Konusunu Oylayın.: Ahlak ile ilgili yazı,kompozisyon verirmisiniz?

5 üzerinden 4.96 | Toplam : 49 kişi
Ahlak ile ilgili yazı,kompozisyon verirmisiniz?
  1. 01.Haziran.2011, 19:26
    1
    Misafir

    Ahlak ile ilgili yazı,kompozisyon verirmisiniz?






    Ahlak ile ilgili yazı,kompozisyon verirmisiniz? Mumsema Ahlakla ilgili yazılar veya kompozisyon olabilir.. Ahlak hakkında yazı veya kompozisyon yazar mısınız ?


  2. 01.Haziran.2011, 19:26
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 01.Haziran.2011, 19:47
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Ahlak ile ilgili yazı,kompozisyon verirmisiniz?




    Ahlak ile ilgili yazılar bilgiler

    Ahlak insanda olması gereken bir takım güzel huylardır
    Ahlak terbiye yoluyla, islam eğitimi ile kazanılır
    Güler yüzlü olmak, temiz olmak, merhametli olmak, tevazulu olmak, affetmek, susmak, doğru konuşmak, sabr etmek, güzel ahlaktan bazılarıdırAhlaki vazifelerimizin ilki Allah’a karşı olanı dır. Allah’ın ismini hürmetle anmak, onun sevgisini kalbe yerleştirmek, ona isteyerek ibadet etmek ahlaki vazifelerimizdendirSonra Peygamberimize karşı olan ahlak vazifemizdir. 0 hürmete en layık olandır. Onun getirdiklerini kabul etmek, ona hürmet etmek, adı anıldığı vakit (Sallallahu aleyhi vesellem) demek, o ne söylemişse tereddütsüz kabul etmek ahlaki vazifelerimizdendirSonra kitabımız olan Kur’anı Kerime karşı hürmet etmek, o okununca sessizce dinlemek, onda emr edileni yapıp nehy edilenden uzaklaşmak ahlaki vazifelerimizdendirBedenin ve ruhun terbiyesiİslamda beden terbiyesinin yeri çok önemlidir. İnsanın dünya ve ahiret işlerini tam olarak yapabilmesi için önce sağlığına ve sıhhatine dikkat etmesi gerekirYemesine içmesine, uykusuna, dış görünümü ne, temizliğine, hastalanınca tedavisine dikkat et mek her insanın görevidir

    RUH TERBİYESİ
    Ruh Allah’tan gelmiştir ve yine Allah’a döne cektir. İnsanı meleklerden daha üstün yapan hayvanlardan daha aşağı kılan, insanı iyi ya da kötü yapan hep ruhtur. Bunun için ruhun sağlığı ve terbiyesi çok önemlidirRuhun sağlığı kuvvetli imanla, ibadetle beslenmesiyle, kötü huylardan arınmasıyla, takva yolunda yürümesiyle gerçekleşirRuh hastalıkların en felaketi kötü huylar ve dünya sevgisidir. İnsanın kötü ahlaklardan korun ması, dünya sevgisinden arınması, zikirle meşgul olması, ruhi hastalıkları def eder

    Aile Vazifeleri
    Aile her insanın mensup olduğu ufak topluluktur. Aile’yi karı, koca, ana, baba, çocuklar ve akrabalar teşkil ederBütün güzelliklerin kaynağı ailedir. İnsan büyüklerini saymayı, küçüklerini sevmeyi, bütün insanlarla iyi geçinmeyi, Allah’ına ve peygamberine karşı olan vazifesini ailesinden öğrenir. O bakımdan ailede verilen terbiyenin tesiri çok büyüktürÇocukların ana babalarına karşı vazifeleriAnasına, babasına sözü ile, malı ile iyilikte bulunmak, anaya, babaya öf bile dememek, onla ra karşı kaba ve sert söz kullanmamak, çağırdıkları vakit hemen gelmek, yanlarında yüksek sesle konuşmamak, çocukların ana babalarına karşı vazifeleridirKarı kocanın birbirlerine karşı görevleriHer şeyden önce aralarında samimi bir sevgi ve saygı olmalıdır
    Evlenmiş olan bir erkek evine karşı olan vazi felerini bilmeli, yuvasının sağlamlaştırmak için çalışmalıdırErkek evin dış işlerini düşünmeli ve her türlü ihtiyaçları karşılamalıdırErkeğin karısına din konusunda bir eksiği var sa öğretmesidirKoca, karısına karşı daima nazik ve yumuşak muamelede bulunmalıdır.Kadın, kocasına sevgi ve saygıyla bağlanmalı, ev idaresine ve çocukların terbiyesine dikkat etmelidirKadın kocasının kazandıklarını israf etmemelidir. Kocasına itaat eden müslüman kadının gide ceği yer cennettirKocasının istemediği kişileri eve almamalıdırİzinsiz ve lüzumsuz şekilde evden dışarı çıkmamalıdır

    Akraba hakları
    Akrabalar ailemizini bir parçasıdır. Onlara karşı yapılıcak görevlerimiz şunlardırOnlara sevgi ve saygı göndermek, yardıma muhtaç olanlara yardım etmek, onları unutmamak, hallerini ve hatırlarını sormak vazifemizdir

    Komşu Hakkı
    Komşular akrabalardan sonra bize en yakın olan kişilerdir. Dinimiz bize komşularımızla iyi geçinmeyi, gerek elimizle gerekse dilimizle onları
    incitmemeyi emr etmiştir. Komşusunu inci -tenler, onların dertleriyle ilgilenmeyenler, hasta olduklarında arayıp sormayanlar gerçek mümin sayılmazlarİslam Ahlakıyla ahlaklanmış bir müslümanın sıfatları
    1-Allah’ın birliğine, onun meleklerine, peygamberlerine ve onlara vermiş olduğu kitablara, ahiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, kaza ve kadere inanmak dil ile ikrar kalbi ile tasdik etmek>
    2-Hazreti Muhammed’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) gösterdiği şekilde namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekat vermek, yetimlere ve fakirlere yardım etmek

    3-Herhâlukârda Allah’a güvenmek, ve ondan asla ümidi kesmemek
    4-Anaya babaya itaat etmek
    5->Emanete hiyanetlik etmemek
    6-Verdiği sözde durmak
    7-Temiz olmak
    8-Dinen yasak olan şeylerden kaçınmak
    9-Yalan söylememek, yalan yere yemin etme mek
    10-Kibrilenmemek, kimeye karşı büyüklenmemek
    11-Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek
    12-En büyük gayesi hakiki bir müslüman olmaya çalışmak ve insanlara güzel örnek olmak.


