanın kendisi ve içinde yaşadığı dünya hakkındaki gerçekleri kavraması için önemli bir yoldur. Derin düşünmek de, insanın yeni ve doğru bir bakış açısı geliştirmesine vesile olur. Düşünen bir insan Allah'ın yaratmadaki üstünlüğünü, O'nun mutlak hüküm sahibi olduğunu daha iyi kavrar. Düşünmek; insanların kanaatini ne kadar etkilemeye ya da onları ne kadar hoşnut etmeye uğraşsa da, hiçbir insanın Allah'ın takdirinin dışına çıkamayacağını fark etmesini sağlar.
    Ayrıca düşünmek insanın, Allah'tan başka tüm varlıkların, aciz ve ölümlü olduğunu kesin şekilde kavramasına yardımcı olur. Bunlar gibi imani açıdan son derece önemli olan konuları düşünerek anlayan, aklı başında bir insan için ise insanları razı etmeye yönelik olan bu cahiliye dininden sıyrılmak çok kolaydır. Sadece kısa bir düşünme süresinin ardından, insanların ne dediğine, ne düşündüğüne ya da nasıl olmasını istediklerine önem vermeyen, tek ölçüsü Allah'ın rızasını kazanmak olan, iradesi güçlü, son derece kişilikli ve şuurlu, Allah'tan korkan, güzel ahlaklı bir Müslüman olarak yaşamına devam eder.
    Kuran'da haber verilen Hz.Yusuf'un zindan arkadaşlarına tebliği bu konuda üzerinde düşünülmesi gereken bir örnektir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
    "Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı (bir sürü) Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar (kahredici) olan bir tek Allah mı? Sizin Allah'tan başka taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, Kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler." (Yusuf Suresi, 39-40)


