Konusunu Oylayın.: Başkasının ürettiği bir ürünün aynısı veya çok benzerini yapıp bu şekilde kazanç elde etmeye dinimizin bakışı nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Başkasının ürettiği bir ürünün aynısı veya çok benzerini yapıp bu şekilde kazanç elde etmeye dinimizin bakışı nedir?
  1. 07.Haziran.2011, 22:22
    1
    Misafir

    Başkasının ürettiği bir ürünün aynısı veya çok benzerini yapıp bu şekilde kazanç elde etmeye dinimizin bakışı nedir?






    Başkasının ürettiği bir ürünün aynısı veya çok benzerini yapıp bu şekilde kazanç elde etmeye dinimizin bakışı nedir? Mumsema başkasının ürettiği bir ürünün aynısı veya çok benzerini yapıp bu şekilde kazanç elde etmeye dinimizin bakışı nedir. patent ve telif, üreticilerin fikirlerini ve ürünlerini koruyor ve onları üretmeye teşvik ediyor.diğer taraftan da bu durum kısmen tekelciliğe yol açıp tüketicinin daha yüksek fiatlar ödemesine yol açıyor.patentli bir ürünün fiyatı haliyle daha yüksek.islam bunlara nasıl bakıyor


  2. 07.Haziran.2011, 22:22
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    başkasının ürettiği bir ürünün aynısı veya çok benzerini yapıp bu şekilde kazanç elde etmeye dinimizin bakışı nedir. patent ve telif, üreticilerin fikirlerini ve ürünlerini koruyor ve onları üretmeye teşvik ediyor.diğer taraftan da bu durum kısmen tekelciliğe yol açıp tüketicinin daha yüksek fiatlar ödemesine yol açıyor.patentli bir ürünün fiyatı haliyle daha yüksek.islam bunlara nasıl bakıyor


    Benzer Konular

    - Dinimizin anlaşılıp doğru şekilde yaşanmasında hadislerin rolü nedir?

    - Hacamat Yapıp Kazanç Elde Etmek Caiz Midir?

    - Dinimizin el sanatlara bakışı nedir?

    - 201 2 oluşacak felakete dinimizin bakışı nedir?

    - Annem veya babam birinin çocuğunu kınarsa aynısı onlarında başına aynısı gelirmi

  3. 11.Haziran.2011, 16:16
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Başkasının ürettiği bir ürünün aynısı veya çok benzerini yapıp bu şekilde kazanç elde etmeye dinimizin bakışı ned




    Patent Nedir?
    Patent bir buluş sahibinin buluşunu sahiplenme ve kullanma hakkıdır. Bu hakkı kullanabileceğini gösteren belgeye ise patent belgesi denir. Buluşu yapılan neredeyse herşey patent koruması kapsamına dahildir. Buluşu yapılan bir aygıtın bütün hakları patent sahibine ait olur ve ondan izinsiz kullanılamaz. Eğer böyle bir durum varsa patent sahibi ilgili kurum veya tüzel kişiye dava açarak hakkını alabilir. Her ülkenin kanunlarında belirtilmiş olan patent yasaları ile yaratıcı fikirler ve bunların geliştirilmesini teşvik etmek için gereken koruma sağlanır. Bir ülkede verilmiş olan patent sayısının yüksekliği o ülkenin gelişmişliğinin net bir göstergesidir.


    _____________

    1. Telif hakkı varmıdır?
    2. Telif hakkı kavramının ehli iman ve ehli küfür diye ayrıma tabi tutabilirmiyiz?
    3. Bir ürüne sahip bir kimsenin bunu ticari bir amaç güdmeksizin paylaşması telif hakkını ihlale girermi?
    4. Bir Müslümanın bu ve benzer konularda kul hakkına dikkat etmesi için yapması gerekenler nelerdir?

    Telif hakkı:

    Telif hakkı, herhangi bir bilgi veya düşünce ürününün kullanılması ve yayılması ile ilgili hakların, yasalarla belirli kişilere verilmesidir.

    Telif hakkı varmıdır?

    İslam'da telif Hakkıvar mıdır, yok mudur; bu konuda İslam hukukçularının görüşleri vermeye çalışalım…

    İslam hukukuna göre alışverişin rükünleri beştir:

    1- Bayı, yanı satıcı,
    2- Müşteri, yani alıcı,
    3- Müsmen, yani satılık mal,
    4- Semen, yani satılan malın bedeli,
    5- Siga, yani icab ve kabul.