  4. 01.Haziran.2011, 19:47
    2
    Silent and lonely rains



    Ahlak ile ilgili yazılar bilgiler

    Ahlak insanda olması gereken bir takım güzel huylardır
    Ahlak terbiye yoluyla, islam eğitimi ile kazanılır
    Güler yüzlü olmak, temiz olmak, merhametli olmak, tevazulu olmak, affetmek, susmak, doğru konuşmak, sabr etmek, güzel ahlaktan bazılarıdırAhlaki vazifelerimizin ilki Allah’a karşı olanı dır. Allah’ın ismini hürmetle anmak, onun sevgisini kalbe yerleştirmek, ona isteyerek ibadet etmek ahlaki vazifelerimizdendirSonra Peygamberimize karşı olan ahlak vazifemizdir. 0 hürmete en layık olandır. Onun getirdiklerini kabul etmek, ona hürmet etmek, adı anıldığı vakit (Sallallahu aleyhi vesellem) demek, o ne söylemişse tereddütsüz kabul etmek ahlaki vazifelerimizdendirSonra kitabımız olan Kur’anı Kerime karşı hürmet etmek, o okununca sessizce dinlemek, onda emr edileni yapıp nehy edilenden uzaklaşmak ahlaki vazifelerimizdendirBedenin ve ruhun terbiyesiİslamda beden terbiyesinin yeri çok önemlidir. İnsanın dünya ve ahiret işlerini tam olarak yapabilmesi için önce sağlığına ve sıhhatine dikkat etmesi gerekirYemesine içmesine, uykusuna, dış görünümü ne, temizliğine, hastalanınca tedavisine dikkat et mek her insanın görevidir

    RUH TERBİYESİ
    Ruh Allah’tan gelmiştir ve yine Allah’a döne cektir. İnsanı meleklerden daha üstün yapan hayvanlardan daha aşağı kılan, insanı iyi ya da kötü yapan hep ruhtur. Bunun için ruhun sağlığı ve terbiyesi çok önemlidirRuhun sağlığı kuvvetli imanla, ibadetle beslenmesiyle, kötü huylardan arınmasıyla, takva yolunda yürümesiyle gerçekleşirRuh hastalıkların en felaketi kötü huylar ve dünya sevgisidir. İnsanın kötü ahlaklardan korun ması, dünya sevgisinden arınması, zikirle meşgul olması, ruhi hastalıkları def eder

    Aile Vazifeleri
    Aile her insanın mensup olduğu ufak topluluktur. Aile’yi karı, koca, ana, baba, çocuklar ve akrabalar teşkil ederBütün güzelliklerin kaynağı ailedir. İnsan büyüklerini saymayı, küçüklerini sevmeyi, bütün insanlarla iyi geçinmeyi, Allah’ına ve peygamberine karşı olan vazifesini ailesinden öğrenir. O bakımdan ailede verilen terbiyenin tesiri çok büyüktürÇocukların ana babalarına karşı vazifeleriAnasına, babasına sözü ile, malı ile iyilikte bulunmak, anaya, babaya öf bile dememek, onla ra karşı kaba ve sert söz kullanmamak, çağırdıkları vakit hemen gelmek, yanlarında yüksek sesle konuşmamak, çocukların ana babalarına karşı vazifeleridirKarı kocanın birbirlerine karşı görevleriHer şeyden önce aralarında samimi bir sevgi ve saygı olmalıdır
    Evlenmiş olan bir erkek evine karşı olan vazi felerini bilmeli, yuvasının sağlamlaştırmak için çalışmalıdırErkek evin dış işlerini düşünmeli ve her türlü ihtiyaçları karşılamalıdırErkeğin karısına din konusunda bir eksiği var sa öğretmesidirKoca, karısına karşı daima nazik ve yumuşak muamelede bulunmalıdır.Kadın, kocasına sevgi ve saygıyla bağlanmalı, ev idaresine ve çocukların terbiyesine dikkat etmelidirKadın kocasının kazandıklarını israf etmemelidir. Kocasına itaat eden müslüman kadının gide ceği yer cennettirKocasının istemediği kişileri eve almamalıdırİzinsiz ve lüzumsuz şekilde evden dışarı çıkmamalıdır

    Akraba hakları
    Akrabalar ailemizini bir parçasıdır. Onlara karşı yapılıcak görevlerimiz şunlardırOnlara sevgi ve saygı göndermek, yardıma muhtaç olanlara yardım etmek, onları unutmamak, hallerini ve hatırlarını sormak vazifemizdir

    Komşu Hakkı
    Komşular akrabalardan sonra bize en yakın olan kişilerdir. Dinimiz bize komşularımızla iyi geçinmeyi, gerek elimizle gerekse dilimizle onları
    incitmemeyi emr etmiştir. Komşusunu inci -tenler, onların dertleriyle ilgilenmeyenler, hasta olduklarında arayıp sormayanlar gerçek mümin sayılmazlarİslam Ahlakıyla ahlaklanmış bir müslümanın sıfatları
    1-Allah’ın birliğine, onun meleklerine, peygamberlerine ve onlara vermiş olduğu kitablara, ahiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, kaza ve kadere inanmak dil ile ikrar kalbi ile tasdik etmek>
    2-Hazreti Muhammed’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) gösterdiği şekilde namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekat vermek, yetimlere ve fakirlere yardım etmek

    3-Herhâlukârda Allah’a güvenmek, ve ondan asla ümidi kesmemek
    4-Anaya babaya itaat etmek
    5->Emanete hiyanetlik etmemek
    6-Verdiği sözde durmak
    7-Temiz olmak
    8-Dinen yasak olan şeylerden kaçınmak
    9-Yalan söylememek, yalan yere yemin etme mek
    10-Kibrilenmemek, kimeye karşı büyüklenmemek
    11-Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek
    12-En büyük gayesi hakiki bir müslüman olmaya çalışmak ve insanlara güzel örnek olmak.