  4. 15.Haziran.2011, 00:48
    2
    Silent and lonely rains



    Kuran'da Allah, Hz. İsa'nın annesi Hz. Meryem'i yalnızca Kendisine yönelen bir kul olarak örnek olarak vermektedir. Hz. Meryem, doğumu öncesinde annesi tarafından iyi bir kul olması ve dünyevi tüm bağlardan arınmış olması dileğiyle Allah'a adanmıştır:
    Hani İmran'ın karısı: "Rabbim, karnımda olanı, 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak' Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen" demişti. (Al-i İmran Suresi, 35)
    Böyle önemli bir dilekle Allah'a adanan Hz. Meryem ile ilgili Kuran'daki diğer ayetler, Allah'ın Hz. Meryem'in annesinin bu duasını kabul ettiğini göstermektedir. Al-i İmran Suresi'nde Hz. Meryem'in son derece güzel ve temiz bir ahlakla yetiştirildiği şöyle bildirilmektedir:
    Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi... (Al-i İmran Suresi, 37)
    Yine başka bir ayette de Allah, Hz. Meryem'i seçtiğini ve onu üstün kıldığını şöyle haber vermektedir:
    Hani melekler: "Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı," demişti. (Al-i İmran Suresi, 42)
    Ayrıca Kuran'da Hz. Meryem'e, Allah'a gönülden boyun eğen, itaatli, Allah'ın emirlerine uyan bir insan olması emri verildiği de bildirilmektedir:
    "Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et." (Al-i İmran Suresi, 43)
    Hz. Meryem yaşamının belli bir döneminde ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiştir:
    Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti. (Meryem Suresi, 16)
    Burada yalnız yaşayan Hz. Meryem, bir mucize olarak Hz. İsa'nın doğuş haberini de bu sırada almıştır. Cebrail vasıtası ile kendisine Hz. İsa'nın doğumu müjdelenmiştir:
    Hani Melekler, dediler ki: "Meryem, doğrusu Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette 'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır.." (Al-i İmran Suresi, 45)
    Hz. Meryem, Allah'tan bir mucize olarak, kendisine hiçbir insan eli değmeden Hz. İsa'ya hamile kalmış ve ardından ıssız bir yerde tek başına Hz. İsa'yı dünyaya getirmiştir. (Meryem Suresi, 20) Allah'ın kendisi için belirlediği kadere gönülden boyun eğen Hz. Meryem, bu olaylar üzerine kavmi tarafından kendisine atılan tüm iftiralara karşı sadece Allah'a güvenip sığınmıştır. Kuran'da Hz. İsa'nın doğumu öncesi ve sonrasında meydana gelen mucizevi olayları kavrayamayan bu kavmin, Hz. Meryem'e yönelik ağır ithamları ve incitici sözleri şöyle bildirilmektedir:
    Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi." (Meryem Suresi, 27-28)
    Başka bir ayette de kavmin inkara sapmış olduğu ve Hz. Meryem hakkında büyük yalanlar ve iftiralar ortaya attığı şöyle haber verilmektedir:
    (Bir de) İnkara sapmaları ve Meryem'in aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri, (Nisa Suresi, 156)
    Allah, Hz. İsa'yı alıp kavmine geri dönmesini istediğinde Hz. Meryem Allah'ın emrine rıza göstermiş ve insanların kendisi için ne düşüneceklerini, hakkında ne gibi iftiralar atacaklarını önemsemeden Allah'ın emrine uymuştur. Açıklaması son derece güç bir olayın içinde olmasına rağmen, bunu bahane etmemiş ve kendisinden isteneni eksiksiz olarak yerine getirmiştir. Kendisi hakkında kavminin ortaya attığı tüm ithamlara gerçek bir Müslümana yakışır şekilde karşılık vermiştir. Allah'ı unutup insanları ilahlaştıran cahillerden çok farklı bir ahlaka sahip olduğunu, Allah'ın emirlerine uyarak ve insanların kendi hakkındaki düşüncelerine itibar etmeyerek göstermiştir.
    Allah Kuran'da Hz. Meryem'in hayatından aktardığı bu örnekle, insanlara önemli mesajlar vermektedir. Çünkü Hz. Meryem dünyada hiç kimsenin başına gelmemiş, eşi benzeri olmayan, mucizevi bir olayla imtihan edilmiştir. Son derece zor ve sabır gerektiren bir ortamda insanların baskı ve iftiralarına karşı güzel bir sabır göstermiştir. Tüm bunların sonucunda ise Allah Hz. İsa'yı henüz beşikteyken konuşturarak annesini, insanların iftiralarından temize çıkarmıştır.
    Aynı Hz. Meryem gibi, gönülden Allah'a bağlı olan her insan mutlaka Allah'ın koruması altındadır. İnsanlar kendisi ile ilgili olarak her ne konuşurlarsa konuşsunlar ya da ne düşünürlerse düşünsünler bunların Kuran ahlakını yaşayan bir insan için hiçbir önemi yoktur. Çünkü aynı Hz. Meryem örneğinde olduğu gibi, önemli olan müminlerin Allah katındaki konumlarıdır.
    SONUÇ
    İNSANLARA TAPINMA DİNİNDEN KURTULMAK İÇİN BİR YOL: DÜŞÜNMEK
    Tüm kitap boyunca ayrıntıları ve örnekleriyle ortaya koyduğumuz insanlara tapınma dini, bugün pek çok mensubu, pek çok inananı olan batıl bir din durumuna gelmiştir. İnsanların bir kısmı, Allah'ın kudretini ve ahiretin yakınlığını kavrayamadıklarından bu dini ve uygulamalarını çok makul karşılamaktadırlar. Oysa bu geçersiz din, onların hayatına kargaşa, mutsuzluk, kararsızlık gibi birçok belayı sokmakta, Allah'ın rızasını gözetmemenin sıkıntısını hayatları boyunca yaşamalarına neden olmaktadır. Karşılarındaki insanların Allah'tan müstakil güce sahip varlıklar olduklarını düşünen bu kimseler, hayatlarını onların rızasını kazanmak için geçirmektedirler.
    Oysa insanın kendisi gibi yaratılmış varlıklara ilahlık payesi vermesi tüm hayatı boyunca insanlara köle gibi bağlı yaşamasına ve onların emri altına girmesine neden olur. Böyle kişiler insanlara kendilerini beğendirmek için gerçek yapıları dışında, samimiyetsiz, yapmacık ve zor bir hayat yaşamak zorunda kalırlar. Bunun sonucunda da hayatları dayanılmaz bir hale gelir. Her anlarına huzursuzluk, gerginlik ve hüzün hakim olur. Bu batıl sistemin toplum içinde yaygınlaşması sonucunda da, insani heybeti olmayan, tek bir fabrikadan çıkmış gibi birbirinin kopyası bir görünüşe, çarpık bir bakış açısına ve kötü bir ahlaka sahip, şuuru yarı kapalı, diyaloğa geçilmesi son derece zor, laf anlamaz bir insan kitlesi ortaya çıkar.
    Tüm bunların nedeni, insanların mutlak hakim olan Allah'ı bırakıp insanları ilah edinmeleridir. Allah, insanların başka ilahlar edinmeleri nedeniyle dünya üzerinde fesat, fitne ve kargaşa çıktığını Kuran'da şöyle haber vermektedir:
    İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır. (Rum Suresi, 41)
    Kitap boyunca anlattığımız bu sistemin tüm karmaşıklığına ve etkili görüntüsüne rağmen, samimi bir insan için bunlardan bir anda sıyrılıp çıkmak son derece kolaydır. Temelinde, yoğun bir düşünce tembelliğine dayanan bu durumu ortadan kaldırmak için izlenecek en etkili yol, bu tembelliğe karşı ciddi bir mücadele yürütmektir.
    Düşünmek, insanın kendisi ve içinde yaşadığı dünya hakkındaki gerçekleri kavraması için önemli bir yoldur. Derin düşünmek de, insanın yeni ve doğru bir bakış açısı geliştirmesine vesile olur. Düşünen bir insan Allah'ın yaratmadaki üstünlüğünü, O'nun mutlak hüküm sahibi olduğunu daha iyi kavrar. Düşünmek; insanların kanaatini ne kadar etkilemeye ya da onları ne kadar hoşnut etmeye uğraşsa da, hiçbir insanın Allah'ın takdirinin dışına çıkamayacağını fark etmesini sağlar.
    Ayrıca düşünmek insanın, Allah'tan başka tüm varlıkların, aciz ve ölümlü olduğunu kesin şekilde kavramasına yardımcı olur. Bunlar gibi imani açıdan son derece önemli olan konuları düşünerek anlayan, aklı başında bir insan için ise insanları razı etmeye yönelik olan bu cahiliye dininden sıyrılmak çok kolaydır. Sadece kısa bir düşünme süresinin ardından, insanların ne dediğine, ne düşündüğüne ya da nasıl olmasını istediklerine önem vermeyen, tek ölçüsü Allah'ın rızasını kazanmak olan, iradesi güçlü, son derece kişilikli ve şuurlu, Allah'tan korkan, güzel ahlaklı bir Müslüman olarak yaşamına devam eder.
    Kuran'da haber verilen Hz.Yusuf'un zindan arkadaşlarına tebliği bu konuda üzerinde düşünülmesi gereken bir örnektir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
    "Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı (bir sürü) Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar (kahredici) olan bir tek Allah mı? Sizin Allah'tan başka taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, Kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler." (Yusuf Suresi, 39-40)





+ Yorum Gönder