Konusunu Oylayın.: Ebu Hanife'nin Fıkh-ı Ekber şerhi olan, Şerhu'l-Akidetu'l-Tahavi'de Allah'ın zatıyla arşın üzerinde olduğu yazılıyor; bu

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ebu Hanife'nin Fıkh-ı Ekber şerhi olan, Şerhu'l-Akidetu'l-Tahavi'de Allah'ın zatıyla arşın üzerinde olduğu yazılıyor; bu
  1. 26.Mayıs.2011, 05:39
    1
    Misafir

    Ebu Hanife'nin Fıkh-ı Ekber şerhi olan, Şerhu'l-Akidetu'l-Tahavi'de Allah'ın zatıyla arşın üzerinde olduğu yazılıyor; bu






    Ebu Hanife'nin Fıkh-ı Ekber şerhi olan, Şerhu'l-Akidetu'l-Tahavi'de Allah'ın zatıyla arşın üzerinde olduğu yazılıyor; bu Mumsema Ebu Hanife'nin Fıkh-ı Ekber şerhi olan, Şerhu'l-Akidetu'l-Tahavi'de Allah'ın zatıyla arşın üzerinde olduğu yazılıyor; bunu nasıl anlamalıyız?


  2. 26.Mayıs.2011, 05:39
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 26.Mayıs.2011, 07:06
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Ebu Hanife'nin Fıkh-ı Ekber şerhi olan, Şerhu'l-Akidetu'l-Tahavi'de Allah'ın zatıyla arşın üzerinde olduğu yazılı




    Şerhul Akidetul Tahaviye sahibi, İbn Teymiye’nin fikirlerinin etkisinde kalmış bir kimsedir. Bu sebeple, Tahavî’nin demediği şeyleri de anti parantez olarak kitaba sokuşturarak kendi düşüncelerini yaymaya çalışmıştır. Bununla beraber, kim söylerse söylesin, Ehl-i sünnet ve cemaatin umumî caddesinin dışına çıkanlar, insanlara yarardan çok zarar verirler.
    - Evvela şunun altını çizmeliyiz ki, “Selef alimleri şöyle dedi” deyip kestirmek, isabetli bir tavır değildir. Selef deyince sanki “Selef efendi” adında bir kimseden söz ediliyormuş gibi, tek düşüncesinden bahsediliyor. Oysa ilim sahibi ve basireti açık olanlar çok iyi bilirler ki, gerek sahabiler, gerek tabiinler ve gerekse tebe-i tabiin olsun, hepsinin pek çok meselede farklı görüşleri, farklı içtihatları ve ayetlerle ilgili farklı yorumları vardır. Hepsi de Selef alimlerinden olan meşhur fıkhî mezheplerin varlığı, bunun açık göstergesidir. Sahabilerin birbirinden farklı içtihat yaptıkları ehl-i ilme gizli değildir. Demek ki, “Selef böyle dedi, şöyle dedi” gibi toptancı ifadeler asla doğru değildir. İslam’ın fikir özgürlüğüne verdiği değer ölçüsüne de aykırıdır.
    - İkincisi, Selef alimlerinin hiç biri, “Arşa istiva”yı -haşa- Allah’a bir şekil ya da bir cisim andıran bir manaya yorumlamamıştır. Dedikleri şey, “Bu tür ifadeler müteşabihtir, iman ederiz, gerçek anlamlarını Allah’a havale ederiz.” şeklindedir. Oların bu görüşlerini özetleyen İmam Malik’in şu sözleri meşhurdur. Adam’ın biri İmam malik’e “Arşa istiva” konususnu sorduğunda imam cevap olarak: “İstiva malumdur, keyfiyeti meçhuldur, onu sorgulamak bidattir...” demiştir.
    - Üçüncüsü: Hz. Ali (ra) “Gerçekleri öyle anlatınız ki, Allah ve Resulü yalanlanmasın.” demiştir.
    Bu kurala göre, daha önceki zamanlarda bu tür müteşabih konuları o dönemin safvetine / insanların duyguları açısından arı ve duru olan durumlarına halel vermemek için onların bilgisini Allah’a havale etmek uygun olabilirdi. Ancak, felsefenin her tarafa yayıldığı, İslam’a aykırı bir çok yanlış düşüncenin zemin bulduğu sonraki devirlerde aynı metod kullanılsaydı, Hz. Ali (ra)’nin bu tavsiyesine, İslam’ın tebliğ metoduna, evrensel mesajının hakkıyla anlaşılmasına taban tabana zıt bir hal olurdu.

