Konusunu Oylayın.: Peygamberler Neden Arabistan ve Mezapotamya'da Gelmişlerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Peygamberler Neden Arabistan ve Mezapotamya'da Gelmişlerdir?
  1. 24.Mayıs.2011, 06:57
    1
    Misafir

    Peygamberler Neden Arabistan ve Mezapotamya'da Gelmişlerdir?

  2. 24.Mayıs.2011, 11:39
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Peygamberler Neden Arabistan ve Mezapotamya'da Gelmişlerdir?




    Sultan-ı kâinatın insan için yarattığı şu mükemmel memleketine bir muallim ve muarrif üstat, ışığın güneşe ihtiyacı gibi lazım ve zaruridir. Güneş ışıksız olmadığı gibi, Ulûhiyet de nübüvvetsiz olmaz. Nübüvvet olmazsa Uluhiyet bilinmez.

    O zaman kainatın yaratılış amacı gerçekleşmez. Çünkü güzellik görünmek ve takdir edilmek ister. Sanat ise nazarları kendine celbetmekle teşhir edilmeyi gerektirir. Bu da dellal vasıtası ile teşhir ister.

    Yüce Allah dünyayı bir okul olarak yaratmıştır. Öğrencisi insandır. Kitabı Kur’an-ı Kerimdir ve Onun diğer asırlarda temsilcisi olan mukaddes kitaplardır. Öğretmenleri peygamberlerdir. Okulun amacı öğretmen ile gerçekleşir. Öğretmen olmazsa öğrenciler kitapların ne anlama geldiğini bilemez. Anlaşılmayan bir kitap muallimsiz olsa manasız bir kağıttan ibaret kalır.

    Bunun için öğretmen okuldan daha önemlidir. İşte “Peygamberimiz olmasaydı Allah kainatı yaratmazdı” gerçeği böylece hakikat olduğu bilinir.

    Kainatı yaratmakla kendini tanıtmayı, pek çok nimetleri insanın istifadesine sunması ile kendini sevdirmeyi amaç edindiği anlaşılmaktadır. Öyle ise insanın “Nereden? Nereye? Necisin?” suallerinin sırlarını açıp bir elçi vasıtası ile bildirmesi rahmetin ve hikmetin gereğidir. Bunun gibi pek çok nübüvvet görevleri katiyen ifade eder ki “Uluhiyet risaletsiz olamaz.”

    Asırlara göre şeriatlar değişir. Belki bir asırda, kavimlere göre ayrı ayrı şeriatler, peygamberler gelebilir ve gelmiştir. Hâtemü'l-Enbiyadan sonra, şeriat-i kübrâsı her asırda her kavme kâfi geldiğinden, muhtelif şeriatlere ihtiyaç kalmamıştır. Fakat teferruatta, bir derece ayrı ayrı mezheplere ihtiyaç kalmıştır.

    Evet, nasıl ki mevsimlerin değişmesiyle elbiseler değişir, mizaçlara göre ilâçlar tebeddül eder. Öyle de, asırlara göre şeriatler değişir; milletlerin istidadına göre ahkâm tahavvül eder.

    Çünkü, ahkâm-ı şer'iyenin teferruat kısmı, ahvâli beşeriyeye bakar, ona göre gelir, ilâç olur. Enbiyay-ı sâlife zamanında tabakat-ı beşeriye birbirinden çok uzak ve seciyeleri hem bir derece kaba, hem şiddetli ve efkârca iptidaî ve bedeviyete yakın olduğundan, o zamandaki şeriatler, onların haline muvafık bir tarzda ayrı ayrı gelmiştir. Hattâ bir kıt'ada, bir asırda ayrı ayrı peygamberler ve şeriatler bulunurmuş.

    Sonra, Âhirzaman Peygamberinin gelmesiyle, insanlar güya iptidaî derecesinden idadiye derecesine terakki ettiğinden, çok inkılâbat ve ihtilâtatla akvâm-ı beşeriye bir tek ders alacak, bir tek muallimi dinleyecek, bir tek şeriatle amel edecek vaziyete geldiğinden, ayrı ayrı şeriate ihtiyaç kalmamıştır, ayrı ayrı muallime de lüzum görülmemiştir.