    Bu beş rüknün veya bunlardan birkaçının ya da birinin eksik olması halinde yapılan bir alış veriş, İslam hukukuna göre sahih değildir.

    Bu rükünlerden her birinin de kendine has birtakım şartları vardır. Burada bu şartları tek tek ele alsak yazı çok uzun olacağından özetlemeye çalışarak sadece sorunu ilgilendiren üçüncü rüknün, yani müsmen dediğimiz satılık malın üzerinde duracağız.

    Satılık mal demek fıkıh kitaplarımıza göre elle tutulan, gözle görülen yararlı bir meta demektir. Şayet bir şey elle tutulup gözle görülmüyorsa, faydalı da değilse fıkhen buna mal denilmez. Ed-Durru'l-Munteka, İbnu Abidin ve diğer Hanefi fıkıh kitaplarının tümü bunu böyle ifade etmektedirler.

    Şufa Hakkı bunlardan birisidir. Mesela birinin bir arsada sizinle ortaklığı veya komşuluğu vardır, sizin kendi hissenizi yada arsanızı satmaya kalkışmanız halinde o ortağınızın veya komşunuzun müdahele edip sattığınız arsanın bedelini vererek onu satın alma hakkı vardır ki buna Şufa Hakkı denir.İslam'a göre Şufa hakkı satılmaz. Yani Şufa Hakkına sahip olan bir kimse, bu hakkını bir başkasına satamaz. Çünkü hukuki mücerrededendir (mülkle ilgili fakat mülkten ayrı olan haklar.), elle tutulup gözle görülmeyen bir haktır.


    Bir ürüne sahip bir kimsenin bunu ticari bir amaç gütmeksizin paylaşması telif hakkını ihlale girermi?


    İşte telif hakkı da bu kabil haklardandır. Elle tutulup gözle görülmeyen bir haktır. Bir kitap, satılabilir. Ben başkasının yazdığı bir kitabı veya kendi yazdığım bir kitabı, elle yazmak suretiyle kopye etsem (istinsah etsem); o kopyeyi, o nüshayı başkasına satabilirim. Burada satış söz konusudur. Çünkü orada elle tutulan gözle görülen bir mal vardır. Ama telif hakkı dediğimiz şey, yukarıda tarifi geçen hukuku mücerrededendir ve onun satışı olamaz. Çünkü bu, mal tarifi içine giren birşey değildir.

    Buna göre ben, elimde bulunan herhangi bir eserin fotokopisini çektirebilir veya tab ettirebilirim. Çünkü benim elimde bir kitap vardır ve ben o kitabın malıki olduğum için kendi malım olan bu kitabı istediğim usulle çoğaltıp satabilirim.
    Ancak zamanın alimleri malın tarifini genişleterek elle tutulmayan ve gözle görülmeyen şey faydalı olduktan sonra malın şümulüne almışlar, tercüme ve icad gibi şeylerin haklarının satışını caiz görmüşlerdir.

    Telif hakkı meselesi günümüzden önceki fıkıhçılar tarafından tartışılıp hükmü bağlanmış bir konu değildir. Ilk benzer mes'eleler Karafi'ye (684/1280 yılları arasında yaşamış meşhur İslam hukukçusu) kadar götürülür. Bu yüzden konu hakkında söylenenler henüz son söz sayılmayabilir.

    Ancak ilk Hanefiler dışındaki cumhura göre mes'elenin hükmü bellidir. Onlara göre bir şeyin "mal" sayılmasında, dolayısı ile satılıp, karşılığında bedel alınmasındaki ölçü, o şeyde insan için menfaat bulunması ve örfen kabul görmesidir. Fikir ürünlerinde de bu özellikler vardır, öyleyse onları da satmak caizdir. Yani onlarda "ayn" (1) gibi "mütekavvim"(2) maldırlar.

    Ilk Hanefilerde ise bir şeyin "mal" olabilmesi için "mütekavvim" olması, "mütekavvim" olabilmesi için de "ayn" olması yani maddi varlığının bulunması esastır. Ama bundan da "istihsan"a (Bir şeyi iyi ve güzel görmek, tercih etmek. Hukukçunun adalet ve insafla hareket ederek, özel bir delile dayanılmak sûretiyle genel kuraldan ayrılması anlamında bir fıkıh usûlü terimi.) ve zarurete bağlı olan; imamlık, müezzinlik, Kur'an öğretme gibi şeyleri istisna ederler. Yani bunlarda da karşılığında para alınan şey bir madde değildir, menfaattır.

