Konusunu Oylayın.: Ayette “Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve gözlere süs olsun diye yarattı.” (Nahl, 16/8) denilmektedir. Katır zat

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ayette “Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve gözlere süs olsun diye yarattı.” (Nahl, 16/8) denilmektedir. Katır zat
  1. 21.Mayıs.2011, 11:57
    1
    Misafir

    Ayette “Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve gözlere süs olsun diye yarattı.” (Nahl, 16/8) denilmektedir. Katır zat






    Ayette “Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve gözlere süs olsun diye yarattı.” (Nahl, 16/8) denilmektedir. Katır zat Mumsema Ayette “Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve gözlere süs olsun diye yarattı.” (Nahl, 16/8) denilmektedir. Katır zaten at ve eşekten olmuyor mu? bu ayetin açıklaması var mı?


  2. 21.Mayıs.2011, 12:18
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Ayette “Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve gözlere süs olsun diye yarattı.” (Nahl, 16/8) denilmektedir. Ka




    Katır at ile eşekten doğma melez bir hayvandır. Ancak ne attır, ne eşektir, o başka bir hayvan olan katırdır. Bu husus gözle görülen bir gerçektir. Burada ilahî sanat ciheti yanında, insanların hizmetine sunulmuş hayvanların çeşitliliğine de işaret edilmiştir.

    Kaldı ki, katırın yaptığı işi, ne at ne de eşek yapamaz. Böyle bir hayvanın adını vermeden at-eşek cinsinden bir hayvan olarak değerlendirilip onu göz ardı etmek ilahî hikmete de terstir, mevcut realiteye de terstir. Nimetlerin sayımı esnasında iğneden ipliğe her şeye dikkat çekmek daha münasip olduğu halde koca katırı -melezdir diye- listeye almamak elbette nimetin kadrine uygun olmaz.

    Allah’ın iki çeşit yaratması vardır, biri ihtira/doğrudan yoktan var etmek, diğeri inşa -daha önce yarattığı- bir maddeden yapmak. Burada at ile eşek neslinin ilk babaları doğrudan topraktan yaratılmış; oysa katırın öyle bir geçmişi yok diye başka gözle bakamayız.

    Çünkü tür bakımından, huy bakımından, fizyoloji bakımından birbirinden çok farklı olan at ile eşek arasında bir ilişkinin olmasına zemin hazırlamak, kendi türleri dururken, aralarında bir cazibe, bir temayül var etmek, sonra da bu ilişkiyi akim bırakmayıp yavru yapmalarını sağlamak ne kadar harika bir kudret ve hikmet mucizesi ise, bu ikisinden doğan yavruyu ne at ne de eşek yapmayıp, başka bir tür olan katır olarak inşa etmek o kudretin ve hikmetin ayrı bir maharet belgesidir.

    Bu ayeti önceki ayetlerle beraber okuduğumuzda, Allah’ın insana verdiği nimetlerden örnekler sayılmakta ve onların hepsinin yaratıcısının Allah olduğu hatırlatılarak, doğru hedefe götürecek olan doğru yolun da Allah'a ait olduğu bildirilmektedir:

    Allah, insanı bir meniden yarattı. İnsan düşünmeli ki bir nutfe, bir sperma damlası ne kadar değersiz bir sıvı, ne güçsüz ve zayıf bir şeydir. Ve ondan bir insan yaratmak ne büyük bir kudrettir. Maddesine bakınca böyle bir damla sümükten oluşan insan, yalnız yüce Allah'ı n kudretiyle, Allah'ın ona üfürdüğü ruh ile duyu ve irade, konuşma ve fikirlerini açıklamaya sahip kuvvetli bir insan kılığına girer de bir de ne bakarsın o, bir damla spermadan yaratılan mahluk apaçık bir mücadeleci kesilir. Kendini savunma yolunda çok konuşan bir tartışmacı ve mücadeleci haline gelir. Veya aslını unutur da yaratıcısına karşı bile açık bir düşman olur. Ona karşı ortak koşmaya, mantık ve felsefeden bahsetmeye kalkışır.

