Konusunu Oylayın.: Aile Rehberi - Eşlerin birbirinden beklentileri nelerdir ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Aile Rehberi - Eşlerin birbirinden beklentileri nelerdir ?
  1. 08.Haziran.2011, 00:21
    1
    Misafir

    Aile Rehberi - Eşlerin birbirinden beklentileri nelerdir ?

  2. 08.Haziran.2011, 08:40
    2
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Aile Rehberi - Eşlerin birbirinden beklentileri nelerdir ?




    Ortak yaşam projesi olan evlilikte eşlerin birbirlerinden beklentileri



    “Evliliğin iyisi olur, ama kusursuzu olmaz.”
    (La Rochefoucauld)

    “Evlilik hayatında doğal olarak ortaya çıkan tartışmalarla birlikte mutlu olmanın anahtarı, sorumluluk duymaktır. Eşinize ve çocuklarınıza karşı derin bir sorumluluk duyarsanız, o zaman onları mutlu etmek için çalışırsınız, bu da sizin yaşama sevincinizi ve enerjinizi arttırır.”
    (Taha Akyol)

    Evlenmeyi düşünen çiftler, doğal olarak birbirlerine hayat boyu birliktelik niyetlerini açıklarken sevgi, bağlılık, güven, cinsellik, neslin devamı, arkadaşlık vb. birçok farklı ihtiyaçlarının doyurulmasını isteyerek mutlu olmayı beklerler. Duygusal temeli olan aşk ilişkisinin yanı sıra aynı zamanda evlilik, ‘ev içi ve aile dışı ödevlerin/görevlerin paylaşılması, çocukların yetiştirilmesi, evli kadın ve erkek rolleri, evlilikten beklentiler, eşlerin kendi aileleriyle olan ilişkileri, dinsel tutumları, boş zaman alışkanlıkları ve para yönetimi’ gibi hayatî öneme sahip konularda yoğun bir çaba gerektirir. Evliliğe hazırlanan çiftlerin, doğal olarak evlilikten bazı beklentileri vardır. Bu açıdan bakıldığında evlilik, aynı zamanda beraber yaşamayı öğrenme sanatı olarak da tanımlanabilir.
    Birey hayatında iyi bir meslek ve iyi bir eş seçimi gibi iki önemli tercih vardır. Bireylerin bu iki konuda en doğru kararları verebilmeleri, onların hayat boyunca sahip olabilecekleri mutlulukları için de oldukça önemlidir. İşte bu noktada eşlerin, evlilikte doğru kişiyi bulabilmeleri kadar, evliliğe nasıl bir anlam yükledikleri ve evlilikten neler bekledikleri de son derece önemli bir konudur. Çünkü çiftler arasındaki oluşacak sağlıklı bir psiko-sosyal uyum sürecinin en temel kriterlerinden biri de, yapılması düşünülen evlilikten neler beklendiğidir.
    Öte yandan yapılması planlanan evlilikten beklentilerin gerçekçi olup olmadığı ve kadın ile erkeğin beklentilerinin birbirleriyle ne derecede örtüşüp örtüşmediği gibi konular, evlilikteki uyumun kalitesini belirlemesi bakımından önemlidir. Bu bağlamda eşlerin, evliliğe ilişkin beklentileri birbirine ne kadar yakın olursa, evlilik hayatındaki uyumları da o kadar kolay gerçekleşebilir.
    Modernitenin olabildiğince hızlı bir şekilde yaşandığı bu dönemde, gerek yurt dışında gerekse Türkiye’de konuyla ilgili yapılan araştırmalar; genel olarak yapılan evliliklerin yaklaşık % 40’ının boşanmayla sonuçlandığını göstermektedir. Daha da önemlisi ve üzücü olan tarafı ise, bu rakamın orta ve uzun vadede giderek artma olasılığıdır. Elbetteki bunun toplumsal yansımaları her ülke için ciddi bir sosyal problem kaynağıdır. Sadece boşanma süreci değil, sorunlu bir evlilik süreci de, çiftlerin hem fiziksel hem de ruh sağlıkları üzerinde olumsuz etkilere sahiptir.
    Öyleyse evlilik öncesi süreçte,
    (a) eşlerin birbirlerini iyi tanıyarak evlilikle ilgili gerçekçi beklentiler oluşturabilmeleri,
    (b) etkili iletişim kurma yollarını ve olası ortaya çıkabilecek problemlerle nasıl başa çıkabileceklerini bilmeleri gibi konular, evliliğe iyi bir başlangıç yapabilme fırsatını vermesi açısından önemlidir.