    Fakat tamamen bir seviyeye gelmediğinden ve bir tarz-ı hayat-ı içtimaiyede gitmediğinden, mezhepler taaddüt etmiştir.

    Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde: Hiç bir millet yoktur ki, kendi içinde onları Allah azabıyla korkutan bir peygamber gelip geçmiş olmasın" Her milletin bir peygamberi vardır" buyurmaktadır. Yine Kur'an-ı Kerim:

    Deyiniz ki biz Allah'a, bizlere indirilen Kur’an'a; İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve oğullarına indirilenlere; Rableri tarafından Mûsa ve İsâ’ya verilenlere iman ettik. Onları biribirinden ayırmayız"

    buyrulmaktadır. Ayette geçen "nebiyyûn" kelimesi ile, daha önce gönderilen diğer peygamberlerin kastedildiği anlaşılmaktadır.

    Peygamberlerin sayısı konusunda ise yüce Allah Kur’anda “Biz sizden önce de peygamberler gönderdik. Onların bir kısmının kıssalarını size anlattık, pek çoğunu da anlatmadık” buyurur.

    Peygamberimiz (sav) ise kendisinden önce 124.000 peygamber geçtiğini hadislerinde haber vermiştir. Diğer bir rivayette ise 224.000 denilmiştir.

    Bu peygamberlerin 315 tanesi Resuldür. Kendilerine kitap ve şeriat verilmiştir. Geri kalanı Nebidir.

    Bediüzzaman hazretleri de 124.000 peygamberden bahsetmektedir.

    Kur’anda 25 peygamber ve üç de evliyanın adı geçmektedir. Veli olanlar ise Hz. Zülkarneyn, Lokman, Üzeyir (as) dır.

    Hz. Meryem’in kadın olarak peygamber olup olmadığı konusunda da ihtilaf vardır. Eş’ari mezhebine göre o da nebi sayılabilir. Çünkü kendisine vahiy geldiği ayetle sabittir.

    Ayrıca Kehf Suresinde Hz. Hızır’dan isimsiz bahsedilmekte, Musa (as) ile olan maceraları anlatılmaktadır. Hz. İsa (as) dan sonra yaşamış olan Ashab-ı Kehf, Ashab-ı Uhdud ve Yasin suresinde ise Hz. İsa (as) ın elçisi olarak Habib-i Neccar’dan isim verilmeden bahsedilmektedir.

    Bu bakımdan, her müslüman icmâlî olarak; başta Hz. Muhammed (sav) olmak üzere, daha önce gönderilen bütün peygamberlere; tafsili olarak da, Kur'an-ı Kerim'de isimleri zikredilen peygamberlerin her birine ayrı ayrı iman etmeleri, ayrıca, Allah tarafından önceki milletlere gönderilen ve adları bildirilmeyen bütün peygamberlere toplu olarak iman etmeleri gerekir.

    Kur'an-ı Kerim peygamberimizin son peygamber yani “Hatemu’l-Enbiya” olduğunu ve tüm insanlara peygamber olarak gönderdiğini açıkça bildirmektedir.

    Kur'an'da yalnız 25 peygamberin isimleri zikredilmiştir.

    Bunlar, Âdem, İdris, Nûh, Hûd, Sâlih, Lût, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub, Yusuf, Şuayb, Musa, Harun, Davud, Süleyman, Eyyub, Zülkifl, Yünus, İlyas, İlyesa, Zekeriyya, Yahya, İsâ ve Muhammed (sav) hazretleridir.

    Peygamberlerden beş tanesi getirdikleri tevhit dininin yerleşmesi için büyük sıkıntı ve cefalara katlanmaları, üstün irade ve fazîletleri sebebiyle Ulûl-azm peygamber sayılmışlardır. Bunlar; Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed (as) dır.

    Ehl-i Sünnete göre; peygamberlerin sayılarını tahdid etmemek daha doğrudur.

