Konusunu Oylayın.: İrade nedir Allah'a iradenizi bu dünyada iken teslim etmek ne demektir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İrade nedir Allah'a iradenizi bu dünyada iken teslim etmek ne demektir?
  1. 22.Mayıs.2011, 19:30
    1
    Misafir

    İrade nedir Allah'a iradenizi bu dünyada iken teslim etmek ne demektir?






    İrade nedir Allah'a iradenizi bu dünyada iken teslim etmek ne demektir? Mumsema irade nedir ALLAHA iradenizi bu dunyada iken teslim etmek nedir ALLAHA emanet olun


  2. 22.Mayıs.2011, 19:30
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 23.Mayıs.2011, 08:00
    2
    sevim yalçın
    Sürgün dünya....

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ekim.2010
    Üye No: 80045
    Mesaj Sayısı: 217
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 26

    Cevap: İrade nedir Allah'a iradenizi bu dünyada iken teslim etmek ne demektir?




    İRADE NEDİR?

    Bana, "İrade nedir?" diye soracak olursan, cevabım şu olur:

    İrade, kalbi, âlemlerin rabbi olan 'ın sevgisine, rızasına, isteğine bağlamak; malı mülkü terkedip fâni ve helak edici şeylere hükmetmek; rahatı terketmek, mubah şeylerden yüz çevirmek; 'ı arzulamak ve O'nun muhabbet ateşinde yanmaktır.


    Bir pervanenin bile kendini mum ışığında yaktığını görmüyor musun? Miskin bir pervane bile kendini ateşe atıp yakıyor da bu yanıştan bir hayat umuyor. O küçücük haliyle, canını sevgilisinin kollarına atıp feda ediyor da sen üstün bir varlık olarak, mükemmel bir sevgili için nefsini harcamakta, varlığını ona armağan etmekte tereddüt ediyorsun. Sonsuza kadar bı fâni dünyada yaşayacağını mı zannediyorsun O küçücük pervane tüm varlığını sevgilinin ateşinde yakarak yeni bir hayata doğacağını biliyor da, sen yücelerden gelen, "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetmeyin. Onlar diridirler" (Âl-i İmrân 3/169.) sesini duymana rağmen hâlâ duraklamaktasın.

    Bu gibi insanlar, iradelerinde sadık olmayan, yalancı kimselerdir. Onların hakiki (manevî) lezzetlerden hiçbir nasibi yoktur.

    Şüphesiz nefsini harcamadıkça ve varlığını yok etmedikçe ‘a kavuşamazsın. Nefis perdesini kaldırmadıkça O senin için, sen de O‘nun için olamazsın. Varlığını yok edersen, O‘nunla baki olursun. Her kim ki varlığını O‘na feda ederse Teâlâ onu kendine dost edinir, halef yapar.

    Nefsin her şeyden hakir; muradın her şeyden aziz olduğuna göre, değersiz ve hakir bir şeyi, kıymetli ve aziz bir şeye değişmedikçe Hakk‘ın müridi ve talebesi olamazsın.

    O halde varlığını O‘na sun, nefsini O‘na feda et. Bak, Resûl-i Kibriya ile özel konuşmak isteyenlere ne buyuruluyor:

    "...Onunla konuşmadan önce sadaka veriniz..." (Mücâdile 58/12.) işte, Cenâb-ı Hakk‘a kavuşmanın bedeli, O‘na canı hediye vermektir.

    Bunu yaptığında, eğer mürid isen murad, talip isen matlûp, habîb isen mahbûb olursun. İşte o zaman sende, "Allah dilemedikçe dileyemezsiniz..." (İnsân76/30.) âyeti tecelli eder.

    Ey insan, ‘tan başkasına yöneldiğin ve iltifat ettiğin müddetçe sürekli "lâ ilahe ill" de ki kötü sıfatların gitsin, iyi sıfatların artsın.

    Sende, iyi ve kötü olarak iki türlü sıfat vardır. İyi sıfatlar ‘ın ihsanı, kötü sıfatlar ise adaletinin gereğidir.

