Konusunu Oylayın.: Allah'ın kelimelerini değiştirebilecek yoktur (Enam, 6/115) gibi ayetlere bakarak Hristiyanlar kendi kitaplarının or

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Allah'ın kelimelerini değiştirebilecek yoktur (Enam, 6/115) gibi ayetlere bakarak Hristiyanlar kendi kitaplarının or
  1. 09.Haziran.2011, 19:44
    1
    Misafir

    Allah'ın kelimelerini değiştirebilecek yoktur (Enam, 6/115) gibi ayetlere bakarak Hristiyanlar kendi kitaplarının or






    Allah'ın kelimelerini değiştirebilecek yoktur (Enam, 6/115) gibi ayetlere bakarak Hristiyanlar kendi kitaplarının or Mumsema "Allah'ın kelimelerini değiştirebilecek yoktur." (Enam, 6/115) gibi ayetlere bakarak, Hristiyanlar kendi kitaplarının orijinal olduğunu söylüyolar. Cevap olarak ne söylemeliyiz?


  2. 09.Haziran.2011, 20:22
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: "Allah'ın kelimelerini değiştirebilecek yoktur." (Enam, 6/115) gibi ayetlere bakarak, Hristiyanlar kendi kitaplar




    "Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir." (Enam, 6/115)
    Ve bizim kendilerine kitap verdiğimiz kimseler bilirler ki, muhakkak o Kitab (yani Kur'ân) Rabb'ından hak ile indirilmiştir. Şu halde sakın şüphelenenlerden olma, şüpheliler gibi birtakımlarının inkârlarından etkilenip de başka hakem teklif edenlere rıza gösterme. "Allah'tan başka bir hakem mi isteyeyim?" de. Hiç şüphesiz bu kitap sana Rabb'ından indirilmiş hak bir kelimedir. Ve senin Rabb'ının kelimesi, doğru söz olmakta da tam, adaletçe de tam, son derece tamdır. Yani Kur'ân, ihbârî (haberle ilgili), inşâi (dilek kipine ait) iki yönü içine alan bir Allah kelâmıdır ki, birinde istenen doğruluk, birinde istenen de adalettir. Kur'ân haberleri ve vaadleri yönüyle tamamen doğrudur, gerçeğin kendisidir; yalandan, şüpheden uzaktır. Kanunları ve hükümleri yönüyle de tamamen adalettir, doğruluğun kendisidir, zulümden, eğri büğrülükten uzaktır. Rabbinin kelimelerini değiştirebilecek, ona karşı hakimlik, ayırtmanlık, düzelticilik edecek hiçbir şey, hiçbir kimse yoktur. Ne kimse O'nun kelimelerini kaldırıp yerine daha doğru ve daha adaletlisini koyabilir, ne de aynısını. Söz, O'nun sözü; kanun, O'nun kanunu; kitap, O'nun kitabı; hüküm, O'nun hükmüdür. Şu halde Allah'tan başka hakem isteği nasıl düşünülür ve caiz görülebilir ki, O, daima hem işiten, hem bilendir de. Gizli, açık her sözü işittiği, her şeyi bildiği gibi iddiacıların davalarını işitir, niyetlerini ve maksatlarını bilir. Ve bütün yargılanacakların görünüşlerini bildikten başka, görünmeyen yanlarını da bilir. Öyle yargılar ve öyle hüküm verir. Artık kim O'nun hükmünü bozabilir? Ve kim O'nun hükmünden kurtulabilir? Allah'ın hükmü böyle.
    "Bu, senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlerimiz hakkındaki sünnetimizdir. Bizim sünnetimizde herhangi bir değişme göremezsin." (İsra, 17/77)
    Peygamberi yurdundan çıkarmak için rahatsız etseler kendilerinin de onun ardından fazla kalamayacakları, Allah'ın geçmiş peygamberlerin ümmetlerine uyguladığı kanunun böyle olduğu, Allah'ın kanunun değişmeyeceği belirtilmektedir. Peygamber (asm) Kureyş'in baskısından en çok maruz kalan zayıf, himayesiz kimseleri Habeşistan'a gitmelerini teşvik etmiştir. Heralde Kureyş'in amansız baskısı sonucu, kendisi de önceleri Habeşistan'a gitmeyi düşünmüş, fakat en çok baskıya uğrayan sahabilerini göndermekle yetinmiştir. Bundan sonra Kureyş'in baskısının dahada arttığı anlaşılmaktadır.