    Çünkü sayının tespit edilmesi halinde, eğer rakam büyük olursa, gerçekte enbiyadan olmayanların peygamber sayılanlar içine katılması; eğer küçük olursa, enbiyadan olanların peygamberlerden sayılmaması gibi bir durumla karşı karşıya kalınabilir

    Peygamberlerin en üstünü Hz. Muhammed, sonra ûlûl-azm diğer dört peygamber, daha sonra resuller ve nebiler gelir.

    Bu duruma göre, Allah nezdinde bir peygamber, peygamber olmayan bütün insan, melek ve cinlerden daha üstündür:

    "Biz onlardan her birine âlemlerin üstünde yüksek meziyetler verdik" ayeti bunun delilidir.

    İnsanlık Adem (as) ile başlamıştır. Adem (as) ise Hicaz bölgesinde yaşamıştır. İnsanlığın ilk meskeni burasıdır.

    İnsanlık burada çoğalmış ve buradan dünyaya yayılmıştır. Adem (as) zamanından Nuh (as) zamanına kadar 2000 sene geçmiş, bu dönem içinde insanlık Orta doğuda yaşamış, Tufan hadisesi Orta doğuyu kapsamış ve isyanlarından dolayı insanlık helak olmuş ve Nuh (as) ile beraber 80 insan kurtulmuştur.

    Sonra insanlık bunlardan türemiştir.

    Nuh (as) dan İbrahim (as) zamanına kadar yaklaşık 1000 sene geçmiştir. İbrahim (as) Urfa ve Harran bölgesinde Nemrud’a karşı mücadele etmiş ve bu bölgede peygamberlik yapmış, sonra Mısıra gitmiş ve Filistin’de Kenan iline yerleşmiştir. Bu dönemde Yemen’de Zülkarneyn (as) nübüvvet verilen bir hükümdar iken kendisine kitap ve Risâlet verilen İbrahim (as) a tabi olmuş, orduları ile İbrahim (as) ın emrinde dinini yaymak için ile doğuya Çine kadar giderek meşhur Çin Seddi olarak bilinen “Sedd-i Zülkarneyn”i inşa etmiştir. Sonra batıya Afrika sahillerinden güneşin denizde battığı Atlas Okyanusuna kadar giderek tüm dünyaya İbrahim (as) ın dinini ve kitabını, yani 10 sahifelik Ferman-ı İlahiyi yaymıştır.

    İbrahim (as) zamanından Musa (as) zamanına kadar 2000 sene geçmiş bu dönemde “Atlantis” olarak bilinen Mısır Medeniyetinden önce Akdeniz havzasında kurulan Medeniyet o havzanın Allah tarafından isyanlarından dolayı çökmesi ile su ile dolmuş ve kavimleri helak olmuştur.

    Sonra Mısır Medeniyeti kurulmuş ve Yakub (as) ın oğlu Yusuf (as) a yüce Allah burada nübüvvet vermiştir. O da devlet eliyle insanları maddi-manevi irşat etmiştir. Yakub (as) ın lakabı İsrail olduğu için on iki oğlundan on iki kabile oluşmuş ve bunlar Mısırda yaklaşık 1000 sene kalmışlardır.

    Mısır Kıptîleri saltanatı Yakub oğullarından yani Benî İsrail’den almış ve köleleştirmiştir. Musa (as) orada Allah tarafından Risaletle kardeşi Harun (as) Nübüvvetle görevlendirilmiş ve ilk büyük Kitap Tevrat İbranice olarak Musa (as) a verilmiştir.

    Tevrat’ta vaat edilen topraklara Musa (as) onları Firavunun zulmünden kurtararak kızıl denizi geçirmiş ve Firavunu helak ederek Kudüs’e getirmiştir. Musa (as) ın kumandanı Yuşa (as) İstanbul çevresinde nübüvvet ile görevlendirilmiştir. Burada yaşamış ve burada vefat etmiştir. Kabri Yuşa tepesindedir.

    Musa (as) dan sonra Davud (as) zamanına kadar 500 sene geçmiştir. Davud (as) Kudüs’te Risaletle görevlendirilmiş, demirin mucize eseri kullanılması ile büyük bir güç kazanmış olan Süleyman (as) tüm dünyaya Yemen’e, Mısır’a, Anadolu’ya, Hindistan’a ve Çine hükmetmiştir.

