Konusunu Oylayın.: Arap yarımadası çölünü, zamanın sonunda kıyamet kopmadan önce çiftlikler ve nehirler kaplayacaktır. Hadis

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Arap yarımadası çölünü, zamanın sonunda kıyamet kopmadan önce çiftlikler ve nehirler kaplayacaktır. Hadis
  1. 13.Haziran.2011, 11:29
    1
    Misafir

    Arap yarımadası çölünü, zamanın sonunda kıyamet kopmadan önce çiftlikler ve nehirler kaplayacaktır. Hadis






    Arap yarımadası çölünü, zamanın sonunda kıyamet kopmadan önce çiftlikler ve nehirler kaplayacaktır. Hadis Mumsema Arap yarımadası çölünü, zamanın sonunda kıyamet kopmadan önce çiftlikler ve nehirler kaplayacaktır. Hadis


  2. 13.Haziran.2011, 13:32
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Arap yarımadası çölünü, zamanın sonunda kıyamet kopmadan önce çiftlikler ve nehirler kaplayacaktır. Hadis




    Müslimin Sahîh’inde Ebû Hüreyre’den nakline göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Arap toprakları yeniden bağ, bahçe ve nehirlere kavuşmadıkça kıyamet kopmayacaktır” (Müslim, Zekât, 60).