    Müşrikler Peygamberi (asm) tedirgin edip Mekke'den çıkarmağa çalışıyorlar, böylece sesinin kesileceğini, sözlerini dinleyen kimse bulamayacağını düşünüyorlardı. İşte bu ayette Allah, Peygamberi (asm) teselli ederek kendisini yurdundan çıkarmak için tedirgin edenlerin, kendisinden sonra orada fazla kalamayacaklarını, Peygamberi (asm) çıkarmalarının cezası olarak azaba uğrayacaklarını bildirmektedir. Daha önceki milletlerde de böyle olmuş, peygamberleri yurttlarından çıkaranlar azaba uğramışlardı.

    Gerçekten bir zaman sonra Peygamber (asm) aralarından çıkıp gitmiş, ardından onlarda fazla kalmamış, Peygamber (asm)'in ordusuyla savaşmak için yurttlarından çıkmışlar, fakat bir daha geri dönememiş Bedir'de can vermişlerdir.
    "Onlara dünya hayatında da, ahiret hayatında da müjdeler vardır. Allah'ın sözlerinde değişiklik yoktur. İşte bu en büyük kurtuluştur." (Yunus, 10/64)
    Dünya ve ahiret hayatında müjde onlarındır. Bu da onların özellikleridir ki, Allah'ın kendilerine karşılık olarak teveccühü ve ikramıdır. İşte "evliyaullah'ın kerâmeti haktır." meselesinin temeli de budur. Allah'dan başka dost ve veli tanımadıkları, Allah'a aykırı düşmekten korkup sakındıkları ve ondan başka hiçbir şeyden çekinmedikleri, Allah da kendilerine dost olduğu için artık onlara ne korku vardır, ne de hüzün. Dünyada da müjdelenmişler, ahirette de müjdelenmişlerdir. Bu cümleden olarak dünyada.
    "Muhakkak ki, "Rabbimiz Allah'dır" deyip de sonra doğrulukta ve dürüstlükte devam edenler üzerine melekler şöyle diyerek inerler: "Korkmayın, mahzun da olmayın, vaad olunduğunuz cennetle sevinin." (Fussilet, 41/30).
    Ayrıca yine ahirette,
    "Size selâm olsun size, hoş geldiniz cennete, ebedi kalmak üzere buyurun girin içine." (Zümer, 39/73)
    müjdesine mazhar olacaklar.

    Allah'ın kelimelerinde tebdil yoktur. Yani Allah'ın bu vaadlerinde, bu müjdeli sözlerinde hiçbir değişme olmayacaktır. Allah'ın sözünü değiştirecek, O'nun verilmiş hükmünü kararını uygulamadan kaldıracak hiç bir kuvvet yoktur, olması ihtimali de mevcut değildir. Mesela: Allah'ın korkma, mahzun olma dediğini korkutacak, mahzun edecek hiç bir güç ve geçerli engel yoktur. Allah da asla verdiği sözden dönmez, verdiği sözü yerine getirir. Bundan dolayı,
    "Allah, hiçbir kavmi, o kavim kendi kendini değiştirip bozmadıkça değişikliğe uğratmaz." (Ra'd, 13/11)
    âyeti uyarınca, evliyaullah dahi kendilerindeki o velayet hasletini, o iman ve ittikayı değiştirip bozmadıkça Allah Teâlâ'nın, bu dünya ve ahiret için verdiği sözü, verdiği müjdeyi değiştirmesi ihtimali yoktur. Bunlar ebedi müjdelerdir. "İşte bu da büyük kurtuluşun kendisidir."

    Madem ki, evliyaullah böyle müjdelerle müjdelenmiştir ve onlara hiçbir şekilde korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır, öyleyse peygamberlik rütbesi daha yüksek olduğu için ey hak peygamber! Bilesin ki, sana hiç korku ve hüzün yoktur.
    "Rabbinin kitabından sana vahyolunanı oku! Onun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. Ve O'ndan başka bir sığınılacak da bulamazsın." (Kehf, 18/27)
    Allah'ın kitabı olan Kur'an-ı Kerim'in değiştirilemeyeceği ve Allah'tan başka sığınılacak kimsenin olmayacağı vurgulanmaktadır.
    "Allah'ın bundan önce geçenler hakkındaki kanunu budur. Ve sen Allah'ın kanununu değiştirmeye asla çare bulamazsın." (Ahzab, 33/62)
    Allah'ın bundan öncekiler hakkındaki adetine göre, yani adet etmiş olduğu kanun gereğince. Çünkü bir memlekette, bir yerde fitne ve fesada koşanlar öteden beri her millette öldürme ve uzaklaştırma ile cazalandırıla gelmişlerdir. Sen de Allah'ın o adetinde ve kanununda bir değişme bulamazsın. Yani geçmiş ümmetlerdeki birtakım hükümleri ve kanunları nesh eden İslam dini öyle zararlı ve fesatçı olanları savmak ve uzaklaştırmak kanununu, nesh etmek ve değiştirmek için gelmemiştir. Çünkü Allah fesatçıları sevmez ve Müslümanlık bozgunculuğu çoğaltmak için değil, rahatlık ve barışı çoğaltmak içindir.

