Konusunu Oylayın.: Yalan yere yeminde babamın dediği şekilde tutarmı, korkuyorum yardım edermisiniz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Yalan yere yeminde babamın dediği şekilde tutarmı, korkuyorum yardım edermisiniz?
  1. 26.Mayıs.2011, 13:40
    1
    Misafir

    Yalan yere yeminde babamın dediği şekilde tutarmı, korkuyorum yardım edermisiniz?






    Yalan yere yeminde babamın dediği şekilde tutarmı, korkuyorum yardım edermisiniz? Mumsema Ben bir yalan söylemek zorunda kaldım babamda bana yalan söylüyorsan annen baban ölsün inşallah dedi bu tutarmı lütfen cevaplayın


  2. 26.Mayıs.2011, 14:45
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Yalan yere yeminde babamın dediği şekilde tutarmı, korkuyorum yardım edermisiniz?




    Yalan konuşmak büyük günahlardandır
    konuşurken ağzını yalana alıştırmamalısın
    Allah c.c ya tövbe edip,babandan özür dileyip
    gönlünü almalısın umarım bu olaydan bir ders çıkarıp
    birdaha yalan söz konuşmazsın,
    konuyla ilgili yazıları okuyabilirsin...

    _________________

    İslam dini evladın anne ve babaya karşı son derece saygılı olmasını istemiş ve onlara karşı en küçük bir hürmetsizliği dahi haram kılmıştır. Bu bakımdan evlat anne ve babanın meşru dairedeki isteklerine uymalı ve onların dualarını almalıdır. Anne bebanın bedduasından ise sakınmalıdır. Ancak haksız olarak beddua ederlerse Allah her şeyin iç yüzünü bilmektedir. Elbette anne baba dahi olsa haksız olarak yapılan bedduadan dolayı evladı muaheze etmeyecektir ve haklarını helal etmemelerinden dolayı evladı sorumlu tutmayacaktır. Yeterki evlat anne ve babasına karşı vazifeyi aksatmasın.

    Kişi bu dünyada helalleşemediği takdirde ahirette helalleşme imkanı vardır. Ancak o günde helalleşmek zor olacağı için bu dünyada iken helalleşme yollarını bulmaya çalışmalıdır.
    arşivden...

    ______________


    YALANIN CÂİZ OLDUĞU YERLER

    Bilesin ki yalan aslında haram ise de bazı hallerde, el-Ezkâr adlı kitabımda açıkladığım şartlarla câiz olur. Mes'elenin özü şudur:

    Söz, maksatları ifade vasıtasıdır. Böyle olunca, yalana başvurmaksızın erişilmesi mümkün olan her meşru maksatta yalan söylemek kesinlikle haramdır. Böyle bir maksadın elde edilmesi ancak yalan söylemekle mümkün olacaksa o takdirde yalan câizdir. Şayet o meşru maksada ulaşmak mübah ise, yalan da mübah; vâcip ise, yalan da vâcip olur.

    Binaenaleyh bir müslüman, kendisini öldürmek isteyen bir zâlimden gizlense ya da malını almak isteyen bir zorbadan malını saklasa, bir başka müslümana da o kişi ve malı sorulsa, -zulmü önlemek için- bu müslümanın onu gizlemek maksadıyla yalan söylemesi vâcip olur.

    Yine bir kimsenin yanında bir emanet olsa, bir zorba da ona el koymak istese, onu gizlemek için yalan söylemesi vacip olur. Bu ve benzeri hallerin tamamında, söz yalan gibi görünse veya muhatap öyle sansa da aslında kendi içinde doğru bir maksadı kastedip ona ters düşmeyecek tarzda konuşması (tevriye yapması) en ihtiyatlı yoldur. Eğer böyle yapması mümkün olmaz da mutlaka yalan söylemek zorunda kalırsa, o da haram değildir, yapabilir. Alimler, böylesi durumlarda yalanın câiz olduğuna aşağıdaki Ümmü Külsûm hadisini delil getirmişlerdir.

