Konusunu Oylayın.: Firavun'un cesedinin, ünlü bir İngiliz bilim adamı (müzeci) tarafından yalanlanması söz konusu, bu konuda ne dersiniz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Firavun'un cesedinin, ünlü bir İngiliz bilim adamı (müzeci) tarafından yalanlanması söz konusu, bu konuda ne dersiniz?
  1. 26.Mayıs.2011, 06:59
    1
    Misafir

    Firavun'un cesedinin, ünlü bir İngiliz bilim adamı (müzeci) tarafından yalanlanması söz konusu, bu konuda ne dersiniz?






    Firavun'un cesedinin, ünlü bir İngiliz bilim adamı (müzeci) tarafından yalanlanması söz konusu, bu konuda ne dersiniz? Mumsema Firavun'un cesedinin, ünlü bir İngiliz bilim adamı (müzeci) tarafından yalanlanması söz konusu, bu konuda ne dersiniz?


  2. 26.Mayıs.2011, 06:59
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Firavun'un cesedinin, ünlü bir İngiliz bilim adamı (müzeci) tarafından yalanlanması söz konusu, bu konuda ne dersiniz?


    Benzer Konular

    - Newton'u tahtından eden Iraklı bilim adamı!

    - Ünlü Türk ve Müslüman Bilim Adamları

    - Bilim adamı nedir sözlük anlamı

    - Alman Bilim Adamı Islama Döndü

    - Müslüman coğrafya bilim adamı Kadızade Ruminin hayatı

  3. 26.Mayıs.2011, 07:14
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Firavun'un cesedinin, ünlü bir İngiliz bilim adamı (müzeci) tarafından yalanlanması söz konusu, bu konuda ne ders




    "(Ey Firavun!) Senden sonra geleceklere ibret olması için, bugün senin bedenini (cansız olarak) kurtaracağız. İşte insanlardan bir çoğu, hakikaten âyetlerimizden gafildirler."(Yunus, 10/92)
    Bu nedenle bulunan cesedin Firavun'a ait olma ihtimali güçlüdür. Firavun'un suda boğulurken secdeye kapandığı Kur'an-ı Kerim'de bildirilmektedir. Bu nedenle eğer ceset Firavun'a ait ise secde halinde olmalıdır.
    Bazı resimlerde secde halinde, bazılarında ise oturur şekilde görünüyor. Aradaki farka gelince, aldığımız haberlere göre ceset ilk bulunduğunda secde halindeymiş. Sonradan Kur'an'ın verdiği haber anlaşılmasın diye sırt üstü yatırıldığı söyleniyor. Eğer her iki resimdeki ceset de Firavun'a ait ise, biri secde halindeyken çekilen resmi, diğeri de sırt üstü yatırılmışken çekilen resmidir. Ellerindeki bezlerin ise değişik nedenlerle bulunduktan sonra yapılmış olması mümkündür. Secde halinde çekilmiş olan resmi yıllar önce Zafer Dergisinde yayınlanmıştı.

