Konusunu Oylayın.: Aile içi huzursuzluğun (geçimsizliğin) sebebi neden kaynaklanıyor olabilir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Aile içi huzursuzluğun (geçimsizliğin) sebebi neden kaynaklanıyor olabilir?
  1. 30.Mayıs.2011, 11:51
    1
    Misafir

    Aile içi huzursuzluğun (geçimsizliğin) sebebi neden kaynaklanıyor olabilir?






    Aile içi huzursuzluğun (geçimsizliğin) sebebi neden kaynaklanıyor olabilir? Mumsema Aile içi huzursuzluğun (geçimsizliğin) sebebi nedir?


  2. 31.Mayıs.2011, 21:19
    2
    Ensar
    لا اله ا لا ا لله

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Eylül.2009
    Üye No: 56476
    Mesaj Sayısı: 1,818
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19
    Bulunduğu yer: Kuzey Yarım Küre

    Cevap: Aile içi huzursuzluğun (geçimsizliğin) sebebi neden kaynaklanıyor olabilir?




    Hiçbir evlilik, ‘aile içi şiddet’ konusuna malzeme olma niyetiyle başlamaz Aksine, kadın ve erkek hayatında belki de en toz pembe hayallerini evlilik üzerine inşa eder:
    “Sevgilim, kırmızı panjurlu bir evimiz olacak, bahçesinde oyun oynayan çocuklarımızla mutlu bir hayat süreceğiz”
    Ne var ki, hayatın gerçekleri, hemen her zaman, filmlerdeki kötü adamlar gibi, bu hayallerin gerçeğe dönüşmesini engelleyen rolle çıkar evlilik adayların karşısına Daha taraflar evlilik kararı alıp almama arasında gidip gelirken, o boş zamanlarda özene bezene süslenmiş olan hayaller, birden, en büyük düşmanıyla karşılaşır: çatışma!
    Tarafların birbirleriyle yakınlaşması ilerledikçe, çatışmalar da büyür ve derinleşir Ama belki de ilk çatışma, evlilik hayallerinin kendisi üzerinde meydana gelir Çiftler daha evlenmemişken, hayalleri üzerinde çatışma deneyimi yaşarlar:
    “Hayır sevgilim, ben kırmızı panjurlu değil, yeşil panjurlu bir evde oturalım istiyorum”
    İşte bu söz, taraflardan her birinin kendi zihninde, ama karşısındaki kişiyi de dahil ettiği hayale çekilen ilk sınırdırAslında, taraflar, ilk defa, birbirlerini gerçekten tanıma noktasına gelmişlerdir Gerçekliğin eşiğine şimdi gelinmiştir
    Bundan sonraki süreç, tarafların hayalleri ile karşılaştığı gerçek durumlar arasındaki farkı ne kadar başarılı bir ölçüde tolere edip edemeyeceği ile ilgilidir
    Halk arasında ‘cicim ayları’ olarak ifade edilen evliliğin ilk birkaç ayı boyunca, genellikle, çiftler olabildiğince çatışmalardan uzak durmaya, çatışmaları ‘görmemeye’ çalışırlar Ama bir vakit sonra, mızrak çuvala sığmaz olur ve çiftler kaçınılmaz bir şekilde çatışmalarıyla yüzleşmek zorunda kalır Genellikle, en büyük çatışmalar da bu evrede yaşanır
    Eşler arası çatışma
    Eşler arasında yaşanan çatışmaların temelinde, her şeyden önce, evlilik gibi bir deneyimin ilk defa yaşanıyor oluşu gelir Her iki taraf da, yıllar yılı alışkın oldukları çevrelerini terketmiş ve yeni bir çevreye adım atmışlardır Üstelik, ‘aile’ adı verilen bu yeni çevreyi, tüm sorumluluklarıyla beraber, kendileri oluşturmak, aile evine tuğlaları birer birer kendileri koymak durumundadır
    Bu durum, ister istemez, eşler üzerinde ciddi bir yük oluşturur Dahası, henüz birbirleriyle ilgili olarak ‘tanıma’ süreçleri bitmemiştir Eşler evliliklerini sağlam bir temele oturtmak için birbirlerini iyice tanımak ve birbirlerine tam anlamıyla güvenmek ihtiyacı hissederler Bu süreçte, eşlerin evlilik öncesi birbirleri hakkında zihinlerinde taşıdığı düşüncelerde ciddi değişiklikler olabilir Çevremizde sıkça duyduğumuz gibi, “Ben seni böyle tanımıyordum,” yakınmaları bu dönemin tipik özelliklerindendir
    Eşler açısından çatışmanın özü ise şudur: “Önümüzde evlilik gibi halletmemiz gereken ciddi bir iş var, fakat ben bu konuda sana tam olarak güvenip güvenemeyeceğimi bile bilmiyorum daha” Tüm bu zihinsel yüklere, hemen hemen tüm evliliklerde yaşanan bir başka sorgulama da eşlik eder: “Acaba doğru kişiyle mi evlendim?”
