Konusunu Oylayın.: Tedavi edilemeyen ter kokusu veya sürekli olan ağız kokusu evli eşler için ayrılık sebebimidir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Tedavi edilemeyen ter kokusu veya sürekli olan ağız kokusu evli eşler için ayrılık sebebimidir?
  1. 26.Mayıs.2011, 17:34
    1
    Misafir

    Tedavi edilemeyen ter kokusu veya sürekli olan ağız kokusu evli eşler için ayrılık sebebimidir?






    Tedavi edilemeyen ter kokusu veya sürekli olan ağız kokusu evli eşler için ayrılık sebebimidir? Mumsema Tedavi edilemeyen ter kokusu veya sürekli olan ağız kokusu evli eşler için ayrılık sebebimidir?


  2. 26.Mayıs.2011, 17:34
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 26.Mayıs.2011, 17:43
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Tedavi edilemeyen ter kokusu veya sürekli olan ağız kokusu evli eşler için ayrılık sebebimidir?




    İslam'da Temizlik
    SORU: Bir yazar şunları yazıyor: "Avrupa başkentlerinden birinde toplu taşıma araçlarına soğan, sarımsak yiyenlerin aradan beş saat geç­medikçe binmeleri yasaklanmıştır." Yazar bunu sanki çağdaş bir mede­niyet olgusu ve modernleşmenin bir meyvesi imiş gibi gösteriyor. İs­lâm'ın bu kabil durumlarda bir görüşü var mıdır?
    CEVAP: Bunu ben de okumuştum. Hemen zihnim İslâm'ın aydınlı­ğında Hz. Peygamber'in sünnetine yöneldi. Rasûlullah'ın sünneti asırlardan beri topluma edep ve davranış tarzı öğretmiş bulunuyor. Hemen hatıra geliyor ki bin yıldan fazla bir zaman önce İslâm Peygamberi, Avrupa'da yeni yapılan birşeyi söylemiş, hatta ondan daha ileri derece­de bir edep kuralı ortaya koymuştur.
    Hz. Peygamber şöyle buyuruyor:
    Soğan, sarımsak veya pırasa yiyen bir kimse bizden ayrı dursun, evinde otursun. (Buharı)
    Bir diğer mübarek sözü de şöyledir:
    Şu kötü bitkiyi (kokusu kötü olan herhangi bir bitkiyi) yiyen ca­miye gelmesin. (Ahmed b. Hanbel, Müsned)
    Cami bir toplanma yeridir. Herkese açık toplanma yerleri de cami gibidir.
    Hz. Peygamber -ki o üstün zevk ve estetik konusunda da önder­dir- soğan, sarımsak gibi yiyecekleri kendisine yasaklamıştır. Bunun sebebinin de, Cebrail ile sohbet etmesi olduğunu söylemiştir. Melek­lerle görüşmesi sırasında kendisinde kokusu hoş olmayan bir iz bulun­masının uygun olmayacağını bildirmiştir.
    Hz. Peygamber bu kabil şeylerden yiyen birinin camiye gelmesi halinde geğirmesini yasaklamıştır. Sebebi ise insanlara kötü koku ile eziyet vermemektir. Bu kabil şeyleri yemeyi, insanlann arasına karışa­cak kimseler için İslâmiyet mehruh görmüş, hoş karşılamamıştır.
    Şöyle bir soru akla gelebilir: Bir kısım kimseler yukarda sözü edi­len bitkilerden başka yiyecek bulamazsa ne yapsın? Veya bunları sağ­lığa yararlı olduğu için yiyorsa ne olacak?
    Bu soruya şöyle cevap verilir:
    Öncelikle şunu belirtelim ki Allah (c.c) bu maddeleri haram kıl-mamıştır. Ancak kokusunun rahatsızlık vermesi sebebiyle yenmesi du­rumunda insanlarla bir arada olunmaması istenmiştir. Nitekim hadiste bunlardan yendiği vakit, kokusu gidene kadar insanlar arasına karışıl­maması bildirilmiştir.