  5. 01.Haziran.2011, 19:49
    3
    esin-ti
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Ocak.2009
    Üye No: 46167
    Mesaj Sayısı: 2,863
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33

    Cevap: Ahlak ile ilgili yazı,kompozisyon verirmisiniz?

    Kavramları gerçek manaları ile bütüncül ve işlevsel olarak algılamak ve yitirdiğimiz anlamları hayatın içerisinde yeniden yakalamak noktasındaki ana unsur hiç kuşkusuz ki , "ahlak" kavramıdır . Zira vahyin medeniyeti bir ahlak medeniyetidir . Ancak bugünün dünyasına baktığımızda tüm sistemin ahlaksızlık üzerine bina edildiğini müşahade etmekteyiz , kaba kuvvete dayanan , güçlünün zayıfı ezdiği rezil bir düzen. Bu da vahyin aydınlığı ile cahiliyyenin karanlığı arasındaki farkı gösteriyor bize.
    Şunu iyi bilmek gerekir ki , cahiliyye sadece belli bir tarihi dönemin adı değildir ; aksine gayri meşru / gayri ahlaki tutum ve davranışların hayata ve topluma hakim olduğu tüm zaman dilimleri birer cahiliyye dönemidir , tıpkı bugün olduğu gibi . Vahiy ise cahiliyyeye özgü adet ve davranış tarzlarını reddeder ve yalnızca ahlaki olanı meşru kılar . Son Nebi (S) , Allah'ın muazzez dinini "İslam güzel ahlaktır" diyerek tarif etmiştir ki , vahyin inşa ettiği ilk nesil müslümanlardan müteşekkil o güzide toplum gücünü manevi-ahlaki ilkelerden alan gerçek bir islam toplumu idi. Dolayısıyla bizler bugün tarihin o dönemini "Asr-ı saadet" olarak anmaktayız .

    Ancak ne var ki , günümüzde , özellikle de bizim toplumumuzda "ahlak" denildiği zaman yalnızca kadın-erkek arasındaki bir takım ilişkiler akla gelmekte ki, bu zihniyetin tabii sonucu olarak bugün ne yazık ki kendi içimizden gerçek anlamda ahlak kahramanları çıkaramıyoruz . Oysa bizim inancımızda ahlak önce tevhidle başlar . Öyle ki, kişinin onu yoktan yaratarak varlık alemine çıkaran , onun her türlü ihtiyacını karşılayan (yediren , içiren ve giydiren), hayatın içerisinde onu terbiye eden ve kemale erdiren yegane varlığı bir kenara bırakarak, O'nu hayatın içinden dışlayarak herhangi başka bir güce ya da varlığa tapması (kulluk etmesi) yahut eşi , benzeri , ortağı olmayan biricik yaratıcıya birtakım güçleri ve varlıkları eş koşması , O'nun yanı sıra başkalarına da yalvarıp yakarması dahi temelde ahlaki bir problemdir. Halbuki Allah tarafından yaratılmıştır insan , Rabb'i onu yaratmış , ona şekil vermiş , onu ölçülü ve dengeli kılmış ve sonra onu istediği herhangi bir surette terkib etmiş (İnfitar : 7-8) ve ona sayısız ihsan ve ikramda bulunmuştur. Allah'ın arzında yaşamaktadır insan , O'nun verdiği rızıkla beslenmekte ve hayatını idame ettirmektedir. Dolayısıyla insanın öncelikli görevi Allah'ın kendisine bildirdiği iman ilkelerini tasdik ederek , O'na hiçbir şeyi ortak koşmadan (tevhid) yalnızca yaratıcısına kulluk etmesidir .

    Zira insan fıtratı itibariyle Allah'ı yegane Rabb'i olarak tanıma (algılama) yetisine sahiptir . Varlık yapısı itibariyle Allah'ın yegane Rabb oluşuna tanıklık eden , tabiatıyla yeryüzünde O'nun emir ve yasakları doğrultusunda (manevi-ahlaki ilkeler bütününe riayet ederek) hareket edeceğine dair yüce yaratıcıyla ahidleşen insan (A'raf : 172-173) yaptığı bu antlaşmaya uygun davranmakla "ahseni takvim" üzere fıtratına uygun bir gidişat sergilemiş olur. Aksi halde yaratılış amacı dışında hareket eden insan devamlı surette yeryüzünde bozguna sebebiyet verir. Buna bağlı olarak insan , yaratılışındaki bu yapıya uygun hareket etmeye davet olunmaktadır.
    "Öyleyse sen yüzünü bir hanif olarak dine , Allah'ın o fıtratına çevir ki, insanları bunun üzere yaratmıştır . Allah'ın yaratışında hiçbir değişme yoktur . İşte dimdik ayakta duran din budur . Ancak insanların çoğu bilmezler." ( Rum : 30 )