    Diğer taraftan, erkeği ve dişisi ile koyun, keçi, sığır, deve sekiz çifte ulaşan ve kendisine “en’âm” denilen davarı da Allah yarattı. Dili olmayan ve derdini anlatmaktan âciz bulunan o yarattıkları da yarattı, fakat boşuna değil bizim onlarda korunma vasıtalarımız ve pek çok faydalarımız vardır. Onlardan yeriz de. Yani hepsini değil, helal ve temiz olan parçalar ve kısımlarını ve onların vücutlarından veya hizmetlerinden meydana gelen ürünleri yer ve yaşarız.

    Ve akşam-sabah getirdiğimiz ve saldığımız sırada bizim onlarda bir güzelliğimiz de vardır. Karınları tok, memeleri dolu olarak otlaktan dönüşleri ve yavruları ile karşılaşıp meleşmeleri ve yayılmaya giderken koşuşup oynaşmaları ne hoş, ne zevklidir. Malın gelişinde sahiplerinin zevki, gidişinden daha fazla olduğu için ayette buna dikkat çekilmiştir.

    Ve bizim yüklerimizi de taşırlar. O, davarlardan develer, öküzler, mandalar kendimizin ve eşyamızın ağırlıklarına hamallık da ederler, götürürler. Öyle uzak bir memlekete götürürler ki, yalnız kendinize kalsa biz ona varamadığımız ancak can zahmeti ile varabilirdik. Yani varanlarımız olsa bile zorluktan güç ve kuvveti kesilmiş, yarı ölü halinde varırdık. Şüphesiz Rabbimiz çok şefkatli ve çok merhametlidir ki, bize bu nimetleri ihsan etmiştir. Şu halde bizim de onları şefkat ve merhametle kullanmanız gerekir.

    Bunlardan başka, atları, katırları ve eşekleri de binmemiz ve süs olsun diye yarattı, dolayısıyla bunları yememeliyiz ve şimdi bilemeyeceğimiz daha ne acaib şeyleri yaratacaktır.

    Gerçekten bizden önceki insanların görmediği, bilemediği şeylerden biz, trenler, otomobiller, uçaklar gibi türlü binitler gördük. Kim bilir bundan sonra da Allah Teâlâ bizim bilmediğimiz ve bilemeyeceğimiz daha neler yaratmış ve yaratacaktır. Şüphe yok ki, bütün bu binitlerden faydalanmak için yol da gerekir. (bk. Elmalılı, Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)

    Soruda geçen ayette at, katır ve eşek cinsinin diğerlerinden ayrı zikredilmiş; bunların taşıma aracı ve ziynet olarak yaratıldığı bildirilirken etlerinden ve sütlerinden söz edilmemiştir. Bu nedenle İmam Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik'in de içinde bulunduğu bazı fakihler bu ifadeleri dikkate alarak, bu üç hayvanın etlerinin ve sütlerinin haram olduğunu belirtmişlerdir.

    Ancak âlimlerin çoğunluğu bu âyetlerin Allah'ın yaratıcılığı ve nimetleriyle ilgili olduğu, buradan hareketle etleri yenen ve yenmeyen hayvanlar hakkında hüküm çıkarmanın isabetli olmayacağı kanaatindedirler. (bk. Ebû Bekir İbnü'l-Arabî, Râzî, İbn Âşûr, ilgili ayetin tefsiri)

    İnsanın hizmetine verilen bu hayvanlar, gerek binek, gerekse yük ve koşum hayvanı olarak yetiştirilir ve kullanılırlar. Özellikle ata binip bir süre dolaşmak insanı ferahlatıp rahatlatır.

