Konusunu Oylayın.: Kur’an’da Faiz Yasağı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kur’an’da Faiz Yasağı
  1. 28.Mayıs.2011, 12:39
    1
    Misafir

    Kur’an’da Faiz Yasağı

  2. 28.Mayıs.2011, 14:04
    2
    Altundal
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Nisan.2011
    Üye No: 86504
    Mesaj Sayısı: 579
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6

    Cevap: Kur’an’da Faiz Yasağı




    Türkçedeki yaygın karşılığı “faiz” olan Arapça “riba” kelimesi sözlükte “fazlalık” nema, artma, çoğalma; yükseğe çıkma; (beden) serpilip gelişme, gibi anlamlara gelir. Arapça’da tepelere, düz araziye nispetle daha yüksek oluşları sebebiyle râbiye, canlıları besleyip büyütmeye de terbiye denir. Bu sözlük anlamıyla riba hem bir şeyin kendi içinde bulunan hem de iki şey arasında mukayeseden doğan fazlalığı ifade eder. Kur’an’da riba kelimesi iki anlamda da kullanılmıştır. Fıkıh literatüründe riba, borç verilen bir paraya veya mal, belli bir süre sonra belirli bir fazlalıkla yahut borç ilişkisinden doğan ve süresinde ödenmeyen bir alacağa ek vade tanıyıp bu süreye karşılık onu fazlalıkla geri almanın veya bu şekilde alınan fazlalığın adıdır. Türkçe’de kullanılan “faiz” kelimesi de Arapça kökenli olup, genelde riba ile eş anlamlı kabul edilir. (1)
    Faiz yasağı İslam’la başlamış olmayıp uzun bir geçmişi vardır. Yahudilik ve Hıristiyanlıkta da faiz yasağı olmakla birlikte, Yahudiler Tevrat’ı tahrif ederek faizi kendi aralarında (İsrailoğulları) yasak sayıp kendilerinden olmayanlara karşı serbest saymışlardır. Kur’an’da Yahudilerin bu tutumuna değinmekte, yasaklandığı halde faiz alıp vermelerinin yol açtığı ve açacağı sonuçlardan söz etmektedir. (Nisa/160–161)
    Tarih boyunca gelip geçmiş birçok düşünür, filozof ve devlet adamı açık bir haksızlığa yol açtığı, sermayeyi belli bir sınıfın elinde topladığı, geniş halk kitlelerinin sömürülmesine sebep olduğu için faize karşı çıkmış, onunla mücadele edip önlemeye çalışmışlardır. Nitekim Eflatun faizi doğru bulmamakta, Aristo, “paranın para doğuramayacağını” belirterek faiz yoluyla sağlanan kazancı, tabii olmayan kazanç diye nitelendirmektedir.
    İslam’ın ortaya çıktığı VII. yüzyıl Arap toplumunda da faiz bütün çeşitleriyle biliniyor ve uygulanıyordu. Bu yüzden sermaye belli kesimin elinde yoğunlaşmış, gittikçe katlanan faiz borcunu ödeyemeyen kimseler veya bunların çocukları köle olarak satılmaya başlanmış, sonuç itirabıyla az bir kesim büyük çıkar sağlanmasına karşı geniş halk kesimi perişan olmuştu.