    Ebû Eyyub el-Ensâri'nin rivayetinden öğreniyoruz ki: Ebû Eyyub Rasûlullah'a içinde soğan bulunan bir yemek göndermiş, efendi­miz onu yememiştir. Bunun üzerine Ebu Eyyub, "Haram mı?" di­ye sormuş, Hz. Peygamber "Hayır, haram değil. Fakat ben koku­su sebebiyle hoşlanmıyorum" cevabını vermiştir. (Müslim)
    İşte bundan dolayıdır ki Peygamberimiz bu bitkilerin pişirilerek veya bilinen usullerle kokusunu giderdikten sonra yenmesini öğütlemiştir. Nitekim bir hadiste: "(Soğan, sarımsak gibi şeyleri) mutlaka yiyecekseniz, hiç olmazsa (pişirmek suretiyle) öldürüp öyle yiyiniz" buyurulmuştur. (Ebu Dâvud)
    İnsan bunları yemekten çekinse de bununla beraber, dişinde, ağ­zında veya iç organlarında bir problem sebebiyle ağzı kötü bir şekilde kokabilir. Bunun içindir ki İslâm her fırsatta ağız temizliğini teşvik et­miş, misvak veya onun yerine geçecek fırça, macun gibi araçlarla ağız temizliğini tavsiye etmiştir.
    Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurur:
    Misvak (kullanmak) ağızı temiz tutar, Allah'ın hoşnutluğuna se­bep olur. (Ebu Dâvud)
    Bir diğer hadisleri de şöyledir:
    Ümmetime zor gelmeyecek olsaydı, onlara her abdest alışlarında misvak kullanmalarını emrederdim. (Müslim)
    Hz. Peygamber yemek artıkları sebebiyle veya bakımsızlıktan diş­leri sararmış bir kimse ile karşılaşmaktan hoşlanmazdı. Dişleri temiz­lerken ovalamayı tavsiye ederdi. Bu tavsiye, temizlenmemiş dişlerin görüntüsünden veya kokusundan başkalarının sıkıntıya düşmemesi içindir.
    Fıkıh âlimleri, ağız kokusu rahatsızlığı olan kimseden namazı ce­maatle kılma sünnetinin düştüğünü söylemektedirler. Hatta bazıları böyle bir kimseye -cemaatin rahatsız olmaması için— Cuma'nın bile farz olmayacağını söylemişlerdir.
    Tedavi edilemeyen ter kokusu veya sürekli olan ağız kokusu evli eşler için ayrılık sebebidir. Tabiîdir ki bu hüküm, kokunun dayanılmaz derecede olması halindedir. Çünkü evlilik uyum ve anlaşma ile ayakta durur.
    İnsan başkalarından gelen bir takım eziyetlere bir dereceye kadar sabreder. Fakat ağızdan gelen kötü kokuya veya ter kokusuna dayan­mak zordur. Dinî kaynaklarımızın çoğunda müslümanın güzel kokulu olması gerektiğine, bu güzelliğin de devamlı olması gerektiğine dair ifadeler vardır.
    Bunun ötesinde İslâmiyet duygu, beden ve ruh temizliği konusun­da titiz davranmak|adır. Bakınız aşağıdaki ayetlerde Cenab-ı Hakk ne buyuruyor:
    Allah (c.c.) temiz olanları sever. (Bakara/222)
    .. .Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemiyor. Fakat sizi tertemiz kılmak istiyor... (Mâide/6)
    Hz. Peygamber de şöyle buyuruyor: Temizlik imanın yarısıdır. (Müslim)
    Öte yandan İslâmiyet her gün abdest almayı, çeşitli vesilelerle boy abdestini müslümanlara bir görev olarak yüklemiştir. Abdestli iken tekrar abdest almak "nur üzerine nur"dur.
    Hz. Peygamber insanların saç bakımına Özen göstermelerini, saç­larını yıkamalarını, yağlayıp taramalarını tavsiye etmiş, sünnetiyle de fiilen örnek olmuştur.
    Hz. Peygamber saçı başı dağınık birini görünce "Şu adam saçını düzeltecek bir şey bulamıyor mu"? buyurmuştur. (Ebu Dâvud ve Neseî)
    Kirli elbise giymiş birini görünce de "Şu adam giysisini yıkaya­cak bir şey bulamıyor mu?" (Ebu Dâvud) buyurmuştur.
    Hali vakti yerinde olduğu halde durumuna uygun düşmeyen elbi­se giyen bir adamı "Allah kuluna verdiği nimetin eserini kulunun üzerinde görmeyi sever" buyurarak azarlamıştır. (Ahmed b. Han-bel, Müsned)
    Yukarda söylediğimiz gibi İslâmiyet, müntesiplerine, bağlılarına nasıl sevimli bir görüntüde olacaklarım, insanları nasıl memnun ede­ceklerini, nasıl rahatsız etmemeleri gerektiğini öğretmiştir. Bundan do­layıdır ki giysi, beden, ağız, el-ayak temizliğini teşvik etmiştir. Özel­likle toplantı halinde oldukları ve insan içine çıkacakları zaman.
