Konusunu Oylayın.: Ömür değişir mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ömür değişir mi?
  1. 13.Haziran.2011, 23:38
    1
    Misafir

    Ömür değişir mi?






    Ömür değişir mi? Mumsema Ömür değişir mi?


  2. 13.Haziran.2011, 23:38
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 13.Haziran.2011, 23:59
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Ömür değişir mi?




    Ömür değişir mi?

    Reformcu yazardiyor ki:
    (Çok kimse, kadere inanıyorsa da, kader, Cebriye inancıdır. Müslümanlar, kader yani ömür değişmez diyerek sağlığa hiç önem vermiyorlar, hasta olsalar tedaviye yanaşmıyorlar. Kaderim buymuş diyerek hiç çalışmıyorlar. Hâlbuki insan kaderini kendi çizer. Cebriye’den kurtulup kaderimizi kendimiz çizmeliyiz.)
    CEVAP
    Cebriye inanışıdır denilerek kader inkâr ediliyor. Buradan yazarın Mutezile inancında olduğu meydana çıkıyor. Cebriye nasıl bozuk itikatsa, Mutezile de o kadar bozuktur.İkisi de aşırı uçtur. Birine ifrat, diğerine tefrit deniyor. Ehl-i sünnet ise orta yol olup, ikisinin arasındadır. Mutezile,(Allah, yaptığımız işlere karışmaz) diyerek kaderi inkâr eden ve insanı hâşâ kendi işlerinin yaratıcısı zanneden çok sapık bir fırkadır. Bütün işlerimizi yaratanın Allahü teâlâ olduğunu bildiren âyet-i kerimeler nasıl inkâr edilebilir ki? Bu konudaki birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
    (Her şeyin yaratıcısı Allah’tır.) [Zümer 62, Mümin 62]

    (Sizi de, işlerinizi de yaratan Allah’tır.)
    [Saffat 96]

    (Rabbin, kendi istediğini yaratır, dilediğini seçer. Onların seçim hakkı yoktur.)
    [Kasas 68]

    Ömrün değişmeyeceğini söyleyen Müslümanlar değil, Allahü teâlâdır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
    (Ecel, bir an gecikmez ve vaktinden önce de gelmez.) [Araf 34]

    Hiçbir Müslüman, kader değişmez diyerek sağlığını hiçe saymaz. Sağlığına, temizliğe dikkat etmenin, hastalanınca tedavi olmanın dinin emri olduğunu bilir.

    Şunları da iyi bilir:
    Vücudumuz, bize emanettir. Dinimiz onu iyi korumamızı emrediyor. Hastayı tedavi ettirmek gerekir. Tecrübe ile tesirleri kesin olan, aşı, serum ve mikrop öldürücü ilaçları kullanmak farzdır. Yani Allahü teâlânın emridir. Tesiri kesin olan ilaçlar, gıda gibi olup, ilaç almayıp ölmek günahtır. Peygamber efendimiz üç türlü ilaç kullanmıştır. Kur’an-ı kerim veya dua okurdu. Fen ile bulunan ilaçları kullanırdı. Her ikisini karışık da kullanırdı.

    Müslüman, (İlaç kullanmak da kaderdendir, Allah’ın izniyle fayda verir) hadis-i şerifini de bilir. Yani Müslüman dinin emri olduğu için çalışır, sağlığını gözetir.

    Müslüman iyilikle, dua etmekle ömrünün uzayacağını bilir, kötülükle de ömrünün kısalacağını bilir. Müslüman şunları da bilir:
    Kader değişmez. Kaza, kadere uygun olarak meydana gelir. Kaza, her gün çok değişip, sonunda kadere uygun olunca, yaratılır. Kaza-i muallak şeklinde yaratılacağı yazılmış olan bir şey, kulun iyi ameli ile değişip yaratılmaz. İmam-ı Gazali hazretleri, (Kaza-i muallak, Levh-i mahfuzda yazılıdır. Eğer o kimse, iyi amel yapıp, duası kabul olursa, o kaza değişir) buyurdu. Hadis-i şerifte, (Kader, tedbirle, sakınmakla değişmez, fakat kabul olan dua, o bela gelirken korur) buyuruldu. (Taberani)

    Duanın belayı önlemesi de kaza ve kaderdendir. Kalkan, atılan oka; şemsiye de yağan yağmura siper olduğu gibi, dua da, gelen belaya siper olur. Bir hadis-i şerifte, (Kaza-i muallakı, hiçbir şey değiştiremez. Yalnız dua değiştirir ve ömrü, yalnız ihsan, iyilik arttırır) buyuruldu. [Hâkim]

    Allahü teâlânın takdirinin, yani kaderin, Levh-i mahfuz’da yazılması kazadır. Bir kimseye takdir edilen bela, kaza-i muallak ise, yani, o kimsenin dua etmesi de, takdir edilmişse, dua eder, kabul olunca belayı önler. Ecel-i kaza’yı da, iyilik etmek geciktirir, fakat ecel-i müsemma değişmez.