    Hadis

    1550. Ümmü Külsûm radıyallahu anhâ’dan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittiği nakledilmiştir:

    "İnsanların arasını düzeltmek maksadıyla birinden ötekine uygun sözler taşıyan (veya hayırlı konuşan) yalancı sayılmaz."

    Buhârî, Sulh 2; Müslim, Birr 101. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 50; Tirmizî, Birr 26

    Müslim'in rivayetinde (Birr 101) şu ifadeler yer almaktadır:

    Ümmü Külsûm şöyle dedi:

    "Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in, şu üç hal dışında, halkın yalan söylemesine ruhsat verdiğini hatırlamıyorum:

    Harbte,

    Kişilerin arasını düzeltmekte,

    (Aile dirliğini sağlamak için) kocanın hanımına, hanımın kocasına söylediği sözlerde."

    Açıklamalar

    Aslında şefaat konusunda 251 numara ile geçmiş bulunan hadisimiz, -Nevevî'nin de belirttiği gibi-, âlimlerin yalan söylemenin caiz olduğu yerler konusuna delil getirmiş olmaları dolayısıyla burada tekrar zikredilmiş bulunmaktadır.

    Her genel kaide gibi her yasağın da istisnalarının bulunması pek tabiîdir. Burada, büyük günahlardan olan yalanın söylenebileceği yerler sayılmaktadır.

    Söz konusu üç halde, yalan söylenmesine ruhsat verilmiş olması, yalanı helâl kılmak anlamında değildir. Yani yalan yine yalandır. Ama taşıdığı amaçlar ve varmak istediği hedefler gözetilerek bu hallerde yalan söyleyenlerin cezaya çarptırılmayacağı bildirilmiş olmaktadır.

    Kabul etmek gerekir ki, insanlar arasında meydana gelmiş kırgınlıkları ve düşmanlıkları önce yumuşatıp sonra ortadan kaldırabilmek için küskünlerin her birine, öteki adamın kendisi hakkında aslında iyi şeyler düşündüğünü söylemek lazım gelir. Bunun için de gerek söz gerekse yorum olarak gerçek dışı konuşmaya ihtiyaç duyulur. Söylenecek yalanın bir işe yarayacağı anlaşıldığı zaman, yalan söylememiş olmak için insanlar arasını ıslah etmekten kaçınmak doğru değildir. Tam aksine, o yalanı söyleyip bir kırgınlığı ya da düşmanlığı ortadan kaldırmak görevdir.

    İnsan ve toplum gerçeğine son derece değer veren dinimiz, mevcut şartlar içinde ideal bir İslâm toplumunu oluşturmanın en tabiî ve uygulanabilir esaslarını getirmiş bulunmaktadır. "Yalanın tesis ettiği dostluk ya da huzur şurada kalsın" demeye kimsenin hakkı yoktur. Unutulmamalıdır ki, "İş bitiren yalan, fitne çıkaran doğrudan yeğdir."

    Doğunun filozofu Sa'dî der ki; haksız yere asılmak üzere olan bir mahkûm, ana diliyle hükümdara sövüp saymaya başlar. Mahkûmun garip şekilde söylendiğini gören hükümdar, yanında bulunan vezirlerinden birine, adamın ne söylediğini sorar. İyilik sever vezir de, "Efendim, kendisini bağışlamanızı istiyor" der. Bu vezirle arası pek iyi olmayan bir başka vezir ileri atılır ve "Hükümdarın huzurunda yalan söylemek bize yaraşmaz. Adam size küfrediyor sultanım" der. Bunun üzerine hükümdar, "Bunun yalanı, bizi senin doğrundan daha iyi bir yola sevkediyor. İş bitiren yalan fitne çıkaran doğrudan yeğdir” der ve mahkûmu bağışlar.

    İyiliğin yalana muhtaç olmaması elbette arzu edilir. Ama böyle bir ihtiyacın ortaya çıkması halinde, hadisimizdeki ruhsatın kullanılması ümmete tanınmış pek büyük bir kolaylıktır. Unutmayalım ki yeri gelince ruhsatları kullanmak bir çeşit azimet ve iyi dindarlık mânası kazanır.