    Dolayısıyla "din, insan hayatını gereğince düzene koyan ilahi bir sistemdir" , manevi-ahlaki değerler sistemi . Öyleyse insan için esas olan Allah'a ve baraberinde insanlara (haliyle tüm yaratılmışlara) karşı ahlaki hareket etmesidir. Diğer bir ifadeyle insan Allah'ın haklarını (hukukullah) ve diğer insanların haklarını (hukuku'n-nas) gözetmekle yükümlüdür ki , Kur'an bunu "iman ve salih amel" olarak formüle eder . Bu formül bizi biz yapan ahlakın ana başlığını teşkil etmektedir , bunun dışında ise insan için yalnızca hüsran vardır.(Asr suresi) Zira bu formülün dışında hareket eden insan , varlık kanunlarıyla çatışarak önce kendi nefsinde başlayan ve silsile halinde tabiatın geneline yayılan bir tahribatın müsebbibi haline gelir. Tabiatıyla günümüz dünyasının bizim için bir yıkım yurdu haline gelişinin yegane sebebi insanın genel itibariyle maddi-manevi her alanda sorumsuz ve gayri ahlaki hareket etmesidir. "İnsan eliyle karada ve denizde bozgun çıktı..."(Rum: 41) Oysa Allah şöyle buyurmuştur :
    "Ey insanlar ! Sizi de ve sizden öncekileri de yaratan Rabb'inize kulluk edin ki , sakınasınız / O'na karşı sorumluluğunuzun bilincine varasınız . O ki , yeryüzünü sizin için bir döşek ve göğü de bir bina kıldı ve gökten su indirdi de onunla size çeşitli ürünlerden rızık olarak çıkardı ; öyleyse artık bile bile Allah'a eşler koşmayın ."(Bakara : 21-22)
    Hiç kuşkusuz bu anlayış ayette ifade edildiği gibi sorumluluk bilincini de (takva) beraberinde getirir ve kişinin önce kendisine sonra da yakın çevresine , topluma ve tüm yaratılmışlara karşı ahlaki hareket etmesine zemin oluşturur . Ancak bu bilinçten yoksun olan insan kendisini her şeyden bağımsız ve tüm ihtiyaçlardan beri addederek her türlü ölçüyü çiğnemeye yönelik tutum ve davranışlarda bulunma eğilimi gösterir. Bu da yüce Rabb'in yaratılış itibariyle insanın tabiatına yerleştirdiği değişmez varlık kanunlarından bir tanesidir ki , genel itibariyle vahyin kendisinde hayat bulmadığı , henüz kıvamını bulmamış insan tipinde tecelli eder.

    "HAYIR ! Gerçek şu ki , insan azar
    kendisini müstağni gördüğünde !" (Alak : 6-7)
    Kendisini müstağni görmesine zemin hazırlayan güç , servet ve iktidar gibi unsurları bünyesinde toplayan insan bununla birlikte ilahi bir rehberliğe ihtiyaç duymaksızın kendisinin her istediğini yapabilecek bir konumda olduğunu vehmeder . Buna bağlı olarak da zaman içerisinde kendisini her türlü hüküm ve yetki sahibi addederek canlı-cansız tüm varlıklar üzerinde hiçbir manevi-ahlaki ölçü tanımaksızın tasarrufta bulunma yolunu tutar. Bununla birlikte insan zaman içerisinde her türlü ahlaksızlığı ( adaletsizliği , hırsızlığı , gaspı , acımasızlığı , cinayeti) bir başka ifadeyle her türlü zulmü meşru görme noktasına varır . Böylece her geçen gün azgınlıklarına bir yenisini ekleyen insan çeşitli aşamalardan geçtikten sonra azgınlığın en ileri derecesine ulaşır ki , bunun sonucunda kendi Rabliğini ve ilahlığını ilan ederek Firavunlaşır . Öyle ki , kendisini tüm varlıklar üzerinde hüküm , yetki ve tasarruf sahibi gören ve hiçbir manevi-ahlaki ölçü tanımayan bu zihniyet insanın insanla , tabiatla ve hatta yaratıcısı ile olan ilişkilerini dahi tekeline alarak kendi isteği doğrultusunda düzenleyebileceği şeytani düzenler (sistemler) inşa etmek suretiyle yeryüzünde fesada sebebiyet verir . Efendisinin ekmeğini yediği evde onu umursamayan köle misali Allah'ın arzında kendilerini yüce yaratıcıdan müstağni addederek bugün küresel çapta zulüm işleyen ve dünyayı kan gölüne çevirenlerin sahip oldukları zihniyet işte budur.
    Hem tarih hem de bugün yaşananlar bize açıkça göstermektedir ki , sınırlarını insanın çizdiği , vahiyden uzak "beşeri ahlak" anlayışı her daim insanlığın yıkımına yol açmıştır. Cahiliyye tıpkı bugün olduğu gibi bireysel ve toplumsal olarak ortaya konulan tüm eylem ve icraatların yalnızca kişinin ya da toplumun kısa vadedeki (anlık) menfaatleri doğrultusunda gerçekleştirilmesinden başka bir şey değildir. Oysa insan için gerçek anlamda fayda sağlayacak olan her hal ve şartta ahlaki davranmaktır, zira yalnızca ahlaki davranmak insanı adım adım nihai hedefe götürür ,
    "Şüphesiz senin için kesintisiz bir ecir var
    ve şüphesiz ki , sen pek büyük bir ahlak üzerindesin." ( Kalem : 3-4 )
    sözü edilen anlık menfaatler doğrultusunda hareket etmek ise deyim yerindeyse kişinin ya da toplumun yalnızca o günü kurtarmasını sağlar , bu nedenle kısa vadeli anlık menfaatler hiçbir zaman gerçek anlamda menfaat olarak değerlendirilemezler.