    Arap Yarımadasının Günümüzdeki Durumu

    Hz. Peygamberin (a.s) ifadesinde geçen “Arap toprakları” deyiminden maksat, Arap yarımadasıdır. Bu yarımada, ekvatorun güney ve kuzeyden 15 ilâ 30 enlem çizgisi arasında bulunan çöl kuşağındadır.
    Bu harita, Yunan astronomi ve matematik bilgini Batlamyus’un m.ö. II. Yüzyılda Arap yarımadasına dair çizdiği haritadan yaralanılarak hazırlanmıştır (Mecelletü’s-sekafeti’l-ilmiyye, sayı: 65).
    Nadiren görülen nem ve şiddetli kuraklık, çöl bölgelerinin genellikle göze en çok batan niteliklerindendir. Arap yarımadasının bazı iç bölgeleri -özellikle er-Rub’u’l-hâlî çölü- uzun yıllar bir damla yağmur yüzü görmemektedir (Dr. Selahaddin Buhayrî, Coğrafîyyetü’s-sahârî’l-arabiyye, s. 12, 13). Bu kuraklık, o toprakların bitki ve ekin örtüsüne etki etmiştir. Bu yüzden o topraklara sarı bir renk hâkim olmuştur. Bu renk, yakıp kavuran acımasız kumun rengidir. Bunun tek istisnası, sadece bir parça yağmur alan sahil bölgeleri ile kuyu ve pınarlara yakın yerlere serpilmiş vahalardır.
    Yüce Allah, Arap yarımadasının bir kısmını ve çöllerini Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. İbrahim’in (a.s) diliyle şöyle niteler: “Ey Rabbimiz! Ey sahibimiz! Ben neslimden bir kısmını senin Beyt-i hareminin (Kâbe’nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vadiye yerleştirdim” (İbrahim, 14/ 37). Arap yarımadası topraklarının büyük bir kısmının genel niteliği bu olduğuna göre Hz. Peygamber (a.s) nasıl oluyor da bu toprakların zamanın sonunda çiftliklerin ve nehirlerin bulunduğu topraklar hâline gelebileceğini söylüyor?! Hiç kuşkusuz bu hadisin manası, hem gariptir, hem de insanı hayretler içinde bırakmaktadır. İnsan aklının bunu anlaması veya açıklaması zordur.
    Hadisten anlaşılan şudur: Arap yarımadası çölünü, zamanın sonunda kıyamet kopmadan önce çiftlikler ve nehirler kaplayacaktır. Hadisteki “hatta teûde = yeniden dönmedikçe” ifadesi, yarımada topraklarının geçmişte böyle olduğuna ve zamanın sonunda o ilk haline geri döneceğine ve kurak çöl özelliğinin sonradan oluşan bir nitelik olduğuna işaret etmektedir.
    Aslında bu hadis, bir gerçeği, bir öngörüyü, bir mucizeyi ve bir ilmi ifade etmektedir.
    Hadisin ihtiva ettiği gerçek şudur: Arap yarımadası geçmişte otlakların ve nehirlerin bulunduğu topraklardan ibaretti, daha sora günümüzdeki çöl durumu ile yüz yüze kaldı.
    Mucize özellikli haber ise şudur: Nehirler ve yeşil alanlar, kıyametten önce zamanın sonunda Arap yarımadasına tekrar geri dönecektir. Bu hadisin doğru bir biçimde anlaşılabilmesi için tam 14 asrın geçmesi gerekmiştir. Çünkü jeoloji, iklim tarihi, astronomi ve başka bilim dallarında bu baş döndürücü ilerleme gerçekleştikten ve Arap yarımadasındaki çöllerde birçok kazı ve sondaj faaliyetleri yapıldıktan sonra hadisin manası anlaşılmıştır. Bu çalışmalar, gayri Müslimler nezdinde şüpheye hiç yer bırakmayacak şekilde Hz. Peygamberin doğru söylediğini ve bu hadiste bilimsel bir mucize olduğunu ortaya koymuştur. Biz bu tarihî ve ilmî gerçeği okuyucunun dikkatine sunacağımız gibi bunları destekleyen çalışmaları ve keşifleri ortaya koyacağız. Ayrıca bunu bilen ve öğrenen kimselere Hz. Peygamberin (a.s) peygamber olduğuna dair delil ve kanıt olan bilimsel hususları okuyucunun dikkatine sunacağız.
    Bilimsel Gerçek: Arap Yarımadası Geçmişte Otlakların ve Nehirlerin Bulunduğu Topraklardan İbaretti