    Kur’an-ı Kerim bu yaygın âdeti aşamalı bir akış içinde, gerekli önlemleri alarak ve bu uygulamanın yerini tutacak kurumları da göstererek yasaklamış, Hz. Peygamber de devrinde bilinen ve yapılan faizli ticari işlemlerin faizden arındırılmasına kılavuzluk etmiş, bu konudaki emir ve yasaklarıyla, belli ölçü ve ilkeleri çıkarmaya elverişli bir uygulama başlatmıştır.
    Kur’an’da Faiz Yasağı: Kur’an’da (riba) yasağına değişik üslup ve anlatım tarzlarıyla birden çok yerde temas edilir. Fakat hiçbirinde ribanın tanımı yapılmaz. Ayırıcı özellikleri ve kapsamı belirtilmez. Ancak Kur’an’da geçen “riba”nın anlamı, o dönem araplarının bu kelimeye yüklediği manadan farklı değildir.
    Kur’an’da riba meselesi dört yerde ele alınmış ve riba yasağı içki yasağında olduğu gibi aşamalı yöntem izleyenek dört aşamada ortaya konmuştur.
    Bu konuda ilk ayet Mekke döneminde, yani müslüman toplumun inanç ve ahlak temellerinin kuruluşunun sağlamlaştırıldığı dönemde nazil olmuştur. Mekkî Rûm suresi 39.ayette: “İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğimiz faiz Allah katında artmaz. Fakat Allah’ın rızasını isteyerek verdiğimiz zekâta gelince, işte onu verenler (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.” buyrulmaktadır. Bu ayet faizi açıkça yasaklamamakla birlikte Allah katında çirkin görüldüğüne ve bereketsizliğine değinerek onu dolaylı olarak reddetmekle, müminlere bu yönde uyarıda bulunmaktadır.
    Medine döneminde nazil olan Nisa Suresi’nin 160–161.ayetleri ile Allah, Yahudilere faizin haram kılındığını, fakat onların bunu helal sayıp alıp vermeye devam ettiğini, bu yüzden de birçok ceza ve azaba uğradıklarını ve uğrayacaklarını haber vererek yine dolaylı olarak faiz yasağına temas etmiş ve bu konuda Müslümanları yönlendirmiştir.
    Üçüncü aşamada ise, “Ey iman edenler! Kat kat faiz yemeyin. Allah’tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.” (Al-i İmran/130) buyrularak faiz açıkça yasaklanmıştır. Tabii ki Kur’an’ın bu üslubu, ilk planda Mekke’de yaygın olan bileşik faizli borç işlemlerini kapsıyor gözüküyorsa da ayetteki “kat kat” kaydı, tek dereceli faizin helal olduğu anlamında olmayıp, o günkü olguyu açıklamak için gelmiştir.