    Hz. Peygamber, tüm peygamberlerin çağrıda bulunduğu fıtrata (yaratılışa) uygun olan sünnetleri bildirmiştir. Yani bu sünnetler tabiî ve insanın yapısına uygun şeylerdir. Bunlar; diş temizliği, burun temiz­liği, altında kir kalmayacak şekilde tırnak kesimi ve bakımı, ayak par­maklarının aralarını temizlemek, koltuk altında ve kasıkta bulunan kıl­ları yolarak veya traş ederek temizlemek, pisliğin çıkış yerlerini temiz­lemektir. Görülüyor ki İslâm dini kötü kokuyu engelleyecek önlemleri almış, temizlik için gerekli araç ve yollan göstermiştir.
    İslâmiyet bunun yanında güzel alışkanlıkların müslümanlar ara­sında yaygınlaşmasını istemiş, başkalarına kötü ve çirkin görünen şey­lerden uzak olunmasını tavsiye etmiştir.
    Aşağıda sayacağımız davranışlar İslâmiyetin edep anlayışı ile bağdaşmayan hallerdir:
    * Bir kimsenin yüzüne karşı esnemek veya geğirmek,
    * Başkalarının gözü önünde diş karıştırıp diş arasında kalan artık­ları çıkarmak,
    * İnsanlar arasına kirli giysi veya kirli el-yüz ile, ter kokusu ile çıkmak,
    * Soğan veya benzeri bitkileri yedikten sonra toplu taşıma araçla­rına binerek ulu orta geğirip, kokuyu gizleyecek tedbir almamak,
    * İnsanlar arasında bulunuyorken çirkin bir ses veya görüntü ile burun temizleyip, ulu orta tükürmek,
    * Üstü başı kir, pas, yağ içinde fabrikadan çıkıp toplu taşıma araçlarına binen veya camiye giden bir fabrika işçisini düşünün. Kendisine durumu ile ilgili bir uyanda bulunulması halinde eşitlikten, işçi oldu­ğu için kişiliğinden ve onurundan birşey kaybetmediğinden söz etme­ye başlar. Böyle bir insan, başkasına saygı göstermenin eşitlikle bağ­lantısını unutuyor. Kendisine yapılmasından hoşlanacağı şeyi başkası­na yapması gerektiğini düşünmüyor.
    Gerçek müslüman kendisi ile uyuşulan, başkası ile uyuşan kimse­dir. Yumuşakdır, herkesin sevdiği ve bulunduğu yere koştuğu ince esen meltem rüzgârı gibidir. Müslüman sağhk-âfiyet gibidir. Geldiği yerde ferah ve sevinç bulunur. Bulunmadığında iştiyakla aranır, arzu edilir. Allah güzeldir, güzeli sever.
    arşivden mum hocadan alıntı


  4. 26.Mayıs.2011, 17:43
    2
    Silent and lonely rains



    İslam'da Temizlik
    SORU: Bir yazar şunları yazıyor: "Avrupa başkentlerinden birinde toplu taşıma araçlarına soğan, sarımsak yiyenlerin aradan beş saat geç­medikçe binmeleri yasaklanmıştır." Yazar bunu sanki çağdaş bir mede­niyet olgusu ve modernleşmenin bir meyvesi imiş gibi gösteriyor. İs­lâm'ın bu kabil durumlarda bir görüşü var mıdır?
    CEVAP: Bunu ben de okumuştum. Hemen zihnim İslâm'ın aydınlı­ğında Hz. Peygamber'in sünnetine yöneldi. Rasûlullah'ın sünneti asırlardan beri topluma edep ve davranış tarzı öğretmiş bulunuyor. Hemen hatıra geliyor ki bin yıldan fazla bir zaman önce İslâm Peygamberi, Avrupa'da yeni yapılan birşeyi söylemiş, hatta ondan daha ileri derece­de bir edep kuralı ortaya koymuştur.
    Hz. Peygamber şöyle buyuruyor:
    Soğan, sarımsak veya pırasa yiyen bir kimse bizden ayrı dursun, evinde otursun. (Buharı)
    Bir diğer mübarek sözü de şöyledir:
    Şu kötü bitkiyi (kokusu kötü olan herhangi bir bitkiyi) yiyen ca­miye gelmesin. (Ahmed b. Hanbel, Müsned)
    Cami bir toplanma yeridir. Herkese açık toplanma yerleri de cami gibidir.
    Hz. Peygamber -ki o üstün zevk ve estetik konusunda da önder­dir- soğan, sarımsak gibi yiyecekleri kendisine yasaklamıştır. Bunun sebebinin de, Cebrail ile sohbet etmesi olduğunu söylemiştir. Melek­lerle görüşmesi sırasında kendisinde kokusu hoş olmayan bir iz bulun­masının uygun olmayacağını bildirmiştir.