    Ecel-i kazaya bir misal verelim:
    Bir kimsenin ömrü, (Eğer iyi iş yapar yahut sadaka verir, hac ederse 60 yıl, bunları yapmazsa 40 yıl) diye takdir edilmişse, vakit tamam olunca, eceli bir an gecikmez. Birinin 3 gün ömrü kalmışken, akrabasını Allah rızası için ziyaret etmesiyle, ömrü 30 yıla uzar. 30 yıl ömrü olanın ömrü de, akrabasını terk ettiği için, 3 güne iner. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
    (Sıla-i rahim [Salih akrabayı ziyaret], ömrü uzatır.) [Taberani]

    Takdir, ezelde Levh-i mahfuz’da yazılmıştır. Yani, Levh-i mahfuz’da olacak değişiklikler ve ömürlerin artması ve kısalması da, ezelde yazılmıştır ki, buna kaza-i muallak denir.
    (Lübab-üt-te’vil)

    Davud aleyhisselamın yanına iki kişi gelip birbirinden şikâyette bulundular. Azrail aleyhisselam da gelip, (Bu iki kişiden birincisinin eceline bir hafta kaldı. İkincisinin ömrü de, bir hafta önce bitmişti, fakat ölmedi) dedi. Davud aleyhisselam hayret edip sebebini sordu. Azrail aleyhisselam, (İkincisinin bir akrabası vardı. Buna dargındı. Bu gidip onun gönlünü aldı. Bundan dolayı Allahü teâlâ, buna yirmi yıl daha ömür takdir buyurdu) dedi. Allahü teâlânın kaderi [ezeldeki ilmi] nasıl ise, Levh-i mahfuz’daki değişiklikler, ona uygun olur. Hazret-i Ömer yaralanınca, Ka’bül-ahbar, (Ömer daha yaşamak isteseydi dua ederdi, çünkü onun duası elbette kabul olur) buyurdu. İşitenler şaşırıp, (Ecel, bir an gecikmez ve vaktinden önce gelmez) mealindeki âyet-i kerimeye ne dersin denilince buyurdu ki: Evet, ecel hazır olunca gecikmez, fakat ecel hâsıl olmadan önce, sadaka ve dua ile, iyi amelle, ömür uzar. Fatır suresinde, (Herkesin ömrü ve ömürlerin kısalması yazılıdır) buyuruluyor. (Levh-i Mahfuz ve Ümm-ül-Kitab risalesi)

    İşte bunları bilen bir Müslüman elbette çalışır, sağlığına da dikkat eder. Reformcunun iftira ettiği gibi, (Zaten rızkım, ecelim ve hastalıklarım önceden yazılmış) diyerek, tedaviyi, sebeplere yapışmayı elden bırakmaz.

    M.Ali Demirbaş


  4. 13.Haziran.2011, 23:59
    2
    Silent and lonely rains



    Ömür değişir mi?

    Reformcu yazardiyor ki:
    (Çok kimse, kadere inanıyorsa da, kader, Cebriye inancıdır. Müslümanlar, kader yani ömür değişmez diyerek sağlığa hiç önem vermiyorlar, hasta olsalar tedaviye yanaşmıyorlar. Kaderim buymuş diyerek hiç çalışmıyorlar. Hâlbuki insan kaderini kendi çizer. Cebriye’den kurtulup kaderimizi kendimiz çizmeliyiz.)
    CEVAP
    Cebriye inanışıdır denilerek kader inkâr ediliyor. Buradan yazarın Mutezile inancında olduğu meydana çıkıyor. Cebriye nasıl bozuk itikatsa, Mutezile de o kadar bozuktur.İkisi de aşırı uçtur. Birine ifrat, diğerine tefrit deniyor. Ehl-i sünnet ise orta yol olup, ikisinin arasındadır. Mutezile,(Allah, yaptığımız işlere karışmaz) diyerek kaderi inkâr eden ve insanı hâşâ kendi işlerinin yaratıcısı zanneden çok sapık bir fırkadır. Bütün işlerimizi yaratanın Allahü teâlâ olduğunu bildiren âyet-i kerimeler nasıl inkâr edilebilir ki? Bu konudaki birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
    (Her şeyin yaratıcısı Allah’tır.) [Zümer 62, Mümin 62]

    (Sizi de, işlerinizi de yaratan Allah’tır.)
    [Saffat 96]

    (Rabbin, kendi istediğini yaratır, dilediğini seçer. Onların seçim hakkı yoktur.)
    [Kasas 68]

    Ömrün değişmeyeceğini söyleyen Müslümanlar değil, Allahü teâlâdır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
    (Ecel, bir an gecikmez ve vaktinden önce de gelmez.) [Araf 34]

    Hiçbir Müslüman, kader değişmez diyerek sağlığını hiçe saymaz. Sağlığına, temizliğe dikkat etmenin, hastalanınca tedavi olmanın dinin emri olduğunu bilir.