    Bu temel çatışma ve sorgulamaların dışında, eşler arasında ‘ekonomik sorunlar’dan, ‘eşlerin aileleriyle ilişkileri’ne; ‘iletişim biçimleri’nden, ‘evde kararların nasıl alınacağı’na; ‘eşlerden birinin mi yoksa ikisinin birden mi çalışacağı’ndan, ‘ev işlerinde iş bölümünün nasıl yapılacağı’na; ‘pazar alışverişini kimin yapacağı’ndan, ‘diş macununu ortadan mı yoksa ucundan mı sıkıldığı’na kadar pekçok konuda çatışma yaşanır
    Evliliğin ilk bir iki yılı, bu sorunların nispeten istikrarlı bir çözüme kavuşturulmaya çalışıldığı yıllardır Eşlerin anlayış düzeyleri ve olgunlukları nispetinde bu süre uzayıp kısalabilir Aslında evliliğin tamamı da, eşler arasındaki uyumun derinleşerek daha köklü bir istikrar düzeyine ulaşması çabası olarak okunabilir
    Burada belirtilmesi gereken nokta, yaşanan ve yaşanma ihtimali olan bu çatışmaların aslında çok doğal ve normal olduğudur Bu çatışmaları bir patoloji olarak görmek, evliliğin doğası hakkında ciddi bir yanılgıdır Çünkü, ait oldukları yerden alınıp tek bir kovaya dökülen soğuk ve sıcak suyun belli bir etkileşim sonrasında ortak bir ısıya kavuşması gibi, eşler de evlilik potası içinde ortak bir anlayış ve duyuş birliğine, ancak bu çatışmalar sonucunda ulaşırlar
    Çatışmalar, aslında, bir taraftan eşlerin birbirlerini daha iyi tanıma fırsatı, bir taraftan da evliliğin başarılı olup olmayacağının sınanma yeridir Çünkü eşlerin kendi tercihlerinde ne kadar ısrarcı, eşinin tercihlerine ne ölçüde saygılı olduğu, bu çatışmalar neticesinde belli olur
    Hatta bir adım daha ileriye giderek söylersek, çatışmaların, eşler arasında daha iyi ilişkilerin oluşturulması, psikolojik açıdan eşlerin olgunlaşmaları, aile içinde etkinlik ve verimliliğin geliştirilmesi, sorunlara daha iyi çözümler getirilmesi, eşler arasında ahenkli bir birlikteliğin sağlanması noktasında önemli bir rolü olduğu da söylenebilir
    Çatışmayı çözme becerisi
    Tabii, bu faydalar çatışmaların adil ve uygun bir biçimde çözüme kavuşturulabilmesi hâlinde geçerlidir Tüm mesele, çatışmaların doğru biçimde çözümlenmesinde düğümlenmektedir Sorunlu evlilikler genellikle çatışmaların çözüme ulaşamadığı ve giderek evliliğin bir girdabın daireleri gibi üzücü sona doğru ilerlediği evliliklerdir Sorunların bir çözüme kavuşturulması ise elbette bir dizi şartın yerine getirilmesine bağlıdır
    Bir defa, çatışmaların sağlıklı bir biçimde çözüldüğü ailede, eşler birbirlerini iyi tanır ve duygular karşılıklı olarak hissedilir ve paylaşılır Duygu ve düşünceler olduğu gibi, yani abartılmadan ortaya konur Daima sükûnet korunurTaraflar kendileri için önemli olan hususları serbestçe ifade ederler
    Sorunlar şimdiki bağlam içinde ele alınır ve eski birikimler işin içine sokulmaz Kesinlikle öğüt verme gibi karşı tarafa yanlış yaptığı ve anlaşılmadığı hissi yaşatacak davranışlardan sakınılır
    Keskin biçimde yargılamaya gidilmez Kişiler kendi duygu ve düşüncelerini ifade edebilir Duygu ve düşünceler, ne az ne eksik, olduğu gibi ifade edilir Karşı tarafın beklentisine ya da ‘en mükemmel’e göre ayarlanmaz
    Konunun özü ile konuya ilişkin olmayan ayrıntılar birbirinden ayırd edilir Örneğin, aile içinde biri eve geç geldiğinde, ne kadar geç kalındığı değil, niye geç kalındığı, hatta niyetin ne olduğu üzerinde durulur