  3. 28.Mayıs.2011, 14:04
    2
    Devamlı Üye



    Türkçedeki yaygın karşılığı “faiz” olan Arapça “riba” kelimesi sözlükte “fazlalık” nema, artma, çoğalma; yükseğe çıkma; (beden) serpilip gelişme, gibi anlamlara gelir. Arapça’da tepelere, düz araziye nispetle daha yüksek oluşları sebebiyle râbiye, canlıları besleyip büyütmeye de terbiye denir. Bu sözlük anlamıyla riba hem bir şeyin kendi içinde bulunan hem de iki şey arasında mukayeseden doğan fazlalığı ifade eder. Kur’an’da riba kelimesi iki anlamda da kullanılmıştır. Fıkıh literatüründe riba, borç verilen bir paraya veya mal, belli bir süre sonra belirli bir fazlalıkla yahut borç ilişkisinden doğan ve süresinde ödenmeyen bir alacağa ek vade tanıyıp bu süreye karşılık onu fazlalıkla geri almanın veya bu şekilde alınan fazlalığın adıdır. Türkçe’de kullanılan “faiz” kelimesi de Arapça kökenli olup, genelde riba ile eş anlamlı kabul edilir. (1)
    Faiz yasağı İslam’la başlamış olmayıp uzun bir geçmişi vardır. Yahudilik ve Hıristiyanlıkta da faiz yasağı olmakla birlikte, Yahudiler Tevrat’ı tahrif ederek faizi kendi aralarında (İsrailoğulları) yasak sayıp kendilerinden olmayanlara karşı serbest saymışlardır. Kur’an’da Yahudilerin bu tutumuna değinmekte, yasaklandığı halde faiz alıp vermelerinin yol açtığı ve açacağı sonuçlardan söz etmektedir. (Nisa/160–161)
    Tarih boyunca gelip geçmiş birçok düşünür, filozof ve devlet adamı açık bir haksızlığa yol açtığı, sermayeyi belli bir sınıfın elinde topladığı, geniş halk kitlelerinin sömürülmesine sebep olduğu için faize karşı çıkmış, onunla mücadele edip önlemeye çalışmışlardır. Nitekim Eflatun faizi doğru bulmamakta, Aristo, “paranın para doğuramayacağını” belirterek faiz yoluyla sağlanan kazancı, tabii olmayan kazanç diye nitelendirmektedir.
    İslam’ın ortaya çıktığı VII. yüzyıl Arap toplumunda da faiz bütün çeşitleriyle biliniyor ve uygulanıyordu. Bu yüzden sermaye belli kesimin elinde yoğunlaşmış, gittikçe katlanan faiz borcunu ödeyemeyen kimseler veya bunların çocukları köle olarak satılmaya başlanmış, sonuç itirabıyla az bir kesim büyük çıkar sağlanmasına karşı geniş halk kesimi perişan olmuştu.
    Kur’an-ı Kerim bu yaygın âdeti aşamalı bir akış içinde, gerekli önlemleri alarak ve bu uygulamanın yerini tutacak kurumları da göstererek yasaklamış, Hz. Peygamber de devrinde bilinen ve yapılan faizli ticari işlemlerin faizden arındırılmasına kılavuzluk etmiş, bu konudaki emir ve yasaklarıyla, belli ölçü ve ilkeleri çıkarmaya elverişli bir uygulama başlatmıştır.
    Kur’an’da Faiz Yasağı: Kur’an’da (riba) yasağına değişik üslup ve anlatım tarzlarıyla birden çok yerde temas edilir. Fakat hiçbirinde ribanın tanımı yapılmaz. Ayırıcı özellikleri ve kapsamı belirtilmez. Ancak Kur’an’da geçen “riba”nın anlamı, o dönem araplarının bu kelimeye yüklediği manadan farklı değildir.
    Kur’an’da riba meselesi dört yerde ele alınmış ve riba yasağı içki yasağında olduğu gibi aşamalı yöntem izleyenek dört aşamada ortaya konmuştur.
    Bu konuda ilk ayet Mekke döneminde, yani müslüman toplumun inanç ve ahlak temellerinin kuruluşunun sağlamlaştırıldığı dönemde nazil olmuştur. Mekkî Rûm suresi 39.ayette: “İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğimiz faiz Allah katında artmaz. Fakat Allah’ın rızasını isteyerek verdiğimiz zekâta gelince, işte onu verenler (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.” buyrulmaktadır. Bu ayet faizi açıkça yasaklamamakla birlikte Allah katında çirkin görüldüğüne ve bereketsizliğine değinerek onu dolaylı olarak reddetmekle, müminlere bu yönde uyarıda bulunmaktadır.
    Medine döneminde nazil olan Nisa Suresi’nin 160–161.ayetleri ile Allah, Yahudilere faizin haram kılındığını, fakat onların bunu helal sayıp alıp vermeye devam ettiğini, bu yüzden de birçok ceza ve azaba uğradıklarını ve uğrayacaklarını haber vererek yine dolaylı olarak faiz yasağına temas etmiş ve bu konuda Müslümanları yönlendirmiştir.
    Üçüncü aşamada ise, “Ey iman edenler! Kat kat faiz yemeyin. Allah’tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.” (Al-i İmran/130) buyrularak faiz açıkça yasaklanmıştır. Tabii ki Kur’an’ın bu üslubu, ilk planda Mekke’de yaygın olan bileşik faizli borç işlemlerini kapsıyor gözüküyorsa da ayetteki “kat kat” kaydı, tek dereceli faizin helal olduğu anlamında olmayıp, o günkü olguyu açıklamak için gelmiştir.





+ Yorum Gönder