+ Yorum Gönder
Soru ve Cevaplar ve Misafir Soruları Kategorisinden Aldığım rüşveti ne yapmalıyım, Camiye versem vebalinden kurtulur muyum? Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. Misafir

    Aldığım rüşveti ne yapmalıyım, Camiye versem vebalinden kurtulur muyum?





    Sual: Geçtiğimiz günlerde bir yakınıma yardım etmek için çalıştığı deniz taşımacılığı yapan özel bir firmada fotokopi vs işleri yaparken, aracının limandan çıkmasını isteyen bir adam bir anda önüme para koydu almasını ısrarla söylememe rağmen almadı. gün içerisinde adamın işi halledildi fakat bu diğer şahısların işlerinin görülmesine engel olmadı. işleri görülemeyen şahıslarda oldu fakat elimizde olan birşey yoktu.
    ben bir üniversite öğrencisiyim ve o an o parayı veren insan ve verirken ki rahatlığı beni çok huzursuz etti.
    sonuç olarak bu aldığım rüşvet midir ? o günden beri gerçekten huzursuzum. bu parayı camî ye mi vereyim yoksa fukara çocuklara mı dağıtayım ? ilginiz için teşekkür ederim. ?







  2. Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Cevap: Aldığım rüşveti ne yapmalıyım, Camiye versem vebalinden kurtulur muyum?


    Reklam



    Cevap: Bu konu hakkında aşağıdaki yazıyı inceleyebilirsin kardeşim.
    Bir işi yapman için önüne konulan para rüşvettir,çünkü belliki
    şahıs işinin öncelik tanınması biran önce halledilmesi için vermiş
    ama işi yaptıktan sonra kişi memnuniyetini belirtmek için verdiği
    para bahşiş yani hediyedir..
    bu ikisinin arasındaki fark,biri işi yapmadan önce diğeri
    işi yaptıktan sonra verilmesi ama manaları değişiyor...
    Birde unutmadan belirteyim haramla yapılan hayır idrarla abdest almaya benzer...
    sen bunu bağışlasan bile hayır bekleme ancak eldn çıkarmış olursun...
    konu hakkında hocalarımızda yorumlarını yapacaklardır inşaAllah...


    __________________


    Günümüzde bazı meşru ve mubah bilinen hususlar o kadar istismar edilmiş, aslından uzaklaştırılmış ki, adeta haramla iç içe, yan yana gelmiştir. Bunun yanında, faiz ve rüşvet gibi dinimizin kesinlikle reddettiği bazı haram muameleler de o kadar dallandırıp budaklandırılmış ki, mubah muamelelerle birlikte mütalâa edilir hale gelmiştir.

    Bu çeşit meseleleri birbirine karıştırmadan, yerine, zamanına ve durumuna göre incelemek ise bir hayli güç olmaktadır. Bunun için, bir meseleyi rayına oturtarak neticeye varırken, iyi niyet taşımak, kalpten gelen sese kulak vermek başta aranan bir şarttır.

    Rüşvet denen musibetin tarifini lûgat kitaplarımız şöyle yapar:
    “Bir memura haklı veya haksız bir iş gördürmek için verilen ücret veya hediyedir.”
    Bu kısa ifade de görüldüğü gibi, esas olarak rüşvet, vazifeli memura verilen bir hediyedir.

    Memuru rüşvet almaya teşvik eden biri maddî, diğeri manevî olmak üzere iki sebep vardır. İlki ve en mühim olanı, memurun dinî hassasiyetinin az olması, kalbinde Allah korkusunun yer etmemesi veya çok zayıf bulunmasıdır. Çünkü rüşvetin meşru bir kazanç olmadığını, haram ve haksız bir çıkar kapısı sayıldığını herkes kabul eder. İşte vicdanının sesine kulak vermeyen, kalbinin sesini dinlemeyen memur, bu “hastalığa” yakalandıktan sonra artık yakasını kurtaramaz olur.

    Manevî ciheti eksik olan memuru rüşvet almaya iten bir diğer sebep de maddîdir. Hayat şartları daralan, geçim sıkıntısı çeken, aldığı maaşla zaruri ihiyaçlarını zor karşılayabilen vazifeli şahıs, başında bulunduğu işin durumuna göre, kendisince haklı gördüğü bu bahanelerle birlikte gözünü vatandaşın eline ve cebine diker. Bu “havadan” gelen “gelire” bir de alıştı mı, artık zamanla onu gerçekten hakkı olarak görmeye başlar.
    Memurun bu duruma düşmesine sebep olan iki husus vardır. Bir defa devletin, çalıştırmış olduğu memura günün şartlarını da hesaba katarak, ihtiyaçlarını görebilecek nisbette bir maaş bağlaması gerekir. Ta ki, memur böyle kötü hallere düşmesin. İkinci olarak, memurun kendisi, imkân nisbetinde iktisat ve kanaatle hareket edip böyle “menhus” paraya itibar etmemelidir. Zaten kendisinde Allah korkusu yerleşmiş olan memurlar bu şekilde yapmaktadırlar.