    Çatışmanın çözümünde, taraflar birbirlerini pozitif bir tutum içinde dinler “O sussun da, ben ona ne diyeceğimi çok iyi biliyorum,” şeklinde, saldırgan bir tutum sergilemez ya da sözünü kesmez Böylece taraflar birbirlerine “seni dikkate alıyorum ve seni önemsiyorum,” mesajını verir
    Bir konuşma sırasında yalnız bir çatışma üzerinde durulur; başka çatışma konuları çatışmaya katılmaz Örneğin, “Hem geç kalıyorsun, hem de bana yardım etmiyorsun,” diyerek, iki konu birden ortaya atılmaz
    Tek kişinin haklı çıkması yerine, iki tarafın da üzerinde anlaşabileceği bir çözüme yönelinilir “Ben haklıyım, sen yanlış hareket ediyorsun,” tarzında davranılmaz Çözümlerin, her iki tarafın da kabul edebileceği, gerçekçi ve gerçekleştirilebilir ölçüde belirgin ve dengeli olmasına dikkat edilir “Sen” yerine “Biz,” “Sen yapmalısın!” yerine “Biz yapmalıyız,” biçiminde ifadelerin kullanılmasına özen gösterilir
    Tehlike sinyalleri
    Buna karşılık, eşler arasındaki iletişimi sabote eden birtakım tutum ve davranışlar, bir bütün olarak evliliği de gün geçtikçe daha olumsuz bir noktaya taşıyan ‘tehlike sinyalleri’dir
    Çatışmaların sağlıklı bir biçimde çözüldüğü ailelere karşılık, bunların marazîleştiği ailelerde, ya eşlerden birinin diğerine (genellikle kadın kocasına) bütünüyle boyun eğmek zorunda kaldığı; ya da eşler arasında sürekli bir güç mücadelesi yaşandığı görülür Böyle ailelerde, modern zamanın zihinlere zerk ettiği bireycilik fikri doğrultusunda hareket eden eşler, sürekli olarak, karşı tarafı kontrolü altına almaya çalışır Evliliğin neslin devamı, kadın ve erkeğin birbirlerini tamamlayarak olgunlaşmaları, iffetlerini korumaları, sağlıklı bir cemiyet hayatının teşekkülü gibi hikmetlere binaen Allah’ın lütfettiği bir hayır olduğu unutulur
    Eşler arasında duygu alışverişi çok azdır Aile ortamına sevgisizlik ve anlayışsızlık hâkimdir Ne akşam eve yorgun argın gelen koca, karısından güler yüzlü bir karşılama görür; ne de kadın çabalarına karşılık kocasından bir takdir ve teşekkür cümlesi duyar
    Aile ortamına sevgi ve anlayıştan ziyade, güçlü olan eşin diğerini sürekli denetim altında tutmaya çalışması damgasını vurur Bu yüzden, zayıf olan eş duygu ve düşüncelerini ifade ederken hep korku içindedir Ya da duygularını ifade etmekten çekinmektedir Söyleyeceklerini hep önceden kestirmek zorundadır
    Eşler birbirlerinden yapabildikleri kadarını değil, en mükemmelini ister Temelde aile ferdleri arasında ötekini onaylama ve kabul etme krizi yaşanır Yapılanın takdir edilmesi yerine, sürekli olarak ‘olması gereken’ vurgusu yapılır Bu yüzden, her şey göstermeliktir; ötekinin beğenmesi için yapılır
    Bu tarz bir mükemmeliyetçilik sonucunda aile ferdleri kendilerinin oldukları haliyle hiçbir değerlerinin olmadığı, kendi düşünüş ve davranışının önemsiz olduğu hissine kapılırlar Böylesi bir ortamda yetişen çocuklar da, umutsuzluk duygusuyla yaşar ve kendilerini değersiz ve yetersiz bulurlar
    Yaşanan olaylar çoğu zaman olduğu gibi kabul edilmez Hep bir suçlama konusu yapılır Her şeyin denetim altında tutulması ve mükemmel olması gerektiği düşüncesi hâkimdir Dolayısıyla, aile ferdleri değersizlik duygusunun yanı sıra, kaygı ve utanç duygusu da yaşarlar Böylece tamamen dışa bağımlı, kendi iç dünyasıyla kopuk, robot gibi yaşayan bir insan tipi, aile ortamında geçerli hâle gelir