    Daha sonraki hanefiler ise, Cumhurun tarifi doğultusunda malı mücerred "değer" diye açıklarlar(Ibn Abidîri, I/N). Yani değerli itibar edilen herşey maldır ve satılabilir.

    Ayrıca hakkında nass bulunmayan konularda "Adet Muhakkemdir" mecelle kaidesine göre hareket fıkha ters değildir. Günümüz örfünde de telife ücret almak normal ve gerekli bir şey olarak görülmektedir. Öyleyse bu bir ölçüdür.

    Günümüz fıkıhçılarından Dr. Fethî ed-Düraynî, Ebu'1- Nassen en-Nedevî, Dr. Imadüddin Halil, Vehbî Süleyman Gavci, Abdülhamid Tohmaz; Dr. Vehbe ez-Zuhaylî gibi zevat telif ücreti konusunda bu özetlediğimiz görüşe sahiptirler.(bk: Hakku'1-Ibtikâr fi'l-Fıkhı'1-Islâmî, Beyrnt 1404 (1984)) Ama Takiyyüddin en-Nebhanî gibi telife ücret almanın caiz olmadığını söyleyeriler de vardır.(bk. Adı geçen müel1ifin "Mukaddimatü'd-Düstûri'1-lslâmî" adlı eseri)


    Telif hakkı kavramının ehli iman ve ehli küfür diye ayrıma tabi tutabilir miyiz?

    Telif hakkı şayet bir “hak” ise tutamayız tabi ki….


    Bir Müslümanın bu ve benzer konularda kul hakkına dikkat etmesi için yapması gerekenler nelerdir?

    Herhangi bir bilgi veya düşünce ürününün kullanılması tarifini özelleştirip İslami bir bilgi ve düşünce diye tanımlarsak dağıtılıp çoğaltılması elzemdir zira üstü örtülen bir bilgi veya gözden kaçan bir düşünce mütefekkir tarafından sunulurken ticari bir kaygı yerine “rızai” beklentiler söz konusudur ki hedefi çoğaltılarak sevap alma ücreti ile ücretlendirilme beklentisi içerir dolasıyla “kul hakkı” içermez…


    Dipnot:

    (Çeşitli kaynaklardan istifade edilerek hazırlanmış bir yazıdır.Son soruya verdiğimiz cevabı içeren görüş ise itibar ettiğimiz ulemanın görüşlerine dayanılarak pratize ettiğimizdir .)

    1-AYN:

    Aslı, kendisi, bir şeyin eşi, tıpkısı; göz, kaynak, pınar. Arapça bir kelime olup, çoğulu âyân ve uyûn gelir. Dış âlemde var olan maddî şeyler. Geniş anlamda ayn; nakit paradan başka edinilebilen maddî servet unsurları demektir. Ayn; muayyen ve müşahhas olan şey anlamına da gelir. Meselâ; bir ev, bir at, bir sandalye, meydanda mevcut olan bir yığın buğday ve bir miktar para gibi (Mecelle, mad. 159)
    Aynen Edâ: Mal olarak doğan borcu, nakitle değil de yine aynı cins malla ödemek, demektir.
    Aynen Mübâdele (Trampa): Malın malla değiştirilmesidir.
    Aynen Taksim: Mülkün sadece kâğıt üzerinde ve pay olarak taksimi yerine, fizikî olarak da taksimi. Böyle bir taksimin mümkün olup olmaması taksim ve izâle-i şüyû davalarında önemlidir.
    Aynî Hak: Eşyaya ilişkin hak demektir. Bu, maddî mallar üzerindeki salt iktidar hakkı olup; mülkiyet ve mülkiyetin gayr-i ayni hakları olmak üzere ikiyi ayrılır.

    a. Mülkiyet hakkı: Bir kimsenin malik olduğu şeyi kullanmaya, gelirini ve ürününü almaya, bir şeyi harcayıp yok etmeye ve hukuka aykırı olmamak kaydiyle o şey üzerinde her türlü işlemde bulunmaya, ona vaki tecavüzü def'e ve istihkak davası açmaya hak veren güç ve yetkidir.

    b. Mülkiyetin gayr-i aynî hakları: Mülkiyet hakkı üzerine külfet yükleyen ve başkalarına karşı ileri sürülebilen, fakat bu ileri sürmede sınırlı bulunan mutlak aynî haktır. İrtifak hakkı (ortak yol, su vb. birlikte kullanma) ve rehin hakkı gibi.
    Ayrıca kelâm ilminde ayn, kendi başına boşlukta yer tutan ve arazları taşıyan şey olarak tanımlanır. Cisimlerin rengi, şekli, hareket ve hareketsizliği birer arazdır. Bunları taşıyan madde ise ayndır. Ayn, arazın mukabili olup hem cevher ve hem de cisim için kullanılan bir terimdir.