    O zaman bilinen Dünya buralardı. Davud (as) zamanında yaşamış olan Lokman (as) Davud (as)a uymuş ve Adana ve Hatay çevresinde peygamber olarak görevlendirilmiştir.

    Yunus (as) Babil ülkesinin en büyük şehri olan Ninova’da peygamber olarak görevlendirilmiştir. Davud (as) zamanından İsa (as) zamanına kadar yaklaşık 500 sene geçmiştir. İsa (as) zamanından peygamberimize kadar 600 sene geçmiştir. Peygamberimiz (sav) insanlığın ömrü içinde 7000 senenin başında peygamber olarak Risaletle vazifelendirilmiştir.

    Peygamberimizden önce bilinen dünya Avrasya’dır. Afrika’nın çok büyük bölümü ve içleri henüz insan ayağı basılmamıştı. Amerika, Okyanusya, Antartika, ve Avustralya henüz keşfedilmemişti. Kuzey Rusya ve İngiltere, İsveç, Norveç gibi ülkelere henüz insan ayağı basmamış veya yeni ulaşıyorlardı. Peygamberimiz (sav) zamanında üç büyük dünya devleti vardı. Roma, İran ve Çin. Medeniyetleri de çok gelişmiş değildi. Tarih düzgün olarak MÖ 2000 yılına kadar gitmektedir.

    Kur’an-ı Kerim insan fıtratını ve insanın irşadını esas aldığı için insanlığın dünyaya en çok bağlı olan ve dünya için en fazla fitne ve fesada meyleden Benî İsrail’in peygamberlerini örnek olarak göstermiştir. Bu da irşat için yeterlidir.

    124.000 peygamberin sadece isimlerinden bahsetse Kur’an ciltleri bulan okunmaz ve taşınmaz bir kitap olur, irşad-ı umumi hikmeti ve maslahatı zayi olurdu.

    Bunların dışında Bediüzzaman hazretlerine sorulan “Resul-i Ekrem (sav) in ecdatlarından nebi gelmiş midir?” sualine verdiği cevapta “İsmail (as) dan sonra bir nass-ı kat’î yoktur.

    Ecdadından olmayan, yalnız “Hâlid bin Sinan” ve “Hanzele” nâmında iki nebi gelmiştir. Fakat ecdâd-ı nebîden “Kâb ibn-i Lüey”in peygamberimizden haber veren sözü, mu’cizekarâne ve nübüvvetkarâne bir söze benzer” diyerek onun da nebi olabileceğini ifade eder.

    Yine aynı yerde İmam-ı Rabbanî’nin hem keşfe hem de delile dayanarak

    “Hindistan’da çok nebîler gelmiştir. Fakat bazılarının ya hiç ümmeti olmamış; veyahut mahdut birkaç adama münhasır kaldığı için, iştihar bulmamışlar, veyahut nebî ismi verilmemiş” demiştir.

    Yine Bediüzzaman “Hizbu’l-Hakâiku’n-Nuriye” isimli münacatında peygamberler ile beraber “Daniyal” (as) hikmeti ile “Cercis” (as)ı da metaneti ile zikrederek Allah’a şefaatçi olarak zikreder. Yine aynı yerde “Hızır ve İlyas (as) da Risaleti ile zikrederek şefaatçi yapar.

    Tevrat ve İncil’ de ismi geçen İşmoil (as) İlya (as) Yeremya (as) İşâya (as) gibi pek çok peygamberler vardır. Onlar bizim bahsimizden hariçtir. Çünkü onlar hep Ortadoğu’da Benî İsrail içinde gelen peygamberlerden söz etmektedir.

    Batıl dinler aslında hak dinlerin bozulması ile ortaya çıkmıştır. Böyle olunca Hindistan’da Budizm, Çinde Taoizm, Konfüçyonizm, Şintoizm gibi dinler de oralarda Allah tarafından gönderilen peygamberlerin ortaya koyduğu ilâhî esaslardan sapmalar neticesi ortaya çıkmış olabilir.

    Batıda gelişen felsefî akımların da Yunanistan’da gelişen Felsefî düşüncelerin de bir hak dinden ve peygamberlerden etkilenmesi sonucu ortaya çıkmış olabilir. Sokrates ve Platon (Eflatun) gibi filozofların felsefi metotlarla “Tevhide” ulaşarak kurtuluşa erdiğini Bediüzzaman bize haber vermektedir.