    Ortak hayat projesi olan evlilikte eşlerin birbirlerinden beklentileri bağlamında, evlenecek olan çiftlerin birbirleri hakkında çok az bilgi sahibi olmaları ve etkisiz iletişim sürecine girerek problemleri ağırlaştırdıkları, sıklıkla gözlenen bir gerçektir. Halbuki eşler, hayat enerjilerini ne kadar çok ortak bir hedef için kullanabilirlerse, evlilik kalitesi de o oranda artar. Dolayısıyla ortak bir hedefe doğru mutlu ve heyecanlı bir maraton olarak da tanımlanabilecek olan evlilikte, ortak beklentiler üzerine kurulu bir hayat tasarlanmalıdır. Şayet böyle olmayıp, her iki taraf da kendi gemisinin kaptanı olmaya çalışırsa, yapılacak olan evlilikte ciddi sorunlar yaşanabilir. Evlilikten beklentilerin ve amaçların ortak olması, eşlerden erkek ve kadının hayat felsefeleriyle de yakından ilgili bir durumdur. Farklı ortamlarda yetişmiş iki kişinin düşünce kalıplarının farklı olması elbetteki bir ölçüde kaçınılmaz bir durumdur. Dolayısıyla bu iki kişi, evlilik sürecinde yaşanan olaylar karşısında her zaman aynı tepkiyi vermeyebilir. İşte burada, eşlerin dünyaya, hayata, kültürel değerlere, inanca ve aileye yönelik bakış açıları farklılık gösterdikçe, evlilikten beklentiler de giderek farklılaşır ve ortak amaçlarda buluşmak da o derece zorlaşabilir.
    Aile hayatında istenmeyen davranışlar bağlamında, eşlerin mizaç ve yetişme tarzları olarak birbirlerine benzememeleri, bazı potansiyel çatışma alanları ortaya çıkarabilir. Dolayısıyla anlaşmazlıkların birçoğu, eşler günlük rutin aktiviteleriyle uğraşırken ortaya çıkar. Örneğin; çorabın yeri ve diş macunu tüpü gibi çok basit, hatta anlamsız gerekçelerden dolayı ciddi sürtüşmeler yaşanabilir. Burada, eşin istenmeyen davranışının altında o kişinin gelişimi ve yetiştirilmesiyle ilgili bir sebep yatıyor olabilir. Davranışın kendisi evliliği zedelemez. Bilakis eşlerin yapılan bu davranışa yükledikleri anlam farklılıkları problem ortaya çıkarır. Bazen de bu gibi anlamsız davranışlara gösterilen olumsuz tepkiler, eşlerden birinin başka bir alanda karşılanmamış bir ihtiyacı olduğunu gösterebilir. İstenmeyen davranışın arkasında yatan sebebin iyi bilinmesi gerekir. Zira böyle küçük sürtüşmelerin ciddiye alınması ve büyütülerek biriktirilmesi, aile içi ilişkiyi zamanla giderek tehlikeli bir boyuta taşıyabilir.
    Öte yandan eşlerden birinin veya her ikisinin, kendisinden beklenilen sosyal rollere uygun tutum ve davranışlarda bulunmaması da, aile içi iletişim problemlerine sebep olabilir. Örneğin; kadın, eşinin kendisine mutfakta yardım etmesini beklerken, erkeğin salonda gazete okuması veya televizyon seyretmesi her an problem üretebilecek bir potansiyele sahiptir. Bu türden bireysel farklılıklar, genellikle eşlerin içinde yetiştikleri ailede oluşturdukları beklentilerden de kaynaklanabilmektedir.
    Farklı değer yargıları kapsamında eşlerin dinsel yaklaşımları ve çocukluklarındaki sosyalleşme deneyimleri de, gündelik hayatta ortaya çıkabilecek davranışlarda anlaşmazlık alanı oluşturabilir. Dolayısıyla farklı değer yargıları sebebiyle eşler; “cinsellik, çocuk yetiştirilmesi, ibadetlerin yerine getirilmesi veya alkol ve sigara kullanımı” gibi gündelik hayata ilişkin konularda da zaman zaman anlaşmazlığa düşebilirler.
    Evlilik sürecinde bağımsızlığın kaybedilmesi, genellikle ‘kariyer tasarıları, arkadaş seçimleri ve mahremiyetin istenmeden kaybolması’ gibi konularda ortaya çıkar. İşte böylesine yaşanan bir evlilikte, yetersiz iletişim becerileri veya yalan söyleme ve gerçeği gizleme gibi bilinçli yapılan aldatmalar, aile içi sağlıklı iletişim sürecini baltalayabilir. Evlilik hayatında çiftler, kendilerinden çok çevrelerini değiştirmek isterler. Bu yüzden kolayca düzeltilmeyen kişisel yetersizlikler, iletişim hatalarına sebep olabilir.
    Evlilik sürecinde genellikle küçük sorunlar, eşlerin özverisi ile kısa sürede çözümlenebilir. Çözümlenen her bir problem, eşler arasındaki sevgi bağlarını daha da sağlamlaştırır. Ancak bazen uzun süre devam eden veya tekrarlanan problemler, evliliği yürütülmesi güç bir birliktelik durumuna getirebilir.