    Zamanımızda bazı memurlar ise, yaptığı işin ağırlığını, taşımış olduğu mes’uliyetin büyüklüğü ve işgal etmiş olduğu makamın durumunu da hesaba katarak, âdeta rüşveti mubahmış gibi görmektedir. Hattâ böyle birşey eline geçmeyince de vatandaşın işini aksatmakta veya hiç yapmamaktadır. Bu da meselenin psikolojik yönüdür.

    Bütün bunlarla birlikte, devlet, memuruna belli bir maaş takdir etmiştir. O kimsenin hakkı, kendisine takdir edilen maaşıdır. Bunun dışında memurun çeşitli bahanelerle halktan birşey istemesi veya alması gerçek hakkı olmayıp, hangi adı taşımış olursa olsun, rüşvetten başka birşey değildir.

    Bakara Sûresinin 188. âyetinde geçen “Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin” mealindeki ifade, rüşveti reddeden ilâhî bir emirdir. Rüşveti alanın da, verenin de Allah’ın lânetine uğrayacağını1 bildiren Peygamber Efendimiz (a.s.m.) ise, zekât toplamaktan dönen bir vazifelinin yanında bulunan bazı şeyleri “hediye” diyerek kendi tarafına ayırması üzerine şöyle buyurmuşlardır:

    “Tuhaf şey, bu adam (bir mal memuru olmayıp da) babasının veya anasının evinde otursaydı kendisine hediye verilir miydi, yoksa verilmiyor muydu, o zaman görürdü.”2
    Bu sözlerinden sonra Peygamberimiz, böyle kimselerin âhirette de büyük bir azaba çarptırılacaklarını haber verir.

    Halife Ömer bin Abdülaziz’i çocuklar ellerinde elma dolu tabaklarla karşılarlar. Etrafındakiler, Hz. Ebû Bekir ve Ömer’in verilen hediyeleri kabul ettiklerini hatırlatarak, Halifenin sunulan hediyeleri kabul etmesini söylerler. Yüce Halife şu cevabı verir:
    “Hediye onlar için hediye idi, fakat onlardan sonraki memurlar için hediye bir rüşvettir.”3

    Fakat, yalan meselesinde olduğu gibi, rüşvet hususunda da muztar kalındığı zaman bir çarenin bulunduğunu belirtelim. Çünkü bazan öyle haller olur ki, insan çok büyük haksızlıklardan korunmak için memurun ısrarla istediği şeyi vermek zorunda kalabilir. Bunun için uğradığı haksızlığı veya zulmü, bütün meşru yollara müracaat etmesine rağmen bertaraf edemeyen insan, gaspedilmiş malını veya başkasının üzerinde olan öz hakkını alamama durumuyla karşı karşıya gelebilir. Bu hususta İbni Âbidin merhum şöyle der:

    “Zalim bir idarecinin zulmünü kendisinden ve malından def etmek veya kendi hakkını almak için verdiği birşey, veren hakkında rüşvet sayılmaz.”4

    Böyle çok büyük bir zaruret karşısında rüşvet vermek mecburiyetinde kalan insan, “Zaruretler haramı helâl kılar” kaidesince mes’ul olmaz. Fakat, alan için yine rüşvettir, haramdır. Ayrıca bu yolla hakkını alan kişi, bu işi görürken başkasını mağdur etmemeli, onun hakkına tecavüz etmemelidir.

    Bu arada, rüşvetle hediyeyi birbirinden ayırmak lâzımdır. Rüşvet sayılan hediye, henüz iş görülmeden vatandaş tarafından vazifeli memura verilmektedir. Bunun yardımıyla haklı veya haksız işini görmekte, onu bir vasıta ve aracı olarak kullanmaktadır. Hediye ise, maddî ve manevî hiçbir karşılık beklenmeden, arzu edilmeden verilen birşeydir. Hediyeyi veren kimse, bunun karşılığında ne bir iş gördürme niyetini taşımakta, ne de verdiği kimseye bir minnet etmektedir. Tamamen içinden gelerek, gönlünden doğarak çıkarmaktadır.