    2-Mütekavvim:
    Fiilen elde edilmiş olan ve İslâm’ın yenilmesini, içilmesini veya kullanılmasını meşrû kıldığı her şey “mütekavvim mal” adını alır. Gayri menkuller, menkuller, yiyecekler, avcının avladığı hayvan, oduncunun mübah ormandan kestiği odun, ihya edilen ölü arazi bu çeşide girer. Mütekavvim kelimesi sözlükte; değeri olan, kıymeti bulunan, ekonomik bir değer ifade eden şey demektir.



  4. 11.Haziran.2011, 16:16
    2
    Silent and lonely rains



    Patent Nedir?
    Patent bir buluş sahibinin buluşunu sahiplenme ve kullanma hakkıdır. Bu hakkı kullanabileceğini gösteren belgeye ise patent belgesi denir. Buluşu yapılan neredeyse herşey patent koruması kapsamına dahildir. Buluşu yapılan bir aygıtın bütün hakları patent sahibine ait olur ve ondan izinsiz kullanılamaz. Eğer böyle bir durum varsa patent sahibi ilgili kurum veya tüzel kişiye dava açarak hakkını alabilir. Her ülkenin kanunlarında belirtilmiş olan patent yasaları ile yaratıcı fikirler ve bunların geliştirilmesini teşvik etmek için gereken koruma sağlanır. Bir ülkede verilmiş olan patent sayısının yüksekliği o ülkenin gelişmişliğinin net bir göstergesidir.


    _____________

    1. Telif hakkı varmıdır?
    2. Telif hakkı kavramının ehli iman ve ehli küfür diye ayrıma tabi tutabilirmiyiz?
    3. Bir ürüne sahip bir kimsenin bunu ticari bir amaç güdmeksizin paylaşması telif hakkını ihlale girermi?
    4. Bir Müslümanın bu ve benzer konularda kul hakkına dikkat etmesi için yapması gerekenler nelerdir?

    Telif hakkı:

    Telif hakkı, herhangi bir bilgi veya düşünce ürününün kullanılması ve yayılması ile ilgili hakların, yasalarla belirli kişilere verilmesidir.

    Telif hakkı varmıdır?

    İslam'da telif Hakkıvar mıdır, yok mudur; bu konuda İslam hukukçularının görüşleri vermeye çalışalım…

    İslam hukukuna göre alışverişin rükünleri beştir:

    1- Bayı, yanı satıcı,
    2- Müşteri, yani alıcı,
    3- Müsmen, yani satılık mal,
    4- Semen, yani satılan malın bedeli,
    5- Siga, yani icab ve kabul.

    Bu beş rüknün veya bunlardan birkaçının ya da birinin eksik olması halinde yapılan bir alış veriş, İslam hukukuna göre sahih değildir.

    Bu rükünlerden her birinin de kendine has birtakım şartları vardır. Burada bu şartları tek tek ele alsak yazı çok uzun olacağından özetlemeye çalışarak sadece sorunu ilgilendiren üçüncü rüknün, yani müsmen dediğimiz satılık malın üzerinde duracağız.

    Satılık mal demek fıkıh kitaplarımıza göre elle tutulan, gözle görülen yararlı bir meta demektir. Şayet bir şey elle tutulup gözle görülmüyorsa, faydalı da değilse fıkhen buna mal denilmez. Ed-Durru'l-Munteka, İbnu Abidin ve diğer Hanefi fıkıh kitaplarının tümü bunu böyle ifade etmektedirler.