    İlâhi vahiy olan semâvi kitaplar her türlü tezat ve ihtilaftan uzaktır. Zira gönderilen elçiye verilen kitap kelâmullahtır. İncilin tahrif edilmiş olduğu dört İncil'in bulunmasından, bu incillerin, birbiri ile çelişip tezata düşmesinden, farklı bilgiler vermesinden, alenen anlaşılır.

    Yine Matta İncil'inin amacı; İsa (as)'ın yaşamı, ölümü, dirilişi üzerinedir. Markos en kısa İncil olup, insanların İsa Aleyhisselâma gösterdikleri ilgi ve İsâ Aleyhisselâmın hayatından çokca bahseder. Luka ise daha kitabının başında amacının İsa Aleyhisselâmın yaşamını doğru ve ayrıntılı biçimde anlatmak olduğunu açık seçik ortaya koyuyor. Kitabını Teofilosa hitaben (Luka: 1/3) yazdığını belirtmesi İsa Aleyhisselâma âit olmadığını gösterir. Yuhanna ise incili bizatihi kendisinin kaleme aldığını; Onun adıyla yaşama kavuşasınız (20/30-31) diyerek belirtmiştir.

    İlâhi vahiy ise ancak Allah'ın kelâmı, sözü, beyanıdır. Peygamber ve ümmetine Allah'ın koyduğu kanunları, emirleri, nehiyleri içerir. Geçmiş peygamberlerden ve ölümden sonrasından haber verir.

    Görüleceği üzere bu bahsedilen İnciller İsa Aleyhisselâmdan sonra yazılmış ve onun hayatını kaleme almışlardır. İlâhi vahyin nüshaları karışmış ve fakat İsa Aleyhisselâma inen gerçek İncil tahrif edilmiştir. İncelendiğinde, aklı selim ile düşünüldüğünde bu gerçek açıkça görülebilecektir.

    Bir kere inciller, İsa Aleyhisselâmdan yüzyıl gibi bir zaman sonra yazılmışlardır, İsa Aleyhisselâmın dili ile yazılmamışlardır. Hatta Yeni Ahidde yazıldığına göre İncil yazarları; sözlü söylentiyi saptayan ilk Hristiyan topluluğunun sözcülerinden başka birşey değildir. İncil yazarlarından herbiri kendi uslûbuna, kendi kişiliğine, kendine özgün dini kaygılarına göre, çevrelerindeki gelenekten aldıkları sözler ile hikayeler arasında bir takım bağlar kurmuşlardır.

    Matta İncil'inde (1/1-17) İsa Aleyhisselâmın babaları olarak verilen isimler toplamı (İbrahim Aleyhisselâm dahil) İbrahim Aleyhisselâma kadar 40'tır. Luka İncil'inin verilen isimler toplamı ise İbrahim Aleyhisselâm dahil 55'tir.

    Luka İncili (3/23-38), Mesihi Matata nisbet ederken. Matta İncili (1/16), Mesihi Dülger Yusufa nisbet etmiştir.

    Matta İncili (11/18) Yahya'nın yemiyerek ve içmeyerek geldiğini haber verirken, Markos İncili (1/6) Yahya'nın çekirge ve yaban balı yediğini söyler ki, bu iki haber birbirini çürütür.

    Matta (27/60); Markos (15/46); Luka (23/53)'ya göre ceset alınıp Kaya içine oyulmuş bir kabre konulmuştur.Yuhanna (19/41)ya göre ise, İsa'nın cesedi bahçede olan bir kabre konmuştur. Matta İncil'inde (17/15) bir adamın saralı oğlunu kurtarması için İsa'ya geldiğini belirtirken, Markos İncili (9/17) Dilsiz ruhu olan oğlunu İsa'ya getirdiğini söyler. Luka ise aynı olayı naklederken adamın, İsa'ya Muallim! Sana yalvarırım oğluma bak dediğini belirtir.