    Kırgınlık ve küskünlükler, ifade edilemeden ve çözümsüz bir biçimde sürdürülür Aile ferdleri birbirlerini anlamaz, birbirlerine anlayış göstermez
    Nihayet, eşler arasında birbirine güven aslında yoktur Güven var gibi gözükse de, temelde güvensizlik vardır
    Ve şiddet
    Aile içinde görülen tüm bu hatalar, ister istemez, aile ferdlerinin ruhlarına huzursuzluk ve gerginliğin hâkim olmasına neden olur Çatışmalar çözümsüz kaldığı gibi, evlilik de yavaş yavaş mutsuz ve umutsuz bir mecraya doğru sürüklenmeye başlar
    Ve şiddet, önce, kendisini tartışmalar ve sonrasında âni patlamalar şeklinde gösterir Sağlıklı bir iletişimin başarılamaması ve kızgınlıkların doğru bir dille aktarılamaması, bu tartışmalar esnasında kızgınlığın hızla fiziksel şiddete dönüşmesine yol açar Taraflar psikolojik açıdan çok yüklü ve incinmiş olduğu için, genellikle kavgayı başlatan küçük çatışma konusu unutulur; bir tür genel meydan muharebesi havası ortamı belirler
    Kuşkusuz, şiddetin ortaya çıkışında, bu davranışın bir çözüm yolu olarak ‘öğrenilmiş’ olmasının da önemli bir rolü vardırYapılan araştırmalarda fiziksel şiddete başvuran eşlerin, kendi ailelerinde buna tanık oldukları ve bir şekilde bu davranışı modelledikleri görülmüştür
    Kritik olan nokta, huzursuzluk, kızgınlık ve nihayet sonu şiddete çıkan süreçte, sağlıklı iletişime dayalı çatışma çözme biçimlerinin ya çok az kullanılması ya da hiç kullanılmamasıdır Burada duyguların kızgınlığa ve öfkeye dönüşmeden evvel ifade edilmesi önemlidir Özellikle eşler huzursuz oldukları konularda, “Eve geldiğinde benimle suçlayıcı konuşman beni sinirlendiriyor,” “Ben bir şey anlatmaya çalıştığımda sözümü kesip bağırmaya başladığında çok kırılıyorum,” diyerek kendilerini neyin huzursuz ettiğini ve kızdırdığını ifade etmelidirler
    Tabii, bunun yanında, eşlerin cümleyi olumluya çevirerek, “Ben geldiğimde hatırımı sorman beni mutlu ediyor,” “Bir sorunun olduğu zaman benimle paylaşman hoşuma gidiyor,” “Benimle bağırmadan konuştuğunda seni daha iyi anlıyorum ve daha huzurlu oluyorum,” demeleri de, eşlerin memnuniyetleriyle beraber, birbirlerinden tam olarak ne istediklerini ifade etmeleri bakımından çok faydalı ve çatışmaların daha başlamadan bitmesinde çok etkilidir
    Özellikle günümüz şehir hayatında eşlerin iletişim becerilerini çok ama çok geliştirmeleri ve çatışmaları fiziksel, psikolojik ya da ekonomik şiddet boyutuna varmadan çözmeleri, çözemedikleri noktada ise yine şiddete başvurmadan iki tarafın saygı duyduğu bir büyüğün hakemliğine başvurmaları çok önemlidir
    Unutmayalım ki, en büyük örneğimiz Sevgili Peygamberimiz de hayatı boyunca hiçbir kadına el kaldırmamıştır Bu, eşleriyle sorun yaşamadığından dolayı değil, sorunu bu şekilde çözmeyi tercih etmeyişindendir Peygamberimiz, çatışmalar ciddi boyuta vardığında, eşinden bir ya da birkaç gün uzak durmuş ama hiçbir zaman fiziksel şiddete başvurmamıştır
    Zira o bir Peygamberdi ve aile içinde bir çatışma çözme yöntemi olarak şiddetin, özellikle erkek için bir yönüyle acz ve yenilgi anlamına geldiğini çok iyi biliyordu
    Ne mutlu şiddet uygulamanın aslında bir yenilgi olduğunu görenlere ve kendilerini ondan uzak tutanlara!