    Böyle durumlar, kesinlikle her evlilikte zaman zaman ortaya çıkabilir. Dolayısıyla eşler, çözümü zor problemlerle karşılaştıklarında öncelikle şunları yapmalıdırlar:

    (a) Eşler, ortaya çıkan problemi tartışmak için yer ve zaman belirlemelidirler;
    (b) problemi veya anlaşmazlığa yol açan konuyu iyi tanımlamalıdırlar;
    (c) eşler, ortaya çıkan probleme nasıl katkıda bulundukları hakkındaki görüşlerini açıklamalıdır;
    (d) problemle başa çıkabilmek için aynı konuda geçmişte gerçekleştirilen fakat başarılı olamayan girişimler listelenmelidir;
    (e) söz konusu bu başarısız olan girişimlerden ayrı olarak, çatışmaları çözümlemeye yönelik yeni yol düşünmelidirler;
    (f) karşılıklı olarak belirlenen bu olası çözümleri tartışmalı ve değerlendirmelidirler;
    (g) bir çözüm üzerinde görüş birliği sağlamalı ve bu çözümü denemelidirler;
    (h) bu çözüm doğrultusunda nasıl bir çalışma içine girecekleri konusunda görüş birliğine varmalıdırlar;
    (i) kaydedilen ilerlemeyi tartışmak için yeni bir toplantı tarihi daha belirlemelidirler.