    "Hayır ! Doğrusu siz çabucak gelip geçmekte olanı seversiniz
    ve ahireti (sonradan gelecek olanı) terk edersiniz." ( Kıyamet : 20-21 )
    Dolayısıyla gelişen olaylar ve değişen şartlar neticesinde ihtiyaçları da anlık olarak değişebilen insanın , yüce yaratıcının vaz'ettiği manevi-ahlaki ilkeler istikametinde değil ; genel olarak vahyin süzgecinden geçmemiş , sadece dünyanın metaını (geçici yararını) elde etmeye yönelik , iğreti istek ve tutkuları (hevası) doğrultusunda hareket etmesi söz konusudur ki , heva insanın dalaletinin (sapkınlığının) temelini teşkil emektedir. Bunun altında yatan neden ise insanın Allah ve ahiret bilincinden yoksun olmasıdır . Bu bilinçten yoksun bir toplumun kıyameti ise an meselesidir . Kur'an bunu Davud (S)'in şahsında şöyle ifade eder :
    "Ey Davud ! Gerçek şu ki , seni yeryüzünde halife kıldık , öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet ve sakın iğreti istek ve tutkularına (heva) uyma , sonra seni Allah yolundan saptırır . Şüphesiz Allah'ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmalarından dolayı acıklı bir azap vardır." (Sad : 26)
    Sonuç itibariyle şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki , ancak ve ancak Allah'ın çağrısına icabet eden , Rabb'inin kelimeleri ile yoğrulan ve O'nun va'zettiği manevi-ahlaki ilkelere riayet eden örnek insan modeli yeryüzünü hakkıyla imar edebilir ve Allah'ın arzında özlenen aşkın medeniyeti tesis edebilir . İnsana yakışan bir biçimde yalnızca onu yaratanın önünde tevazu ile alçalan , güvenilir (tüm yaratılmışların kendisinden güvende olduğu) , temiz , iffetli , ahdine ve emanetine riayet eden, dürüst, adaletli ve merhametli olan , zorluklara göğüs germesini bilen "büyük ahlak sahibi", dolayısıyla yaratıcının kendisine güvendiği bir beşeriyet düşünün ki , bu da ancak "tevhidi ahlak" anlayışıyla mümkündür. Buna karşın bugün cahili bir dünyada ve cahili bir toplumda yaşamaktayız ve bizi biz yapan ahlaki değerlere bugün her zamankinden daha fazla muhtacız . Dünya hayatının geçici yararına aldanarak hevası doğrultusunda hareket eden cahili bir toplumda yaşıyor olmamız bizi bir kat daha fazla sorumlu kılmakta . "Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim" diyen kutlu elçinin yoluna tabi olmak demek onun sahip olduğu evrensel ahlaki değerlere sahip olmakla eşdeğer . Ve unutmamalıyız ki , hayatımızla hakikate tanıklık etmek ancak ve ancak doğru tutum ve davranışları ortaya koymakla mümkün . Bu nedenle gündemimiz her daim vahyi yaşamak olmalı . Vahyi yaşamak ve cahiliyyenin bağrına ahlak medeniyetinin tohumlarını atmak .
    Selam ve dua ile... Atilla Fikri Ergun



  6. 01.Haziran.2011, 19:49
    3
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥
    Kavramları gerçek manaları ile bütüncül ve işlevsel olarak algılamak ve yitirdiğimiz anlamları hayatın içerisinde yeniden yakalamak noktasındaki ana unsur hiç kuşkusuz ki , "ahlak" kavramıdır . Zira vahyin medeniyeti bir ahlak medeniyetidir . Ancak bugünün dünyasına baktığımızda tüm sistemin ahlaksızlık üzerine bina edildiğini müşahade etmekteyiz , kaba kuvvete dayanan , güçlünün zayıfı ezdiği rezil bir düzen. Bu da vahyin aydınlığı ile cahiliyyenin karanlığı arasındaki farkı gösteriyor bize.
    Şunu iyi bilmek gerekir ki , cahiliyye sadece belli bir tarihi dönemin adı değildir ; aksine gayri meşru / gayri ahlaki tutum ve davranışların hayata ve topluma hakim olduğu tüm zaman dilimleri birer cahiliyye dönemidir , tıpkı bugün olduğu gibi . Vahiy ise cahiliyyeye özgü adet ve davranış tarzlarını reddeder ve yalnızca ahlaki olanı meşru kılar . Son Nebi (S) , Allah'ın muazzez dinini "İslam güzel ahlaktır" diyerek tarif etmiştir ki , vahyin inşa ettiği ilk nesil müslümanlardan müteşekkil o güzide toplum gücünü manevi-ahlaki ilkelerden alan gerçek bir islam toplumu idi. Dolayısıyla bizler bugün tarihin o dönemini "Asr-ı saadet" olarak anmaktayız .

    Ancak ne var ki , günümüzde , özellikle de bizim toplumumuzda "ahlak" denildiği zaman yalnızca kadın-erkek arasındaki bir takım ilişkiler akla gelmekte ki, bu zihniyetin tabii sonucu olarak bugün ne yazık ki kendi içimizden gerçek anlamda ahlak kahramanları çıkaramıyoruz . Oysa bizim inancımızda ahlak önce tevhidle başlar . Öyle ki, kişinin onu yoktan yaratarak varlık alemine çıkaran , onun her türlü ihtiyacını karşılayan (yediren , içiren ve giydiren), hayatın içerisinde onu terbiye eden ve kemale erdiren yegane varlığı bir kenara bırakarak, O'nu hayatın içinden dışlayarak herhangi başka bir güce ya da varlığa tapması (kulluk etmesi) yahut eşi , benzeri , ortağı olmayan biricik yaratıcıya birtakım güçleri ve varlıkları eş koşması , O'nun yanı sıra başkalarına da yalvarıp yakarması dahi temelde ahlaki bir problemdir. Halbuki Allah tarafından yaratılmıştır insan , Rabb'i onu yaratmış , ona şekil vermiş , onu ölçülü ve dengeli kılmış ve sonra onu istediği herhangi bir surette terkib etmiş (İnfitar : 7-8) ve ona sayısız ihsan ve ikramda bulunmuştur. Allah'ın arzında yaşamaktadır insan , O'nun verdiği rızıkla beslenmekte ve hayatını idame ettirmektedir. Dolayısıyla insanın öncelikli görevi Allah'ın kendisine bildirdiği iman ilkelerini tasdik ederek , O'na hiçbir şeyi ortak koşmadan (tevhid) yalnızca yaratıcısına kulluk etmesidir .

    Zira insan fıtratı itibariyle Allah'ı yegane Rabb'i olarak tanıma (algılama) yetisine sahiptir . Varlık yapısı itibariyle Allah'ın yegane Rabb oluşuna tanıklık eden , tabiatıyla yeryüzünde O'nun emir ve yasakları doğrultusunda (manevi-ahlaki ilkeler bütününe riayet ederek) hareket edeceğine dair yüce yaratıcıyla ahidleşen insan (A'raf : 172-173) yaptığı bu antlaşmaya uygun davranmakla "ahseni takvim" üzere fıtratına uygun bir gidişat sergilemiş olur. Aksi halde yaratılış amacı dışında hareket eden insan devamlı surette yeryüzünde bozguna sebebiyet verir. Buna bağlı olarak insan , yaratılışındaki bu yapıya uygun hareket etmeye davet olunmaktadır.
    "Öyleyse sen yüzünü bir hanif olarak dine , Allah'ın o fıtratına çevir ki, insanları bunun üzere yaratmıştır . Allah'ın yaratışında hiçbir değişme yoktur . İşte dimdik ayakta duran din budur . Ancak insanların çoğu bilmezler." ( Rum : 30 )