    Ömer Baldık

    Selam ve dua ile
    Sorularla İslamiyet


  3. 31.Mayıs.2011, 21:19
    2
    لا اله ا لا ا لله



    Hiçbir evlilik, ‘aile içi şiddet’ konusuna malzeme olma niyetiyle başlamaz Aksine, kadın ve erkek hayatında belki de en toz pembe hayallerini evlilik üzerine inşa eder:
    “Sevgilim, kırmızı panjurlu bir evimiz olacak, bahçesinde oyun oynayan çocuklarımızla mutlu bir hayat süreceğiz”
    Ne var ki, hayatın gerçekleri, hemen her zaman, filmlerdeki kötü adamlar gibi, bu hayallerin gerçeğe dönüşmesini engelleyen rolle çıkar evlilik adayların karşısına Daha taraflar evlilik kararı alıp almama arasında gidip gelirken, o boş zamanlarda özene bezene süslenmiş olan hayaller, birden, en büyük düşmanıyla karşılaşır: çatışma!
    Tarafların birbirleriyle yakınlaşması ilerledikçe, çatışmalar da büyür ve derinleşir Ama belki de ilk çatışma, evlilik hayallerinin kendisi üzerinde meydana gelir Çiftler daha evlenmemişken, hayalleri üzerinde çatışma deneyimi yaşarlar:
    “Hayır sevgilim, ben kırmızı panjurlu değil, yeşil panjurlu bir evde oturalım istiyorum”
    İşte bu söz, taraflardan her birinin kendi zihninde, ama karşısındaki kişiyi de dahil ettiği hayale çekilen ilk sınırdırAslında, taraflar, ilk defa, birbirlerini gerçekten tanıma noktasına gelmişlerdir Gerçekliğin eşiğine şimdi gelinmiştir
    Bundan sonraki süreç, tarafların hayalleri ile karşılaştığı gerçek durumlar arasındaki farkı ne kadar başarılı bir ölçüde tolere edip edemeyeceği ile ilgilidir
    Halk arasında ‘cicim ayları’ olarak ifade edilen evliliğin ilk birkaç ayı boyunca, genellikle, çiftler olabildiğince çatışmalardan uzak durmaya, çatışmaları ‘görmemeye’ çalışırlar Ama bir vakit sonra, mızrak çuvala sığmaz olur ve çiftler kaçınılmaz bir şekilde çatışmalarıyla yüzleşmek zorunda kalır Genellikle, en büyük çatışmalar da bu evrede yaşanır
    Eşler arası çatışma
    Eşler arasında yaşanan çatışmaların temelinde, her şeyden önce, evlilik gibi bir deneyimin ilk defa yaşanıyor oluşu gelir Her iki taraf da, yıllar yılı alışkın oldukları çevrelerini terketmiş ve yeni bir çevreye adım atmışlardır Üstelik, ‘aile’ adı verilen bu yeni çevreyi, tüm sorumluluklarıyla beraber, kendileri oluşturmak, aile evine tuğlaları birer birer kendileri koymak durumundadır
    Bu durum, ister istemez, eşler üzerinde ciddi bir yük oluşturur Dahası, henüz birbirleriyle ilgili olarak ‘tanıma’ süreçleri bitmemiştir Eşler evliliklerini sağlam bir temele oturtmak için birbirlerini iyice tanımak ve birbirlerine tam anlamıyla güvenmek ihtiyacı hissederler Bu süreçte, eşlerin evlilik öncesi birbirleri hakkında zihinlerinde taşıdığı düşüncelerde ciddi değişiklikler olabilir Çevremizde sıkça duyduğumuz gibi, “Ben seni böyle tanımıyordum,” yakınmaları bu dönemin tipik özelliklerindendir
    Eşler açısından çatışmanın özü ise şudur: “Önümüzde evlilik gibi halletmemiz gereken ciddi bir iş var, fakat ben bu konuda sana tam olarak güvenip güvenemeyeceğimi bile bilmiyorum daha” Tüm bu zihinsel yüklere, hemen hemen tüm evliliklerde yaşanan bir başka sorgulama da eşlik eder: “Acaba doğru kişiyle mi evlendim?”