    Modern zamanlarda, tozpembe hayaller ve gerçekçi olmayan beklentilerle evliliğe adım atan genç çiftler, evlilik kararlarında, karşılarındaki insanın karakterinden, evlilikten ne beklediğinden ve hayat felsefesinden daha çok maddi kazancına, kariyerine veya fiziksel görünümüne bakmaktadırlar. Halbuki insanın zengin ve güzel olması veya kariyer sahibi olması, o insanı iyi bir kişi yapmayacağı gibi, iyi bir eş de yapamaz. Dolayısıyla evlilik kararı için gerçekçi olmayan maddi değerler ve fiziksel güzellik gibi nedenlerle temeli atılan birliktelikler, zaman içerisinde kırılmaya mahkumdurlar.
    Halbuki gerçekçi beklentilerin üzerine kurulan evliliklerde temelin sağlam olması sebebiyle, problemler yaşansa da yeniden toparlanılabilir.
    Eşlerin birbirinden beklentileri, bir ölçüde evliliklerine yükledikleri anlamı da belirler. Bu yüzden önemli olan paylaşım noktasında evliliğin nasıl yaşanabileceğinin bilinmesi ve ortak değerlere sahip olunmasıdır. Çiftler, beklentileri ve amaçlarının büyük ölçüde birbirine uyduğunu, birbirlerini tanıma konusunda da yeterli bilgi sahibi olduklarını düşünüyorlarsa evlilik kararı alabilirler.
    Bunun yanı sıra evlenecek çiftlerin annelik ve babalık yapacak kişiler olması önemlidir. Çünkü evlilik düşüncesini taşıyan insanlar genellikle çocuk sahibi de olmak isterler. Bu nedenle kadın ve erkek birbirlerini dünyaya gelecek olan çocuklarına iyi bir model olup olamayacaklarını tartmalıdır. Kadın evleneceği kişinin karakter sahibi, babalık yapacak ve hayatı tek başına göğüsleyecek biri olmasını ister. Erkek ise, eşinden çocuğuna ve evine sahip çıkmasını bekler. Evlilikle ilgili ortak amaçlar ve beklentiler, eşlerden birinin diğerini baskısı altına almasına neden olmamalıdır. Kendini özgür hisseden her iki taraf da, kendi bireyselliğini bir ölçüde yaşayabilmelidir. Kısacası, ortak beklentiler ve amaçlar için enerjilerini harcayan gençler, olaylara ve ilişkilere iki kişilik bir pencereden bakmayı becerebilmelidirler.
    Evlenmeyi düşünen bir kişi, öncelikle kendi kendine evlilikten ne beklediğini ve ne yapması gerektiğini kendisine sormalıdır. Alışveriş yaparken bile ölçüp biçen birey, eşya alırken gösterdiği özenin, hayatının en önemli kararlarından birini verirken göstermemesi, evliliği şansa bırakmaktan başka bir şey değildir.
    İşte bu bağlamda evlilik öncesinde ve sürecinde, aile hayatındaki beklentilerin sağlıklı bir biçimde dengelenebilmesi ve karşılanabilmesi için eşlere pratik kapsamda şu önerilerde bulunulabilir:
    (a) Sağlıklı bir dinsel kimliğe sahip olduğunu söyleyen Müslüman bireylerin/eşlerin, “Kendileriyle huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun varlığının ve kudretinin delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır,” (Rûm, 21) ayetini iyi düşünerek evlilik konusunda daha derin bir anlayış ve yaklaşım geliştirmesi gerekmektedir.

    (b)
    Öte yandan yine evlilik olayına bakışının merkezine dinsel inanç, tutum ve davranışlarını koyan bireyler, eş seçimi sürecinde, Efendimizin dindarlık önerisini asla göz ardı etmemelidirler.

    (c)
    Her çiftin, birer yetişkin birey olarak hayatın anlamıyla ilgili sağlam görüşlerinin olması gerekir. Bu bağlamda din, hayatı anlamlandırmada eşlere sağlam bir anlam çerçevesi sunar. Bunu beslemek için birlikte yapılan ibadetler, dualar, bayram ve kandillerin kutlanması gibi dinsel aktiviteler, asla ihmal edilmemesi gereken fırsatlardır.

    (d)
    Evlilik öncesi eğitim, çiftlerin hem kendileri hem birbirleri, hem de evlilik kurumuyla ilgili farkındalık oluşturabilmeleri ve geliştirmeleri açısından önemlidir. Yurt dışında çiftleri evliliğe hazırlayan ‘ana-baba okulları’ gibi programlar uzun yıllardır uygulanmaktadır. Dolayısıyla çiftler, Türkiye’de de bu tip sosyal programların yaygınlaşmasını sağlayacak sosyal talep zeminini geliştirmelidirler.

    (e)
    Eşlerin birbirlerini şartsız bir şekilde kabul etmeleri ve sevmeleri gerekir. Zira, şartsız benimseme ve kabullenme, bir eşin davranışından dolayı değil de onun ‘eş’ olduğu için sevildiği anlamına gelir.

    (f)
    Çiftlerin birbirlerinin sıkıntılarıyla, yaptıkları iş ve aktivitelerle ilgilenmeleri de karşılaştıkları zorluklarla başa çıkabilmelerini kolaylaştıracaktır.

    K a y n a k l a r
    - [http://www.ailerehberim.com/esim_ve_...tisma_yonetimi, (Eylül-2009)]
    - [http://www.psikoloji.gen.in/t1976/ev...i-beklentileri, (Eylül-2009)]
    - Saygılı, Sefa; Evlilikte Mutluluk Sanatı, Türdav Yayınları, 5. Baskı, İstanbul-2001, s. 37-41
    - Saynur Kaya; “Evlilik Öncesi Eğitim Gerekli midir?”,
    [http://www.sanalpsikolog. com/EvlilikOncesiEgitim.doc], (Eylül-2009)
    - Tarhan, Nevzat; Evlilik Psikolojisi, Timaş Yayınları, İstanbul-2006, s. 18-21

    Not: Bu yazı, Diyanet Avrupa Aylık Dergi Ocak 2010 sayısında yayınlanmıştır.