  3. 24.Mayıs.2011, 11:39
    2
    Silent and lonely rains



    Sultan-ı kâinatın insan için yarattığı şu mükemmel memleketine bir muallim ve muarrif üstat, ışığın güneşe ihtiyacı gibi lazım ve zaruridir. Güneş ışıksız olmadığı gibi, Ulûhiyet de nübüvvetsiz olmaz. Nübüvvet olmazsa Uluhiyet bilinmez.

    O zaman kainatın yaratılış amacı gerçekleşmez. Çünkü güzellik görünmek ve takdir edilmek ister. Sanat ise nazarları kendine celbetmekle teşhir edilmeyi gerektirir. Bu da dellal vasıtası ile teşhir ister.

    Yüce Allah dünyayı bir okul olarak yaratmıştır. Öğrencisi insandır. Kitabı Kur’an-ı Kerimdir ve Onun diğer asırlarda temsilcisi olan mukaddes kitaplardır. Öğretmenleri peygamberlerdir. Okulun amacı öğretmen ile gerçekleşir. Öğretmen olmazsa öğrenciler kitapların ne anlama geldiğini bilemez. Anlaşılmayan bir kitap muallimsiz olsa manasız bir kağıttan ibaret kalır.

    Bunun için öğretmen okuldan daha önemlidir. İşte “Peygamberimiz olmasaydı Allah kainatı yaratmazdı” gerçeği böylece hakikat olduğu bilinir.

    Kainatı yaratmakla kendini tanıtmayı, pek çok nimetleri insanın istifadesine sunması ile kendini sevdirmeyi amaç edindiği anlaşılmaktadır. Öyle ise insanın “Nereden? Nereye? Necisin?” suallerinin sırlarını açıp bir elçi vasıtası ile bildirmesi rahmetin ve hikmetin gereğidir. Bunun gibi pek çok nübüvvet görevleri katiyen ifade eder ki “Uluhiyet risaletsiz olamaz.”

    Asırlara göre şeriatlar değişir. Belki bir asırda, kavimlere göre ayrı ayrı şeriatler, peygamberler gelebilir ve gelmiştir. Hâtemü'l-Enbiyadan sonra, şeriat-i kübrâsı her asırda her kavme kâfi geldiğinden, muhtelif şeriatlere ihtiyaç kalmamıştır. Fakat teferruatta, bir derece ayrı ayrı mezheplere ihtiyaç kalmıştır.

    Evet, nasıl ki mevsimlerin değişmesiyle elbiseler değişir, mizaçlara göre ilâçlar tebeddül eder. Öyle de, asırlara göre şeriatler değişir; milletlerin istidadına göre ahkâm tahavvül eder.

    Çünkü, ahkâm-ı şer'iyenin teferruat kısmı, ahvâli beşeriyeye bakar, ona göre gelir, ilâç olur. Enbiyay-ı sâlife zamanında tabakat-ı beşeriye birbirinden çok uzak ve seciyeleri hem bir derece kaba, hem şiddetli ve efkârca iptidaî ve bedeviyete yakın olduğundan, o zamandaki şeriatler, onların haline muvafık bir tarzda ayrı ayrı gelmiştir. Hattâ bir kıt'ada, bir asırda ayrı ayrı peygamberler ve şeriatler bulunurmuş.

    Sonra, Âhirzaman Peygamberinin gelmesiyle, insanlar güya iptidaî derecesinden idadiye derecesine terakki ettiğinden, çok inkılâbat ve ihtilâtatla akvâm-ı beşeriye bir tek ders alacak, bir tek muallimi dinleyecek, bir tek şeriatle amel edecek vaziyete geldiğinden, ayrı ayrı şeriate ihtiyaç kalmamıştır, ayrı ayrı muallime de lüzum görülmemiştir.

    Fakat tamamen bir seviyeye gelmediğinden ve bir tarz-ı hayat-ı içtimaiyede gitmediğinden, mezhepler taaddüt etmiştir.

    Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde: Hiç bir millet yoktur ki, kendi içinde onları Allah azabıyla korkutan bir peygamber gelip geçmiş olmasın" Her milletin bir peygamberi vardır" buyurmaktadır. Yine Kur'an-ı Kerim:

    Deyiniz ki biz Allah'a, bizlere indirilen Kur’an'a; İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve oğullarına indirilenlere; Rableri tarafından Mûsa ve İsâ’ya verilenlere iman ettik. Onları biribirinden ayırmayız"

    buyrulmaktadır. Ayette geçen "nebiyyûn" kelimesi ile, daha önce gönderilen diğer peygamberlerin kastedildiği anlaşılmaktadır.

    Peygamberlerin sayısı konusunda ise yüce Allah Kur’anda “Biz sizden önce de peygamberler gönderdik. Onların bir kısmının kıssalarını size anlattık, pek çoğunu da anlatmadık” buyurur.

    Peygamberimiz (sav) ise kendisinden önce 124.000 peygamber geçtiğini hadislerinde haber vermiştir. Diğer bir rivayette ise 224.000 denilmiştir.

    Bu peygamberlerin 315 tanesi Resuldür. Kendilerine kitap ve şeriat verilmiştir. Geri kalanı Nebidir.

    Bediüzzaman hazretleri de 124.000 peygamberden bahsetmektedir.

    Kur’anda 25 peygamber ve üç de evliyanın adı geçmektedir. Veli olanlar ise Hz. Zülkarneyn, Lokman, Üzeyir (as) dır.

    Hz. Meryem’in kadın olarak peygamber olup olmadığı konusunda da ihtilaf vardır. Eş’ari mezhebine göre o da nebi sayılabilir. Çünkü kendisine vahiy geldiği ayetle sabittir.

    Ayrıca Kehf Suresinde Hz. Hızır’dan isimsiz bahsedilmekte, Musa (as) ile olan maceraları anlatılmaktadır. Hz. İsa (as) dan sonra yaşamış olan Ashab-ı Kehf, Ashab-ı Uhdud ve Yasin suresinde ise Hz. İsa (as) ın elçisi olarak Habib-i Neccar’dan isim verilmeden bahsedilmektedir.

    Bu bakımdan, her müslüman icmâlî olarak; başta Hz. Muhammed (sav) olmak üzere, daha önce gönderilen bütün peygamberlere; tafsili olarak da, Kur'an-ı Kerim'de isimleri zikredilen peygamberlerin her birine ayrı ayrı iman etmeleri, ayrıca, Allah tarafından önceki milletlere gönderilen ve adları bildirilmeyen bütün peygamberlere toplu olarak iman etmeleri gerekir.

    Kur'an-ı Kerim peygamberimizin son peygamber yani “Hatemu’l-Enbiya” olduğunu ve tüm insanlara peygamber olarak gönderdiğini açıkça bildirmektedir.

    Kur'an'da yalnız 25 peygamberin isimleri zikredilmiştir.

    Bunlar, Âdem, İdris, Nûh, Hûd, Sâlih, Lût, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub, Yusuf, Şuayb, Musa, Harun, Davud, Süleyman, Eyyub, Zülkifl, Yünus, İlyas, İlyesa, Zekeriyya, Yahya, İsâ ve Muhammed (sav) hazretleridir.

    Peygamberlerden beş tanesi getirdikleri tevhit dininin yerleşmesi için büyük sıkıntı ve cefalara katlanmaları, üstün irade ve fazîletleri sebebiyle Ulûl-azm peygamber sayılmışlardır. Bunlar; Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed (as) dır.

    Ehl-i Sünnete göre; peygamberlerin sayılarını tahdid etmemek daha doğrudur.

    Çünkü sayının tespit edilmesi halinde, eğer rakam büyük olursa, gerçekte enbiyadan olmayanların peygamber sayılanlar içine katılması; eğer küçük olursa, enbiyadan olanların peygamberlerden sayılmaması gibi bir durumla karşı karşıya kalınabilir

    Peygamberlerin en üstünü Hz. Muhammed, sonra ûlûl-azm diğer dört peygamber, daha sonra resuller ve nebiler gelir.

