Konusunu Oylayın.: Güneş şeytanın iki boynuzu arasında doğar hadis-i şerifi ne anlama gelmektedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Güneş şeytanın iki boynuzu arasında doğar hadis-i şerifi ne anlama gelmektedir?
  1. 20.Mayıs.2011, 08:08
    1
    Misafir

    Güneş şeytanın iki boynuzu arasında doğar hadis-i şerifi ne anlama gelmektedir?

  2. 20.Mayıs.2011, 09:15
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: "Güneş şeytanın iki boynuzu arasında doğar." hadis-i şerifi ne anlama gelmektedir?




    Abdullah İbnu Amr İbni'l-As (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki:
    "Öğlenin (başlama) vakti, güneşin (tepe noktasından batıya) meylettiği zamandır. Kişinin gölgesi ken­di uzunluğunda olduğu müddetçe öğle vakti devam eder, yani ikindi vakti girmedikçe. İkindi vakti ise güneş sararmadıkça devam eder. Akşam vakti ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolmadığı müddetçe devam eder. Yatsı nama­zının vakti orta uzunluktaki gecenin yarısına kadardır. Sabah namazının vakti ise fecrin doğmasından (yani şafağın sökmesinden) başlar, güneş doğuncaya kadar devam eder. Güneş doğdu mu namazdan vazgeç. Çünkü o, şeytanın iki boynuzu arasından doğar." [Müslim, Mesâcid 173, (612); Ebu Dâvud, Salât 2, (396); Nesâî, Mevâkît 15, (l, 260).]
    AÇIKLAMA:
    Hadiste geçen "şeytanın iki boynuzu" tabiriyle ilgili olarak İbnu Hacer şu açık­lamayı sunar: ' 'Şeytanın iki boynuzu başının iki tarafı demektir. Denir ki:' 'Şey­tan güneşin doğduğu yerin hizasında dikilir. Öyle ki o, doğunca (şeytanın) başının iki yanı ortasında olur. Ta ki, güneşe tapanların güneş için yaptıkları secde onun için yapılmış olsun. Batma sırasında da aynı hal mevzubahistir. Durum böyle olunca güneşin, şeytanın iki boynuzu arasından doğması, doğuşu esnasında güneşi sey­redene nisbetendir. Şöyle ki, eğer şeytanı seyretmiş olsaydı, onu güneşin yanın­da dikilmiş olarak görecekti."
    İbnu'l-Esîr, en-Nihâye'de karneyn yani iki boynuz tabiriyle İbnu Hacefin açıklamasında görüldüğü üzere- başın iki tarafının ifade edildiğini kaydettikten sonra kîle yani denildi ki diyerek kelimenin talî manalara da tevcih edildiğini be­lirtir: ' 'Karn, kuvvet" tir, yani güneş doğarken şeytan harekete geçer ve tasallut­ta bulunur ve güneşe yardımcı vaziyetini alır.''
    İbnu'l-Esîr, karn kelimesinin devir, çağ manasının da esas alınarak hadiste­ki karneyn tabirinin iki çağ şeklinde anlaşıldığına dikkat çeker.
    "Denildi kî: "İki çağı arasında demek "öncekilerden ve sonrakilerden ola­cak iki ümmeti" demektir. Bütün bunlar, güneşin doğuşu esnasında ona secde edenler için bir temsildir, 'Ve sanki, bu sapıklığı, onlara şeytan kurmuştur. Öy­leyse güneş perest güneşe secde etti mi şeytan güneşin yanında yer almış gibidir.''
    Ulemânın bu açıklamalarına şunu da ilave edebiliriz: Din-i mübîn-i İslâm, sabah namazının nihâî vaktini güneşin doğuşu olarak tesbit etmiştir. Öyleyse mü'min Rabbine karşı farz olan sabah ibadetini yapabilmek için güneş doğmazdan önce kalkmalıdır. Güneşin doğması anında yapılacak ibadet makbul değildir. Öyle ki, güneş doğmadan önce başlanmış bir namaz henüz bitmeden güneş doğacak olsa, o namaz bozulmaktadır, kazası gerekmektedir. Resûlullah (aleyhissalâtu ves­selam) dinde bu kadar ehemmiyetli yeri olan bir meselenin mü'minlerin zihnin­de daha canlı olarak yer etmesi için, meseleyi şeytanla da irtibat kurarak vaz'etmiş olmaktadır. Nitekim dinin reddettiği pek çok mesele şeytana nisbet edilerek ke­rahet veya haramiyeti beyan edilmiştir. Bu tebliğ üslûbunun Kur'an'da da pek çok örnekleri vardır. İçki, kumar ve putları haram eden âyette olduğu gibi (Mâide, 5/90-93).
    Şu halde, hadisten İbnu Hacer'in de kaydedip reddettiği bir kısım kozmoğrafik, maddi izahlar yapmak için tekellüfe gerek kalmamaktadır.
    Hadisteki maslahat açıktır: Mü'minlerin erken kalkmalarını sağlamak, mü'-mİnlere zaman şuuru, programlı iş yapmak, vaktinde iş yapmak alışkanlığı ka­zandırmak, kendini vakte göre ayarlamak, disipline etmek, vaktinden sonra yapılacak işlerin kıymet ifade etmeyeceği fikrini zihinlerde tesbit etmek gibi günlük hayatımızın gerek ferdi ve gerekse içtimaî veçhelerinde, gerek sıhhat ve gerek iktisad açılarından gerek dünyaya ve gerek âhirete bakan pek çok faydaları, mas­lahatları saymak, görmek ve göstermek mümkündür.
    (Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Şerhi)