    Firavun’un cesedini ilk defa İngiltere’de görüp, fotoğrafını çekerek Zafer Dergisine gönderen yakından tanıdığımız çok değerli bir arkadaşımız, bir üniversitede halen görev yapan profesör bir hocamızdır. Bizzat bu olayı kendisinden dinledik. O zaman aynen Dergide çıktığı gibi secde halindeydi. Daha sonra bu şeklini değiştirmiş olabilirler. Eğer bu değişiklik, teknik bir zorunluluk olarak gerçekleştirilmemişse, kuvvetli bir ihtimalle Kur’an’ın bir i’caz parıltısına hizmet ettiğini görenlerin çabaları sonucu olmuştur.
    O dönemlerde, ceset üzerinde yapılmış testler sonucunda, tespit edilen yaşının tarihi itibariyle Hz. Musa (as) dönemine ait olabilecek (2500-3000 yıl önce) tarihlere işaret ettiği ve cesedin de Firavun’a ait olduğu uzmanlarca rapor edilmişti. Ayrıca çıkarıldığı yer de Firavun’un boğulduğu Kızıldenizdi.
    Bütün bunların yanında, bu ceset daha meşhur olmadan çok önce, İslam dünyasının yetiştirdiği ender alim ve velilerden biri olan Bediüzaman Said Nursi tarafından çok kesin bir ifadeyle, onun bizzat Hz. Musa (as) dönemindeki Firavun'a ait olduğunun ifade edilmiş olması, bize kesin kanaat vermektedir. Özellikle, aynı dönemde yaşayan büyük müfessir Elmalılı Hamdi Yazır ve Bizzat Mısır’da yaşamış olan değerli müfessir Seyyid Kutub’un -Yunus Suresinin ilgili 92. ayetini tefsir ederken- bu olaydan söz etmemeleri, Bediüzaman’ın kesin tavrının manevî boyutunu bir kat daha önemli kılmıştır.
    Hz. Musa (as) İ.Ö. 1200 yıllarında yaşamış ve hayır ile şer arasındaki mücadele onun zamanında da devam etmiştir. H.Musa (a.s.) peygamberlikle vazifelendirildikten sonra Firavun ile mücadele etmiş ve Hz.Musa (as)'a iman eden İsrailoğlu kabilelerine eza ve cefa uygulanmıştı. Bunu üzerinede Allah Hz.Musa (as) ve ona tabi olanların Mısır'dan çıkmalarına müsade etti. Bundan haberdar olan Firavun güçlü bir ordu ile bunları takibe başladı. Hz. Musa (as) bu takipten kurtulmak için Cenab-ı Hakk'ın izniyle Kızıldeniz kıyısına kadar gelmişti.Önlerinde deniz ve arkalarında Firavun'un ordusu vardı.İşte bu dehşetli durumdayken Allah'ın emriyle Hz. Musa (as)'ın bir mucizesi olarak deniz yarıldı ve açılan yoldan geçerek selamet sahiline ulaştılar.
    Firavun ve askerleri İsrailoğullarını takip ederken denizin ayrılmış olan sularını dehşetle görmüşler, fakat kin ve düşmalıklarından dolayı bir anlık tereddütden sonra onlarda denizden açılan yola girerek takibe geçmişlerdir. Ancak denizin açılan suların tekrar birleşmeye başlamış ve sonunda Firavun ile bütün ordusu tek bir kişi bile kurtulamadan sulara gömülmüştür.
    Cesed Kızıldeniz'in kenarında Cebelein mevkiinde bulunmuş ve onu kızgın kumlar arasından 1881 senesinde çıkaran İngiliz araştırma ekibi tarafından müzeye götürülmüştür. Secde vaziyetinde duran cesedin tüm organlarının tam olduğu, hatta başındaki sararmış saçları ile sakallarının var olduğu görülmüştür. Cesedin en hayret verici özelliği ise mumyalanmamış olmasıdır. Bilindiği gibi mumyalanmış cesedlerin iç organlarının bazıları çıkarılmış ve ilaçlanmış durumdadır. Fakat bu cesede hiç bir işlem yapılmaış ve kimyevi madde kullanılmamıştır. Karbon 14 denen yöntemle en az 3000 yıllık olduğu kanıtlanmıştır.
    Sözz konusu ceset, Süveyş Kanalı açılırken denizin kenarında küçük bir tepecikte bulunmuş ve Londra'ya getirilmiştir.
    ALLAH (c.c), Resulu Hz. Musa (as)'ın zamanında ilahlık iddasında bulunan Firavun'un cesedini, ölümünden üç bin sene geçmesine rağmen, ibret olması için çürütmemiştir.


  4. 26.Mayıs.2011, 07:14
    2
    Editör



    "(Ey Firavun!) Senden sonra geleceklere ibret olması için, bugün senin bedenini (cansız olarak) kurtaracağız. İşte insanlardan bir çoğu, hakikaten âyetlerimizden gafildirler."(Yunus, 10/92)
    Bu nedenle bulunan cesedin Firavun'a ait olma ihtimali güçlüdür. Firavun'un suda boğulurken secdeye kapandığı Kur'an-ı Kerim'de bildirilmektedir. Bu nedenle eğer ceset Firavun'a ait ise secde halinde olmalıdır.
    Bazı resimlerde secde halinde, bazılarında ise oturur şekilde görünüyor. Aradaki farka gelince, aldığımız haberlere göre ceset ilk bulunduğunda secde halindeymiş. Sonradan Kur'an'ın verdiği haber anlaşılmasın diye sırt üstü yatırıldığı söyleniyor. Eğer her iki resimdeki ceset de Firavun'a ait ise, biri secde halindeyken çekilen resmi, diğeri de sırt üstü yatırılmışken çekilen resmidir. Ellerindeki bezlerin ise değişik nedenlerle bulunduktan sonra yapılmış olması mümkündür. Secde halinde çekilmiş olan resmi yıllar önce Zafer Dergisinde yayınlanmıştı.

