Konusunu Oylayın.: Küfre razı olmak, birine kafir demek veya ben kafirim demek konularını izah eder misiniz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Küfre razı olmak, birine kafir demek veya ben kafirim demek konularını izah eder misiniz?
  1. 30.Mayıs.2011, 22:57
    1
    Misafir

    Küfre razı olmak, birine kafir demek veya ben kafirim demek konularını izah eder misiniz?






    Küfre razı olmak, birine kafir demek veya ben kafirim demek konularını izah eder misiniz? Mumsema Küfre razı olmak, birine kafir demek veya ben kafirim demek konularını izah eder misiniz?


  2. 30.Mayıs.2011, 22:57
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 30.Mayıs.2011, 23:09
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Küfre razı olmak, birine kafir demek veya ben kafirim demek konularını izah eder misiniz?




    Önce İslam’da kural olarak şunu biliyoruz ki, küfre razı olmak küfürdür. Küfür ve iman, ikisi de insanın özgür iradesine bağlı olarak kendini gösteren unsurlardır. “Dinde zorlama yoktur.”(Bakara, 2/256) mealindeki ayette bu gerçeğe de vurgu yapılmıştır. Bu yüzden iman ve küfrün tercihi insanın arzu ve temayüllerine göre şekillenecektir.
    Bu gizli temayüllerin bir kısım dışa yansıyan sinyalleri olmakla beraber, bunlar her zaman aynı sonuca götürmez.
    Örneğin, bir konuda “tebessüm etmek” her zaman tebessüm edenin hoşnutluğunu göstermez. Başka bir çıkış yolu bulmamaktan dolayı -sinirsel bir refleks olarak, teneffüs etme, bir nefes alma adına, çaresizlikten kaynaklanan veya karşıdaki düşüncenin komikliğinden meydana gelen nice tebessümler vardır.
    Bu tür küfür kusmalara karşı, felsefî / fikrî, bilimsel susturucu silahla verilecek cevabımız varsa vereceğiz, yoksa orayı –acı bir tebessümle- terk edeceğiz. Çünkü, bu asırda Kur’an bizden, fikir ve ilimle yapılacak mücadeleyi istiyor; sözlü veya fiilî şiddet içerikli her türlü mücadele üslubunu yasaklıyor. Çünkü, bu fitne asrında İslam’ın güzel mesajlarının anlaşılıp algılanması için, kafaların normal çalıştığı, akılların normal tepki verdiği barış ve huzur ortamına ihtiyaç vardır. Şiddet ise, bu normal düşüncenin oluşacağı atmosferi tamamen ortadan kaldırıyor.
    Kur’an’ın güzelliklerini görmek ve göstermek için, kör hissiyata değil, akl-ı selime ihtiyaç vardır. İnsanî bazdaki diyalogun kapısını açmak, kin, nefret, düşmanlık ve husumetin hâkim olduğu kavga kapısını kapatmak gerekir.
    Kalben Müslüman olduğu halde -bir cebir ve zorlama altında olmaksızın- “ben kâfirim” veya “keşke İslam’dan haberim olmasaydı” şeklindeki ifadeler, ya maymun iştihalı yalancı bir delinin veya doğru bir mürteddin sözleridir.
    Şunu asla unutmamak gerekir ki; İslam’da iki ayrı hüküm merkezi vardır. Biri din, biri formel hukuktur. Formel hukukun alanı dışa yansıyanlara göre hüküm vermektir. Dinin alanı –bir cihette- kalbe ait olan hususlara bakmaktır. Dışa yansıyanlara göre hükmeden mahkemelerdir. Diğer hususlarla birlikte, kalbe ait hususların hesabını gören ise, mahşerdeki ilahî adalettir, oradaki mahkemedir. Bu sebeple, ağzımızdan çıkan söz veya beden dilinin kullandığı sözcüklere göre hüküm vermek buradaki hâkimlerin işidir. Şayet bu sözler kalpteki imanla gerçekten bir çelişki teşkil etmişse, yani, gerçekten imanlı olduğu halde böyle küfür sözcüklerini kullanmış ve insanlar da bu dünyada o sözlerin sahibine kâfir damgasını vurmuş olsalar bile, Deyyan-ı Mutlak Olan Allah, onu orada temize çıkarır. Çünkü orası aynı zamanda bir temyiz mahkemesidir.
    Öyle ümit ediyoruz ki bu açıklamalar, Hz. Ömer (ra)’in
    “Biz zahire göre hükmederiz; bize iyi tarafını gösterenleri, biz de iyi algılar ve onları severiz. Aksine bize kötü taraflarını gösterenleri de kötü görecek ve onlara kızacağız. Bunların gizli taraflarını ise Allah’a havale ederiz.”(Müsned, I/41)
    mealindeki ifadesinin anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Hatta bu husus bizzat Hz. Peygamber (a.s.m) tarafından uygulanmış ve Tebuk seferine katılmayan seksen küsur insanın mazeretlerini “açıkça beyan ettikleri ifadeleri doğrultusunda kabul etmiş ve gizli taraflarını Allah’a havale etmiştir”(bk. Buharî, Magazî, 79).
    “O gün bütün sırlar ortaya dökülecek.”(Tarık, 86/9)
    mealindeki ayetin vurguladığı sırlardan bir kısmını da bu çerçevede anlamak gerekir. Kapalı kutular açılacak, kalbin manevî kapakçıkları kaldırılacak, vicdan deposunun kapıları ardına kadar açılacak ve her şey olduğu gibi mahşer ekranına taşınacaktır.
    Her şeye rağmen tekfir mekanizmasını kullanmaktan çekinmek her zaman faydalıdır. Çünkü, kafir bir insana kâfir demek bir sevap getirmez, fakat mümin bir kimseye kâfir demek, büyük bir vebaldir. O gün rezil ve rüsvay olmaktan Allah’a sığınırız.
    SİE