    Bu iyi ve kötü sıfatların değişik kısımları vardır.

    Kötü ahlâkların temeli yedi şeyden meydana gelip bunların her birinin arkasında şeytan vardır. Bu yedi şey; kötü his, kötü meşguliyet, hevâ, nefis, fâsid nefis, beşerî haller ve kötü huydur.

    Güzel sıfatların temeli sekiz şeyden oluşup bunların her birinin arkasında melek vardır. Bunlar, his, fehim, akıl, gönül, kalp, ruh, sır ve himmettir.

    Bunlardan her biri bir diğerine tekabül etmektedir. Şöyle ki, kötü olan his iyi olanın, kötü meşguliyet fehmin, hevâ aklın, nefis fesadı gönlün, beşerî haller ruhun, kötü huy sırrın karşılığı olup şeytan da meleğin karşılığıdır. Yalnız güzel sıfatların sekizinci sırasındaki himmetin karşılığı yoktur.

    Güzel sıfatların sekiz, kötü sıfatların yedi .oluşu cennet ve cehennem kapılarını simgelemektedir. Zira cennet "ilâhî ihsan evi", cehennem "adalet evi"dir. Teâlâ,

    "Cehennemin yedi kapısı vardır" (Hicr 15/44.) buyurmuştur.

    Güzel sıfatlar, sana bu dünyada verilmiş küçük bir cennettir.. Kötü sıfatlar da sana bu dünyada verilmiş küçük bir cehennem sayılır. Bu küçük cennet ve cehennemin her bir kapısı hakiki cennet ve cehenneme açılır. Âyette,

    "...Her kapı onların gireceği bir kısma açılır" (Hicr 15/44.) buyurulmuştur.


  4. 23.Mayıs.2011, 08:00
    2
    Sürgün dünya....



    İRADE NEDİR?

    Bana, "İrade nedir?" diye soracak olursan, cevabım şu olur:

    İrade, kalbi, âlemlerin rabbi olan 'ın sevgisine, rızasına, isteğine bağlamak; malı mülkü terkedip fâni ve helak edici şeylere hükmetmek; rahatı terketmek, mubah şeylerden yüz çevirmek; 'ı arzulamak ve O'nun muhabbet ateşinde yanmaktır.


    Bir pervanenin bile kendini mum ışığında yaktığını görmüyor musun? Miskin bir pervane bile kendini ateşe atıp yakıyor da bu yanıştan bir hayat umuyor. O küçücük haliyle, canını sevgilisinin kollarına atıp feda ediyor da sen üstün bir varlık olarak, mükemmel bir sevgili için nefsini harcamakta, varlığını ona armağan etmekte tereddüt ediyorsun. Sonsuza kadar bı fâni dünyada yaşayacağını mı zannediyorsun O küçücük pervane tüm varlığını sevgilinin ateşinde yakarak yeni bir hayata doğacağını biliyor da, sen yücelerden gelen, "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetmeyin. Onlar diridirler" (Âl-i İmrân 3/169.) sesini duymana rağmen hâlâ duraklamaktasın.

    Bu gibi insanlar, iradelerinde sadık olmayan, yalancı kimselerdir. Onların hakiki (manevî) lezzetlerden hiçbir nasibi yoktur.

    Şüphesiz nefsini harcamadıkça ve varlığını yok etmedikçe ‘a kavuşamazsın. Nefis perdesini kaldırmadıkça O senin için, sen de O‘nun için olamazsın. Varlığını yok edersen, O‘nunla baki olursun. Her kim ki varlığını O‘na feda ederse Teâlâ onu kendine dost edinir, halef yapar.

    Nefsin her şeyden hakir; muradın her şeyden aziz olduğuna göre, değersiz ve hakir bir şeyi, kıymetli ve aziz bir şeye değişmedikçe Hakk‘ın müridi ve talebesi olamazsın.