    Dolayısıyla "din, insan hayatını gereğince düzene koyan ilahi bir sistemdir" , manevi-ahlaki değerler sistemi . Öyleyse insan için esas olan Allah'a ve baraberinde insanlara (haliyle tüm yaratılmışlara) karşı ahlaki hareket etmesidir. Diğer bir ifadeyle insan Allah'ın haklarını (hukukullah) ve diğer insanların haklarını (hukuku'n-nas) gözetmekle yükümlüdür ki , Kur'an bunu "iman ve salih amel" olarak formüle eder . Bu formül bizi biz yapan ahlakın ana başlığını teşkil etmektedir , bunun dışında ise insan için yalnızca hüsran vardır.(Asr suresi) Zira bu formülün dışında hareket eden insan , varlık kanunlarıyla çatışarak önce kendi nefsinde başlayan ve silsile halinde tabiatın geneline yayılan bir tahribatın müsebbibi haline gelir. Tabiatıyla günümüz dünyasının bizim için bir yıkım yurdu haline gelişinin yegane sebebi insanın genel itibariyle maddi-manevi her alanda sorumsuz ve gayri ahlaki hareket etmesidir. "İnsan eliyle karada ve denizde bozgun çıktı..."(Rum: 41) Oysa Allah şöyle buyurmuştur :
    "Ey insanlar ! Sizi de ve sizden öncekileri de yaratan Rabb'inize kulluk edin ki , sakınasınız / O'na karşı sorumluluğunuzun bilincine varasınız . O ki , yeryüzünü sizin için bir döşek ve göğü de bir bina kıldı ve gökten su indirdi de onunla size çeşitli ürünlerden rızık olarak çıkardı ; öyleyse artık bile bile Allah'a eşler koşmayın ."(Bakara : 21-22)
    Hiç kuşkusuz bu anlayış ayette ifade edildiği gibi sorumluluk bilincini de (takva) beraberinde getirir ve kişinin önce kendisine sonra da yakın çevresine , topluma ve tüm yaratılmışlara karşı ahlaki hareket etmesine zemin oluşturur . Ancak bu bilinçten yoksun olan insan kendisini her şeyden bağımsız ve tüm ihtiyaçlardan beri addederek her türlü ölçüyü çiğnemeye yönelik tutum ve davranışlarda bulunma eğilimi gösterir. Bu da yüce Rabb'in yaratılış itibariyle insanın tabiatına yerleştirdiği değişmez varlık kanunlarından bir tanesidir ki , genel itibariyle vahyin kendisinde hayat bulmadığı , henüz kıvamını bulmamış insan tipinde tecelli eder.

    "HAYIR ! Gerçek şu ki , insan azar
    kendisini müstağni gördüğünde !" (Alak : 6-7)
    Kendisini müstağni görmesine zemin hazırlayan güç , servet ve iktidar gibi unsurları bünyesinde toplayan insan bununla birlikte ilahi bir rehberliğe ihtiyaç duymaksızın kendisinin her istediğini yapabilecek bir konumda olduğunu vehmeder . Buna bağlı olarak da zaman içerisinde kendisini her türlü hüküm ve yetki sahibi addederek canlı-cansız tüm varlıklar üzerinde hiçbir manevi-ahlaki ölçü tanımaksızın tasarrufta bulunma yolunu tutar. Bununla birlikte insan zaman içerisinde her türlü ahlaksızlığı ( adaletsizliği , hırsızlığı , gaspı , acımasızlığı , cinayeti) bir başka ifadeyle her türlü zulmü meşru görme noktasına varır . Böylece her geçen gün azgınlıklarına bir yenisini ekleyen insan çeşitli aşamalardan geçtikten sonra azgınlığın en ileri derecesine ulaşır ki , bunun sonucunda kendi Rabliğini ve ilahlığını ilan ederek Firavunlaşır . Öyle ki , kendisini tüm varlıklar üzerinde hüküm , yetki ve tasarruf sahibi gören ve hiçbir manevi-ahlaki ölçü tanımayan bu zihniyet insanın insanla , tabiatla ve hatta yaratıcısı ile olan ilişkilerini dahi tekeline alarak kendi isteği doğrultusunda düzenleyebileceği şeytani düzenler (sistemler) inşa etmek suretiyle yeryüzünde fesada sebebiyet verir . Efendisinin ekmeğini yediği evde onu umursamayan köle misali Allah'ın arzında kendilerini yüce yaratıcıdan müstağni addederek bugün küresel çapta zulüm işleyen ve dünyayı kan gölüne çevirenlerin sahip oldukları zihniyet işte budur.
    Hem tarih hem de bugün yaşananlar bize açıkça göstermektedir ki , sınırlarını insanın çizdiği , vahiyden uzak "beşeri ahlak" anlayışı her daim insanlığın yıkımına yol açmıştır. Cahiliyye tıpkı bugün olduğu gibi bireysel ve toplumsal olarak ortaya konulan tüm eylem ve icraatların yalnızca kişinin ya da toplumun kısa vadedeki (anlık) menfaatleri doğrultusunda gerçekleştirilmesinden başka bir şey değildir. Oysa insan için gerçek anlamda fayda sağlayacak olan her hal ve şartta ahlaki davranmaktır, zira yalnızca ahlaki davranmak insanı adım adım nihai hedefe götürür ,
    "Şüphesiz senin için kesintisiz bir ecir var
    ve şüphesiz ki , sen pek büyük bir ahlak üzerindesin." ( Kalem : 3-4 )
    sözü edilen anlık menfaatler doğrultusunda hareket etmek ise deyim yerindeyse kişinin ya da toplumun yalnızca o günü kurtarmasını sağlar , bu nedenle kısa vadeli anlık menfaatler hiçbir zaman gerçek anlamda menfaat olarak değerlendirilemezler.