  3. 08.Haziran.2011, 08:40
    2
    Hüvel Baki..



    Ortak yaşam projesi olan evlilikte eşlerin birbirlerinden beklentileri



    “Evliliğin iyisi olur, ama kusursuzu olmaz.”
    (La Rochefoucauld)

    “Evlilik hayatında doğal olarak ortaya çıkan tartışmalarla birlikte mutlu olmanın anahtarı, sorumluluk duymaktır. Eşinize ve çocuklarınıza karşı derin bir sorumluluk duyarsanız, o zaman onları mutlu etmek için çalışırsınız, bu da sizin yaşama sevincinizi ve enerjinizi arttırır.”
    (Taha Akyol)

    Evlenmeyi düşünen çiftler, doğal olarak birbirlerine hayat boyu birliktelik niyetlerini açıklarken sevgi, bağlılık, güven, cinsellik, neslin devamı, arkadaşlık vb. birçok farklı ihtiyaçlarının doyurulmasını isteyerek mutlu olmayı beklerler. Duygusal temeli olan aşk ilişkisinin yanı sıra aynı zamanda evlilik, ‘ev içi ve aile dışı ödevlerin/görevlerin paylaşılması, çocukların yetiştirilmesi, evli kadın ve erkek rolleri, evlilikten beklentiler, eşlerin kendi aileleriyle olan ilişkileri, dinsel tutumları, boş zaman alışkanlıkları ve para yönetimi’ gibi hayatî öneme sahip konularda yoğun bir çaba gerektirir. Evliliğe hazırlanan çiftlerin, doğal olarak evlilikten bazı beklentileri vardır. Bu açıdan bakıldığında evlilik, aynı zamanda beraber yaşamayı öğrenme sanatı olarak da tanımlanabilir.
    Birey hayatında iyi bir meslek ve iyi bir eş seçimi gibi iki önemli tercih vardır. Bireylerin bu iki konuda en doğru kararları verebilmeleri, onların hayat boyunca sahip olabilecekleri mutlulukları için de oldukça önemlidir. İşte bu noktada eşlerin, evlilikte doğru kişiyi bulabilmeleri kadar, evliliğe nasıl bir anlam yükledikleri ve evlilikten neler bekledikleri de son derece önemli bir konudur. Çünkü çiftler arasındaki oluşacak sağlıklı bir psiko-sosyal uyum sürecinin en temel kriterlerinden biri de, yapılması düşünülen evlilikten neler beklendiğidir.
    Öte yandan yapılması planlanan evlilikten beklentilerin gerçekçi olup olmadığı ve kadın ile erkeğin beklentilerinin birbirleriyle ne derecede örtüşüp örtüşmediği gibi konular, evlilikteki uyumun kalitesini belirlemesi bakımından önemlidir. Bu bağlamda eşlerin, evliliğe ilişkin beklentileri birbirine ne kadar yakın olursa, evlilik hayatındaki uyumları da o kadar kolay gerçekleşebilir.
    Modernitenin olabildiğince hızlı bir şekilde yaşandığı bu dönemde, gerek yurt dışında gerekse Türkiye’de konuyla ilgili yapılan araştırmalar; genel olarak yapılan evliliklerin yaklaşık % 40’ının boşanmayla sonuçlandığını göstermektedir. Daha da önemlisi ve üzücü olan tarafı ise, bu rakamın orta ve uzun vadede giderek artma olasılığıdır. Elbetteki bunun toplumsal yansımaları her ülke için ciddi bir sosyal problem kaynağıdır. Sadece boşanma süreci değil, sorunlu bir evlilik süreci de, çiftlerin hem fiziksel hem de ruh sağlıkları üzerinde olumsuz etkilere sahiptir.
    Öyleyse evlilik öncesi süreçte,
    (a) eşlerin birbirlerini iyi tanıyarak evlilikle ilgili gerçekçi beklentiler oluşturabilmeleri,
    (b) etkili iletişim kurma yollarını ve olası ortaya çıkabilecek problemlerle nasıl başa çıkabileceklerini bilmeleri gibi konular, evliliğe iyi bir başlangıç yapabilme fırsatını vermesi açısından önemlidir.