    O halde varlığını O‘na sun, nefsini O‘na feda et. Bak, Resûl-i Kibriya ile özel konuşmak isteyenlere ne buyuruluyor:

    "...Onunla konuşmadan önce sadaka veriniz..." (Mücâdile 58/12.) işte, Cenâb-ı Hakk‘a kavuşmanın bedeli, O‘na canı hediye vermektir.

    Bunu yaptığında, eğer mürid isen murad, talip isen matlûp, habîb isen mahbûb olursun. İşte o zaman sende, "Allah dilemedikçe dileyemezsiniz..." (İnsân76/30.) âyeti tecelli eder.

    Ey insan, ‘tan başkasına yöneldiğin ve iltifat ettiğin müddetçe sürekli "lâ ilahe ill" de ki kötü sıfatların gitsin, iyi sıfatların artsın.

    Sende, iyi ve kötü olarak iki türlü sıfat vardır. İyi sıfatlar ‘ın ihsanı, kötü sıfatlar ise adaletinin gereğidir.

    Bu iyi ve kötü sıfatların değişik kısımları vardır.

    Kötü ahlâkların temeli yedi şeyden meydana gelip bunların her birinin arkasında şeytan vardır. Bu yedi şey; kötü his, kötü meşguliyet, hevâ, nefis, fâsid nefis, beşerî haller ve kötü huydur.

    Güzel sıfatların temeli sekiz şeyden oluşup bunların her birinin arkasında melek vardır. Bunlar, his, fehim, akıl, gönül, kalp, ruh, sır ve himmettir.

    Bunlardan her biri bir diğerine tekabül etmektedir. Şöyle ki, kötü olan his iyi olanın, kötü meşguliyet fehmin, hevâ aklın, nefis fesadı gönlün, beşerî haller ruhun, kötü huy sırrın karşılığı olup şeytan da meleğin karşılığıdır. Yalnız güzel sıfatların sekizinci sırasındaki himmetin karşılığı yoktur.

    Güzel sıfatların sekiz, kötü sıfatların yedi .oluşu cennet ve cehennem kapılarını simgelemektedir. Zira cennet "ilâhî ihsan evi", cehennem "adalet evi"dir. Teâlâ,

    "Cehennemin yedi kapısı vardır" (Hicr 15/44.) buyurmuştur.

    Güzel sıfatlar, sana bu dünyada verilmiş küçük bir cennettir.. Kötü sıfatlar da sana bu dünyada verilmiş küçük bir cehennem sayılır. Bu küçük cennet ve cehennemin her bir kapısı hakiki cennet ve cehenneme açılır. Âyette,

    "...Her kapı onların gireceği bir kısma açılır" (Hicr 15/44.) buyurulmuştur.


  5. 23.Mayıs.2011, 08:01
    3
    sevim yalçın
    Sürgün dünya....

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ekim.2010
    Üye No: 80045
    Mesaj Sayısı: 217
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 26

    Cevap: İrade nedir Allah'a iradenizi bu dünyada iken teslim etmek ne demektir?

    HAYATTA İKEN ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK
    11.8.1. CÜZ’İ İRADENİN DİLEMESİ

    Allahû Tealâ yarattığı insana cüz’i irade vermiştir. Dünya hayatını yaşarken insanın Allah’a ulaşmayı dilemesinin kendi cüz’ iradesi ile oluşmasını istemektedir. Allahû Tealâ hiçbir zaman cüz’i iradeye karışmamaktadır.

    Allahû Tealâ’nın insanın üzerine 12 defa farz kıldığı müessese, Allah’a ulaşmayı dilemek ve Allah’a ulaşmaktır. Allah’a dünya hayatını yaşarken cüz’i iradesi ile ulaşmayı dileyen kişiyi Allah kendisine ulaştıracaktır.

    29 / ANKEBÛT - 5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).
    Kim Allah'a mülâki olmayı (hayattayken Allah'a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah'a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

    29 / ANKEBÛT - 6: Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsih(nefsihî), innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).
    Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).