    İnciller Yunanca yazılmışlardır. Yeni Ahidde orijinalliğini muhafaza eden bazı terimler Yunanca değil, İbranicedir. Bu dahi tahrife delildir. Zira İsa Aleyhisselâmın dili Âramice (İbranice)dir.

    Matta İncil'inin bildirdiğine göre Hazret-i İsa, Musa Aleyhisselâmın şeriatını yıkmaya değil, yapmaya geldiğini beyan etmiştir. (Matta: 5/ 17-18)

    Halbuki bugünkü Yeni Ahid, Musa Aleyhisselâmın şeriatının İsa Aleyhisselâm tarafından tamamen kaldırıldığını öğretmektedir. Bu bir tenakuz, çelişkidir.

    Hristiyanlığın temeli sayılan teslisle ilgili âyet şöyle idi: Çünkü gökte şehadet edenler üçtür: Baba, kelime ve Ruhul-Kudüs ve bu üç birdir ve yerde şehadet edenler üçtür. Ruh ve su ve kan ve bu birde mutabıktır.(Yuhannanın Mek: 5/ 7-8)

    1881 de basılan tashihli nüshadan birinci kısım çıkarılmış ve bugünkü yeni baskılarda bu yoktur.

    Bu misal bize, Hristiyanlığın kutsal kitabı üzerinde tahrifler yapıldığını ve bu tahriflerin devam ettiğini göstermektedir.

    Matta'nın (5/39-40) Kötüye karşı koma, ve senin sağ yanağına kim vurursa, ona ötekini de çevir, bir mahkemeye gidip senin gömleğini almak isterse, ona abani da bırak şeklindeki sözü ile, yine (Matta: 10/34) yeryüzüne selâmet getirmeğe geldim sanmayın; ben selâmet değil, fakat kılıç getirmeye geldim sözü arasında tezat vardır.

    Matta'ya göre (20/29) Eriha'dan çıkan İsa'ya, şifa için gelen körlerin sayısı ikidir. Markosa göre (10/46) ise şifa için gelen körlerin sayısı birdir.

    Matta İnciline göre (10/9) İsa Havârilerine yanlarına Asâ bile almaya müsaade etmezken

    Markos İncil'inin ifadesine göre (6/8), yanlarında Asâ taşımalarını tavsiye etmiştir.

    Matta (25/15) hizmetçileri üç gösterirken, Luka (19/33) hizmetçileri on kişi gösterir.

    Göklerin melekutunda en büyüğün kim olduğu hakkında soruyu soran, Matta İncil'ine göre (18/1) İsa'nın talebeleridir. Markos İncil'ine göre (9/33-34) sorulan suali haber veren İsa'nın kendisidir.

    Markos İncil'inin bir yerinde (1/1) İsa Mesihin İncili denilirken, diğer bir yerinde de (1/14) Allah'ın İncili denilmektedir.

    Luka İncil'inde bir yerde Kurtarıcım Allah,(Luka: 1: 47) diğer bir yerde de Kurtarıcı İsa denilmektedir. (2: 11)

    Hazret-i İsa için sık sık hem Allah'ın oğlu, hem de Yusuf oğlu, Davud oğlu, Âdem oğlu deyimleri kullanılmaktadır.

    Bunların hangisi doğrudur? İlâhi dinde böyle büyük tenakuzlar, kesinlikle olmaz. Bu ifadeler İncil'deki tahrifatın büyüklüğünü göstermektedir.

    İncillerde dipnot olarak sık sık (Matta: 17/20-21, 18/10-11; Markos: 7/15-16, 11/25-28; Luka: 8/45, 9-56) Birçok eski metinlerde şu sözler de yer alır denilmektedir.

    Veya Markos (16/20)de olduğu gibi bu bölümün 9-20 ayetleri eski metinlerde yoktur denilmektedir.

    Bu tahrifatı açıklayan alenilik Yuhanna'da (7/53 - 8/11)de de mevcuttur.

    Bu gibi çelişki ve tutarsızlıklar Allah Teâlâ'ya nisbet edilen bir kitapta bulunmaz. Öte yandan Allah Teâlâ'nın kulu ve elçisi olan bir peygamber de kendini Allah yerine koymaz ve kendine taptırmaz.