    Şufa Hakkı bunlardan birisidir. Mesela birinin bir arsada sizinle ortaklığı veya komşuluğu vardır, sizin kendi hissenizi yada arsanızı satmaya kalkışmanız halinde o ortağınızın veya komşunuzun müdahele edip sattığınız arsanın bedelini vererek onu satın alma hakkı vardır ki buna Şufa Hakkı denir.İslam'a göre Şufa hakkı satılmaz. Yani Şufa Hakkına sahip olan bir kimse, bu hakkını bir başkasına satamaz. Çünkü hukuki mücerrededendir (mülkle ilgili fakat mülkten ayrı olan haklar.), elle tutulup gözle görülmeyen bir haktır.


    Bir ürüne sahip bir kimsenin bunu ticari bir amaç gütmeksizin paylaşması telif hakkını ihlale girermi?


    İşte telif hakkı da bu kabil haklardandır. Elle tutulup gözle görülmeyen bir haktır. Bir kitap, satılabilir. Ben başkasının yazdığı bir kitabı veya kendi yazdığım bir kitabı, elle yazmak suretiyle kopye etsem (istinsah etsem); o kopyeyi, o nüshayı başkasına satabilirim. Burada satış söz konusudur. Çünkü orada elle tutulan gözle görülen bir mal vardır. Ama telif hakkı dediğimiz şey, yukarıda tarifi geçen hukuku mücerrededendir ve onun satışı olamaz. Çünkü bu, mal tarifi içine giren birşey değildir.

    Buna göre ben, elimde bulunan herhangi bir eserin fotokopisini çektirebilir veya tab ettirebilirim. Çünkü benim elimde bir kitap vardır ve ben o kitabın malıki olduğum için kendi malım olan bu kitabı istediğim usulle çoğaltıp satabilirim.
    Ancak zamanın alimleri malın tarifini genişleterek elle tutulmayan ve gözle görülmeyen şey faydalı olduktan sonra malın şümulüne almışlar, tercüme ve icad gibi şeylerin haklarının satışını caiz görmüşlerdir.

    Telif hakkı meselesi günümüzden önceki fıkıhçılar tarafından tartışılıp hükmü bağlanmış bir konu değildir. Ilk benzer mes'eleler Karafi'ye (684/1280 yılları arasında yaşamış meşhur İslam hukukçusu) kadar götürülür. Bu yüzden konu hakkında söylenenler henüz son söz sayılmayabilir.

    Ancak ilk Hanefiler dışındaki cumhura göre mes'elenin hükmü bellidir. Onlara göre bir şeyin "mal" sayılmasında, dolayısı ile satılıp, karşılığında bedel alınmasındaki ölçü, o şeyde insan için menfaat bulunması ve örfen kabul görmesidir. Fikir ürünlerinde de bu özellikler vardır, öyleyse onları da satmak caizdir. Yani onlarda "ayn" (1) gibi "mütekavvim"(2) maldırlar.

    Ilk Hanefilerde ise bir şeyin "mal" olabilmesi için "mütekavvim" olması, "mütekavvim" olabilmesi için de "ayn" olması yani maddi varlığının bulunması esastır. Ama bundan da "istihsan"a (Bir şeyi iyi ve güzel görmek, tercih etmek. Hukukçunun adalet ve insafla hareket ederek, özel bir delile dayanılmak sûretiyle genel kuraldan ayrılması anlamında bir fıkıh usûlü terimi.) ve zarurete bağlı olan; imamlık, müezzinlik, Kur'an öğretme gibi şeyleri istisna ederler. Yani bunlarda da karşılığında para alınan şey bir madde değildir, menfaattır.

    Daha sonraki hanefiler ise, Cumhurun tarifi doğultusunda malı mücerred "değer" diye açıklarlar(Ibn Abidîri, I/N). Yani değerli itibar edilen herşey maldır ve satılabilir.

    Ayrıca hakkında nass bulunmayan konularda "Adet Muhakkemdir" mecelle kaidesine göre hareket fıkha ters değildir. Günümüz örfünde de telife ücret almak normal ve gerekli bir şey olarak görülmektedir. Öyleyse bu bir ölçüdür.

    Günümüz fıkıhçılarından Dr. Fethî ed-Düraynî, Ebu'1- Nassen en-Nedevî, Dr. Imadüddin Halil, Vehbî Süleyman Gavci, Abdülhamid Tohmaz; Dr. Vehbe ez-Zuhaylî gibi zevat telif ücreti konusunda bu özetlediğimiz görüşe sahiptirler.(bk: Hakku'1-Ibtikâr fi'l-Fıkhı'1-Islâmî, Beyrnt 1404 (1984)) Ama Takiyyüddin en-Nebhanî gibi telife ücret almanın caiz olmadığını söyleyeriler de vardır.(bk. Adı geçen müel1ifin "Mukaddimatü'd-Düstûri'1-lslâmî" adlı eseri)


    Telif hakkı kavramının ehli iman ve ehli küfür diye ayrıma tabi tutabilir miyiz?