    Allah’a ulaşmak isteyen kişinin nefsini tezkiye etmesi üzerine farzdır. Buradaki Allah’a ulaşma ölümden sonraki ulaşma değildir. Ölüm gelmeden önce bu dünya üzerindeki cüz’i iradeyle olan bir kavuşmadır. Allahû Tealâ cüz’i iradenin Allah’a ulaşmayı dilemesini esas alımaktadır.

    18 / KEHF - 110: Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fe men kâne yercû likâe rabbihî fel ya’mel amelen sâlihan ve lâ yuşrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ(ehaden).
    De ki: “Ben sizin gibi sadece bir beşerim. Bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. O taktirde kim Rabbine mülâki olmayı (ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı) dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın ve Rabbinin ibadetine başka birini (bir şeyi) ortak koşmasın.”

    Dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaşmayı gercekleştirebilenlerin var olduğunu Allahû Tealâ buyurmaktadır;

    2 / BAKARA - 156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).
    Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O'na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O'na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.

    2 / BAKARA - 46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
    Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

    Bu âyet-i kerimede Allahû Tealâ iki dönüşten bahsetmektedir Bu dönüşlerden biri bu dünyada iken ruhun Allah’a dönüşü, diğeri ise öldükten sonraki ruhun Allah’a dönüşüdür. Öldükten sonraki dönüş bizim elimizle olan bir dönüş değildir.

    89 / FECR - 28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
    Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!

    Bakara suresi 46. ayet-i kerimede açık bir Allah’a dönüş emri vardır. Eğer bu, ölümle ruhun Allah’a dönüş emri ise, Allah herkese intihar etmesi emrini veriyor demektir. İntihar ise İslâmda yasaktır, intihar eden cehennemliktir. Allah’ın herkese intihar emrini vermesi söz konusu olamayacağına göre, dönüş (ruhun Allah’a ulaşma) emri dünya hayatındaki dönüşe aittir, vuslat emredilmektedir.


  6. 23.Mayıs.2011, 08:01
    3
    Sürgün dünya....
    HAYATTA İKEN ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK
    11.8.1. CÜZ’İ İRADENİN DİLEMESİ

    Allahû Tealâ yarattığı insana cüz’i irade vermiştir. Dünya hayatını yaşarken insanın Allah’a ulaşmayı dilemesinin kendi cüz’ iradesi ile oluşmasını istemektedir. Allahû Tealâ hiçbir zaman cüz’i iradeye karışmamaktadır.

    Allahû Tealâ’nın insanın üzerine 12 defa farz kıldığı müessese, Allah’a ulaşmayı dilemek ve Allah’a ulaşmaktır. Allah’a dünya hayatını yaşarken cüz’i iradesi ile ulaşmayı dileyen kişiyi Allah kendisine ulaştıracaktır.

    29 / ANKEBÛT - 5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).
    Kim Allah'a mülâki olmayı (hayattayken Allah'a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah'a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

    29 / ANKEBÛT - 6: Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsih(nefsihî), innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).
    Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).

    Allah’a ulaşmak isteyen kişinin nefsini tezkiye etmesi üzerine farzdır. Buradaki Allah’a ulaşma ölümden sonraki ulaşma değildir. Ölüm gelmeden önce bu dünya üzerindeki cüz’i iradeyle olan bir kavuşmadır. Allahû Tealâ cüz’i iradenin Allah’a ulaşmayı dilemesini esas alımaktadır.

    18 / KEHF - 110: Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fe men kâne yercû likâe rabbihî fel ya’mel amelen sâlihan ve lâ yuşrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ(ehaden).
    De ki: “Ben sizin gibi sadece bir beşerim. Bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. O taktirde kim Rabbine mülâki olmayı (ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı) dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın ve Rabbinin ibadetine başka birini (bir şeyi) ortak koşmasın.”

    Dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaşmayı gercekleştirebilenlerin var olduğunu Allahû Tealâ buyurmaktadır;

    2 / BAKARA - 156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).
    Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O'na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O'na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.