    Hadisten Öğrendiklerimiz

    1. Yalan konuşmak haramdır ama yalan söylemenin câiz olduğu yerler de vardır.

    2. Harpte düşmana karşı, aralarını bulmak için küskün insan veya grublara karşı söylenecek yalanla eşlerin birbirlerine karşı söyleyecekleri yalanlara müsaade edilmiştir.

    Riyâzüs Sâlihin/arşivden...


  3. 26.Mayıs.2011, 14:45
    2
    Silent and lonely rains



    Yalan konuşmak büyük günahlardandır
    konuşurken ağzını yalana alıştırmamalısın
    Allah c.c ya tövbe edip,babandan özür dileyip
    gönlünü almalısın umarım bu olaydan bir ders çıkarıp
    birdaha yalan söz konuşmazsın,
    konuyla ilgili yazıları okuyabilirsin...

    _________________

    İslam dini evladın anne ve babaya karşı son derece saygılı olmasını istemiş ve onlara karşı en küçük bir hürmetsizliği dahi haram kılmıştır. Bu bakımdan evlat anne ve babanın meşru dairedeki isteklerine uymalı ve onların dualarını almalıdır. Anne bebanın bedduasından ise sakınmalıdır. Ancak haksız olarak beddua ederlerse Allah her şeyin iç yüzünü bilmektedir. Elbette anne baba dahi olsa haksız olarak yapılan bedduadan dolayı evladı muaheze etmeyecektir ve haklarını helal etmemelerinden dolayı evladı sorumlu tutmayacaktır. Yeterki evlat anne ve babasına karşı vazifeyi aksatmasın.

    Kişi bu dünyada helalleşemediği takdirde ahirette helalleşme imkanı vardır. Ancak o günde helalleşmek zor olacağı için bu dünyada iken helalleşme yollarını bulmaya çalışmalıdır.
    arşivden...

    ______________


    YALANIN CÂİZ OLDUĞU YERLER

    Bilesin ki yalan aslında haram ise de bazı hallerde, el-Ezkâr adlı kitabımda açıkladığım şartlarla câiz olur. Mes'elenin özü şudur:

    Söz, maksatları ifade vasıtasıdır. Böyle olunca, yalana başvurmaksızın erişilmesi mümkün olan her meşru maksatta yalan söylemek kesinlikle haramdır. Böyle bir maksadın elde edilmesi ancak yalan söylemekle mümkün olacaksa o takdirde yalan câizdir. Şayet o meşru maksada ulaşmak mübah ise, yalan da mübah; vâcip ise, yalan da vâcip olur.

    Binaenaleyh bir müslüman, kendisini öldürmek isteyen bir zâlimden gizlense ya da malını almak isteyen bir zorbadan malını saklasa, bir başka müslümana da o kişi ve malı sorulsa, -zulmü önlemek için- bu müslümanın onu gizlemek maksadıyla yalan söylemesi vâcip olur.

    Yine bir kimsenin yanında bir emanet olsa, bir zorba da ona el koymak istese, onu gizlemek için yalan söylemesi vacip olur. Bu ve benzeri hallerin tamamında, söz yalan gibi görünse veya muhatap öyle sansa da aslında kendi içinde doğru bir maksadı kastedip ona ters düşmeyecek tarzda konuşması (tevriye yapması) en ihtiyatlı yoldur. Eğer böyle yapması mümkün olmaz da mutlaka yalan söylemek zorunda kalırsa, o da haram değildir, yapabilir. Alimler, böylesi durumlarda yalanın câiz olduğuna aşağıdaki Ümmü Külsûm hadisini delil getirmişlerdir.

    Hadis

    1550. Ümmü Külsûm radıyallahu anhâ’dan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittiği nakledilmiştir:

    "İnsanların arasını düzeltmek maksadıyla birinden ötekine uygun sözler taşıyan (veya hayırlı konuşan) yalancı sayılmaz."