    İşte bütün bunlar, diğer varlıklar gibi, ezelde hazırlanan ve vakti gelince uygulamaya konulan ilâhî düzenlemenin nîmetleridir. Hepsi de insan için yaratılmıştır. İnsan da yüce yaratanı bilmek, O'na kulluk etmek ve bu inanç, düşünce atmosferi içinde hayatın anlam ve hikmetini kavramak, sonra da ikinci hayata döndürülerek ebedîyen mutlu edilmek için yaratılmıştır.



  3. 21.Mayıs.2011, 12:18
    2
    Silent and lonely rains



    Katır at ile eşekten doğma melez bir hayvandır. Ancak ne attır, ne eşektir, o başka bir hayvan olan katırdır. Bu husus gözle görülen bir gerçektir. Burada ilahî sanat ciheti yanında, insanların hizmetine sunulmuş hayvanların çeşitliliğine de işaret edilmiştir.

    Kaldı ki, katırın yaptığı işi, ne at ne de eşek yapamaz. Böyle bir hayvanın adını vermeden at-eşek cinsinden bir hayvan olarak değerlendirilip onu göz ardı etmek ilahî hikmete de terstir, mevcut realiteye de terstir. Nimetlerin sayımı esnasında iğneden ipliğe her şeye dikkat çekmek daha münasip olduğu halde koca katırı -melezdir diye- listeye almamak elbette nimetin kadrine uygun olmaz.

    Allah’ın iki çeşit yaratması vardır, biri ihtira/doğrudan yoktan var etmek, diğeri inşa -daha önce yarattığı- bir maddeden yapmak. Burada at ile eşek neslinin ilk babaları doğrudan topraktan yaratılmış; oysa katırın öyle bir geçmişi yok diye başka gözle bakamayız.

    Çünkü tür bakımından, huy bakımından, fizyoloji bakımından birbirinden çok farklı olan at ile eşek arasında bir ilişkinin olmasına zemin hazırlamak, kendi türleri dururken, aralarında bir cazibe, bir temayül var etmek, sonra da bu ilişkiyi akim bırakmayıp yavru yapmalarını sağlamak ne kadar harika bir kudret ve hikmet mucizesi ise, bu ikisinden doğan yavruyu ne at ne de eşek yapmayıp, başka bir tür olan katır olarak inşa etmek o kudretin ve hikmetin ayrı bir maharet belgesidir.

    Bu ayeti önceki ayetlerle beraber okuduğumuzda, Allah’ın insana verdiği nimetlerden örnekler sayılmakta ve onların hepsinin yaratıcısının Allah olduğu hatırlatılarak, doğru hedefe götürecek olan doğru yolun da Allah'a ait olduğu bildirilmektedir:

    Allah, insanı bir meniden yarattı. İnsan düşünmeli ki bir nutfe, bir sperma damlası ne kadar değersiz bir sıvı, ne güçsüz ve zayıf bir şeydir. Ve ondan bir insan yaratmak ne büyük bir kudrettir. Maddesine bakınca böyle bir damla sümükten oluşan insan, yalnız yüce Allah'ı n kudretiyle, Allah'ın ona üfürdüğü ruh ile duyu ve irade, konuşma ve fikirlerini açıklamaya sahip kuvvetli bir insan kılığına girer de bir de ne bakarsın o, bir damla spermadan yaratılan mahluk apaçık bir mücadeleci kesilir. Kendini savunma yolunda çok konuşan bir tartışmacı ve mücadeleci haline gelir. Veya aslını unutur da yaratıcısına karşı bile açık bir düşman olur. Ona karşı ortak koşmaya, mantık ve felsefeden bahsetmeye kalkışır.