    2 / BAKARA - 46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
    Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

    Bu âyet-i kerimede Allahû Tealâ iki dönüşten bahsetmektedir Bu dönüşlerden biri bu dünyada iken ruhun Allah’a dönüşü, diğeri ise öldükten sonraki ruhun Allah’a dönüşüdür. Öldükten sonraki dönüş bizim elimizle olan bir dönüş değildir.

    89 / FECR - 28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
    Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!

    Bakara suresi 46. ayet-i kerimede açık bir Allah’a dönüş emri vardır. Eğer bu, ölümle ruhun Allah’a dönüş emri ise, Allah herkese intihar etmesi emrini veriyor demektir. İntihar ise İslâmda yasaktır, intihar eden cehennemliktir. Allah’ın herkese intihar emrini vermesi söz konusu olamayacağına göre, dönüş (ruhun Allah’a ulaşma) emri dünya hayatındaki dönüşe aittir, vuslat emredilmektedir.


  7. 23.Mayıs.2011, 10:54
    4
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: İrade nedir Allah'a iradenizi bu dünyada iken teslim etmek ne demektir?

    İRADE NEDİR?
    İstemek, dilemek bir şeyi yapmaya karar verip azimli olmak. Lügatte; dilemek, bir şey üzerinde karar kılarak, onu yapmaya azmetmek mânâsınadır.

    İrâde, Allahü teâlânın sıfatlarından biridir. İnsan da irâde sâhibidir. Allahü teâlânın irâdesine,
    irâde-i külliyye insanların irâdesine irâde-i cüziyye denir.
    Allahü teâlâ her dilediğini yapandır. Tam ve mükemmel irâde sâhibidir. Bu kâinâtı ezelî irâdesine uygun olarak yaratmıştır. Kur'ân-ı kerîmde
    Burûc sûresi 16. âyetinde meâlen;
    O(Allah) dilediği şeyi yapandır. buyruldu. Kâinâtta olmuş ve olacak ne varsa hepsi Allah'ın dilemesi, irâde etmesi ile olmuş ve olacaktır. O'nun dilediği mutlaka olur. Dilemediği ise hiç olmaz. Nitekim,
    Âl-i İmrân sûresi 47. âyet-i kerîmesinde meâlen;
    Allah dilediğini yaratır. Bir işin olmasına hükmederse (dilerse) ona«Ol!» der, o da oluverir. buyruldu. Bir hadîs-i şerîfte de; Allah'ın dilediği oldu, dilemediği olmadı. buyrulmaktadır. İnsanların beğendiği işleri, isteyerek yaptıkları şeyler, insanın kesbi ile (kazanması ile), Allahü teâlânın yaratmasından meydana gelmektedir. Allahü teâlâ, kullarına merhâmet ederek, işlerinin yaratılmasını, kendi arzularına tâbi kılmıştır. Kul isteyince, kulun işini dilerse yaratmaktadır. Bu yüzden kul, mesul olur. İşin sevâbı ve cezâsı kula âittir. Allahü teâlânın kullarına verdiği kasdetmek ve ihtiyar etmek, bir işi yapıp yapmamakta denktir. Allahü teâlâ kullarına, emirlerini ve yasaklarını yerine getirecek kadar kudret (enerji) ve seçmek vermiştir. Allahü teâlâ insanlara yapamayacakları bir şeyi emretmemiştir. Hep kolayı emretmiştir. Kur'ân-ı kerîmde meâlen;
    Allahü teâlâ sizin için kolaylıkları ister, zorlukları istemez.
    (Bakara sûresi: 185) buyruldu. Allahü teâlâ kul irâde etmeden yaratırsa da ihtiyârî olan işleri yaratmaya, kulların irâdelerini sebeb kılmıştır. Kul, bir iş yapmayı irâde edince, Allahü teâlâ da, irâde ederse, o işi yaratır. Kul irâde etmezse, ihtiyârî olan, o işi yaratmaz. Şu hâlde, kul irâde-i cüz iyyesini ibâdete sarf ederse,
    Allahü teâlâ ibâdeti yaratır. Eğer günâhlara sarf ederse, günâhları yaratır. O zaman kul, dünyâda sıkıntı çeker, âhirette azâb görür.
    Allahü teâlâ kullarına; kuvvet, kudret ve irâde vermiştir. İstediklerini işlerler. İnsanlar işlerini kendileri yapıyor. Allahü teâlâ da yaratıyor. Bundan dolayı da yaptıklarından sorumlu olup, iyi şeyleri için mükâfât, kötü şeyler için de cezâyı hak ediyorlar.