    Bu temel çatışma ve sorgulamaların dışında, eşler arasında ‘ekonomik sorunlar’dan, ‘eşlerin aileleriyle ilişkileri’ne; ‘iletişim biçimleri’nden, ‘evde kararların nasıl alınacağı’na; ‘eşlerden birinin mi yoksa ikisinin birden mi çalışacağı’ndan, ‘ev işlerinde iş bölümünün nasıl yapılacağı’na; ‘pazar alışverişini kimin yapacağı’ndan, ‘diş macununu ortadan mı yoksa ucundan mı sıkıldığı’na kadar pekçok konuda çatışma yaşanır
    Evliliğin ilk bir iki yılı, bu sorunların nispeten istikrarlı bir çözüme kavuşturulmaya çalışıldığı yıllardır Eşlerin anlayış düzeyleri ve olgunlukları nispetinde bu süre uzayıp kısalabilir Aslında evliliğin tamamı da, eşler arasındaki uyumun derinleşerek daha köklü bir istikrar düzeyine ulaşması çabası olarak okunabilir
    Burada belirtilmesi gereken nokta, yaşanan ve yaşanma ihtimali olan bu çatışmaların aslında çok doğal ve normal olduğudur Bu çatışmaları bir patoloji olarak görmek, evliliğin doğası hakkında ciddi bir yanılgıdır Çünkü, ait oldukları yerden alınıp tek bir kovaya dökülen soğuk ve sıcak suyun belli bir etkileşim sonrasında ortak bir ısıya kavuşması gibi, eşler de evlilik potası içinde ortak bir anlayış ve duyuş birliğine, ancak bu çatışmalar sonucunda ulaşırlar
    Çatışmalar, aslında, bir taraftan eşlerin birbirlerini daha iyi tanıma fırsatı, bir taraftan da evliliğin başarılı olup olmayacağının sınanma yeridir Çünkü eşlerin kendi tercihlerinde ne kadar ısrarcı, eşinin tercihlerine ne ölçüde saygılı olduğu, bu çatışmalar neticesinde belli olur
    Hatta bir adım daha ileriye giderek söylersek, çatışmaların, eşler arasında daha iyi ilişkilerin oluşturulması, psikolojik açıdan eşlerin olgunlaşmaları, aile içinde etkinlik ve verimliliğin geliştirilmesi, sorunlara daha iyi çözümler getirilmesi, eşler arasında ahenkli bir birlikteliğin sağlanması noktasında önemli bir rolü olduğu da söylenebilir
    Çatışmayı çözme becerisi
    Tabii, bu faydalar çatışmaların adil ve uygun bir biçimde çözüme kavuşturulabilmesi hâlinde geçerlidir Tüm mesele, çatışmaların doğru biçimde çözümlenmesinde düğümlenmektedir Sorunlu evlilikler genellikle çatışmaların çözüme ulaşamadığı ve giderek evliliğin bir girdabın daireleri gibi üzücü sona doğru ilerlediği evliliklerdir Sorunların bir çözüme kavuşturulması ise elbette bir dizi şartın yerine getirilmesine bağlıdır
    Bir defa, çatışmaların sağlıklı bir biçimde çözüldüğü ailede, eşler birbirlerini iyi tanır ve duygular karşılıklı olarak hissedilir ve paylaşılır Duygu ve düşünceler olduğu gibi, yani abartılmadan ortaya konur Daima sükûnet korunurTaraflar kendileri için önemli olan hususları serbestçe ifade ederler
    Sorunlar şimdiki bağlam içinde ele alınır ve eski birikimler işin içine sokulmaz Kesinlikle öğüt verme gibi karşı tarafa yanlış yaptığı ve anlaşılmadığı hissi yaşatacak davranışlardan sakınılır
    Keskin biçimde yargılamaya gidilmez Kişiler kendi duygu ve düşüncelerini ifade edebilir Duygu ve düşünceler, ne az ne eksik, olduğu gibi ifade edilir Karşı tarafın beklentisine ya da ‘en mükemmel’e göre ayarlanmaz
    Konunun özü ile konuya ilişkin olmayan ayrıntılar birbirinden ayırd edilir Örneğin, aile içinde biri eve geç geldiğinde, ne kadar geç kalındığı değil, niye geç kalındığı, hatta niyetin ne olduğu üzerinde durulur