    Meselâ bir posta memuru, vatandaşa bir mektup veya bir telgraf getirmektedir. Vatandaş da aldığı müjdeli bir haber karşısında memura içinden koparak “bahşiş, hediye” adı altında birşeyler vermektedir. Burada, zâten o para verilse de, verilmese de, memur o mektubu getirecektir. Bunun için, bu paranın rüşvete girdiğini söylemek mümkün değildir.

    Diğer taraftan, arzu edilen iş görüldükten sonra memura verilen hediye de rüşvet sayılmamaktadır. Bu hususta İbni Âbidin şu görüşü zikreder:

    “Bir adam, sultanla bitecek bir işini onun bir yakını vasıtasıyla görür de, işi bittikten sonra aracı olan bu adama hediye kabilinden birşey verse bu rüşvet olmaz. Ancak daha işi görmeden önce bir hediye isteğinde bulunursa bu haramdır.”

    Yine buna benzer bir fetvaya da el-Feteva’l-Hindiyye’de rastlamaktayız. Şöyle denilmektedir:
    “Bir yitiği bulan kimseye hediye ve sadaka kabilinden birşey verilmesi ve onun da kabul edip alması caizdir.”5

    Fakat bu ruhsat kapısını fazla aralamamak lâzımdır. Ancak bu gibi meselelerde bir çıkış yolu bulmak için bu çeşit fetvâlardan istifade edilebilir. Bunlar da İslâmiyetin devamlı mâkul ve kolay olan cihetleri gösterdiğini, insanları zorda bırakmadığını ortaya koyan hususlardır.

    1. İbni Mace, Ahkâm: 2.
    2. Buharî, Hibe: 15.
    3. Umdetu’l-Karî, 13: 154.
    4. Reddü’l-Muhtar, 5: 272.
    5. el-Feteva’l-Hindiyye, 4: 404.

    Mehmed Paksu Helal – Haram

  3. EarthQuake®
    Yolcu
    Desert Rose kardeşim, rüşvet konusunu yeterince açıklamışsınız, ancak diyelim ki alındı, ele geçen parayı veya malı, her neyse, ne yapmamız gerektiğini de belirtir misiniz? Sorunun ikinci kısmı cevapsız kalmış çünkü. Selametle.

  4. Desert Rose
    Silent and lonely rains
    Desert Rose kardeşim, rüşvet konusunu yeterince açıklamışsınız, ancak diyelim ki alındı, ele geçen parayı veya malı, her neyse, ne yapmamız gerektiğini de belirtir misiniz? Sorunun ikinci kısmı cevapsız kalmış çünkü. Selametle.
    Kardeşim önemli olan almamaktır,alındığı takdirde iş biter
    tamam bu kardeş kendi istememiş verilmiş hatta bir ısrar olduğu belirtilmiş
    şimdi aldıktan sonra bu ister,yoksula verir,ister camiye istersede çöpe
    o paranın hiç bir hayrı yok idrarla abdest kabul olurmu?
    oda öyle birşey...biran önce elinden çıkarması gerek ve Allah c.c ya
    tövbe istiğfar etmesi gerek...hatta verirken veren sahıs adına niyet
    edebilir ama kabul olurmu olmazmı onuda ancak Allah'u teala bilir
    çünkü rüşvet verende alan kadar günaha girmiştir..
    bunu belirttim anlamıyorsunuz yada anlamamak için direniyorsunuz
    nedir bu anti desertlik anlamadım gitti...umarım anlatabilmişimdir
    şimbi birkez daha söylüyorum ister camiye versin,ister fakire
    yeterki kendi yemesin...ayrıca verdiği kişyede vebal yoktur...

    Birde unutmadan belirteyim haramla yapılan hayır idrarla abdest almaya benzer...
    sen bunu bağışlasan bile hayır bekleme ancak eldn çıkarmış olursun...


  5. muvahhidim
    herşey O'nun için..!
    Geçtiğimiz günlerde bir yakınıma yardım etmek için çalıştığı deniz taşımacılığı yapan özel bir firmada fotokopi vs işleri yaparken, aracının limandan çıkmasını isteyen bir adam bir anda önüme para koydu almasını ısrarla söylememe rağmen almadı. gün içerisinde adamın işi halledildi fakat bu diğer şahısların işlerinin görülmesine engel olmadı. işleri görülemeyen şahıslarda oldu fakat elimizde olan birşey yoktu.
    ben bir üniversite öğrencisiyim ve o an o parayı veren insan ve verirken ki rahatlığı beni çok huzursuz etti.
    sonuç olarak bu aldığım rüşvet midir ? o günden beri gerçekten huzursuzum. bu parayı camî ye mi vereyim yoksa fukara çocuklara mı dağıtayım ? ilginiz için teşekkür ederim.