    Binaenaleyh İsa Aleyhisselâma indirilen İncil'in sonradan insan eliyle yazıldığı ve tahrif edildiği anlaşılmaktadır.

    İncilin tahrif edildiğini Kur'an-ı kerim şöyle haber vermektedir:
    "Onlardan bir grup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları kitaptan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde, 'Bu Allah katındandır.' derler. Onlar bile bile Allah'a iftirâ ediyorlar." (Âl-i imran, 3/78)



  3. 09.Haziran.2011, 20:22
    2
    Silent and lonely rains



    "Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir." (Enam, 6/115)
    Ve bizim kendilerine kitap verdiğimiz kimseler bilirler ki, muhakkak o Kitab (yani Kur'ân) Rabb'ından hak ile indirilmiştir. Şu halde sakın şüphelenenlerden olma, şüpheliler gibi birtakımlarının inkârlarından etkilenip de başka hakem teklif edenlere rıza gösterme. "Allah'tan başka bir hakem mi isteyeyim?" de. Hiç şüphesiz bu kitap sana Rabb'ından indirilmiş hak bir kelimedir. Ve senin Rabb'ının kelimesi, doğru söz olmakta da tam, adaletçe de tam, son derece tamdır. Yani Kur'ân, ihbârî (haberle ilgili), inşâi (dilek kipine ait) iki yönü içine alan bir Allah kelâmıdır ki, birinde istenen doğruluk, birinde istenen de adalettir. Kur'ân haberleri ve vaadleri yönüyle tamamen doğrudur, gerçeğin kendisidir; yalandan, şüpheden uzaktır. Kanunları ve hükümleri yönüyle de tamamen adalettir, doğruluğun kendisidir, zulümden, eğri büğrülükten uzaktır. Rabbinin kelimelerini değiştirebilecek, ona karşı hakimlik, ayırtmanlık, düzelticilik edecek hiçbir şey, hiçbir kimse yoktur. Ne kimse O'nun kelimelerini kaldırıp yerine daha doğru ve daha adaletlisini koyabilir, ne de aynısını. Söz, O'nun sözü; kanun, O'nun kanunu; kitap, O'nun kitabı; hüküm, O'nun hükmüdür. Şu halde Allah'tan başka hakem isteği nasıl düşünülür ve caiz görülebilir ki, O, daima hem işiten, hem bilendir de. Gizli, açık her sözü işittiği, her şeyi bildiği gibi iddiacıların davalarını işitir, niyetlerini ve maksatlarını bilir. Ve bütün yargılanacakların görünüşlerini bildikten başka, görünmeyen yanlarını da bilir. Öyle yargılar ve öyle hüküm verir. Artık kim O'nun hükmünü bozabilir? Ve kim O'nun hükmünden kurtulabilir? Allah'ın hükmü böyle.
    "Bu, senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlerimiz hakkındaki sünnetimizdir. Bizim sünnetimizde herhangi bir değişme göremezsin." (İsra, 17/77)
    Peygamberi yurdundan çıkarmak için rahatsız etseler kendilerinin de onun ardından fazla kalamayacakları, Allah'ın geçmiş peygamberlerin ümmetlerine uyguladığı kanunun böyle olduğu, Allah'ın kanunun değişmeyeceği belirtilmektedir. Peygamber (asm) Kureyş'in baskısından en çok maruz kalan zayıf, himayesiz kimseleri Habeşistan'a gitmelerini teşvik etmiştir. Heralde Kureyş'in amansız baskısı sonucu, kendisi de önceleri Habeşistan'a gitmeyi düşünmüş, fakat en çok baskıya uğrayan sahabilerini göndermekle yetinmiştir. Bundan sonra Kureyş'in baskısının dahada arttığı anlaşılmaktadır.

    Müşrikler Peygamberi (asm) tedirgin edip Mekke'den çıkarmağa çalışıyorlar, böylece sesinin kesileceğini, sözlerini dinleyen kimse bulamayacağını düşünüyorlardı. İşte bu ayette Allah, Peygamberi (asm) teselli ederek kendisini yurdundan çıkarmak için tedirgin edenlerin, kendisinden sonra orada fazla kalamayacaklarını, Peygamberi (asm) çıkarmalarının cezası olarak azaba uğrayacaklarını bildirmektedir. Daha önceki milletlerde de böyle olmuş, peygamberleri yurttlarından çıkaranlar azaba uğramışlardı.