    Çatışmanın çözümünde, taraflar birbirlerini pozitif bir tutum içinde dinler “O sussun da, ben ona ne diyeceğimi çok iyi biliyorum,” şeklinde, saldırgan bir tutum sergilemez ya da sözünü kesmez Böylece taraflar birbirlerine “seni dikkate alıyorum ve seni önemsiyorum,” mesajını verir
    Bir konuşma sırasında yalnız bir çatışma üzerinde durulur; başka çatışma konuları çatışmaya katılmaz Örneğin, “Hem geç kalıyorsun, hem de bana yardım etmiyorsun,” diyerek, iki konu birden ortaya atılmaz
    Tek kişinin haklı çıkması yerine, iki tarafın da üzerinde anlaşabileceği bir çözüme yönelinilir “Ben haklıyım, sen yanlış hareket ediyorsun,” tarzında davranılmaz Çözümlerin, her iki tarafın da kabul edebileceği, gerçekçi ve gerçekleştirilebilir ölçüde belirgin ve dengeli olmasına dikkat edilir “Sen” yerine “Biz,” “Sen yapmalısın!” yerine “Biz yapmalıyız,” biçiminde ifadelerin kullanılmasına özen gösterilir
    Tehlike sinyalleri
    Buna karşılık, eşler arasındaki iletişimi sabote eden birtakım tutum ve davranışlar, bir bütün olarak evliliği de gün geçtikçe daha olumsuz bir noktaya taşıyan ‘tehlike sinyalleri’dir
    Çatışmaların sağlıklı bir biçimde çözüldüğü ailelere karşılık, bunların marazîleştiği ailelerde, ya eşlerden birinin diğerine (genellikle kadın kocasına) bütünüyle boyun eğmek zorunda kaldığı; ya da eşler arasında sürekli bir güç mücadelesi yaşandığı görülür Böyle ailelerde, modern zamanın zihinlere zerk ettiği bireycilik fikri doğrultusunda hareket eden eşler, sürekli olarak, karşı tarafı kontrolü altına almaya çalışır Evliliğin neslin devamı, kadın ve erkeğin birbirlerini tamamlayarak olgunlaşmaları, iffetlerini korumaları, sağlıklı bir cemiyet hayatının teşekkülü gibi hikmetlere binaen Allah’ın lütfettiği bir hayır olduğu unutulur
    Eşler arasında duygu alışverişi çok azdır Aile ortamına sevgisizlik ve anlayışsızlık hâkimdir Ne akşam eve yorgun argın gelen koca, karısından güler yüzlü bir karşılama görür; ne de kadın çabalarına karşılık kocasından bir takdir ve teşekkür cümlesi duyar
    Aile ortamına sevgi ve anlayıştan ziyade, güçlü olan eşin diğerini sürekli denetim altında tutmaya çalışması damgasını vurur Bu yüzden, zayıf olan eş duygu ve düşüncelerini ifade ederken hep korku içindedir Ya da duygularını ifade etmekten çekinmektedir Söyleyeceklerini hep önceden kestirmek zorundadır
    Eşler birbirlerinden yapabildikleri kadarını değil, en mükemmelini ister Temelde aile ferdleri arasında ötekini onaylama ve kabul etme krizi yaşanır Yapılanın takdir edilmesi yerine, sürekli olarak ‘olması gereken’ vurgusu yapılır Bu yüzden, her şey göstermeliktir; ötekinin beğenmesi için yapılır
    Bu tarz bir mükemmeliyetçilik sonucunda aile ferdleri kendilerinin oldukları haliyle hiçbir değerlerinin olmadığı, kendi düşünüş ve davranışının önemsiz olduğu hissine kapılırlar Böylesi bir ortamda yetişen çocuklar da, umutsuzluk duygusuyla yaşar ve kendilerini değersiz ve yetersiz bulurlar
    Yaşanan olaylar çoğu zaman olduğu gibi kabul edilmez Hep bir suçlama konusu yapılır Her şeyin denetim altında tutulması ve mükemmel olması gerektiği düşüncesi hâkimdir Dolayısıyla, aile ferdleri değersizlik duygusunun yanı sıra, kaygı ve utanç duygusu da yaşarlar Böylece tamamen dışa bağımlı, kendi iç dünyasıyla kopuk, robot gibi yaşayan bir insan tipi, aile ortamında geçerli hâle gelir