    Bu duruma göre, Allah nezdinde bir peygamber, peygamber olmayan bütün insan, melek ve cinlerden daha üstündür:

    "Biz onlardan her birine âlemlerin üstünde yüksek meziyetler verdik" ayeti bunun delilidir.

    İnsanlık Adem (as) ile başlamıştır. Adem (as) ise Hicaz bölgesinde yaşamıştır. İnsanlığın ilk meskeni burasıdır.

    İnsanlık burada çoğalmış ve buradan dünyaya yayılmıştır. Adem (as) zamanından Nuh (as) zamanına kadar 2000 sene geçmiş, bu dönem içinde insanlık Orta doğuda yaşamış, Tufan hadisesi Orta doğuyu kapsamış ve isyanlarından dolayı insanlık helak olmuş ve Nuh (as) ile beraber 80 insan kurtulmuştur.

    Sonra insanlık bunlardan türemiştir.

    Nuh (as) dan İbrahim (as) zamanına kadar yaklaşık 1000 sene geçmiştir. İbrahim (as) Urfa ve Harran bölgesinde Nemrud’a karşı mücadele etmiş ve bu bölgede peygamberlik yapmış, sonra Mısıra gitmiş ve Filistin’de Kenan iline yerleşmiştir. Bu dönemde Yemen’de Zülkarneyn (as) nübüvvet verilen bir hükümdar iken kendisine kitap ve Risâlet verilen İbrahim (as) a tabi olmuş, orduları ile İbrahim (as) ın emrinde dinini yaymak için ile doğuya Çine kadar giderek meşhur Çin Seddi olarak bilinen “Sedd-i Zülkarneyn”i inşa etmiştir. Sonra batıya Afrika sahillerinden güneşin denizde battığı Atlas Okyanusuna kadar giderek tüm dünyaya İbrahim (as) ın dinini ve kitabını, yani 10 sahifelik Ferman-ı İlahiyi yaymıştır.

    İbrahim (as) zamanından Musa (as) zamanına kadar 2000 sene geçmiş bu dönemde “Atlantis” olarak bilinen Mısır Medeniyetinden önce Akdeniz havzasında kurulan Medeniyet o havzanın Allah tarafından isyanlarından dolayı çökmesi ile su ile dolmuş ve kavimleri helak olmuştur.

    Sonra Mısır Medeniyeti kurulmuş ve Yakub (as) ın oğlu Yusuf (as) a yüce Allah burada nübüvvet vermiştir. O da devlet eliyle insanları maddi-manevi irşat etmiştir. Yakub (as) ın lakabı İsrail olduğu için on iki oğlundan on iki kabile oluşmuş ve bunlar Mısırda yaklaşık 1000 sene kalmışlardır.

    Mısır Kıptîleri saltanatı Yakub oğullarından yani Benî İsrail’den almış ve köleleştirmiştir. Musa (as) orada Allah tarafından Risaletle kardeşi Harun (as) Nübüvvetle görevlendirilmiş ve ilk büyük Kitap Tevrat İbranice olarak Musa (as) a verilmiştir.

    Tevrat’ta vaat edilen topraklara Musa (as) onları Firavunun zulmünden kurtararak kızıl denizi geçirmiş ve Firavunu helak ederek Kudüs’e getirmiştir. Musa (as) ın kumandanı Yuşa (as) İstanbul çevresinde nübüvvet ile görevlendirilmiştir. Burada yaşamış ve burada vefat etmiştir. Kabri Yuşa tepesindedir.

    Musa (as) dan sonra Davud (as) zamanına kadar 500 sene geçmiştir. Davud (as) Kudüs’te Risaletle görevlendirilmiş, demirin mucize eseri kullanılması ile büyük bir güç kazanmış olan Süleyman (as) tüm dünyaya Yemen’e, Mısır’a, Anadolu’ya, Hindistan’a ve Çine hükmetmiştir.

    O zaman bilinen Dünya buralardı. Davud (as) zamanında yaşamış olan Lokman (as) Davud (as)a uymuş ve Adana ve Hatay çevresinde peygamber olarak görevlendirilmiştir.