    - Dördüncüsü: İmam Azam da dahil, Ehl-i sünnetin ortak akidesine göre, Allah’ın selbî sıfatlarından bir sıfatı da “muhalefetun lil havadis”dir. Yani Allah, yaratıkların hiç birine benzemez. “Allah’ın benzerinin olmadığını” (Şura, 42/11) ifade eden ayette bu husus vurgulanmıştır.
    "Arşa istiva" bazılarının sandığı gibi bir hakikat olarak telakki edilse, Allah’ın maddi bir varlık olarak tasavvur etmek lazım gelir ki, Ehl-i sünnetin inancına aykırıdır. Fakat bunu mecaz bir ifade olarak Allah’ın bütün varlıklar üzerindeki saltanatının manevî bir simgesi olarak kabul etmekte ne dine bir aykırılığı, ne ayetin açık ifadesine bir tezatlığı ve ne de Kur’an’daki Allah tasavvuruna bir zıddiyeti vardır. Ve üstelik böyle bir anlayışın ortaya konmasıyla, bu günkü insanların zihninde materyalist ve yanlış bir Allah tasavvurunun önüne de geçilmiş olur.


  4. 26.Mayıs.2011, 07:06
    2
    Editör



    Şerhul Akidetul Tahaviye sahibi, İbn Teymiye’nin fikirlerinin etkisinde kalmış bir kimsedir. Bu sebeple, Tahavî’nin demediği şeyleri de anti parantez olarak kitaba sokuşturarak kendi düşüncelerini yaymaya çalışmıştır. Bununla beraber, kim söylerse söylesin, Ehl-i sünnet ve cemaatin umumî caddesinin dışına çıkanlar, insanlara yarardan çok zarar verirler.
    - Evvela şunun altını çizmeliyiz ki, “Selef alimleri şöyle dedi” deyip kestirmek, isabetli bir tavır değildir. Selef deyince sanki “Selef efendi” adında bir kimseden söz ediliyormuş gibi, tek düşüncesinden bahsediliyor. Oysa ilim sahibi ve basireti açık olanlar çok iyi bilirler ki, gerek sahabiler, gerek tabiinler ve gerekse tebe-i tabiin olsun, hepsinin pek çok meselede farklı görüşleri, farklı içtihatları ve ayetlerle ilgili farklı yorumları vardır. Hepsi de Selef alimlerinden olan meşhur fıkhî mezheplerin varlığı, bunun açık göstergesidir. Sahabilerin birbirinden farklı içtihat yaptıkları ehl-i ilme gizli değildir. Demek ki, “Selef böyle dedi, şöyle dedi” gibi toptancı ifadeler asla doğru değildir. İslam’ın fikir özgürlüğüne verdiği değer ölçüsüne de aykırıdır.
    - İkincisi, Selef alimlerinin hiç biri, “Arşa istiva”yı -haşa- Allah’a bir şekil ya da bir cisim andıran bir manaya yorumlamamıştır. Dedikleri şey, “Bu tür ifadeler müteşabihtir, iman ederiz, gerçek anlamlarını Allah’a havale ederiz.” şeklindedir. Oların bu görüşlerini özetleyen İmam Malik’in şu sözleri meşhurdur. Adam’ın biri İmam malik’e “Arşa istiva” konususnu sorduğunda imam cevap olarak: “İstiva malumdur, keyfiyeti meçhuldur, onu sorgulamak bidattir...” demiştir.
    - Üçüncüsü: Hz. Ali (ra) “Gerçekleri öyle anlatınız ki, Allah ve Resulü yalanlanmasın.” demiştir.
    Bu kurala göre, daha önceki zamanlarda bu tür müteşabih konuları o dönemin safvetine / insanların duyguları açısından arı ve duru olan durumlarına halel vermemek için onların bilgisini Allah’a havale etmek uygun olabilirdi. Ancak, felsefenin her tarafa yayıldığı, İslam’a aykırı bir çok yanlış düşüncenin zemin bulduğu sonraki devirlerde aynı metod kullanılsaydı, Hz. Ali (ra)’nin bu tavsiyesine, İslam’ın tebliğ metoduna, evrensel mesajının hakkıyla anlaşılmasına taban tabana zıt bir hal olurdu.

    - Dördüncüsü: İmam Azam da dahil, Ehl-i sünnetin ortak akidesine göre, Allah’ın selbî sıfatlarından bir sıfatı da “muhalefetun lil havadis”dir. Yani Allah, yaratıkların hiç birine benzemez. “Allah’ın benzerinin olmadığını” (Şura, 42/11) ifade eden ayette bu husus vurgulanmıştır.
    "Arşa istiva" bazılarının sandığı gibi bir hakikat olarak telakki edilse, Allah’ın maddi bir varlık olarak tasavvur etmek lazım gelir ki, Ehl-i sünnetin inancına aykırıdır. Fakat bunu mecaz bir ifade olarak Allah’ın bütün varlıklar üzerindeki saltanatının manevî bir simgesi olarak kabul etmekte ne dine bir aykırılığı, ne ayetin açık ifadesine bir tezatlığı ve ne de Kur’an’daki Allah tasavvuruna bir zıddiyeti vardır. Ve üstelik böyle bir anlayışın ortaya konmasıyla, bu günkü insanların zihninde materyalist ve yanlış bir Allah tasavvurunun önüne de geçilmiş olur.





+ Yorum Gönder