    Gerçekten bir zaman sonra Peygamber (asm) aralarından çıkıp gitmiş, ardından onlarda fazla kalmamış, Peygamber (asm)'in ordusuyla savaşmak için yurttlarından çıkmışlar, fakat bir daha geri dönememiş Bedir'de can vermişlerdir.
    "Onlara dünya hayatında da, ahiret hayatında da müjdeler vardır. Allah'ın sözlerinde değişiklik yoktur. İşte bu en büyük kurtuluştur." (Yunus, 10/64)
    Dünya ve ahiret hayatında müjde onlarındır. Bu da onların özellikleridir ki, Allah'ın kendilerine karşılık olarak teveccühü ve ikramıdır. İşte "evliyaullah'ın kerâmeti haktır." meselesinin temeli de budur. Allah'dan başka dost ve veli tanımadıkları, Allah'a aykırı düşmekten korkup sakındıkları ve ondan başka hiçbir şeyden çekinmedikleri, Allah da kendilerine dost olduğu için artık onlara ne korku vardır, ne de hüzün. Dünyada da müjdelenmişler, ahirette de müjdelenmişlerdir. Bu cümleden olarak dünyada.
    "Muhakkak ki, "Rabbimiz Allah'dır" deyip de sonra doğrulukta ve dürüstlükte devam edenler üzerine melekler şöyle diyerek inerler: "Korkmayın, mahzun da olmayın, vaad olunduğunuz cennetle sevinin." (Fussilet, 41/30).
    Ayrıca yine ahirette,
    "Size selâm olsun size, hoş geldiniz cennete, ebedi kalmak üzere buyurun girin içine." (Zümer, 39/73)
    müjdesine mazhar olacaklar.

    Allah'ın kelimelerinde tebdil yoktur. Yani Allah'ın bu vaadlerinde, bu müjdeli sözlerinde hiçbir değişme olmayacaktır. Allah'ın sözünü değiştirecek, O'nun verilmiş hükmünü kararını uygulamadan kaldıracak hiç bir kuvvet yoktur, olması ihtimali de mevcut değildir. Mesela: Allah'ın korkma, mahzun olma dediğini korkutacak, mahzun edecek hiç bir güç ve geçerli engel yoktur. Allah da asla verdiği sözden dönmez, verdiği sözü yerine getirir. Bundan dolayı,
    "Allah, hiçbir kavmi, o kavim kendi kendini değiştirip bozmadıkça değişikliğe uğratmaz." (Ra'd, 13/11)
    âyeti uyarınca, evliyaullah dahi kendilerindeki o velayet hasletini, o iman ve ittikayı değiştirip bozmadıkça Allah Teâlâ'nın, bu dünya ve ahiret için verdiği sözü, verdiği müjdeyi değiştirmesi ihtimali yoktur. Bunlar ebedi müjdelerdir. "İşte bu da büyük kurtuluşun kendisidir."

    Madem ki, evliyaullah böyle müjdelerle müjdelenmiştir ve onlara hiçbir şekilde korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır, öyleyse peygamberlik rütbesi daha yüksek olduğu için ey hak peygamber! Bilesin ki, sana hiç korku ve hüzün yoktur.
    "Rabbinin kitabından sana vahyolunanı oku! Onun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. Ve O'ndan başka bir sığınılacak da bulamazsın." (Kehf, 18/27)
    Allah'ın kitabı olan Kur'an-ı Kerim'in değiştirilemeyeceği ve Allah'tan başka sığınılacak kimsenin olmayacağı vurgulanmaktadır.
    "Allah'ın bundan önce geçenler hakkındaki kanunu budur. Ve sen Allah'ın kanununu değiştirmeye asla çare bulamazsın." (Ahzab, 33/62)
    Allah'ın bundan öncekiler hakkındaki adetine göre, yani adet etmiş olduğu kanun gereğince. Çünkü bir memlekette, bir yerde fitne ve fesada koşanlar öteden beri her millette öldürme ve uzaklaştırma ile cazalandırıla gelmişlerdir. Sen de Allah'ın o adetinde ve kanununda bir değişme bulamazsın. Yani geçmiş ümmetlerdeki birtakım hükümleri ve kanunları nesh eden İslam dini öyle zararlı ve fesatçı olanları savmak ve uzaklaştırmak kanununu, nesh etmek ve değiştirmek için gelmemiştir. Çünkü Allah fesatçıları sevmez ve Müslümanlık bozgunculuğu çoğaltmak için değil, rahatlık ve barışı çoğaltmak içindir.