    "Hayır ! Doğrusu siz çabucak gelip geçmekte olanı seversiniz
    ve ahireti (sonradan gelecek olanı) terk edersiniz." ( Kıyamet : 20-21 )
    Dolayısıyla gelişen olaylar ve değişen şartlar neticesinde ihtiyaçları da anlık olarak değişebilen insanın , yüce yaratıcının vaz'ettiği manevi-ahlaki ilkeler istikametinde değil ; genel olarak vahyin süzgecinden geçmemiş , sadece dünyanın metaını (geçici yararını) elde etmeye yönelik , iğreti istek ve tutkuları (hevası) doğrultusunda hareket etmesi söz konusudur ki , heva insanın dalaletinin (sapkınlığının) temelini teşkil emektedir. Bunun altında yatan neden ise insanın Allah ve ahiret bilincinden yoksun olmasıdır . Bu bilinçten yoksun bir toplumun kıyameti ise an meselesidir . Kur'an bunu Davud (S)'in şahsında şöyle ifade eder :
    "Ey Davud ! Gerçek şu ki , seni yeryüzünde halife kıldık , öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet ve sakın iğreti istek ve tutkularına (heva) uyma , sonra seni Allah yolundan saptırır . Şüphesiz Allah'ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmalarından dolayı acıklı bir azap vardır." (Sad : 26)
    Sonuç itibariyle şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki , ancak ve ancak Allah'ın çağrısına icabet eden , Rabb'inin kelimeleri ile yoğrulan ve O'nun va'zettiği manevi-ahlaki ilkelere riayet eden örnek insan modeli yeryüzünü hakkıyla imar edebilir ve Allah'ın arzında özlenen aşkın medeniyeti tesis edebilir . İnsana yakışan bir biçimde yalnızca onu yaratanın önünde tevazu ile alçalan , güvenilir (tüm yaratılmışların kendisinden güvende olduğu) , temiz , iffetli , ahdine ve emanetine riayet eden, dürüst, adaletli ve merhametli olan , zorluklara göğüs germesini bilen "büyük ahlak sahibi", dolayısıyla yaratıcının kendisine güvendiği bir beşeriyet düşünün ki , bu da ancak "tevhidi ahlak" anlayışıyla mümkündür. Buna karşın bugün cahili bir dünyada ve cahili bir toplumda yaşamaktayız ve bizi biz yapan ahlaki değerlere bugün her zamankinden daha fazla muhtacız . Dünya hayatının geçici yararına aldanarak hevası doğrultusunda hareket eden cahili bir toplumda yaşıyor olmamız bizi bir kat daha fazla sorumlu kılmakta . "Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim" diyen kutlu elçinin yoluna tabi olmak demek onun sahip olduğu evrensel ahlaki değerlere sahip olmakla eşdeğer . Ve unutmamalıyız ki , hayatımızla hakikate tanıklık etmek ancak ve ancak doğru tutum ve davranışları ortaya koymakla mümkün . Bu nedenle gündemimiz her daim vahyi yaşamak olmalı . Vahyi yaşamak ve cahiliyyenin bağrına ahlak medeniyetinin tohumlarını atmak .
    Selam ve dua ile... Atilla Fikri Ergun



  7. 08.Mart.2012, 19:18
    4
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Ahlak ile ilgili yazı,kompozisyon verirmisiniz?

    GÜZEL AHLAK

    “Kıyâmet günü, amellerin tartıldığı teraziye konacak şeylerin en ağırı güzel ahlâktır.” (1) Sizce bu sözler sizlere neyi kastediyor? Nedir güzel ahlak? Kimilerine göre herkese iyi davranmak, diğerine küfür etmemek vs…
    Ahlakın güzellikleri çoktur. İlk önce arayanın telefonu kapatmasından, kötülüklere iyilikle muameleye kadar bütün güzellikler güzel ahlakın birer emaresidir.
    Güzel ahlak; kişinin takvasını ortaya çıkarır. İnsanlara karşı ahlaklı olmak hem sosyal anlamda hem de dini alemde istenilen bir durumdur.
    Güzel ahlak; bireyin çevresine, canlı-cansızlara gösterilen davranışlardaki titizliktir. Kendisine hedef olan gözlere su serpmektir. Aşina olan gönüllere taht kurmaktır. Huzur-u ilahiyede ahlak meyvelerini toplamaktır.
    Bir insan ne kadar güzel ahlaklı olursa, insanlar tarafından o kadar sevilir. Kendinden nefret eden insanlar ise yalnızca ahlaksız insanlardır. Mekkeli müşrikler Peygamberimiz (S.A.V) e “Muhammed-ül Emin” yani “Güvenilir Muhammed” demişlerdir. Sebebi neydi ki? Hem de küfür edip hakaret ettikleri bir liderdi o “Güvenilir Muhammed”… “Ben size şu vadide atlılar var. Hazırlık yapmışlar, üzerinize saldırmak istiyorlar desem, bana inanır mısınız?” “Evet inanırız. Çünkü şimdiye kadar hiçbir yalanını duymadık. Hep doğru söyledin.” İşte güzel ahlak. Başkalarının üzerinde güven kaynağı, güzel ahlakta saklı. Böyle kimseler kendi nefislerini aldatmadığı gibi başka kimselere de zarar vermezler. Müşrikler, Efendimiz (S.A.V) e etmediği işkenceler, söylemediği kötü sözler kalmamıştı. Pekala. Peki hangisi karşısına çıkıpta, “Sen yalancısın, sen bizleri hem mallarımız hem de canlarımız hususunda aldattın. Şehrimize senin yüzünden kervanlar gelmiyor. Çünkü senin hile yapmandan endişe ediyorlar” diyebildi. Hiçbiri… Hal bu ki hicret zamanında bile O (S.A.V), Hz. Ali’yi görevlendirerek emanetleri geri vermesini istemiştir.
    Güzel ahlaklı insanlar ayrıca mahlukat tarafından da sevilir. Mana aleminde ki meleklerin dostu haline gelir. Ondan öte ALLAH’ın çok değerli kullarından olur. Çünkü güzel ahlakın kaynağında ALLAH korkusu vardır. (Bkz. ALLAH Korkusu) Böylece güzel ahlak insanı cennete yaklaştırır. Kötülüklerden uzaklaştırır. ALLAH’ın rızasını kazandırır. Yüce ALLAH katında “doğru” olarak yazılır. BİİZNİLLAH, ALLAH, kötülüklerden, cahilin cühlünden, zalimin zulmünden, kafirin şerrinden, münafıkın nifakından korur.
    Güzel ahlak ortaya çıktı değil mi? Özgürlük kavramı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Dayanışma Vakıfları vs… Bu gibi ve bunlar gibi bir çok güzel şeyler güzel ahlakın birer parçasıdır. Bir zalim ne kadar çok zulüm ederse etsin, ister ki başkaları kendisine zulmetmesin, ahlaklı olsun. Kendisi de güzel ahlaklı olsaydı ya… Bu yüzden güzel ahlakla yaşantımızı garantiye alalım. Ki iki dünyamızda bizim için kazanç olsun. ALLAH, yar ve yardımcınız olsun.