    Ortak hayat projesi olan evlilikte eşlerin birbirlerinden beklentileri bağlamında, evlenecek olan çiftlerin birbirleri hakkında çok az bilgi sahibi olmaları ve etkisiz iletişim sürecine girerek problemleri ağırlaştırdıkları, sıklıkla gözlenen bir gerçektir. Halbuki eşler, hayat enerjilerini ne kadar çok ortak bir hedef için kullanabilirlerse, evlilik kalitesi de o oranda artar. Dolayısıyla ortak bir hedefe doğru mutlu ve heyecanlı bir maraton olarak da tanımlanabilecek olan evlilikte, ortak beklentiler üzerine kurulu bir hayat tasarlanmalıdır. Şayet böyle olmayıp, her iki taraf da kendi gemisinin kaptanı olmaya çalışırsa, yapılacak olan evlilikte ciddi sorunlar yaşanabilir. Evlilikten beklentilerin ve amaçların ortak olması, eşlerden erkek ve kadının hayat felsefeleriyle de yakından ilgili bir durumdur. Farklı ortamlarda yetişmiş iki kişinin düşünce kalıplarının farklı olması elbetteki bir ölçüde kaçınılmaz bir durumdur. Dolayısıyla bu iki kişi, evlilik sürecinde yaşanan olaylar karşısında her zaman aynı tepkiyi vermeyebilir. İşte burada, eşlerin dünyaya, hayata, kültürel değerlere, inanca ve aileye yönelik bakış açıları farklılık gösterdikçe, evlilikten beklentiler de giderek farklılaşır ve ortak amaçlarda buluşmak da o derece zorlaşabilir.
    Aile hayatında istenmeyen davranışlar bağlamında, eşlerin mizaç ve yetişme tarzları olarak birbirlerine benzememeleri, bazı potansiyel çatışma alanları ortaya çıkarabilir. Dolayısıyla anlaşmazlıkların birçoğu, eşler günlük rutin aktiviteleriyle uğraşırken ortaya çıkar. Örneğin; çorabın yeri ve diş macunu tüpü gibi çok basit, hatta anlamsız gerekçelerden dolayı ciddi sürtüşmeler yaşanabilir. Burada, eşin istenmeyen davranışının altında o kişinin gelişimi ve yetiştirilmesiyle ilgili bir sebep yatıyor olabilir. Davranışın kendisi evliliği zedelemez. Bilakis eşlerin yapılan bu davranışa yükledikleri anlam farklılıkları problem ortaya çıkarır. Bazen de bu gibi anlamsız davranışlara gösterilen olumsuz tepkiler, eşlerden birinin başka bir alanda karşılanmamış bir ihtiyacı olduğunu gösterebilir. İstenmeyen davranışın arkasında yatan sebebin iyi bilinmesi gerekir. Zira böyle küçük sürtüşmelerin ciddiye alınması ve büyütülerek biriktirilmesi, aile içi ilişkiyi zamanla giderek tehlikeli bir boyuta taşıyabilir.
    Öte yandan eşlerden birinin veya her ikisinin, kendisinden beklenilen sosyal rollere uygun tutum ve davranışlarda bulunmaması da, aile içi iletişim problemlerine sebep olabilir. Örneğin; kadın, eşinin kendisine mutfakta yardım etmesini beklerken, erkeğin salonda gazete okuması veya televizyon seyretmesi her an problem üretebilecek bir potansiyele sahiptir. Bu türden bireysel farklılıklar, genellikle eşlerin içinde yetiştikleri ailede oluşturdukları beklentilerden de kaynaklanabilmektedir.
    Farklı değer yargıları kapsamında eşlerin dinsel yaklaşımları ve çocukluklarındaki sosyalleşme deneyimleri de, gündelik hayatta ortaya çıkabilecek davranışlarda anlaşmazlık alanı oluşturabilir. Dolayısıyla farklı değer yargıları sebebiyle eşler; “cinsellik, çocuk yetiştirilmesi, ibadetlerin yerine getirilmesi veya alkol ve sigara kullanımı” gibi gündelik hayata ilişkin konularda da zaman zaman anlaşmazlığa düşebilirler.
    Evlilik sürecinde bağımsızlığın kaybedilmesi, genellikle ‘kariyer tasarıları, arkadaş seçimleri ve mahremiyetin istenmeden kaybolması’ gibi konularda ortaya çıkar. İşte böylesine yaşanan bir evlilikte, yetersiz iletişim becerileri veya yalan söyleme ve gerçeği gizleme gibi bilinçli yapılan aldatmalar, aile içi sağlıklı iletişim sürecini baltalayabilir. Evlilik hayatında çiftler, kendilerinden çok çevrelerini değiştirmek isterler. Bu yüzden kolayca düzeltilmeyen kişisel yetersizlikler, iletişim hatalarına sebep olabilir.
    Evlilik sürecinde genellikle küçük sorunlar, eşlerin özverisi ile kısa sürede çözümlenebilir. Çözümlenen her bir problem, eşler arasındaki sevgi bağlarını daha da sağlamlaştırır. Ancak bazen uzun süre devam eden veya tekrarlanan problemler, evliliği yürütülmesi güç bir birliktelik durumuna getirebilir.