    İlâhi vahiy olan semâvi kitaplar her türlü tezat ve ihtilaftan uzaktır. Zira gönderilen elçiye verilen kitap kelâmullahtır. İncilin tahrif edilmiş olduğu dört İncil'in bulunmasından, bu incillerin, birbiri ile çelişip tezata düşmesinden, farklı bilgiler vermesinden, alenen anlaşılır.

    Yine Matta İncil'inin amacı; İsa (as)'ın yaşamı, ölümü, dirilişi üzerinedir. Markos en kısa İncil olup, insanların İsa Aleyhisselâma gösterdikleri ilgi ve İsâ Aleyhisselâmın hayatından çokca bahseder. Luka ise daha kitabının başında amacının İsa Aleyhisselâmın yaşamını doğru ve ayrıntılı biçimde anlatmak olduğunu açık seçik ortaya koyuyor. Kitabını Teofilosa hitaben (Luka: 1/3) yazdığını belirtmesi İsa Aleyhisselâma âit olmadığını gösterir. Yuhanna ise incili bizatihi kendisinin kaleme aldığını; Onun adıyla yaşama kavuşasınız (20/30-31) diyerek belirtmiştir.

    İlâhi vahiy ise ancak Allah'ın kelâmı, sözü, beyanıdır. Peygamber ve ümmetine Allah'ın koyduğu kanunları, emirleri, nehiyleri içerir. Geçmiş peygamberlerden ve ölümden sonrasından haber verir.

    Görüleceği üzere bu bahsedilen İnciller İsa Aleyhisselâmdan sonra yazılmış ve onun hayatını kaleme almışlardır. İlâhi vahyin nüshaları karışmış ve fakat İsa Aleyhisselâma inen gerçek İncil tahrif edilmiştir. İncelendiğinde, aklı selim ile düşünüldüğünde bu gerçek açıkça görülebilecektir.

    Bir kere inciller, İsa Aleyhisselâmdan yüzyıl gibi bir zaman sonra yazılmışlardır, İsa Aleyhisselâmın dili ile yazılmamışlardır. Hatta Yeni Ahidde yazıldığına göre İncil yazarları; sözlü söylentiyi saptayan ilk Hristiyan topluluğunun sözcülerinden başka birşey değildir. İncil yazarlarından herbiri kendi uslûbuna, kendi kişiliğine, kendine özgün dini kaygılarına göre, çevrelerindeki gelenekten aldıkları sözler ile hikayeler arasında bir takım bağlar kurmuşlardır.

    Matta İncil'inde (1/1-17) İsa Aleyhisselâmın babaları olarak verilen isimler toplamı (İbrahim Aleyhisselâm dahil) İbrahim Aleyhisselâma kadar 40'tır. Luka İncil'inin verilen isimler toplamı ise İbrahim Aleyhisselâm dahil 55'tir.

    Luka İncili (3/23-38), Mesihi Matata nisbet ederken. Matta İncili (1/16), Mesihi Dülger Yusufa nisbet etmiştir.

    Matta İncili (11/18) Yahya'nın yemiyerek ve içmeyerek geldiğini haber verirken, Markos İncili (1/6) Yahya'nın çekirge ve yaban balı yediğini söyler ki, bu iki haber birbirini çürütür.

    Matta (27/60); Markos (15/46); Luka (23/53)'ya göre ceset alınıp Kaya içine oyulmuş bir kabre konulmuştur.Yuhanna (19/41)ya göre ise, İsa'nın cesedi bahçede olan bir kabre konmuştur. Matta İncil'inde (17/15) bir adamın saralı oğlunu kurtarması için İsa'ya geldiğini belirtirken, Markos İncili (9/17) Dilsiz ruhu olan oğlunu İsa'ya getirdiğini söyler. Luka ise aynı olayı naklederken adamın, İsa'ya Muallim! Sana yalvarırım oğluma bak dediğini belirtir.

    İnciller Yunanca yazılmışlardır. Yeni Ahidde orijinalliğini muhafaza eden bazı terimler Yunanca değil, İbranicedir. Bu dahi tahrife delildir. Zira İsa Aleyhisselâmın dili Âramice (İbranice)dir.