  3. 20.Mayıs.2011, 09:15
    2
    Silent and lonely rains



    Abdullah İbnu Amr İbni'l-As (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki:
    "Öğlenin (başlama) vakti, güneşin (tepe noktasından batıya) meylettiği zamandır. Kişinin gölgesi ken­di uzunluğunda olduğu müddetçe öğle vakti devam eder, yani ikindi vakti girmedikçe. İkindi vakti ise güneş sararmadıkça devam eder. Akşam vakti ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolmadığı müddetçe devam eder. Yatsı nama­zının vakti orta uzunluktaki gecenin yarısına kadardır. Sabah namazının vakti ise fecrin doğmasından (yani şafağın sökmesinden) başlar, güneş doğuncaya kadar devam eder. Güneş doğdu mu namazdan vazgeç. Çünkü o, şeytanın iki boynuzu arasından doğar." [Müslim, Mesâcid 173, (612); Ebu Dâvud, Salât 2, (396); Nesâî, Mevâkît 15, (l, 260).]
    AÇIKLAMA:
    Hadiste geçen "şeytanın iki boynuzu" tabiriyle ilgili olarak İbnu Hacer şu açık­lamayı sunar: ' 'Şeytanın iki boynuzu başının iki tarafı demektir. Denir ki:' 'Şey­tan güneşin doğduğu yerin hizasında dikilir. Öyle ki o, doğunca (şeytanın) başının iki yanı ortasında olur. Ta ki, güneşe tapanların güneş için yaptıkları secde onun için yapılmış olsun. Batma sırasında da aynı hal mevzubahistir. Durum böyle olunca güneşin, şeytanın iki boynuzu arasından doğması, doğuşu esnasında güneşi sey­redene nisbetendir. Şöyle ki, eğer şeytanı seyretmiş olsaydı, onu güneşin yanın­da dikilmiş olarak görecekti."
    İbnu'l-Esîr, en-Nihâye'de karneyn yani iki boynuz tabiriyle İbnu Hacefin açıklamasında görüldüğü üzere- başın iki tarafının ifade edildiğini kaydettikten sonra kîle yani denildi ki diyerek kelimenin talî manalara da tevcih edildiğini be­lirtir: ' 'Karn, kuvvet" tir, yani güneş doğarken şeytan harekete geçer ve tasallut­ta bulunur ve güneşe yardımcı vaziyetini alır.''
    İbnu'l-Esîr, karn kelimesinin devir, çağ manasının da esas alınarak hadiste­ki karneyn tabirinin iki çağ şeklinde anlaşıldığına dikkat çeker.
    "Denildi kî: "İki çağı arasında demek "öncekilerden ve sonrakilerden ola­cak iki ümmeti" demektir. Bütün bunlar, güneşin doğuşu esnasında ona secde edenler için bir temsildir, 'Ve sanki, bu sapıklığı, onlara şeytan kurmuştur. Öy­leyse güneş perest güneşe secde etti mi şeytan güneşin yanında yer almış gibidir.''
    Ulemânın bu açıklamalarına şunu da ilave edebiliriz: Din-i mübîn-i İslâm, sabah namazının nihâî vaktini güneşin doğuşu olarak tesbit etmiştir. Öyleyse mü'min Rabbine karşı farz olan sabah ibadetini yapabilmek için güneş doğmazdan önce kalkmalıdır. Güneşin doğması anında yapılacak ibadet makbul değildir. Öyle ki, güneş doğmadan önce başlanmış bir namaz henüz bitmeden güneş doğacak olsa, o namaz bozulmaktadır, kazası gerekmektedir. Resûlullah (aleyhissalâtu ves­selam) dinde bu kadar ehemmiyetli yeri olan bir meselenin mü'minlerin zihnin­de daha canlı olarak yer etmesi için, meseleyi şeytanla da irtibat kurarak vaz'etmiş olmaktadır. Nitekim dinin reddettiği pek çok mesele şeytana nisbet edilerek ke­rahet veya haramiyeti beyan edilmiştir. Bu tebliğ üslûbunun Kur'an'da da pek çok örnekleri vardır. İçki, kumar ve putları haram eden âyette olduğu gibi (Mâide, 5/90-93).
    Şu halde, hadisten İbnu Hacer'in de kaydedip reddettiği bir kısım kozmoğrafik, maddi izahlar yapmak için tekellüfe gerek kalmamaktadır.
    Hadisteki maslahat açıktır: Mü'minlerin erken kalkmalarını sağlamak, mü'-mİnlere zaman şuuru, programlı iş yapmak, vaktinde iş yapmak alışkanlığı ka­zandırmak, kendini vakte göre ayarlamak, disipline etmek, vaktinden sonra yapılacak işlerin kıymet ifade etmeyeceği fikrini zihinlerde tesbit etmek gibi günlük hayatımızın gerek ferdi ve gerekse içtimaî veçhelerinde, gerek sıhhat ve gerek iktisad açılarından gerek dünyaya ve gerek âhirete bakan pek çok faydaları, mas­lahatları saymak, görmek ve göstermek mümkündür.
    (Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Şerhi)





+ Yorum Gönder