    Hz. Peygamber bu kabil şeylerden yiyen birinin camiye gelmesi halinde geğirmesini yasaklamıştır. Sebebi ise insanlara kötü koku ile eziyet vermemektir. Bu kabil şeyleri yemeyi, insanlann arasına karışa­cak kimseler için İslâmiyet mehruh görmüş, hoş karşılamamıştır.
    Şöyle bir soru akla gelebilir: Bir kısım kimseler yukarda sözü edi­len bitkilerden başka yiyecek bulamazsa ne yapsın? Veya bunları sağ­lığa yararlı olduğu için yiyorsa ne olacak?
    Bu soruya şöyle cevap verilir:
    Öncelikle şunu belirtelim ki Allah (c.c) bu maddeleri haram kıl-mamıştır. Ancak kokusunun rahatsızlık vermesi sebebiyle yenmesi du­rumunda insanlarla bir arada olunmaması istenmiştir. Nitekim hadiste bunlardan yendiği vakit, kokusu gidene kadar insanlar arasına karışıl­maması bildirilmiştir.
    Ebû Eyyub el-Ensâri'nin rivayetinden öğreniyoruz ki: Ebû Eyyub Rasûlullah'a içinde soğan bulunan bir yemek göndermiş, efendi­miz onu yememiştir. Bunun üzerine Ebu Eyyub, "Haram mı?" di­ye sormuş, Hz. Peygamber "Hayır, haram değil. Fakat ben koku­su sebebiyle hoşlanmıyorum" cevabını vermiştir. (Müslim)
    İşte bundan dolayıdır ki Peygamberimiz bu bitkilerin pişirilerek veya bilinen usullerle kokusunu giderdikten sonra yenmesini öğütlemiştir. Nitekim bir hadiste: "(Soğan, sarımsak gibi şeyleri) mutlaka yiyecekseniz, hiç olmazsa (pişirmek suretiyle) öldürüp öyle yiyiniz" buyurulmuştur. (Ebu Dâvud)
    İnsan bunları yemekten çekinse de bununla beraber, dişinde, ağ­zında veya iç organlarında bir problem sebebiyle ağzı kötü bir şekilde kokabilir. Bunun içindir ki İslâm her fırsatta ağız temizliğini teşvik et­miş, misvak veya onun yerine geçecek fırça, macun gibi araçlarla ağız temizliğini tavsiye etmiştir.
    Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurur:
    Misvak (kullanmak) ağızı temiz tutar, Allah'ın hoşnutluğuna se­bep olur. (Ebu Dâvud)
    Bir diğer hadisleri de şöyledir:
    Ümmetime zor gelmeyecek olsaydı, onlara her abdest alışlarında misvak kullanmalarını emrederdim. (Müslim)
    Hz. Peygamber yemek artıkları sebebiyle veya bakımsızlıktan diş­leri sararmış bir kimse ile karşılaşmaktan hoşlanmazdı. Dişleri temiz­lerken ovalamayı tavsiye ederdi. Bu tavsiye, temizlenmemiş dişlerin görüntüsünden veya kokusundan başkalarının sıkıntıya düşmemesi içindir.
    Fıkıh âlimleri, ağız kokusu rahatsızlığı olan kimseden namazı ce­maatle kılma sünnetinin düştüğünü söylemektedirler. Hatta bazıları böyle bir kimseye -cemaatin rahatsız olmaması için— Cuma'nın bile farz olmayacağını söylemişlerdir.
    Tedavi edilemeyen ter kokusu veya sürekli olan ağız kokusu evli eşler için ayrılık sebebidir. Tabiîdir ki bu hüküm, kokunun dayanılmaz derecede olması halindedir. Çünkü evlilik uyum ve anlaşma ile ayakta durur.
    İnsan başkalarından gelen bir takım eziyetlere bir dereceye kadar sabreder. Fakat ağızdan gelen kötü kokuya veya ter kokusuna dayan­mak zordur. Dinî kaynaklarımızın çoğunda müslümanın güzel kokulu olması gerektiğine, bu güzelliğin de devamlı olması gerektiğine dair ifadeler vardır.