    Yunus (as) Babil ülkesinin en büyük şehri olan Ninova’da peygamber olarak görevlendirilmiştir. Davud (as) zamanından İsa (as) zamanına kadar yaklaşık 500 sene geçmiştir. İsa (as) zamanından peygamberimize kadar 600 sene geçmiştir. Peygamberimiz (sav) insanlığın ömrü içinde 7000 senenin başında peygamber olarak Risaletle vazifelendirilmiştir.

    Peygamberimizden önce bilinen dünya Avrasya’dır. Afrika’nın çok büyük bölümü ve içleri henüz insan ayağı basılmamıştı. Amerika, Okyanusya, Antartika, ve Avustralya henüz keşfedilmemişti. Kuzey Rusya ve İngiltere, İsveç, Norveç gibi ülkelere henüz insan ayağı basmamış veya yeni ulaşıyorlardı. Peygamberimiz (sav) zamanında üç büyük dünya devleti vardı. Roma, İran ve Çin. Medeniyetleri de çok gelişmiş değildi. Tarih düzgün olarak MÖ 2000 yılına kadar gitmektedir.

    Kur’an-ı Kerim insan fıtratını ve insanın irşadını esas aldığı için insanlığın dünyaya en çok bağlı olan ve dünya için en fazla fitne ve fesada meyleden Benî İsrail’in peygamberlerini örnek olarak göstermiştir. Bu da irşat için yeterlidir.

    124.000 peygamberin sadece isimlerinden bahsetse Kur’an ciltleri bulan okunmaz ve taşınmaz bir kitap olur, irşad-ı umumi hikmeti ve maslahatı zayi olurdu.

    Bunların dışında Bediüzzaman hazretlerine sorulan “Resul-i Ekrem (sav) in ecdatlarından nebi gelmiş midir?” sualine verdiği cevapta “İsmail (as) dan sonra bir nass-ı kat’î yoktur.

    Ecdadından olmayan, yalnız “Hâlid bin Sinan” ve “Hanzele” nâmında iki nebi gelmiştir. Fakat ecdâd-ı nebîden “Kâb ibn-i Lüey”in peygamberimizden haber veren sözü, mu’cizekarâne ve nübüvvetkarâne bir söze benzer” diyerek onun da nebi olabileceğini ifade eder.

    Yine aynı yerde İmam-ı Rabbanî’nin hem keşfe hem de delile dayanarak

    “Hindistan’da çok nebîler gelmiştir. Fakat bazılarının ya hiç ümmeti olmamış; veyahut mahdut birkaç adama münhasır kaldığı için, iştihar bulmamışlar, veyahut nebî ismi verilmemiş” demiştir.

    Yine Bediüzzaman “Hizbu’l-Hakâiku’n-Nuriye” isimli münacatında peygamberler ile beraber “Daniyal” (as) hikmeti ile “Cercis” (as)ı da metaneti ile zikrederek Allah’a şefaatçi olarak zikreder. Yine aynı yerde “Hızır ve İlyas (as) da Risaleti ile zikrederek şefaatçi yapar.

    Tevrat ve İncil’ de ismi geçen İşmoil (as) İlya (as) Yeremya (as) İşâya (as) gibi pek çok peygamberler vardır. Onlar bizim bahsimizden hariçtir. Çünkü onlar hep Ortadoğu’da Benî İsrail içinde gelen peygamberlerden söz etmektedir.

    Batıl dinler aslında hak dinlerin bozulması ile ortaya çıkmıştır. Böyle olunca Hindistan’da Budizm, Çinde Taoizm, Konfüçyonizm, Şintoizm gibi dinler de oralarda Allah tarafından gönderilen peygamberlerin ortaya koyduğu ilâhî esaslardan sapmalar neticesi ortaya çıkmış olabilir.

    Batıda gelişen felsefî akımların da Yunanistan’da gelişen Felsefî düşüncelerin de bir hak dinden ve peygamberlerden etkilenmesi sonucu ortaya çıkmış olabilir. Sokrates ve Platon (Eflatun) gibi filozofların felsefi metotlarla “Tevhide” ulaşarak kurtuluşa erdiğini Bediüzzaman bize haber vermektedir.





+ Yorum Gönder