    Telif hakkı şayet bir “hak” ise tutamayız tabi ki….


    Bir Müslümanın bu ve benzer konularda kul hakkına dikkat etmesi için yapması gerekenler nelerdir?

    Herhangi bir bilgi veya düşünce ürününün kullanılması tarifini özelleştirip İslami bir bilgi ve düşünce diye tanımlarsak dağıtılıp çoğaltılması elzemdir zira üstü örtülen bir bilgi veya gözden kaçan bir düşünce mütefekkir tarafından sunulurken ticari bir kaygı yerine “rızai” beklentiler söz konusudur ki hedefi çoğaltılarak sevap alma ücreti ile ücretlendirilme beklentisi içerir dolasıyla “kul hakkı” içermez…


    Dipnot:

    (Çeşitli kaynaklardan istifade edilerek hazırlanmış bir yazıdır.Son soruya verdiğimiz cevabı içeren görüş ise itibar ettiğimiz ulemanın görüşlerine dayanılarak pratize ettiğimizdir .)

    1-AYN:

    Aslı, kendisi, bir şeyin eşi, tıpkısı; göz, kaynak, pınar. Arapça bir kelime olup, çoğulu âyân ve uyûn gelir. Dış âlemde var olan maddî şeyler. Geniş anlamda ayn; nakit paradan başka edinilebilen maddî servet unsurları demektir. Ayn; muayyen ve müşahhas olan şey anlamına da gelir. Meselâ; bir ev, bir at, bir sandalye, meydanda mevcut olan bir yığın buğday ve bir miktar para gibi (Mecelle, mad. 159)
    Aynen Edâ: Mal olarak doğan borcu, nakitle değil de yine aynı cins malla ödemek, demektir.
    Aynen Mübâdele (Trampa): Malın malla değiştirilmesidir.
    Aynen Taksim: Mülkün sadece kâğıt üzerinde ve pay olarak taksimi yerine, fizikî olarak da taksimi. Böyle bir taksimin mümkün olup olmaması taksim ve izâle-i şüyû davalarında önemlidir.
    Aynî Hak: Eşyaya ilişkin hak demektir. Bu, maddî mallar üzerindeki salt iktidar hakkı olup; mülkiyet ve mülkiyetin gayr-i ayni hakları olmak üzere ikiyi ayrılır.

    a. Mülkiyet hakkı: Bir kimsenin malik olduğu şeyi kullanmaya, gelirini ve ürününü almaya, bir şeyi harcayıp yok etmeye ve hukuka aykırı olmamak kaydiyle o şey üzerinde her türlü işlemde bulunmaya, ona vaki tecavüzü def'e ve istihkak davası açmaya hak veren güç ve yetkidir.

    b. Mülkiyetin gayr-i aynî hakları: Mülkiyet hakkı üzerine külfet yükleyen ve başkalarına karşı ileri sürülebilen, fakat bu ileri sürmede sınırlı bulunan mutlak aynî haktır. İrtifak hakkı (ortak yol, su vb. birlikte kullanma) ve rehin hakkı gibi.
    Ayrıca kelâm ilminde ayn, kendi başına boşlukta yer tutan ve arazları taşıyan şey olarak tanımlanır. Cisimlerin rengi, şekli, hareket ve hareketsizliği birer arazdır. Bunları taşıyan madde ise ayndır. Ayn, arazın mukabili olup hem cevher ve hem de cisim için kullanılan bir terimdir.

    2-Mütekavvim:
    Fiilen elde edilmiş olan ve İslâm’ın yenilmesini, içilmesini veya kullanılmasını meşrû kıldığı her şey “mütekavvim mal” adını alır. Gayri menkuller, menkuller, yiyecekler, avcının avladığı hayvan, oduncunun mübah ormandan kestiği odun, ihya edilen ölü arazi bu çeşide girer. Mütekavvim kelimesi sözlükte; değeri olan, kıymeti bulunan, ekonomik bir değer ifade eden şey demektir.






+ Yorum Gönder