    Kırgınlık ve küskünlükler, ifade edilemeden ve çözümsüz bir biçimde sürdürülür Aile ferdleri birbirlerini anlamaz, birbirlerine anlayış göstermez
    Nihayet, eşler arasında birbirine güven aslında yoktur Güven var gibi gözükse de, temelde güvensizlik vardır
    Ve şiddet
    Aile içinde görülen tüm bu hatalar, ister istemez, aile ferdlerinin ruhlarına huzursuzluk ve gerginliğin hâkim olmasına neden olur Çatışmalar çözümsüz kaldığı gibi, evlilik de yavaş yavaş mutsuz ve umutsuz bir mecraya doğru sürüklenmeye başlar
    Ve şiddet, önce, kendisini tartışmalar ve sonrasında âni patlamalar şeklinde gösterir Sağlıklı bir iletişimin başarılamaması ve kızgınlıkların doğru bir dille aktarılamaması, bu tartışmalar esnasında kızgınlığın hızla fiziksel şiddete dönüşmesine yol açar Taraflar psikolojik açıdan çok yüklü ve incinmiş olduğu için, genellikle kavgayı başlatan küçük çatışma konusu unutulur; bir tür genel meydan muharebesi havası ortamı belirler
    Kuşkusuz, şiddetin ortaya çıkışında, bu davranışın bir çözüm yolu olarak ‘öğrenilmiş’ olmasının da önemli bir rolü vardırYapılan araştırmalarda fiziksel şiddete başvuran eşlerin, kendi ailelerinde buna tanık oldukları ve bir şekilde bu davranışı modelledikleri görülmüştür
    Kritik olan nokta, huzursuzluk, kızgınlık ve nihayet sonu şiddete çıkan süreçte, sağlıklı iletişime dayalı çatışma çözme biçimlerinin ya çok az kullanılması ya da hiç kullanılmamasıdır Burada duyguların kızgınlığa ve öfkeye dönüşmeden evvel ifade edilmesi önemlidir Özellikle eşler huzursuz oldukları konularda, “Eve geldiğinde benimle suçlayıcı konuşman beni sinirlendiriyor,” “Ben bir şey anlatmaya çalıştığımda sözümü kesip bağırmaya başladığında çok kırılıyorum,” diyerek kendilerini neyin huzursuz ettiğini ve kızdırdığını ifade etmelidirler
    Tabii, bunun yanında, eşlerin cümleyi olumluya çevirerek, “Ben geldiğimde hatırımı sorman beni mutlu ediyor,” “Bir sorunun olduğu zaman benimle paylaşman hoşuma gidiyor,” “Benimle bağırmadan konuştuğunda seni daha iyi anlıyorum ve daha huzurlu oluyorum,” demeleri de, eşlerin memnuniyetleriyle beraber, birbirlerinden tam olarak ne istediklerini ifade etmeleri bakımından çok faydalı ve çatışmaların daha başlamadan bitmesinde çok etkilidir
    Özellikle günümüz şehir hayatında eşlerin iletişim becerilerini çok ama çok geliştirmeleri ve çatışmaları fiziksel, psikolojik ya da ekonomik şiddet boyutuna varmadan çözmeleri, çözemedikleri noktada ise yine şiddete başvurmadan iki tarafın saygı duyduğu bir büyüğün hakemliğine başvurmaları çok önemlidir
    Unutmayalım ki, en büyük örneğimiz Sevgili Peygamberimiz de hayatı boyunca hiçbir kadına el kaldırmamıştır Bu, eşleriyle sorun yaşamadığından dolayı değil, sorunu bu şekilde çözmeyi tercih etmeyişindendir Peygamberimiz, çatışmalar ciddi boyuta vardığında, eşinden bir ya da birkaç gün uzak durmuş ama hiçbir zaman fiziksel şiddete başvurmamıştır
    Zira o bir Peygamberdi ve aile içinde bir çatışma çözme yöntemi olarak şiddetin, özellikle erkek için bir yönüyle acz ve yenilgi anlamına geldiğini çok iyi biliyordu
    Ne mutlu şiddet uygulamanın aslında bir yenilgi olduğunu görenlere ve kendilerini ondan uzak tutanlara!
    Ömer Baldık

    Selam ve dua ile
    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder