Konusunu Oylayın.: Hadisleri Delil Almada Arap Dilcilerinin İtirazları

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hadisleri Delil Almada Arap Dilcilerinin İtirazları
  1. 13.Haziran.2011, 11:26
    1
    Misafir

    Hadisleri Delil Almada Arap Dilcilerinin İtirazları






    Hadisleri Delil Almada Arap Dilcilerinin İtirazları Mumsema Hadisleri Delil Almada Arap Dilcilerinin İtirazları


  2. 13.Haziran.2011, 13:54
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hadisleri Delil Almada Arap Dilcilerinin İtirazları




    Rivayet olunan lafızlarıyla aynen Allah’ın Elçisi’ne aidiyeti sabit olan hadisler ( gramer ilkelerini tespitte) delil olarak alınabilir. Bu ise çok nadir bir durumdur ve ancak az sayıdaki kısa hadis rivayetlerine uygulanabilir. Hadislerin büyük çoğunluğu ise manaca (anlamsal olarak) rivayet olunmuşlardır. Çünkü bu hadisler, yazılı hale gelmeden önce uzun süre Arap olmayanlar ve yeni yetmeler tarafından şifahen aktarılmışlardır. Bu raviler dillerinin elverdiği ölçüde rivayette bulundular. İlaveler yaptılar, eksilttiler, takdim tehir yaptılar (ters-yüz ettiler). Bir takım lafızlarla değiştirdiler... Bunun sonucu olarak, aynı olayı anlatan bir hadisin çok çeşitli şekillerde ve çok farklı ibarelerle rivayet edildiğini görürsünüz.
    Bundan dolayıdır ki, gramer kaidelerini hadislerde geçen ibarelerden faydalanarak tespite çalışan İbn-i Malik (Ö.672 H.), bu tutumundan dolayı kınanmıştır. Ebu Hayyan (el-Endülüsi), İbn-i Malik’in “Et-Teshil” adlı kitabının şerhinde şöyle der (1):

    “ Bu yazar (İbn-i Malik), Arap, Arap dilinin temel kurallarını tespite çalışırken, hadislerde geçen ibarelerden çokça delil getirmiştir. Oysa ki eski ve yeni filologlardan (Dilcilerden) ondan başkA kimse bu yola başvurmamıştır. Arap dilinin gramer ilmini ve kurallarını tespit eden ilk otoriteler- Basralılardan ‘Ebu Amr bin el-Ala’ İsa bin Amr, Halil, Sibeveyh..., Kufelilerden el-Kisai, el-Ferra, Ali bin Mübarek el-Ahmer, Hişam ed-Darir...- İbn-i Malik gibi davranmamışlardır. Onlardan sonra gelen Basralı, Kufeli, Bağdatlı ve Endülüslü alimler de bu otoritelerin tutumunu benimsemişlerdir. İbn-i Malik gibi davranmamışlardır.”
    “ Bu konunun tartışılması esnasında son dönemlerin bir alimişöyle demişti: ‘Filologların, hadisleri delil göstermekten çekinmeleri, o sözlerin lafızlarıyla Allah’ın Elçisi’ne ait olduklarına güven duymamalarından ötürüdür. Eğer buna güven getirselerdi, hadisler, gramer kaidelerini tespitte Kur’an gibi bir değere sahip olurlardı’.
    “ Filologları bu tutuma sevk eden başlıca iki sebep vardır:
    Birincisi: Raviler hadisleri manaca nakletmeyi caiz gördüler. Bunun sonucu olarak, huzurunda bir defa cereyan eden bir olayla ilgili Allah’ın Elçisi’nin söylemiş olduğu bir sözün, çeşitli lafızlarla rivayet edilmiş olduğunu görürsünüz. Bunun örneği [ hıfzındaki Kur’an’dan başka bir şeye sahip olmayan fakir bir müslümana bir kadını nikahlarken] Allah’ın Elçisin’den rivayet olunan şu sözlerde gözlenebilir: ‘Zevectukeha bima me’ake mine’l Qur’an’ (2) (Hıfzındaki Kur’an karşılığında onu sana nikahladım); ‘Mellektukeha bima me’ake mine’l- Qur’an’ (3) (Hıfzındakiler karşılığında onu sana temlik ettim.), ‘Huz-ha bima me’ke’ (Hıfzındakiler karşılığında onu al) ve aynı kıssa için varid olan buna yakın ibareler... Yakinen biliriz ki Allah’ın Elçisi (as) bunların hepsini söylememiştir. Hatta bu sözlerden herhangi birini aynen söylemiş olduğuna da kesin olarak hükmedemeyiz. Mümkündür ki Allah’ın Elçisi, bütün bu rivayet edilenlerin hepsinden farklı fakat onlarla yakın anlamlı bir söz söylemiş; raviler de yakın lafızlarla rivayet etmiş olsunlar. Çünkü onlarca önemli olan mananın aktarılmasıdır. Bu husus; özellikle yazıya geçmeden önce uzun süre hafızalarda taşınmış her rivayet için söz konusudur. (bu durumda) ravi, ancak manayı taşıyabilir; lafzın aynen aktarılması ise çok zordur. Özellikle uzun hadisler söz konusu olunca..

    Nitekim Sufyan es-Sevri şöyle demiştir: ‘Eğer size duyduğum gibi aynen naklediyorum dersem bana inanmayın. Naklettiğim ancak manadır.’ Evet, hadislere yakından bakabilen herkes şüpheye yer kalmadan bilir ki raviler sadece manayı aktarmışlardır.
    “İkincisi: Hadislerle rivayet edilen ibarelere çok sayıda gramer hataları [lahn] görülmüştür. Çünkü hadis ravilerinin çoğu doğuştan Arap değildiler. Arap dilini gramer kaideleriyle de öğrenmemişlerdi. Dolayısıyla kendileri farkına varmadan rivayetlerinde gramer hataları meydana geliyordu. Ayrıca söz ve rivayetlerinde fasih (edebi, akıcı) olmayan ibareler yer alıyordu. Oysa ki biz, hiçbir kuşkuya yer olmadan biliyoruz ki Allah’ın Elçisi (as), Arapların en fasih konuşanı idi. En fasih lisanla, en güzel terkiplerleen açık ve en akıcı üslupla konuşuyordu.

    “Bu yazar (İbn-i Malik) eserde (hadislerde) geçen ibarelerle çokça istidlal etmekte-kanaatince- gramercileri tenkid etmiş olmaktadır. Halbuki bu konuda derinlemesine bir görüş edinmediği gibi sağlam görüşlü birileriyle arkadaşlık da etmemiştir. Nitekim Başkadı Bedruddin bin Cema’a –ki İbn-i Malik’ten ders alanlardandı_ bize anlatmıştır: Bir defasında ona (İbn-i Malik’e): Bu hadis Arap olmayanların rivayetidir. Onda (hadiste) Allah’ın Elçisi’ne ait olmadığına işaret eden şeyler var dedim. Hiçbir cevap vermedi.”
    Ebu Hayyan bitiriyor:
    “Bu konuda yeterli bilgisi olmayan bir kimsenin ‘şu gramercilere bakın; müslüman- kafir demeden arabın sözlerini kendilerine delil kabul ediyorlar da, Buhari, Müslim ve benzeri dürüst kişilerce rivayet edilen hadisleri esas almıyorlar.’ Diyebileceğini göz önüne alarak sözü uzatmak zorunda kaldım. Söylediklerimizi inceleyenler, gramercilerin neden hadisleri delil kabul etmediklerini kavrayacaklardır."

    Ebu’l- Hasan b.ed-Dai’ “Şerhu’l Cumel” isimli kitapta der ki:
    “Bence Sibeveyh ve benzeri alimlerin, dilin kurallarını tespitte, hadisleri bırakıp sadece Kur’an’ı ve Arap edebiyatını esas almalarının yegane sebebi, hadis ravilerinin manaca rivayeti caiz görmerleridir. Hadislerin naklinde böyle bir müsamaha olmasaydı Peygamber (as)’ın sözleriyle fasih Arapçayı tespite çalışmak en geçerli yol olurdu. Çünkü O Araplar’ın en fasihidir.”
    İbn-i Haruf da İbn-i Malik hakkında şöyle der:
    “Hadisleri çokça şahid göstermiştir. Eğer onları tali birer destek görüp teberrüken yapıyorsa güzel bir tutumdur. Fakat kendinden önce gözden kaçmış bir hususu ortaya çıkardığı iddiasında ise ben buna katılmıyorum.“
    ‘Sımaru’s Sına’a’ eserinin müellifi de: “ Gramer, Allah’ın Kitabı ve Arap ediplerinin sözlerinden kıyas ve istidlal yoluyla elde edilen bir ilimdir.” Diyerek iki kaynağın yanı sıra “hadis”i zikretmemiştir.
    İbnu’d Dai ve Ebu Hayyan’ın tenkidlerindeki haklılığı ispatlayan bir örnek verelim:
    İbn-i Malik “Ekeluni el-berağisu” (yediler beni pireler) ibaresinin doğruluğuna, Buhari ve Müslim’de geçen bir hadisi (4) delil gösteriyor: “Yete’aqebune fikum melaiketun bi’l-leyli ve melaiketun bi’n-nehari...” ( Nöbetleşir aranızda gece melekleriyle gündüz melekleri...) ve bu konuda o kadar ısrarla duruyor ki, bu kullanıma “yete’aqebun lehçesi” demeye kadar varıyor.(5) Halbuki Suheyli aynı hadisi delil gösterirken hadisin baş tarafından fiil cümlesi yapmaktan kurtaran bir ibarenin düşmüş olduğunu; nitekim Bezzar’ın aynı hadisi tam ve doğru bir şekilde rivayet ettiğini hatırlatır.

    İbu’l Anbari de “el-İnsaf” adlı eserde: “kade” fiilinin haberinin başına “en” ön takısının getirilemeyeceğini savunduktan sonra “Kade’’l-faqru en yekune kufren” hadisinde “en”in kullanılmasını “Bu durum ravilerin bozmasından ileri gelmektedir. Çünkü Allah’ın Elçisi (as) ‘dad’ harfini kullanan toplumun en fasihidir. (Yani böyle bir hata yapmış olamaz)” diyerek reddetmiştir.
    Alıntılanan Yazar: İmam Celaleddin es-Suyuti
    Alıntılanan Kaynak: El-İqtirah fi İlmi Usuli’n Nahv
    Çeviri: Hikmet Zeyveli/ Kelime Dergisi
    (*) El-İqtirah fi İlmi Usuli’n Nahv (Tah: Dr. A.M.Kasım), Kahire, 1976, s.52-55.
    1- Et-Teshil mukaddimesi, s.46, Kültür Bakanlığı, Yazma Nüsha (Muhakkikin Notu)
    2- Buhari, Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mace ve Darimi’deki yerleri için bakınız: Concordance, c.2, s.351, satır.27. (çev.)
    3- Buhari ve Müslim’deki yerleri için bakınız: Concordance, c.6,s.256,str.47. (çev.)
    4- Buhari K:9 B:16; Müslim, K:5, B:37, Hadis No:210 (çev.)
    5- Arapça’da fiil cümlelerinde (yani fiilin, özneden önce geldiği cümlelerde), özne çoğul olsa da fiilin tekil çekimde olması kaidedir. Verilen örneklerde, fiilerin tekil kullanıması gerekmektedir. “Ekeluni” yerine “Ekeletni” ve “Yete’aqebune” yerine “Tetea’qebu” şeklinde. (çev.)


  3. 13.Haziran.2011, 13:54
    2
    Silent and lonely rains



    Rivayet olunan lafızlarıyla aynen Allah’ın Elçisi’ne aidiyeti sabit olan hadisler ( gramer ilkelerini tespitte) delil olarak alınabilir. Bu ise çok nadir bir durumdur ve ancak az sayıdaki kısa hadis rivayetlerine uygulanabilir. Hadislerin büyük çoğunluğu ise manaca (anlamsal olarak) rivayet olunmuşlardır. Çünkü bu hadisler, yazılı hale gelmeden önce uzun süre Arap olmayanlar ve yeni yetmeler tarafından şifahen aktarılmışlardır. Bu raviler dillerinin elverdiği ölçüde rivayette bulundular. İlaveler yaptılar, eksilttiler, takdim tehir yaptılar (ters-yüz ettiler). Bir takım lafızlarla değiştirdiler... Bunun sonucu olarak, aynı olayı anlatan bir hadisin çok çeşitli şekillerde ve çok farklı ibarelerle rivayet edildiğini görürsünüz.
    Bundan dolayıdır ki, gramer kaidelerini hadislerde geçen ibarelerden faydalanarak tespite çalışan İbn-i Malik (Ö.672 H.), bu tutumundan dolayı kınanmıştır. Ebu Hayyan (el-Endülüsi), İbn-i Malik’in “Et-Teshil” adlı kitabının şerhinde şöyle der (1):

    “ Bu yazar (İbn-i Malik), Arap, Arap dilinin temel kurallarını tespite çalışırken, hadislerde geçen ibarelerden çokça delil getirmiştir. Oysa ki eski ve yeni filologlardan (Dilcilerden) ondan başkA kimse bu yola başvurmamıştır. Arap dilinin gramer ilmini ve kurallarını tespit eden ilk otoriteler- Basralılardan ‘Ebu Amr bin el-Ala’ İsa bin Amr, Halil, Sibeveyh..., Kufelilerden el-Kisai, el-Ferra, Ali bin Mübarek el-Ahmer, Hişam ed-Darir...- İbn-i Malik gibi davranmamışlardır. Onlardan sonra gelen Basralı, Kufeli, Bağdatlı ve Endülüslü alimler de bu otoritelerin tutumunu benimsemişlerdir. İbn-i Malik gibi davranmamışlardır.”
    “ Bu konunun tartışılması esnasında son dönemlerin bir alimişöyle demişti: ‘Filologların, hadisleri delil göstermekten çekinmeleri, o sözlerin lafızlarıyla Allah’ın Elçisi’ne ait olduklarına güven duymamalarından ötürüdür. Eğer buna güven getirselerdi, hadisler, gramer kaidelerini tespitte Kur’an gibi bir değere sahip olurlardı’.
    “ Filologları bu tutuma sevk eden başlıca iki sebep vardır:
    Birincisi: Raviler hadisleri manaca nakletmeyi caiz gördüler. Bunun sonucu olarak, huzurunda bir defa cereyan eden bir olayla ilgili Allah’ın Elçisi’nin söylemiş olduğu bir sözün, çeşitli lafızlarla rivayet edilmiş olduğunu görürsünüz. Bunun örneği [ hıfzındaki Kur’an’dan başka bir şeye sahip olmayan fakir bir müslümana bir kadını nikahlarken] Allah’ın Elçisin’den rivayet olunan şu sözlerde gözlenebilir: ‘Zevectukeha bima me’ake mine’l Qur’an’ (2) (Hıfzındaki Kur’an karşılığında onu sana nikahladım); ‘Mellektukeha bima me’ake mine’l- Qur’an’ (3) (Hıfzındakiler karşılığında onu sana temlik ettim.), ‘Huz-ha bima me’ke’ (Hıfzındakiler karşılığında onu al) ve aynı kıssa için varid olan buna yakın ibareler... Yakinen biliriz ki Allah’ın Elçisi (as) bunların hepsini söylememiştir. Hatta bu sözlerden herhangi birini aynen söylemiş olduğuna da kesin olarak hükmedemeyiz. Mümkündür ki Allah’ın Elçisi, bütün bu rivayet edilenlerin hepsinden farklı fakat onlarla yakın anlamlı bir söz söylemiş; raviler de yakın lafızlarla rivayet etmiş olsunlar. Çünkü onlarca önemli olan mananın aktarılmasıdır. Bu husus; özellikle yazıya geçmeden önce uzun süre hafızalarda taşınmış her rivayet için söz konusudur. (bu durumda) ravi, ancak manayı taşıyabilir; lafzın aynen aktarılması ise çok zordur. Özellikle uzun hadisler söz konusu olunca..

    Nitekim Sufyan es-Sevri şöyle demiştir: ‘Eğer size duyduğum gibi aynen naklediyorum dersem bana inanmayın. Naklettiğim ancak manadır.’ Evet, hadislere yakından bakabilen herkes şüpheye yer kalmadan bilir ki raviler sadece manayı aktarmışlardır.
    “İkincisi: Hadislerle rivayet edilen ibarelere çok sayıda gramer hataları [lahn] görülmüştür. Çünkü hadis ravilerinin çoğu doğuştan Arap değildiler. Arap dilini gramer kaideleriyle de öğrenmemişlerdi. Dolayısıyla kendileri farkına varmadan rivayetlerinde gramer hataları meydana geliyordu. Ayrıca söz ve rivayetlerinde fasih (edebi, akıcı) olmayan ibareler yer alıyordu. Oysa ki biz, hiçbir kuşkuya yer olmadan biliyoruz ki Allah’ın Elçisi (as), Arapların en fasih konuşanı idi. En fasih lisanla, en güzel terkiplerleen açık ve en akıcı üslupla konuşuyordu.

    “Bu yazar (İbn-i Malik) eserde (hadislerde) geçen ibarelerle çokça istidlal etmekte-kanaatince- gramercileri tenkid etmiş olmaktadır. Halbuki bu konuda derinlemesine bir görüş edinmediği gibi sağlam görüşlü birileriyle arkadaşlık da etmemiştir. Nitekim Başkadı Bedruddin bin Cema’a –ki İbn-i Malik’ten ders alanlardandı_ bize anlatmıştır: Bir defasında ona (İbn-i Malik’e): Bu hadis Arap olmayanların rivayetidir. Onda (hadiste) Allah’ın Elçisi’ne ait olmadığına işaret eden şeyler var dedim. Hiçbir cevap vermedi.”
    Ebu Hayyan bitiriyor:
    “Bu konuda yeterli bilgisi olmayan bir kimsenin ‘şu gramercilere bakın; müslüman- kafir demeden arabın sözlerini kendilerine delil kabul ediyorlar da, Buhari, Müslim ve benzeri dürüst kişilerce rivayet edilen hadisleri esas almıyorlar.’ Diyebileceğini göz önüne alarak sözü uzatmak zorunda kaldım. Söylediklerimizi inceleyenler, gramercilerin neden hadisleri delil kabul etmediklerini kavrayacaklardır."

    Ebu’l- Hasan b.ed-Dai’ “Şerhu’l Cumel” isimli kitapta der ki:
    “Bence Sibeveyh ve benzeri alimlerin, dilin kurallarını tespitte, hadisleri bırakıp sadece Kur’an’ı ve Arap edebiyatını esas almalarının yegane sebebi, hadis ravilerinin manaca rivayeti caiz görmerleridir. Hadislerin naklinde böyle bir müsamaha olmasaydı Peygamber (as)’ın sözleriyle fasih Arapçayı tespite çalışmak en geçerli yol olurdu. Çünkü O Araplar’ın en fasihidir.”
    İbn-i Haruf da İbn-i Malik hakkında şöyle der:
    “Hadisleri çokça şahid göstermiştir. Eğer onları tali birer destek görüp teberrüken yapıyorsa güzel bir tutumdur. Fakat kendinden önce gözden kaçmış bir hususu ortaya çıkardığı iddiasında ise ben buna katılmıyorum.“
    ‘Sımaru’s Sına’a’ eserinin müellifi de: “ Gramer, Allah’ın Kitabı ve Arap ediplerinin sözlerinden kıyas ve istidlal yoluyla elde edilen bir ilimdir.” Diyerek iki kaynağın yanı sıra “hadis”i zikretmemiştir.
    İbnu’d Dai ve Ebu Hayyan’ın tenkidlerindeki haklılığı ispatlayan bir örnek verelim:
    İbn-i Malik “Ekeluni el-berağisu” (yediler beni pireler) ibaresinin doğruluğuna, Buhari ve Müslim’de geçen bir hadisi (4) delil gösteriyor: “Yete’aqebune fikum melaiketun bi’l-leyli ve melaiketun bi’n-nehari...” ( Nöbetleşir aranızda gece melekleriyle gündüz melekleri...) ve bu konuda o kadar ısrarla duruyor ki, bu kullanıma “yete’aqebun lehçesi” demeye kadar varıyor.(5) Halbuki Suheyli aynı hadisi delil gösterirken hadisin baş tarafından fiil cümlesi yapmaktan kurtaran bir ibarenin düşmüş olduğunu; nitekim Bezzar’ın aynı hadisi tam ve doğru bir şekilde rivayet ettiğini hatırlatır.

    İbu’l Anbari de “el-İnsaf” adlı eserde: “kade” fiilinin haberinin başına “en” ön takısının getirilemeyeceğini savunduktan sonra “Kade’’l-faqru en yekune kufren” hadisinde “en”in kullanılmasını “Bu durum ravilerin bozmasından ileri gelmektedir. Çünkü Allah’ın Elçisi (as) ‘dad’ harfini kullanan toplumun en fasihidir. (Yani böyle bir hata yapmış olamaz)” diyerek reddetmiştir.
    Alıntılanan Yazar: İmam Celaleddin es-Suyuti
    Alıntılanan Kaynak: El-İqtirah fi İlmi Usuli’n Nahv
    Çeviri: Hikmet Zeyveli/ Kelime Dergisi
    (*) El-İqtirah fi İlmi Usuli’n Nahv (Tah: Dr. A.M.Kasım), Kahire, 1976, s.52-55.
    1- Et-Teshil mukaddimesi, s.46, Kültür Bakanlığı, Yazma Nüsha (Muhakkikin Notu)
    2- Buhari, Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mace ve Darimi’deki yerleri için bakınız: Concordance, c.2, s.351, satır.27. (çev.)
    3- Buhari ve Müslim’deki yerleri için bakınız: Concordance, c.6,s.256,str.47. (çev.)
    4- Buhari K:9 B:16; Müslim, K:5, B:37, Hadis No:210 (çev.)
    5- Arapça’da fiil cümlelerinde (yani fiilin, özneden önce geldiği cümlelerde), özne çoğul olsa da fiilin tekil çekimde olması kaidedir. Verilen örneklerde, fiilerin tekil kullanıması gerekmektedir. “Ekeluni” yerine “Ekeletni” ve “Yete’aqebune” yerine “Tetea’qebu” şeklinde. (çev.)





+ Yorum Gönder