    Böyle durumlar, kesinlikle her evlilikte zaman zaman ortaya çıkabilir. Dolayısıyla eşler, çözümü zor problemlerle karşılaştıklarında öncelikle şunları yapmalıdırlar:

    (a) Eşler, ortaya çıkan problemi tartışmak için yer ve zaman belirlemelidirler;
    (b) problemi veya anlaşmazlığa yol açan konuyu iyi tanımlamalıdırlar;
    (c) eşler, ortaya çıkan probleme nasıl katkıda bulundukları hakkındaki görüşlerini açıklamalıdır;
    (d) problemle başa çıkabilmek için aynı konuda geçmişte gerçekleştirilen fakat başarılı olamayan girişimler listelenmelidir;
    (e) söz konusu bu başarısız olan girişimlerden ayrı olarak, çatışmaları çözümlemeye yönelik yeni yol düşünmelidirler;
    (f) karşılıklı olarak belirlenen bu olası çözümleri tartışmalı ve değerlendirmelidirler;
    (g) bir çözüm üzerinde görüş birliği sağlamalı ve bu çözümü denemelidirler;
    (h) bu çözüm doğrultusunda nasıl bir çalışma içine girecekleri konusunda görüş birliğine varmalıdırlar;
    (i) kaydedilen ilerlemeyi tartışmak için yeni bir toplantı tarihi daha belirlemelidirler.

    Modern zamanlarda, tozpembe hayaller ve gerçekçi olmayan beklentilerle evliliğe adım atan genç çiftler, evlilik kararlarında, karşılarındaki insanın karakterinden, evlilikten ne beklediğinden ve hayat felsefesinden daha çok maddi kazancına, kariyerine veya fiziksel görünümüne bakmaktadırlar. Halbuki insanın zengin ve güzel olması veya kariyer sahibi olması, o insanı iyi bir kişi yapmayacağı gibi, iyi bir eş de yapamaz. Dolayısıyla evlilik kararı için gerçekçi olmayan maddi değerler ve fiziksel güzellik gibi nedenlerle temeli atılan birliktelikler, zaman içerisinde kırılmaya mahkumdurlar.
    Halbuki gerçekçi beklentilerin üzerine kurulan evliliklerde temelin sağlam olması sebebiyle, problemler yaşansa da yeniden toparlanılabilir.
    Eşlerin birbirinden beklentileri, bir ölçüde evliliklerine yükledikleri anlamı da belirler. Bu yüzden önemli olan paylaşım noktasında evliliğin nasıl yaşanabileceğinin bilinmesi ve ortak değerlere sahip olunmasıdır. Çiftler, beklentileri ve amaçlarının büyük ölçüde birbirine uyduğunu, birbirlerini tanıma konusunda da yeterli bilgi sahibi olduklarını düşünüyorlarsa evlilik kararı alabilirler.
    Bunun yanı sıra evlenecek çiftlerin annelik ve babalık yapacak kişiler olması önemlidir. Çünkü evlilik düşüncesini taşıyan insanlar genellikle çocuk sahibi de olmak isterler. Bu nedenle kadın ve erkek birbirlerini dünyaya gelecek olan çocuklarına iyi bir model olup olamayacaklarını tartmalıdır. Kadın evleneceği kişinin karakter sahibi, babalık yapacak ve hayatı tek başına göğüsleyecek biri olmasını ister. Erkek ise, eşinden çocuğuna ve evine sahip çıkmasını bekler. Evlilikle ilgili ortak amaçlar ve beklentiler, eşlerden birinin diğerini baskısı altına almasına neden olmamalıdır. Kendini özgür hisseden her iki taraf da, kendi bireyselliğini bir ölçüde yaşayabilmelidir. Kısacası, ortak beklentiler ve amaçlar için enerjilerini harcayan gençler, olaylara ve ilişkilere iki kişilik bir pencereden bakmayı becerebilmelidirler.
    Evlenmeyi düşünen bir kişi, öncelikle kendi kendine evlilikten ne beklediğini ve ne yapması gerektiğini kendisine sormalıdır. Alışveriş yaparken bile ölçüp biçen birey, eşya alırken gösterdiği özenin, hayatının en önemli kararlarından birini verirken göstermemesi, evliliği şansa bırakmaktan başka bir şey değildir.
    İşte bu bağlamda evlilik öncesinde ve sürecinde, aile hayatındaki beklentilerin sağlıklı bir biçimde dengelenebilmesi ve karşılanabilmesi için eşlere pratik kapsamda şu önerilerde bulunulabilir:
    (a) Sağlıklı bir dinsel kimliğe sahip olduğunu söyleyen Müslüman bireylerin/eşlerin, “Kendileriyle huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun varlığının ve kudretinin delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır,” (Rûm, 21) ayetini iyi düşünerek evlilik konusunda daha derin bir anlayış ve yaklaşım geliştirmesi gerekmektedir.