  4. 30.Mayıs.2011, 23:09
    2
    Silent and lonely rains



    Önce İslam’da kural olarak şunu biliyoruz ki, küfre razı olmak küfürdür. Küfür ve iman, ikisi de insanın özgür iradesine bağlı olarak kendini gösteren unsurlardır. “Dinde zorlama yoktur.”(Bakara, 2/256) mealindeki ayette bu gerçeğe de vurgu yapılmıştır. Bu yüzden iman ve küfrün tercihi insanın arzu ve temayüllerine göre şekillenecektir.
    Bu gizli temayüllerin bir kısım dışa yansıyan sinyalleri olmakla beraber, bunlar her zaman aynı sonuca götürmez.
    Örneğin, bir konuda “tebessüm etmek” her zaman tebessüm edenin hoşnutluğunu göstermez. Başka bir çıkış yolu bulmamaktan dolayı -sinirsel bir refleks olarak, teneffüs etme, bir nefes alma adına, çaresizlikten kaynaklanan veya karşıdaki düşüncenin komikliğinden meydana gelen nice tebessümler vardır.
    Bu tür küfür kusmalara karşı, felsefî / fikrî, bilimsel susturucu silahla verilecek cevabımız varsa vereceğiz, yoksa orayı –acı bir tebessümle- terk edeceğiz. Çünkü, bu asırda Kur’an bizden, fikir ve ilimle yapılacak mücadeleyi istiyor; sözlü veya fiilî şiddet içerikli her türlü mücadele üslubunu yasaklıyor. Çünkü, bu fitne asrında İslam’ın güzel mesajlarının anlaşılıp algılanması için, kafaların normal çalıştığı, akılların normal tepki verdiği barış ve huzur ortamına ihtiyaç vardır. Şiddet ise, bu normal düşüncenin oluşacağı atmosferi tamamen ortadan kaldırıyor.
    Kur’an’ın güzelliklerini görmek ve göstermek için, kör hissiyata değil, akl-ı selime ihtiyaç vardır. İnsanî bazdaki diyalogun kapısını açmak, kin, nefret, düşmanlık ve husumetin hâkim olduğu kavga kapısını kapatmak gerekir.
    Kalben Müslüman olduğu halde -bir cebir ve zorlama altında olmaksızın- “ben kâfirim” veya “keşke İslam’dan haberim olmasaydı” şeklindeki ifadeler, ya maymun iştihalı yalancı bir delinin veya doğru bir mürteddin sözleridir.
    Şunu asla unutmamak gerekir ki; İslam’da iki ayrı hüküm merkezi vardır. Biri din, biri formel hukuktur. Formel hukukun alanı dışa yansıyanlara göre hüküm vermektir. Dinin alanı –bir cihette- kalbe ait olan hususlara bakmaktır. Dışa yansıyanlara göre hükmeden mahkemelerdir. Diğer hususlarla birlikte, kalbe ait hususların hesabını gören ise, mahşerdeki ilahî adalettir, oradaki mahkemedir. Bu sebeple, ağzımızdan çıkan söz veya beden dilinin kullandığı sözcüklere göre hüküm vermek buradaki hâkimlerin işidir. Şayet bu sözler kalpteki imanla gerçekten bir çelişki teşkil etmişse, yani, gerçekten imanlı olduğu halde böyle küfür sözcüklerini kullanmış ve insanlar da bu dünyada o sözlerin sahibine kâfir damgasını vurmuş olsalar bile, Deyyan-ı Mutlak Olan Allah, onu orada temize çıkarır. Çünkü orası aynı zamanda bir temyiz mahkemesidir.
    Öyle ümit ediyoruz ki bu açıklamalar, Hz. Ömer (ra)’in
    “Biz zahire göre hükmederiz; bize iyi tarafını gösterenleri, biz de iyi algılar ve onları severiz. Aksine bize kötü taraflarını gösterenleri de kötü görecek ve onlara kızacağız. Bunların gizli taraflarını ise Allah’a havale ederiz.”(Müsned, I/41)
    mealindeki ifadesinin anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Hatta bu husus bizzat Hz. Peygamber (a.s.m) tarafından uygulanmış ve Tebuk seferine katılmayan seksen küsur insanın mazeretlerini “açıkça beyan ettikleri ifadeleri doğrultusunda kabul etmiş ve gizli taraflarını Allah’a havale etmiştir”(bk. Buharî, Magazî, 79).
    “O gün bütün sırlar ortaya dökülecek.”(Tarık, 86/9)
    mealindeki ayetin vurguladığı sırlardan bir kısmını da bu çerçevede anlamak gerekir. Kapalı kutular açılacak, kalbin manevî kapakçıkları kaldırılacak, vicdan deposunun kapıları ardına kadar açılacak ve her şey olduğu gibi mahşer ekranına taşınacaktır.
    Her şeye rağmen tekfir mekanizmasını kullanmaktan çekinmek her zaman faydalıdır. Çünkü, kafir bir insana kâfir demek bir sevap getirmez, fakat mümin bir kimseye kâfir demek, büyük bir vebaldir. O gün rezil ve rüsvay olmaktan Allah’a sığınırız.
    SİE





+ Yorum Gönder