    Şunları da iyi bilir:
    Vücudumuz, bize emanettir. Dinimiz onu iyi korumamızı emrediyor. Hastayı tedavi ettirmek gerekir. Tecrübe ile tesirleri kesin olan, aşı, serum ve mikrop öldürücü ilaçları kullanmak farzdır. Yani Allahü teâlânın emridir. Tesiri kesin olan ilaçlar, gıda gibi olup, ilaç almayıp ölmek günahtır. Peygamber efendimiz üç türlü ilaç kullanmıştır. Kur’an-ı kerim veya dua okurdu. Fen ile bulunan ilaçları kullanırdı. Her ikisini karışık da kullanırdı.

    Müslüman, (İlaç kullanmak da kaderdendir, Allah’ın izniyle fayda verir) hadis-i şerifini de bilir. Yani Müslüman dinin emri olduğu için çalışır, sağlığını gözetir.

    Müslüman iyilikle, dua etmekle ömrünün uzayacağını bilir, kötülükle de ömrünün kısalacağını bilir. Müslüman şunları da bilir:
    Kader değişmez. Kaza, kadere uygun olarak meydana gelir. Kaza, her gün çok değişip, sonunda kadere uygun olunca, yaratılır. Kaza-i muallak şeklinde yaratılacağı yazılmış olan bir şey, kulun iyi ameli ile değişip yaratılmaz. İmam-ı Gazali hazretleri, (Kaza-i muallak, Levh-i mahfuzda yazılıdır. Eğer o kimse, iyi amel yapıp, duası kabul olursa, o kaza değişir) buyurdu. Hadis-i şerifte, (Kader, tedbirle, sakınmakla değişmez, fakat kabul olan dua, o bela gelirken korur) buyuruldu. (Taberani)

    Duanın belayı önlemesi de kaza ve kaderdendir. Kalkan, atılan oka; şemsiye de yağan yağmura siper olduğu gibi, dua da, gelen belaya siper olur. Bir hadis-i şerifte, (Kaza-i muallakı, hiçbir şey değiştiremez. Yalnız dua değiştirir ve ömrü, yalnız ihsan, iyilik arttırır) buyuruldu. [Hâkim]

    Allahü teâlânın takdirinin, yani kaderin, Levh-i mahfuz’da yazılması kazadır. Bir kimseye takdir edilen bela, kaza-i muallak ise, yani, o kimsenin dua etmesi de, takdir edilmişse, dua eder, kabul olunca belayı önler. Ecel-i kaza’yı da, iyilik etmek geciktirir, fakat ecel-i müsemma değişmez.

    Ecel-i kazaya bir misal verelim:
    Bir kimsenin ömrü, (Eğer iyi iş yapar yahut sadaka verir, hac ederse 60 yıl, bunları yapmazsa 40 yıl) diye takdir edilmişse, vakit tamam olunca, eceli bir an gecikmez. Birinin 3 gün ömrü kalmışken, akrabasını Allah rızası için ziyaret etmesiyle, ömrü 30 yıla uzar. 30 yıl ömrü olanın ömrü de, akrabasını terk ettiği için, 3 güne iner. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
    (Sıla-i rahim [Salih akrabayı ziyaret], ömrü uzatır.) [Taberani]

    Takdir, ezelde Levh-i mahfuz’da yazılmıştır. Yani, Levh-i mahfuz’da olacak değişiklikler ve ömürlerin artması ve kısalması da, ezelde yazılmıştır ki, buna kaza-i muallak denir.
    (Lübab-üt-te’vil)

    Davud aleyhisselamın yanına iki kişi gelip birbirinden şikâyette bulundular. Azrail aleyhisselam da gelip, (Bu iki kişiden birincisinin eceline bir hafta kaldı. İkincisinin ömrü de, bir hafta önce bitmişti, fakat ölmedi) dedi. Davud aleyhisselam hayret edip sebebini sordu. Azrail aleyhisselam, (İkincisinin bir akrabası vardı. Buna dargındı. Bu gidip onun gönlünü aldı. Bundan dolayı Allahü teâlâ, buna yirmi yıl daha ömür takdir buyurdu) dedi. Allahü teâlânın kaderi [ezeldeki ilmi] nasıl ise, Levh-i mahfuz’daki değişiklikler, ona uygun olur. Hazret-i Ömer yaralanınca, Ka’bül-ahbar, (Ömer daha yaşamak isteseydi dua ederdi, çünkü onun duası elbette kabul olur) buyurdu. İşitenler şaşırıp, (Ecel, bir an gecikmez ve vaktinden önce gelmez) mealindeki âyet-i kerimeye ne dersin denilince buyurdu ki: Evet, ecel hazır olunca gecikmez, fakat ecel hâsıl olmadan önce, sadaka ve dua ile, iyi amelle, ömür uzar. Fatır suresinde, (Herkesin ömrü ve ömürlerin kısalması yazılıdır) buyuruluyor. (Levh-i Mahfuz ve Ümm-ül-Kitab risalesi)

    İşte bunları bilen bir Müslüman elbette çalışır, sağlığına da dikkat eder. Reformcunun iftira ettiği gibi, (Zaten rızkım, ecelim ve hastalıklarım önceden yazılmış) diyerek, tedaviyi, sebeplere yapışmayı elden bırakmaz.

    M.Ali Demirbaş





+ Yorum Gönder