  8. 23.Mayıs.2011, 10:54
    4
    Silent and lonely rains
    İRADE NEDİR?
    İstemek, dilemek bir şeyi yapmaya karar verip azimli olmak. Lügatte; dilemek, bir şey üzerinde karar kılarak, onu yapmaya azmetmek mânâsınadır.

    İrâde, Allahü teâlânın sıfatlarından biridir. İnsan da irâde sâhibidir. Allahü teâlânın irâdesine,
    irâde-i külliyye insanların irâdesine irâde-i cüziyye denir.
    Allahü teâlâ her dilediğini yapandır. Tam ve mükemmel irâde sâhibidir. Bu kâinâtı ezelî irâdesine uygun olarak yaratmıştır. Kur'ân-ı kerîmde
    Burûc sûresi 16. âyetinde meâlen;
    O(Allah) dilediği şeyi yapandır. buyruldu. Kâinâtta olmuş ve olacak ne varsa hepsi Allah'ın dilemesi, irâde etmesi ile olmuş ve olacaktır. O'nun dilediği mutlaka olur. Dilemediği ise hiç olmaz. Nitekim,
    Âl-i İmrân sûresi 47. âyet-i kerîmesinde meâlen;
    Allah dilediğini yaratır. Bir işin olmasına hükmederse (dilerse) ona«Ol!» der, o da oluverir. buyruldu. Bir hadîs-i şerîfte de; Allah'ın dilediği oldu, dilemediği olmadı. buyrulmaktadır. İnsanların beğendiği işleri, isteyerek yaptıkları şeyler, insanın kesbi ile (kazanması ile), Allahü teâlânın yaratmasından meydana gelmektedir. Allahü teâlâ, kullarına merhâmet ederek, işlerinin yaratılmasını, kendi arzularına tâbi kılmıştır. Kul isteyince, kulun işini dilerse yaratmaktadır. Bu yüzden kul, mesul olur. İşin sevâbı ve cezâsı kula âittir. Allahü teâlânın kullarına verdiği kasdetmek ve ihtiyar etmek, bir işi yapıp yapmamakta denktir. Allahü teâlâ kullarına, emirlerini ve yasaklarını yerine getirecek kadar kudret (enerji) ve seçmek vermiştir. Allahü teâlâ insanlara yapamayacakları bir şeyi emretmemiştir. Hep kolayı emretmiştir. Kur'ân-ı kerîmde meâlen;
    Allahü teâlâ sizin için kolaylıkları ister, zorlukları istemez.
    (Bakara sûresi: 185) buyruldu. Allahü teâlâ kul irâde etmeden yaratırsa da ihtiyârî olan işleri yaratmaya, kulların irâdelerini sebeb kılmıştır. Kul, bir iş yapmayı irâde edince, Allahü teâlâ da, irâde ederse, o işi yaratır. Kul irâde etmezse, ihtiyârî olan, o işi yaratmaz. Şu hâlde, kul irâde-i cüz iyyesini ibâdete sarf ederse,
    Allahü teâlâ ibâdeti yaratır. Eğer günâhlara sarf ederse, günâhları yaratır. O zaman kul, dünyâda sıkıntı çeker, âhirette azâb görür.
    Allahü teâlâ kullarına; kuvvet, kudret ve irâde vermiştir. İstediklerini işlerler. İnsanlar işlerini kendileri yapıyor. Allahü teâlâ da yaratıyor. Bundan dolayı da yaptıklarından sorumlu olup, iyi şeyleri için mükâfât, kötü şeyler için de cezâyı hak ediyorlar.






+ Yorum Gönder