Konusunu Oylayın.: Küfür ve şirkin küçüğü büyüğü olur mu? Büyük küfür, şirk veya inkardır; küçük küfür ise günahlardır

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Küfür ve şirkin küçüğü büyüğü olur mu? Büyük küfür, şirk veya inkardır; küçük küfür ise günahlardır
  1. 25.Mayıs.2011, 07:13
    1
    Misafir

    Küfür ve şirkin küçüğü büyüğü olur mu? Büyük küfür, şirk veya inkardır; küçük küfür ise günahlardır






    Küfür ve şirkin küçüğü büyüğü olur mu? Büyük küfür, şirk veya inkardır; küçük küfür ise günahlardır Mumsema Küfür ve şirkin küçüğü büyüğü olur mu? “Büyük küfür, şirk veya inkardır; küçük küfür ise günahlardır” şeklinde bir anlayış doğru mudur?


  2. 25.Mayıs.2011, 09:26
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Küfür ve şirkin küçüğü büyüğü olur mu? Büyük küfür, şirk veya inkardır; küçük küfür ise günahlardır şeklinde bir




    Değerli kardeşimiz;



    İslam kaynaklarında “büyük şirk, küçük şirk(riyakârlık)" kavramları vardır. Büyük küfür-küçük küfür kavramları yoktur. Küçük küfür kavramı son zamanlarda bazıları tarafından ortaya atılmıştır. Arap ve Türk internet sitelerinde kopyalama usulüyle oldukça yaygın bir yer almıştır.

    Küçük küfür diye soruda ifade edilen hususlar, daha çok “nankörlük” manasında kullanılmıştır. İrşad üslubu açısından yapılan uyarıların daha etkin olması için bu sözcük tercih edilmiştir.

    Bizim bildiğimiz kadarıyla; İslam kaynaklarındaki bilgilere göre; “itikadî küfür, amelî küfür” kavramları doğrudur.

    Ancak, itikadî olan küfre “büyük küfür”; amelî olan küfre “küçük küfür” demek doğru değildir. Bu iddia sahiplerine göre, “itikadî küfür, sahibini İslam dininden çıkaran küfürdür. Amelî küfür ise, sahibi İslam dininden çıkarmayan küfürdür. Böyle bir kategorî, ehl-i sünnetten ziyade “Mürciye” ekolünün hortlatılmış görüşlerini çağrıştırmaktadır.

    Çünkü, İslam alimleri “amelî “olan küfre de (küçük kaydı koymaksızın) küfür diyorlar. Mesela; Din ile alay etmek; Mushaf’ı pis bir yere atmak, Hz. Peygamber’e sövmek bu tür amelî bir küfürdür. Yani itikadında Kur’an Allah’ın kelamı; Hz. MUhammed Allah’ın resulü olduğunu kabul etse bile, kişi, bu amelî küfürden dolayı kâfir olur.

    Buna karşılık itikadî sayılan, niyete bağlı olarak kalpten çıkan riyakârlık, “küçük şirk” olarak kabul edilmektedir.

    İşin aslı şu olmak gerektir: İman da imansızlık da kalbe ait unsurlardır. Ameller ise, kalpteki itikadın veya itikatsızlığın/iman veya küfrün dış boyutuyla görülmesini sağlayan hususlardır. Mesela, namaz kılan bir kimsenin kalbinde iman olduğuna hükmedilir. Puta tapan bir kimsenin kalbinde ise küfür, şirk olduğuna hükmedilir.

    Bir kimsenin mürted olması için itikadî, amelî veya kavlî/sözlü olarak küfrü gerektiren bir tutum sergilemesi yeterlidir. Küfürle ilgili ortaya konan söz veya fiil, ister inadî, ister istihzaî, ister itikadî olsun sahibi mürtet, kâfir olur. İçkiyi helal sayan, namazı farz kabul etmeyen; Allah’a, peygamberlere, meleklere küfrden kimsenin durumu da böyledir(bk. el-Fıkhu’l-İslamî, 6/183-184).

    İslam, zahire göre hükmeder. Yani bir kişinin inanç kimliği ancak ifade ve tavırlarından tespit edilebilir. İnsanın iç ve kalp dünyasındaki hedef ve niyeti ancak Allah ile kul arasındadır. Bu sebeple bir insanın zahir ifade ve tavırlarında küfrü gerektiren bir hal varsa, zahiren ve hukuki açıdan bu kişi küfürde kabul edilir. Belki iç dünyasında ve niyetinde öyle bir hal yoktur. Yani iç dünyasında Müslüman, dış dünyasında küfür içinde olabilir. İç dünyası bize gaybi ve meçhul olmasından dolayı biz onunla mesul olmayız, o Allah ile kul arasında olan bir durumdur. Günümüzde niyet ve kalp noktasından Müslüman iken, zahiri hal ve ifade noktasından küfürde olan çok insanlar vardır. Bu da cehaletten ileri geliyor.