    “Muhakkak ki sen yüce bir ahlâka sahipsin.” (2)
    “Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. Çünkü O, size çok düşkün mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.” (3)
    Edebsiz girme yola!
    Var, edeb öğren edeb!
    (Kaygusuz Abdal)


    (1): İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/343.
    (2): Kalem Suresi, 4.Ayet
    (3): Tevbe Suresi, 128.Ayet



  8. 08.Mart.2012, 19:18
    4
    Silent and lonely rains
    GÜZEL AHLAK

    “Kıyâmet günü, amellerin tartıldığı teraziye konacak şeylerin en ağırı güzel ahlâktır.” (1) Sizce bu sözler sizlere neyi kastediyor? Nedir güzel ahlak? Kimilerine göre herkese iyi davranmak, diğerine küfür etmemek vs…
    Ahlakın güzellikleri çoktur. İlk önce arayanın telefonu kapatmasından, kötülüklere iyilikle muameleye kadar bütün güzellikler güzel ahlakın birer emaresidir.
    Güzel ahlak; kişinin takvasını ortaya çıkarır. İnsanlara karşı ahlaklı olmak hem sosyal anlamda hem de dini alemde istenilen bir durumdur.
    Güzel ahlak; bireyin çevresine, canlı-cansızlara gösterilen davranışlardaki titizliktir. Kendisine hedef olan gözlere su serpmektir. Aşina olan gönüllere taht kurmaktır. Huzur-u ilahiyede ahlak meyvelerini toplamaktır.
    Bir insan ne kadar güzel ahlaklı olursa, insanlar tarafından o kadar sevilir. Kendinden nefret eden insanlar ise yalnızca ahlaksız insanlardır. Mekkeli müşrikler Peygamberimiz (S.A.V) e “Muhammed-ül Emin” yani “Güvenilir Muhammed” demişlerdir. Sebebi neydi ki? Hem de küfür edip hakaret ettikleri bir liderdi o “Güvenilir Muhammed”… “Ben size şu vadide atlılar var. Hazırlık yapmışlar, üzerinize saldırmak istiyorlar desem, bana inanır mısınız?” “Evet inanırız. Çünkü şimdiye kadar hiçbir yalanını duymadık. Hep doğru söyledin.” İşte güzel ahlak. Başkalarının üzerinde güven kaynağı, güzel ahlakta saklı. Böyle kimseler kendi nefislerini aldatmadığı gibi başka kimselere de zarar vermezler. Müşrikler, Efendimiz (S.A.V) e etmediği işkenceler, söylemediği kötü sözler kalmamıştı. Pekala. Peki hangisi karşısına çıkıpta, “Sen yalancısın, sen bizleri hem mallarımız hem de canlarımız hususunda aldattın. Şehrimize senin yüzünden kervanlar gelmiyor. Çünkü senin hile yapmandan endişe ediyorlar” diyebildi. Hiçbiri… Hal bu ki hicret zamanında bile O (S.A.V), Hz. Ali’yi görevlendirerek emanetleri geri vermesini istemiştir.
    Güzel ahlaklı insanlar ayrıca mahlukat tarafından da sevilir. Mana aleminde ki meleklerin dostu haline gelir. Ondan öte ALLAH’ın çok değerli kullarından olur. Çünkü güzel ahlakın kaynağında ALLAH korkusu vardır. (Bkz. ALLAH Korkusu) Böylece güzel ahlak insanı cennete yaklaştırır. Kötülüklerden uzaklaştırır. ALLAH’ın rızasını kazandırır. Yüce ALLAH katında “doğru” olarak yazılır. BİİZNİLLAH, ALLAH, kötülüklerden, cahilin cühlünden, zalimin zulmünden, kafirin şerrinden, münafıkın nifakından korur.
    Güzel ahlak ortaya çıktı değil mi? Özgürlük kavramı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Dayanışma Vakıfları vs… Bu gibi ve bunlar gibi bir çok güzel şeyler güzel ahlakın birer parçasıdır. Bir zalim ne kadar çok zulüm ederse etsin, ister ki başkaları kendisine zulmetmesin, ahlaklı olsun. Kendisi de güzel ahlaklı olsaydı ya… Bu yüzden güzel ahlakla yaşantımızı garantiye alalım. Ki iki dünyamızda bizim için kazanç olsun. ALLAH, yar ve yardımcınız olsun.

    “Muhakkak ki sen yüce bir ahlâka sahipsin.” (2)
    “Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. Çünkü O, size çok düşkün mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.” (3)
    Edebsiz girme yola!
    Var, edeb öğren edeb!
    (Kaygusuz Abdal)


    (1): İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/343.
    (2): Kalem Suresi, 4.Ayet
    (3): Tevbe Suresi, 128.Ayet



  9. 17.Mart.2015, 20:17
    5
    Misafir

    Cevcryyap: Ahlak ilee ilgili yazı,kompozisyon verirmisiniz?

    çok lazım oldu toplumun ahlakının düzelmesi bazen kendimizden başlamamız lazım


  10. 17.Mart.2015, 20:17
    5
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    çok lazım oldu toplumun ahlakının düzelmesi bazen kendimizden başlamamız lazım





+ Yorum Gönder