    Buhârî, Sulh 2; Müslim, Birr 101. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 50; Tirmizî, Birr 26

    Müslim'in rivayetinde (Birr 101) şu ifadeler yer almaktadır:

    Ümmü Külsûm şöyle dedi:

    "Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in, şu üç hal dışında, halkın yalan söylemesine ruhsat verdiğini hatırlamıyorum:

    Harbte,

    Kişilerin arasını düzeltmekte,

    (Aile dirliğini sağlamak için) kocanın hanımına, hanımın kocasına söylediği sözlerde."

    Açıklamalar

    Aslında şefaat konusunda 251 numara ile geçmiş bulunan hadisimiz, -Nevevî'nin de belirttiği gibi-, âlimlerin yalan söylemenin caiz olduğu yerler konusuna delil getirmiş olmaları dolayısıyla burada tekrar zikredilmiş bulunmaktadır.

    Her genel kaide gibi her yasağın da istisnalarının bulunması pek tabiîdir. Burada, büyük günahlardan olan yalanın söylenebileceği yerler sayılmaktadır.

    Söz konusu üç halde, yalan söylenmesine ruhsat verilmiş olması, yalanı helâl kılmak anlamında değildir. Yani yalan yine yalandır. Ama taşıdığı amaçlar ve varmak istediği hedefler gözetilerek bu hallerde yalan söyleyenlerin cezaya çarptırılmayacağı bildirilmiş olmaktadır.

    Kabul etmek gerekir ki, insanlar arasında meydana gelmiş kırgınlıkları ve düşmanlıkları önce yumuşatıp sonra ortadan kaldırabilmek için küskünlerin her birine, öteki adamın kendisi hakkında aslında iyi şeyler düşündüğünü söylemek lazım gelir. Bunun için de gerek söz gerekse yorum olarak gerçek dışı konuşmaya ihtiyaç duyulur. Söylenecek yalanın bir işe yarayacağı anlaşıldığı zaman, yalan söylememiş olmak için insanlar arasını ıslah etmekten kaçınmak doğru değildir. Tam aksine, o yalanı söyleyip bir kırgınlığı ya da düşmanlığı ortadan kaldırmak görevdir.

    İnsan ve toplum gerçeğine son derece değer veren dinimiz, mevcut şartlar içinde ideal bir İslâm toplumunu oluşturmanın en tabiî ve uygulanabilir esaslarını getirmiş bulunmaktadır. "Yalanın tesis ettiği dostluk ya da huzur şurada kalsın" demeye kimsenin hakkı yoktur. Unutulmamalıdır ki, "İş bitiren yalan, fitne çıkaran doğrudan yeğdir."

    Doğunun filozofu Sa'dî der ki; haksız yere asılmak üzere olan bir mahkûm, ana diliyle hükümdara sövüp saymaya başlar. Mahkûmun garip şekilde söylendiğini gören hükümdar, yanında bulunan vezirlerinden birine, adamın ne söylediğini sorar. İyilik sever vezir de, "Efendim, kendisini bağışlamanızı istiyor" der. Bu vezirle arası pek iyi olmayan bir başka vezir ileri atılır ve "Hükümdarın huzurunda yalan söylemek bize yaraşmaz. Adam size küfrediyor sultanım" der. Bunun üzerine hükümdar, "Bunun yalanı, bizi senin doğrundan daha iyi bir yola sevkediyor. İş bitiren yalan fitne çıkaran doğrudan yeğdir” der ve mahkûmu bağışlar.

    İyiliğin yalana muhtaç olmaması elbette arzu edilir. Ama böyle bir ihtiyacın ortaya çıkması halinde, hadisimizdeki ruhsatın kullanılması ümmete tanınmış pek büyük bir kolaylıktır. Unutmayalım ki yeri gelince ruhsatları kullanmak bir çeşit azimet ve iyi dindarlık mânası kazanır.

    Hadisten Öğrendiklerimiz

    1. Yalan konuşmak haramdır ama yalan söylemenin câiz olduğu yerler de vardır.

    2. Harpte düşmana karşı, aralarını bulmak için küskün insan veya grublara karşı söylenecek yalanla eşlerin birbirlerine karşı söyleyecekleri yalanlara müsaade edilmiştir.

    Riyâzüs Sâlihin/arşivden...





+ Yorum Gönder