    Matta İncil'inin bildirdiğine göre Hazret-i İsa, Musa Aleyhisselâmın şeriatını yıkmaya değil, yapmaya geldiğini beyan etmiştir. (Matta: 5/ 17-18)

    Halbuki bugünkü Yeni Ahid, Musa Aleyhisselâmın şeriatının İsa Aleyhisselâm tarafından tamamen kaldırıldığını öğretmektedir. Bu bir tenakuz, çelişkidir.

    Hristiyanlığın temeli sayılan teslisle ilgili âyet şöyle idi: Çünkü gökte şehadet edenler üçtür: Baba, kelime ve Ruhul-Kudüs ve bu üç birdir ve yerde şehadet edenler üçtür. Ruh ve su ve kan ve bu birde mutabıktır.(Yuhannanın Mek: 5/ 7-8)

    1881 de basılan tashihli nüshadan birinci kısım çıkarılmış ve bugünkü yeni baskılarda bu yoktur.

    Bu misal bize, Hristiyanlığın kutsal kitabı üzerinde tahrifler yapıldığını ve bu tahriflerin devam ettiğini göstermektedir.

    Matta'nın (5/39-40) Kötüye karşı koma, ve senin sağ yanağına kim vurursa, ona ötekini de çevir, bir mahkemeye gidip senin gömleğini almak isterse, ona abani da bırak şeklindeki sözü ile, yine (Matta: 10/34) yeryüzüne selâmet getirmeğe geldim sanmayın; ben selâmet değil, fakat kılıç getirmeye geldim sözü arasında tezat vardır.

    Matta'ya göre (20/29) Eriha'dan çıkan İsa'ya, şifa için gelen körlerin sayısı ikidir. Markosa göre (10/46) ise şifa için gelen körlerin sayısı birdir.

    Matta İnciline göre (10/9) İsa Havârilerine yanlarına Asâ bile almaya müsaade etmezken

    Markos İncil'inin ifadesine göre (6/8), yanlarında Asâ taşımalarını tavsiye etmiştir.

    Matta (25/15) hizmetçileri üç gösterirken, Luka (19/33) hizmetçileri on kişi gösterir.

    Göklerin melekutunda en büyüğün kim olduğu hakkında soruyu soran, Matta İncil'ine göre (18/1) İsa'nın talebeleridir. Markos İncil'ine göre (9/33-34) sorulan suali haber veren İsa'nın kendisidir.

    Markos İncil'inin bir yerinde (1/1) İsa Mesihin İncili denilirken, diğer bir yerinde de (1/14) Allah'ın İncili denilmektedir.

    Luka İncil'inde bir yerde Kurtarıcım Allah,(Luka: 1: 47) diğer bir yerde de Kurtarıcı İsa denilmektedir. (2: 11)

    Hazret-i İsa için sık sık hem Allah'ın oğlu, hem de Yusuf oğlu, Davud oğlu, Âdem oğlu deyimleri kullanılmaktadır.

    Bunların hangisi doğrudur? İlâhi dinde böyle büyük tenakuzlar, kesinlikle olmaz. Bu ifadeler İncil'deki tahrifatın büyüklüğünü göstermektedir.

    İncillerde dipnot olarak sık sık (Matta: 17/20-21, 18/10-11; Markos: 7/15-16, 11/25-28; Luka: 8/45, 9-56) Birçok eski metinlerde şu sözler de yer alır denilmektedir.

    Veya Markos (16/20)de olduğu gibi bu bölümün 9-20 ayetleri eski metinlerde yoktur denilmektedir.

    Bu tahrifatı açıklayan alenilik Yuhanna'da (7/53 - 8/11)de de mevcuttur.

    Bu gibi çelişki ve tutarsızlıklar Allah Teâlâ'ya nisbet edilen bir kitapta bulunmaz. Öte yandan Allah Teâlâ'nın kulu ve elçisi olan bir peygamber de kendini Allah yerine koymaz ve kendine taptırmaz.

    Binaenaleyh İsa Aleyhisselâma indirilen İncil'in sonradan insan eliyle yazıldığı ve tahrif edildiği anlaşılmaktadır.

    İncilin tahrif edildiğini Kur'an-ı kerim şöyle haber vermektedir:
    "Onlardan bir grup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları kitaptan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde, 'Bu Allah katındandır.' derler. Onlar bile bile Allah'a iftirâ ediyorlar." (Âl-i imran, 3/78)






+ Yorum Gönder