    Firavun’un cesedini ilk defa İngiltere’de görüp, fotoğrafını çekerek Zafer Dergisine gönderen yakından tanıdığımız çok değerli bir arkadaşımız, bir üniversitede halen görev yapan profesör bir hocamızdır. Bizzat bu olayı kendisinden dinledik. O zaman aynen Dergide çıktığı gibi secde halindeydi. Daha sonra bu şeklini değiştirmiş olabilirler. Eğer bu değişiklik, teknik bir zorunluluk olarak gerçekleştirilmemişse, kuvvetli bir ihtimalle Kur’an’ın bir i’caz parıltısına hizmet ettiğini görenlerin çabaları sonucu olmuştur.
    O dönemlerde, ceset üzerinde yapılmış testler sonucunda, tespit edilen yaşının tarihi itibariyle Hz. Musa (as) dönemine ait olabilecek (2500-3000 yıl önce) tarihlere işaret ettiği ve cesedin de Firavun’a ait olduğu uzmanlarca rapor edilmişti. Ayrıca çıkarıldığı yer de Firavun’un boğulduğu Kızıldenizdi.
    Bütün bunların yanında, bu ceset daha meşhur olmadan çok önce, İslam dünyasının yetiştirdiği ender alim ve velilerden biri olan Bediüzaman Said Nursi tarafından çok kesin bir ifadeyle, onun bizzat Hz. Musa (as) dönemindeki Firavun'a ait olduğunun ifade edilmiş olması, bize kesin kanaat vermektedir. Özellikle, aynı dönemde yaşayan büyük müfessir Elmalılı Hamdi Yazır ve Bizzat Mısır’da yaşamış olan değerli müfessir Seyyid Kutub’un -Yunus Suresinin ilgili 92. ayetini tefsir ederken- bu olaydan söz etmemeleri, Bediüzaman’ın kesin tavrının manevî boyutunu bir kat daha önemli kılmıştır.
    Hz. Musa (as) İ.Ö. 1200 yıllarında yaşamış ve hayır ile şer arasındaki mücadele onun zamanında da devam etmiştir. H.Musa (a.s.) peygamberlikle vazifelendirildikten sonra Firavun ile mücadele etmiş ve Hz.Musa (as)'a iman eden İsrailoğlu kabilelerine eza ve cefa uygulanmıştı. Bunu üzerinede Allah Hz.Musa (as) ve ona tabi olanların Mısır'dan çıkmalarına müsade etti. Bundan haberdar olan Firavun güçlü bir ordu ile bunları takibe başladı. Hz. Musa (as) bu takipten kurtulmak için Cenab-ı Hakk'ın izniyle Kızıldeniz kıyısına kadar gelmişti.Önlerinde deniz ve arkalarında Firavun'un ordusu vardı.İşte bu dehşetli durumdayken Allah'ın emriyle Hz. Musa (as)'ın bir mucizesi olarak deniz yarıldı ve açılan yoldan geçerek selamet sahiline ulaştılar.
    Firavun ve askerleri İsrailoğullarını takip ederken denizin ayrılmış olan sularını dehşetle görmüşler, fakat kin ve düşmalıklarından dolayı bir anlık tereddütden sonra onlarda denizden açılan yola girerek takibe geçmişlerdir. Ancak denizin açılan suların tekrar birleşmeye başlamış ve sonunda Firavun ile bütün ordusu tek bir kişi bile kurtulamadan sulara gömülmüştür.
    Cesed Kızıldeniz'in kenarında Cebelein mevkiinde bulunmuş ve onu kızgın kumlar arasından 1881 senesinde çıkaran İngiliz araştırma ekibi tarafından müzeye götürülmüştür. Secde vaziyetinde duran cesedin tüm organlarının tam olduğu, hatta başındaki sararmış saçları ile sakallarının var olduğu görülmüştür. Cesedin en hayret verici özelliği ise mumyalanmamış olmasıdır. Bilindiği gibi mumyalanmış cesedlerin iç organlarının bazıları çıkarılmış ve ilaçlanmış durumdadır. Fakat bu cesede hiç bir işlem yapılmaış ve kimyevi madde kullanılmamıştır. Karbon 14 denen yöntemle en az 3000 yıllık olduğu kanıtlanmıştır.
    Sözz konusu ceset, Süveyş Kanalı açılırken denizin kenarında küçük bir tepecikte bulunmuş ve Londra'ya getirilmiştir.
    ALLAH (c.c), Resulu Hz. Musa (as)'ın zamanında ilahlık iddasında bulunan Firavun'un cesedini, ölümünden üç bin sene geçmesine rağmen, ibret olması için çürütmemiştir.





+ Yorum Gönder