    Modern bilimsel keşifler, bu mûcizevî hadiste Hz. Peygamberin söylediği hususu teyit etmektedir. Yapılan çalışmalar, Arap yarımadasının gönümüzde bilinen haliyle çöl olmadığını, aksine içinden nehirlerin fışkırdığını, bazı bölgelerde sularla dopdolu göllerin bulunduğunu, daha sonra badiye haline geldiği andan itibaren şehirlerin büyük bir tarımsal ve meslekî ilerleme ile kalkındığını ifade etmektedir.
    Geçmişte Arap Yarımadası
    Arap yarımadası, jeoloji bilgilerinin ifadesiyle “Pleistocene” adını alan jeolojik erken dönemde o durumdaydı. (Bilginler, yerkürenin jeolojik tarihini her dönemde hayatın genel özelliklerini göz önüne alarak kısımlara ayırmışlardır. Her zaman, içinde yaşanılan hayatın çeşit ve türlerine göre asırlara ayrılır. Bunlar o asrın kaya tabakaları üzerinde biriken kazılardan anlaşılır) Pleistocene dönemi, bir milyon seneyi aşkın bir süre önce başlamıştır ve on bin sene önce sona ermiştir. İşte bu zaman diliminde yeryüzüne soğuk bir iklim hâkim olmuş ve Avrupa’nın kuzeyi ile kuzey Amerika’yı muazzam buz tabakaları ve kütleleri kaplamıştır. Nihayet bu buzlar Fransa’nın kuzeyine kadar ulaşmıştır. Bu döneme buzul “Glacials” dönem denir. Ancak buz, daha sıcak zaman aralıklarında eriyordu. Buna ise buzul arası dönem anlamına “Interglacials” dönem denilir. Bu dönemde iklim durumu büyük oranda düzelmiştir. (Norman Vilin Ve David Bezz – Evâilü’l-beşer fî Şibhi’l- cezireti’l-arabiyye Mecelletü’s- sakâfeti’l-âlemiyye) sayı: 59. (Aromco World, August 1992 dergisinden naklen).
    Buzul çağında kuzey bölgelerde buzul tabakanın yayılması, toprağın iklimine etki etmiş ve yağmur kuşağının güneye doğru kaymasına yol açmıştır. Böylece Arap yarımadası ile kuzey Afrika’daki Büyük Sahra yağmurlu batı rüzgârları kuşağına girmiştir. Bu rüzgârlar şu anda Avrupa’nın batısında esmektedir. Söz konusu durum, adı geçen çöllerin çiçeklenmesine, nehirlerle ve verimli vadilerle dolmasına yol açmaktadır. (Dr. İbrahim Ahmet Rezgâne, el Coğrafyatu’t-tarihiyyetü’t- tabiıyye, s. 146 – özetle-)
    Buzul çağları arasındaki ısınma dönemlerinde “Interglacials” yağmur kuşakları kuzeye doğru hareket eder ve Arap yarımadasıyla Afrika’nın kuzeyi ticarî rüzgârların kuşağına girer. Buralara bu günkü iklimine bezer bir hava hâkim olur. (Arap çölleri, kozmik sistemin en büyük bir kısmını işgal eder ki bu, ticarî rüzgârların çölü “Trade Wind Deserts” adıyla bilinmektedir. Bu, sürekli bir kuraklıkla kendini belli eden bir sistemdir. Toposfer tabakasının faal kısmı, deniz yüzeyinden 2 – 6 km. arasıdır. Bu, atmosferik hareketlenmenin doğmasıyla ilgili olan faal kısımdır. Toprağın bu kısmı, sene boyu yüksek basınçlı bir kuşağın etkisi altındadır. Bu kuşak sahra topraklarıyla su tabakası üzerinde olur. Bilindiği üzere yüksek basıncın olduğu şartlarda genellikle kuraklık olur. Buna göre Büyük Sahra ve Arabistan çölü, bu ticarî rüzgâr çölleri (Trade Wind Deserts) kuşağında yer aldığı için iklimsel çöl olarak tasnif edilir. Bir başka ifadeyle; yeryüzünün çevresinde genel gezegensel dönüşümünün mekaniğinin direkt neticesi olarak böyledir. (Coğrafiyyetü’s-saharî’l-arabiyye, s. 147, 149-Özetle).
    Amerikan jeolojik araştırmalarına istinaden Hall Macler Arabistan er-Rub’u’l-hâlî Çölü üzerine hazırladığı doktora tezinde şöyle der: Yağmur asırları (buzul çağları) boyunca çöl mıntıkasını göller kaplamıştı. Göller iki kere ortaya çıkmıştır. Birincisi 37000 ilâ 17000 yıl önce, ikincisi ise 10000 ilâ 5000 yıl önce. (Mecelletü âfak ilmiye, sayı: 42 s. 15)