    Diğer taraftan, erkeği ve dişisi ile koyun, keçi, sığır, deve sekiz çifte ulaşan ve kendisine “en’âm” denilen davarı da Allah yarattı. Dili olmayan ve derdini anlatmaktan âciz bulunan o yarattıkları da yarattı, fakat boşuna değil bizim onlarda korunma vasıtalarımız ve pek çok faydalarımız vardır. Onlardan yeriz de. Yani hepsini değil, helal ve temiz olan parçalar ve kısımlarını ve onların vücutlarından veya hizmetlerinden meydana gelen ürünleri yer ve yaşarız.

    Ve akşam-sabah getirdiğimiz ve saldığımız sırada bizim onlarda bir güzelliğimiz de vardır. Karınları tok, memeleri dolu olarak otlaktan dönüşleri ve yavruları ile karşılaşıp meleşmeleri ve yayılmaya giderken koşuşup oynaşmaları ne hoş, ne zevklidir. Malın gelişinde sahiplerinin zevki, gidişinden daha fazla olduğu için ayette buna dikkat çekilmiştir.

    Ve bizim yüklerimizi de taşırlar. O, davarlardan develer, öküzler, mandalar kendimizin ve eşyamızın ağırlıklarına hamallık da ederler, götürürler. Öyle uzak bir memlekete götürürler ki, yalnız kendinize kalsa biz ona varamadığımız ancak can zahmeti ile varabilirdik. Yani varanlarımız olsa bile zorluktan güç ve kuvveti kesilmiş, yarı ölü halinde varırdık. Şüphesiz Rabbimiz çok şefkatli ve çok merhametlidir ki, bize bu nimetleri ihsan etmiştir. Şu halde bizim de onları şefkat ve merhametle kullanmanız gerekir.

    Bunlardan başka, atları, katırları ve eşekleri de binmemiz ve süs olsun diye yarattı, dolayısıyla bunları yememeliyiz ve şimdi bilemeyeceğimiz daha ne acaib şeyleri yaratacaktır.

    Gerçekten bizden önceki insanların görmediği, bilemediği şeylerden biz, trenler, otomobiller, uçaklar gibi türlü binitler gördük. Kim bilir bundan sonra da Allah Teâlâ bizim bilmediğimiz ve bilemeyeceğimiz daha neler yaratmış ve yaratacaktır. Şüphe yok ki, bütün bu binitlerden faydalanmak için yol da gerekir. (bk. Elmalılı, Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)

    Soruda geçen ayette at, katır ve eşek cinsinin diğerlerinden ayrı zikredilmiş; bunların taşıma aracı ve ziynet olarak yaratıldığı bildirilirken etlerinden ve sütlerinden söz edilmemiştir. Bu nedenle İmam Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik'in de içinde bulunduğu bazı fakihler bu ifadeleri dikkate alarak, bu üç hayvanın etlerinin ve sütlerinin haram olduğunu belirtmişlerdir.

    Ancak âlimlerin çoğunluğu bu âyetlerin Allah'ın yaratıcılığı ve nimetleriyle ilgili olduğu, buradan hareketle etleri yenen ve yenmeyen hayvanlar hakkında hüküm çıkarmanın isabetli olmayacağı kanaatindedirler. (bk. Ebû Bekir İbnü'l-Arabî, Râzî, İbn Âşûr, ilgili ayetin tefsiri)

    İnsanın hizmetine verilen bu hayvanlar, gerek binek, gerekse yük ve koşum hayvanı olarak yetiştirilir ve kullanılırlar. Özellikle ata binip bir süre dolaşmak insanı ferahlatıp rahatlatır.

    İşte bütün bunlar, diğer varlıklar gibi, ezelde hazırlanan ve vakti gelince uygulamaya konulan ilâhî düzenlemenin nîmetleridir. Hepsi de insan için yaratılmıştır. İnsan da yüce yaratanı bilmek, O'na kulluk etmek ve bu inanç, düşünce atmosferi içinde hayatın anlam ve hikmetini kavramak, sonra da ikinci hayata döndürülerek ebedîyen mutlu edilmek için yaratılmıştır.






+ Yorum Gönder