    "Küfür kalbe ait bir özelliktir. Bu durumda zünnar bağlamak veya ona kıyas edilen şapka, nasıl küfür olur?” şeklindeki soruya cevap veren Bediüzzaman hazretlerinin şu ifadeleri de konumuza ışık tutacak mahiyettedir:

    Şeriat gizli şeylere emarelerle itibar eder. Hatta bu sırdan, zahiri sebepleri illet makamına koymuştur. İşte, bazı türü rükuya mani olan papaz kuşağı giymekte ve secdeye engel olan şapkayı takmakta, ubudiyetten istiğna alâmeti vardır.
    Keza, onların gidişat ve dinlerini beğenmeyi ima eden kendini onlara benzetmek vardır. Gizli olan küfür özelliğinin yokluğuna kati hükmedilemediğinden, zâhir olanla hüküm verilir. (bk. İşaratu’l-İ’caz, Bakara 6. ayetin tefsiri)



    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet




  3. 25.Mayıs.2011, 09:26
    2
    Editör



    Değerli kardeşimiz;



    İslam kaynaklarında “büyük şirk, küçük şirk(riyakârlık)" kavramları vardır. Büyük küfür-küçük küfür kavramları yoktur. Küçük küfür kavramı son zamanlarda bazıları tarafından ortaya atılmıştır. Arap ve Türk internet sitelerinde kopyalama usulüyle oldukça yaygın bir yer almıştır.

    Küçük küfür diye soruda ifade edilen hususlar, daha çok “nankörlük” manasında kullanılmıştır. İrşad üslubu açısından yapılan uyarıların daha etkin olması için bu sözcük tercih edilmiştir.

    Bizim bildiğimiz kadarıyla; İslam kaynaklarındaki bilgilere göre; “itikadî küfür, amelî küfür” kavramları doğrudur.

    Ancak, itikadî olan küfre “büyük küfür”; amelî olan küfre “küçük küfür” demek doğru değildir. Bu iddia sahiplerine göre, “itikadî küfür, sahibini İslam dininden çıkaran küfürdür. Amelî küfür ise, sahibi İslam dininden çıkarmayan küfürdür. Böyle bir kategorî, ehl-i sünnetten ziyade “Mürciye” ekolünün hortlatılmış görüşlerini çağrıştırmaktadır.

    Çünkü, İslam alimleri “amelî “olan küfre de (küçük kaydı koymaksızın) küfür diyorlar. Mesela; Din ile alay etmek; Mushaf’ı pis bir yere atmak, Hz. Peygamber’e sövmek bu tür amelî bir küfürdür. Yani itikadında Kur’an Allah’ın kelamı; Hz. MUhammed Allah’ın resulü olduğunu kabul etse bile, kişi, bu amelî küfürden dolayı kâfir olur.

    Buna karşılık itikadî sayılan, niyete bağlı olarak kalpten çıkan riyakârlık, “küçük şirk” olarak kabul edilmektedir.

    İşin aslı şu olmak gerektir: İman da imansızlık da kalbe ait unsurlardır. Ameller ise, kalpteki itikadın veya itikatsızlığın/iman veya küfrün dış boyutuyla görülmesini sağlayan hususlardır. Mesela, namaz kılan bir kimsenin kalbinde iman olduğuna hükmedilir. Puta tapan bir kimsenin kalbinde ise küfür, şirk olduğuna hükmedilir.

    Bir kimsenin mürted olması için itikadî, amelî veya kavlî/sözlü olarak küfrü gerektiren bir tutum sergilemesi yeterlidir. Küfürle ilgili ortaya konan söz veya fiil, ister inadî, ister istihzaî, ister itikadî olsun sahibi mürtet, kâfir olur. İçkiyi helal sayan, namazı farz kabul etmeyen; Allah’a, peygamberlere, meleklere küfrden kimsenin durumu da böyledir(bk. el-Fıkhu’l-İslamî, 6/183-184).

    İslam, zahire göre hükmeder. Yani bir kişinin inanç kimliği ancak ifade ve tavırlarından tespit edilebilir. İnsanın iç ve kalp dünyasındaki hedef ve niyeti ancak Allah ile kul arasındadır. Bu sebeple bir insanın zahir ifade ve tavırlarında küfrü gerektiren bir hal varsa, zahiren ve hukuki açıdan bu kişi küfürde kabul edilir. Belki iç dünyasında ve niyetinde öyle bir hal yoktur. Yani iç dünyasında Müslüman, dış dünyasında küfür içinde olabilir. İç dünyası bize gaybi ve meçhul olmasından dolayı biz onunla mesul olmayız, o Allah ile kul arasında olan bir durumdur. Günümüzde niyet ve kalp noktasından Müslüman iken, zahiri hal ve ifade noktasından küfürde olan çok insanlar vardır. Bu da cehaletten ileri geliyor.

    "Küfür kalbe ait bir özelliktir. Bu durumda zünnar bağlamak veya ona kıyas edilen şapka, nasıl küfür olur?” şeklindeki soruya cevap veren Bediüzzaman hazretlerinin şu ifadeleri de konumuza ışık tutacak mahiyettedir:

    Şeriat gizli şeylere emarelerle itibar eder. Hatta bu sırdan, zahiri sebepleri illet makamına koymuştur. İşte, bazı türü rükuya mani olan papaz kuşağı giymekte ve secdeye engel olan şapkayı takmakta, ubudiyetten istiğna alâmeti vardır.
    Keza, onların gidişat ve dinlerini beğenmeyi ima eden kendini onlara benzetmek vardır. Gizli olan küfür özelliğinin yokluğuna kati hükmedilemediğinden, zâhir olanla hüküm verilir. (bk. İşaratu’l-İ’caz, Bakara 6. ayetin tefsiri)



    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet







+ Yorum Gönder