    (b)
    Öte yandan yine evlilik olayına bakışının merkezine dinsel inanç, tutum ve davranışlarını koyan bireyler, eş seçimi sürecinde, Efendimizin dindarlık önerisini asla göz ardı etmemelidirler.

    (c)
    Her çiftin, birer yetişkin birey olarak hayatın anlamıyla ilgili sağlam görüşlerinin olması gerekir. Bu bağlamda din, hayatı anlamlandırmada eşlere sağlam bir anlam çerçevesi sunar. Bunu beslemek için birlikte yapılan ibadetler, dualar, bayram ve kandillerin kutlanması gibi dinsel aktiviteler, asla ihmal edilmemesi gereken fırsatlardır.

    (d)
    Evlilik öncesi eğitim, çiftlerin hem kendileri hem birbirleri, hem de evlilik kurumuyla ilgili farkındalık oluşturabilmeleri ve geliştirmeleri açısından önemlidir. Yurt dışında çiftleri evliliğe hazırlayan ‘ana-baba okulları’ gibi programlar uzun yıllardır uygulanmaktadır. Dolayısıyla çiftler, Türkiye’de de bu tip sosyal programların yaygınlaşmasını sağlayacak sosyal talep zeminini geliştirmelidirler.

    (e)
    Eşlerin birbirlerini şartsız bir şekilde kabul etmeleri ve sevmeleri gerekir. Zira, şartsız benimseme ve kabullenme, bir eşin davranışından dolayı değil de onun ‘eş’ olduğu için sevildiği anlamına gelir.

    (f)
    Çiftlerin birbirlerinin sıkıntılarıyla, yaptıkları iş ve aktivitelerle ilgilenmeleri de karşılaştıkları zorluklarla başa çıkabilmelerini kolaylaştıracaktır.

    K a y n a k l a r
    - [http://www.ailerehberim.com/esim_ve_...tisma_yonetimi, (Eylül-2009)]
    - [http://www.psikoloji.gen.in/t1976/ev...i-beklentileri, (Eylül-2009)]
    - Saygılı, Sefa; Evlilikte Mutluluk Sanatı, Türdav Yayınları, 5. Baskı, İstanbul-2001, s. 37-41
    - Saynur Kaya; “Evlilik Öncesi Eğitim Gerekli midir?”,
    [http://www.sanalpsikolog. com/EvlilikOncesiEgitim.doc], (Eylül-2009)
    - Tarhan, Nevzat; Evlilik Psikolojisi, Timaş Yayınları, İstanbul-2006, s. 18-21

    Not: Bu yazı, Diyanet Avrupa Aylık Dergi Ocak 2010 sayısında yayınlanmıştır.






+ Yorum Gönder