    Kardeş;
    Sorunuzdan ben sizin samimi olduğunuzu çıkardım,
    önemli olan da bu zaten..
    Niyet..

    Öncelikle sizin rüşveti veren kişiye yapmanız gereken, bunu kabul etmeyeceğinizi ve parasını geri alması gerektiğini tahzir etmenizdir.
    Bunların paraları çok olduğundan maalesef bütün işleri ve dünyayı parayla satın alabileceklerin zannediyorlar..


    Diyelim ki Raşi (Rüşveti veren) parayı bırakıp gtti ve biz de parasını tekrar iade edemedik.
    Bu durumda yapmamız gereken o parayı imha etmektir.
    Nasıl ki kişinin bir sadaka vereceği zaman helalinden ve temiz olan rızkından sadaka vermesi gerekiyorsa; hayır kurumu, fakir ya da camiye de aynı helal parayı vermesi gerekir.
    Kişi kendisi için istediği bir şeyi başka kardeşleri için de istemeli,
    Kişi kendisi için istemediği bir şeyi de başka kardeşler için de istememelidir.

    O'na emanet olun..
    celle celeluh


  6. Desert Rose
    Silent and lonely rains
    Soru-Bazı kimseler istemedikleri halde bankaya para yatırmak zorunda kalıyorlar. Kimi zaman muhafaza için, kimi zaman da ticarî mecburiyetlerden dolayı yatırılan bu paralara banka faiz tahakkuk ettiriyor, dolayısıyla para sahibinin eline faiz de geçmiş oluyor.

    Cevap-İslâm âlimleri bu konuda iki görüşe sahipler. Bir kısmı, haram mal alınmaz, alınsa bile yenmez, diyorlar. Bunlara göre haramı almaktansa denize, yahut ateşe atmak daha tehlikesizdir. Bilhassa zühd ve takvâ mesleğinde giden bu zâtlardan biri olan Fudayl Hazretleri, eline geçen dirhemlerin haram olduğunu anlayınca taşların arasına doğru fırlatmış, “Ben haram malı elimle tutmak istemem." diyerek hiçbir suretle faydalanmaya lâyık görmemiştir.

    Ancak başta İmam-ı Gazalî olmak üzere bazı âlimler de bu gibi paraları bir fakire vermeyi daha uygun bulmuş; denize, ateşe atmakta hiçbir fayda olmadığına, muhtaca vermekte ise mutlak faydaların olduğuna dikkati çekmişler. Gazalî (ks) bu mevzuda İhyâ’sında, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in, kendisine ikram edilen koyun etinin haramdan kazanıldığını anlayınca, hemen geri çekilip, fakirlere gönderttiğini, ayrıca Bizans’ın İranlılara karşı harbi kazanacağı konusunda bahse giren Hz. Ebû Bekir’in dediği çıkınca, aldığı develeri de fakirlere verdiğini delil olarak zikretmiştir. Demek ki, haram mal yenmez, ama menfaati şahsından uzak, fakirlere verilir. Bundan sevap da beklenmez, sadece sorumluluktan kurtulma esas alınır.

    Faiz para için de söylenecek hüküm bundan başkası değildir. Faizli kuruma para yatırmamalı, yardımcı ve destek olunmamalıdır. Ancak mecburen böyle bir durumda kalınırsa alınan faiz, menfaati şahsından uzak bir yere verilmeli; kitap alıp dağıtmak, yahut gıda maddesi dışındaki ihtiyaçlara verip muhtaca intikal ettirmek gibi bir çâre düşünülmelidir.

    Ahmed Şahin/SİE/

    arşivden alıntı...


    Fâizin yetmiş iki kapısı vardır. Bunların, günah olma bakımından en hafifi, kişinin kendi (öz) annesi ile (kadın ise babasıyla) zina etmesi gibidir." (Mecmau'z-zevaid, Heysemî)



  7. muvahhidim
    herşey O'nun için..!
    Ancak başta İmam-ı Gazalî olmak üzere bazı âlimler de bu gibi paraları bir fakire vermeyi daha uygun bulmuş; denize, ateşe atmakta hiçbir fayda olmadığına, muhtaca vermekte ise mutlak faydaların olduğuna dikkati çekmişler. Gazalî (ks) bu mevzuda İhyâ’sında, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in, kendisine ikram edilen koyun etinin haramdan kazanıldığını anlayınca, hemen geri çekilip, fakirlere gönderttiğini, ayrıca Bizans’ın İranlılara karşı harbi kazanacağı konusunda bahse giren Hz. Ebû Bekir’in dediği çıkınca, aldığı develeri de fakirlere verdiğini delil olarak zikretmiştir. Demek ki, haram mal yenmez, ama menfaati şahsından uzak, fakirlere verilir. Bundan sevap da beklenmez, sadece sorumluluktan kurtulma esas alınır.