  3. 13.Haziran.2011, 13:32
    2
    Silent and lonely rains



    Müslimin Sahîh’inde Ebû Hüreyre’den nakline göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Arap toprakları yeniden bağ, bahçe ve nehirlere kavuşmadıkça kıyamet kopmayacaktır” (Müslim, Zekât, 60).


    Arap Yarımadasının Günümüzdeki Durumu

    Hz. Peygamberin (a.s) ifadesinde geçen “Arap toprakları” deyiminden maksat, Arap yarımadasıdır. Bu yarımada, ekvatorun güney ve kuzeyden 15 ilâ 30 enlem çizgisi arasında bulunan çöl kuşağındadır.
    Bu harita, Yunan astronomi ve matematik bilgini Batlamyus’un m.ö. II. Yüzyılda Arap yarımadasına dair çizdiği haritadan yaralanılarak hazırlanmıştır (Mecelletü’s-sekafeti’l-ilmiyye, sayı: 65).
    Nadiren görülen nem ve şiddetli kuraklık, çöl bölgelerinin genellikle göze en çok batan niteliklerindendir. Arap yarımadasının bazı iç bölgeleri -özellikle er-Rub’u’l-hâlî çölü- uzun yıllar bir damla yağmur yüzü görmemektedir (Dr. Selahaddin Buhayrî, Coğrafîyyetü’s-sahârî’l-arabiyye, s. 12, 13). Bu kuraklık, o toprakların bitki ve ekin örtüsüne etki etmiştir. Bu yüzden o topraklara sarı bir renk hâkim olmuştur. Bu renk, yakıp kavuran acımasız kumun rengidir. Bunun tek istisnası, sadece bir parça yağmur alan sahil bölgeleri ile kuyu ve pınarlara yakın yerlere serpilmiş vahalardır.
    Yüce Allah, Arap yarımadasının bir kısmını ve çöllerini Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. İbrahim’in (a.s) diliyle şöyle niteler: “Ey Rabbimiz! Ey sahibimiz! Ben neslimden bir kısmını senin Beyt-i hareminin (Kâbe’nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vadiye yerleştirdim” (İbrahim, 14/ 37). Arap yarımadası topraklarının büyük bir kısmının genel niteliği bu olduğuna göre Hz. Peygamber (a.s) nasıl oluyor da bu toprakların zamanın sonunda çiftliklerin ve nehirlerin bulunduğu topraklar hâline gelebileceğini söylüyor?! Hiç kuşkusuz bu hadisin manası, hem gariptir, hem de insanı hayretler içinde bırakmaktadır. İnsan aklının bunu anlaması veya açıklaması zordur.
    Hadisten anlaşılan şudur: Arap yarımadası çölünü, zamanın sonunda kıyamet kopmadan önce çiftlikler ve nehirler kaplayacaktır. Hadisteki “hatta teûde = yeniden dönmedikçe” ifadesi, yarımada topraklarının geçmişte böyle olduğuna ve zamanın sonunda o ilk haline geri döneceğine ve kurak çöl özelliğinin sonradan oluşan bir nitelik olduğuna işaret etmektedir.
    Aslında bu hadis, bir gerçeği, bir öngörüyü, bir mucizeyi ve bir ilmi ifade etmektedir.
    Hadisin ihtiva ettiği gerçek şudur: Arap yarımadası geçmişte otlakların ve nehirlerin bulunduğu topraklardan ibaretti, daha sora günümüzdeki çöl durumu ile yüz yüze kaldı.
    Mucize özellikli haber ise şudur: Nehirler ve yeşil alanlar, kıyametten önce zamanın sonunda Arap yarımadasına tekrar geri dönecektir. Bu hadisin doğru bir biçimde anlaşılabilmesi için tam 14 asrın geçmesi gerekmiştir. Çünkü jeoloji, iklim tarihi, astronomi ve başka bilim dallarında bu baş döndürücü ilerleme gerçekleştikten ve Arap yarımadasındaki çöllerde birçok kazı ve sondaj faaliyetleri yapıldıktan sonra hadisin manası anlaşılmıştır. Bu çalışmalar, gayri Müslimler nezdinde şüpheye hiç yer bırakmayacak şekilde Hz. Peygamberin doğru söylediğini ve bu hadiste bilimsel bir mucize olduğunu ortaya koymuştur. Biz bu tarihî ve ilmî gerçeği okuyucunun dikkatine sunacağımız gibi bunları destekleyen çalışmaları ve keşifleri ortaya koyacağız. Ayrıca bunu bilen ve öğrenen kimselere Hz. Peygamberin (a.s) peygamber olduğuna dair delil ve kanıt olan bilimsel hususları okuyucunun dikkatine sunacağız.
    Bilimsel Gerçek: Arap Yarımadası Geçmişte Otlakların ve Nehirlerin Bulunduğu Topraklardan İbaretti
    Modern bilimsel keşifler, bu mûcizevî hadiste Hz. Peygamberin söylediği hususu teyit etmektedir. Yapılan çalışmalar, Arap yarımadasının gönümüzde bilinen haliyle çöl olmadığını, aksine içinden nehirlerin fışkırdığını, bazı bölgelerde sularla dopdolu göllerin bulunduğunu, daha sonra badiye haline geldiği andan itibaren şehirlerin büyük bir tarımsal ve meslekî ilerleme ile kalkındığını ifade etmektedir.
    Geçmişte Arap Yarımadası
    Arap yarımadası, jeoloji bilgilerinin ifadesiyle “Pleistocene” adını alan jeolojik erken dönemde o durumdaydı. (Bilginler, yerkürenin jeolojik tarihini her dönemde hayatın genel özelliklerini göz önüne alarak kısımlara ayırmışlardır. Her zaman, içinde yaşanılan hayatın çeşit ve türlerine göre asırlara ayrılır. Bunlar o asrın kaya tabakaları üzerinde biriken kazılardan anlaşılır) Pleistocene dönemi, bir milyon seneyi aşkın bir süre önce başlamıştır ve on bin sene önce sona ermiştir. İşte bu zaman diliminde yeryüzüne soğuk bir iklim hâkim olmuş ve Avrupa’nın kuzeyi ile kuzey Amerika’yı muazzam buz tabakaları ve kütleleri kaplamıştır. Nihayet bu buzlar Fransa’nın kuzeyine kadar ulaşmıştır. Bu döneme buzul “Glacials” dönem denir. Ancak buz, daha sıcak zaman aralıklarında eriyordu. Buna ise buzul arası dönem anlamına “Interglacials” dönem denilir. Bu dönemde iklim durumu büyük oranda düzelmiştir. (Norman Vilin Ve David Bezz – Evâilü’l-beşer fî Şibhi’l- cezireti’l-arabiyye Mecelletü’s- sakâfeti’l-âlemiyye) sayı: 59. (Aromco World, August 1992 dergisinden naklen).
    Buzul çağında kuzey bölgelerde buzul tabakanın yayılması, toprağın iklimine etki etmiş ve yağmur kuşağının güneye doğru kaymasına yol açmıştır. Böylece Arap yarımadası ile kuzey Afrika’daki Büyük Sahra yağmurlu batı rüzgârları kuşağına girmiştir. Bu rüzgârlar şu anda Avrupa’nın batısında esmektedir. Söz konusu durum, adı geçen çöllerin çiçeklenmesine, nehirlerle ve verimli vadilerle dolmasına yol açmaktadır. (Dr. İbrahim Ahmet Rezgâne, el Coğrafyatu’t-tarihiyyetü’t- tabiıyye, s. 146 – özetle-)
    Buzul çağları arasındaki ısınma dönemlerinde “Interglacials” yağmur kuşakları kuzeye doğru hareket eder ve Arap yarımadasıyla Afrika’nın kuzeyi ticarî rüzgârların kuşağına girer. Buralara bu günkü iklimine bezer bir hava hâkim olur. (Arap çölleri, kozmik sistemin en büyük bir kısmını işgal eder ki bu, ticarî rüzgârların çölü “Trade Wind Deserts” adıyla bilinmektedir. Bu, sürekli bir kuraklıkla kendini belli eden bir sistemdir. Toposfer tabakasının faal kısmı, deniz yüzeyinden 2 – 6 km. arasıdır. Bu, atmosferik hareketlenmenin doğmasıyla ilgili olan faal kısımdır. Toprağın bu kısmı, sene boyu yüksek basınçlı bir kuşağın etkisi altındadır. Bu kuşak sahra topraklarıyla su tabakası üzerinde olur. Bilindiği üzere yüksek basıncın olduğu şartlarda genellikle kuraklık olur. Buna göre Büyük Sahra ve Arabistan çölü, bu ticarî rüzgâr çölleri (Trade Wind Deserts) kuşağında yer aldığı için iklimsel çöl olarak tasnif edilir. Bir başka ifadeyle; yeryüzünün çevresinde genel gezegensel dönüşümünün mekaniğinin direkt neticesi olarak böyledir. (Coğrafiyyetü’s-saharî’l-arabiyye, s. 147, 149-Özetle).
    Amerikan jeolojik araştırmalarına istinaden Hall Macler Arabistan er-Rub’u’l-hâlî Çölü üzerine hazırladığı doktora tezinde şöyle der: Yağmur asırları (buzul çağları) boyunca çöl mıntıkasını göller kaplamıştı. Göller iki kere ortaya çıkmıştır. Birincisi 37000 ilâ 17000 yıl önce, ikincisi ise 10000 ilâ 5000 yıl önce. (Mecelletü âfak ilmiye, sayı: 42 s. 15)





+ Yorum Gönder