    Bunun ötesinde İslâmiyet duygu, beden ve ruh temizliği konusun­da titiz davranmak|adır. Bakınız aşağıdaki ayetlerde Cenab-ı Hakk ne buyuruyor:
    Allah (c.c.) temiz olanları sever. (Bakara/222)
    .. .Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemiyor. Fakat sizi tertemiz kılmak istiyor... (Mâide/6)
    Hz. Peygamber de şöyle buyuruyor: Temizlik imanın yarısıdır. (Müslim)
    Öte yandan İslâmiyet her gün abdest almayı, çeşitli vesilelerle boy abdestini müslümanlara bir görev olarak yüklemiştir. Abdestli iken tekrar abdest almak "nur üzerine nur"dur.
    Hz. Peygamber insanların saç bakımına Özen göstermelerini, saç­larını yıkamalarını, yağlayıp taramalarını tavsiye etmiş, sünnetiyle de fiilen örnek olmuştur.
    Hz. Peygamber saçı başı dağınık birini görünce "Şu adam saçını düzeltecek bir şey bulamıyor mu"? buyurmuştur. (Ebu Dâvud ve Neseî)
    Kirli elbise giymiş birini görünce de "Şu adam giysisini yıkaya­cak bir şey bulamıyor mu?" (Ebu Dâvud) buyurmuştur.
    Hali vakti yerinde olduğu halde durumuna uygun düşmeyen elbi­se giyen bir adamı "Allah kuluna verdiği nimetin eserini kulunun üzerinde görmeyi sever" buyurarak azarlamıştır. (Ahmed b. Han-bel, Müsned)
    Yukarda söylediğimiz gibi İslâmiyet, müntesiplerine, bağlılarına nasıl sevimli bir görüntüde olacaklarım, insanları nasıl memnun ede­ceklerini, nasıl rahatsız etmemeleri gerektiğini öğretmiştir. Bundan do­layıdır ki giysi, beden, ağız, el-ayak temizliğini teşvik etmiştir. Özel­likle toplantı halinde oldukları ve insan içine çıkacakları zaman.
    Hz. Peygamber, tüm peygamberlerin çağrıda bulunduğu fıtrata (yaratılışa) uygun olan sünnetleri bildirmiştir. Yani bu sünnetler tabiî ve insanın yapısına uygun şeylerdir. Bunlar; diş temizliği, burun temiz­liği, altında kir kalmayacak şekilde tırnak kesimi ve bakımı, ayak par­maklarının aralarını temizlemek, koltuk altında ve kasıkta bulunan kıl­ları yolarak veya traş ederek temizlemek, pisliğin çıkış yerlerini temiz­lemektir. Görülüyor ki İslâm dini kötü kokuyu engelleyecek önlemleri almış, temizlik için gerekli araç ve yollan göstermiştir.
    İslâmiyet bunun yanında güzel alışkanlıkların müslümanlar ara­sında yaygınlaşmasını istemiş, başkalarına kötü ve çirkin görünen şey­lerden uzak olunmasını tavsiye etmiştir.
    Aşağıda sayacağımız davranışlar İslâmiyetin edep anlayışı ile bağdaşmayan hallerdir:
    * Bir kimsenin yüzüne karşı esnemek veya geğirmek,
    * Başkalarının gözü önünde diş karıştırıp diş arasında kalan artık­ları çıkarmak,
    * İnsanlar arasına kirli giysi veya kirli el-yüz ile, ter kokusu ile çıkmak,
    * Soğan veya benzeri bitkileri yedikten sonra toplu taşıma araçla­rına binerek ulu orta geğirip, kokuyu gizleyecek tedbir almamak,
    * İnsanlar arasında bulunuyorken çirkin bir ses veya görüntü ile burun temizleyip, ulu orta tükürmek,
    * Üstü başı kir, pas, yağ içinde fabrikadan çıkıp toplu taşıma araçlarına binen veya camiye giden bir fabrika işçisini düşünün. Kendisine durumu ile ilgili bir uyanda bulunulması halinde eşitlikten, işçi oldu­ğu için kişiliğinden ve onurundan birşey kaybetmediğinden söz etme­ye başlar. Böyle bir insan, başkasına saygı göstermenin eşitlikle bağ­lantısını unutuyor. Kendisine yapılmasından hoşlanacağı şeyi başkası­na yapması gerektiğini düşünmüyor.
    Gerçek müslüman kendisi ile uyuşulan, başkası ile uyuşan kimse­dir. Yumuşakdır, herkesin sevdiği ve bulunduğu yere koştuğu ince esen meltem rüzgârı gibidir. Müslüman sağhk-âfiyet gibidir. Geldiği yerde ferah ve sevinç bulunur. Bulunmadığında iştiyakla aranır, arzu edilir. Allah güzeldir, güzeli sever.
    arşivden mum hocadan alıntı





+ Yorum Gönder