    Desert Kardeşim;
    Bu durumda, ''Rüşvetten ya da faizden vs. kalan paraların miktarı az ise imha edilmesi, miktarı çok ise de insanların faydalana bileceği şekilde tasarruf edilmesi daha doğru olcaktır. '' da diye biliriz..''


    Allah (c.c.) razı olsun..

  8. EarthQuake®
    Yolcu
    nedir bu anti desertlik anlamadım gitti
    Estağfirullah, kimseye cephe almış değiliz, mevzunun daha iyi anlaşılması adınaydı sorum. Hakkınızı helal edin. Dua ile.

    Demek ki, haram mal yenmez, ama menfaati şahsından uzak, fakirlere verilir. Bundan sevap da beklenmez, sadece sorumluluktan kurtulma esas alınır.
    Teşekkürler.

  9. Desert Rose
    Silent and lonely rains
    Desert Kardeşim;
    Bu durumda, ''Rüşvetten ya da faizden vs. kalan paraların miktarı az ise imha edilmesi, miktarı çok ise de insanların faydalana bileceği şekilde tasarruf edilmesi daha doğru olcaktır. '' da diye biliriz..''

    Allah (c.c.) razı olsun..


    amin kardeşim ecmain,evet kardeşim öyle diyebiliriz...
    paralarıyla herşeyi satın alabileceğini düşünen ve Mü'minlerin imanlarının
    imtahan vesilesi olan faizciler,rüşvetçiler bu yazılanları okurlarda belki
    akıllarını başlarına getirirler İnşaAllah
    ayrıca soru sahibi kardeşimide içinde taşıdığı cevherden dolayı
    zaafiyet göstermeyip hükmünü öğrenmeye çalıştığı için tebrik ediyorum...
    cevaplarını ömensediğim ciddiye aldığım,itibar ettiğim
    değerli bir kardeşimsin,senin gibi ilim insanlarına,
    taliplilerine bu ümmetin çok ihtiyacı olduğunu biliyorum,
    görüyoruzki ne sorular geliyor önemli olan doğru cevapların verilmesi
    ben önceden bu konuları Gazali'nin Allah c.c ona rahmet eylesin
    İhya'sında okumuştum o sebepten bu konunun üzerine gittim...
    Lütfen yanlış anlaşılma olmasın,hakkın geçtiyse helal et
    Allah c.c ilmini irfanını arttırsın,makbul amellerden eylesin...amin.

    Estağfirullah, kimseye cephe almış değiliz, mevzunun daha iyi anlaşılması adınaydı sorum. Hakkınızı helal edin. Dua ile.
    estağfirullah tamam kardeşim


  10. muvahhidim
    herşey O'nun için..!
    senin gibi ilim insanlarına,
    taliplilerine bu ümmetin çok ihtiyacı olduğunu biliyorum,
    görüyoruzki ne sorular geliyor önemli olan doğru cevapların verilmesi
    ben önceden bu konuları Gazali'nin Allah c.c ona rahmet eylesin
    İhya'sında okumuştum o sebepten bu konunun üzerine gittim...
    Lütfen yanlış anlaşılma olmasın,hakkın geçtiyse helal et
    Allah c.c ilmini irfanını arttırsın,makbul amellerden eylesin...amin.
    Desert Kardeşim;
    Ben sadece bu sitede olma amacımdan şaşmayıp yapmam gereken neyse onu yapıyorum.
    Doğru cevapların ve görüşlerin paylaşılmasında ben de size katılıyorum.
    Yanlışımız veya hatımız da olursa lütfen beni düzeltin..
    Unutmayın hayra vesile olan hayrı yapmış gibidir.
    Sizin bu site çabalarınız, çalışmalarınız ve emeğiniz benimkinden daha çok.
    Sizin üzerinizde ne hakkımız ola bilir ki? Estafirullah..
    Rabbim sizlerin de ilmini arttırsın ve öğrendiğiniz ilimle de amel etmeyi sonunda da Cennet'e girmeyi nasib eylesin..


    O'na emanet olun..
    celle celeluh


  11. Muhammed
    الله اكبر
    Faizden Tevbe Eden, Elindeki Faiz Parasını Ne Yapmalı?



+ Yorum Gönder