Konusunu Oylayın.: Sâde Bir Yakarış Aytekin Akar

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Sâde Bir Yakarış Aytekin Akar
  1. 20.Mayıs.2011, 06:52
    1
    Misafir

    Sâde Bir Yakarış Aytekin Akar






    Sâde Bir Yakarış Aytekin Akar Mumsema Sâde Bir Yakarış Aytekin Akar


  2. 20.Mayıs.2011, 06:52
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 20.Mayıs.2011, 08:37
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Sâde Bir Yakarış Aytekin Akar




    Sâde Bir Yakarış

    RABBİMİZ, BİLİYORUZ… Bizi çok seven, yapayalnız, kimsesiz ve başıboş bırakmayan, her daim himayesinde tutan asla ve asla Sen’den gayrısı değildir. Bakışlarımızı kendimizden sıyırıp etrafımıza çevirdiğimiz anda, sıkıntılar içinde yaşayan nice insanlar görüyoruz. Onlarla halimizi kıyas etmeye kalkışınca, maddeten yaşattığın şu rahat ve kolay hayatı çok daha yakinen hissedebiliyoruz. Bazılarımıza dertler üst üste gelmeye başlayınca bile, bizi ancak taşıyabileceğimiz kadarıyla imtihan ettiğini anlıyoruz. Biz, nasiplendiğimiz bir nefesin bile şükrünü edâ edemezken, üzerimize sayısız rızıklar yağdırıyorsun ve bizi sayısız sıkıntılardan uzak tutuyorsun.
    Bazen öylesine yakından görüyor ve hissediyoruz ki, kuluna sevgin, ilgin ne bir anlık, ne de bir dönemliktir. Merhametin, ömrümüz süresince bizi birçok dertten, musibetten uzak tutacak ve hatta kendisini göz göre göre ateşe atanlarımızı bile ateşten koruyacak kadar engindir. Bunca cürmümüze, bunca isyankâr halimize, bunca haytalığımıza rağmen gönülden koşup gelenimize, gelmek isteyenimizin yüzüne kapın hiçbir zaman kapalı değildir.
    Kulların olarak biz, yaşarken çok zaman unutuyoruz. Gözlerimizi araladığımız bu dünyayı meskenimiz belliyoruz. Verdiğin eşsiz nimetlere de tadımlık değil ebediyen sürecekmiş gibi bakıyoruz. Halbuki, bu âlemde kurduğumuz her düzende, gördüğümüz, tattığımız, yaşadığımız her şeyin sonu fenâdan ibarettir.
    Nazlı birer çocuk gibiyiz şu yeryüzünde. Bilmekten aciziz… Belki uğruna kendimi parçaladığımız bazı nimetler, musibetlerimiz demektir. Bazen de köşe bucak kaçtığımız, belâ bildiklerimiz, bize sunulan nimetlerdir. Çalışıyor, çabalıyor, kendimizi parçalıyoruz. Zaman zaman tüm ölçülerimiz, kavrayışımız dünyada görüp dokunabildiklerimizin sınırladığı kadar kısırlaşıyor. Birimize verilene bir diğerimizin aşırı heves duymasıyla hırsa, hasede bulandığımız bile olabiliyor. İstediklerimiz, elde edemediğimizde gözümüzde hayır ve şerrini fark edemeyecemiz kadar kıymetleniyor, verilince şükretmeyeceğimiz kadar değersizleşiyor. Ne sabrımızın maksadı, ne şükrümüzün ölçüsü yerini bulabiliyor.
    Belki de yaşadığımız bu hal, şu fâni dünyaya derin bir aşktır. Onun aldatıcı güzelliklerine, ucuz cilvelerine ne kadar da kolay tav oluveriyoruz. Bir endamı, bir göz kırpması veya bir yüzünü ekşitmesi iç âlemimizde fırtınalar koparmaya yetiyor. Dizlerimizin dermanınca onun sıkıntılarını sırtlanıyor, tatmin olamayacağımız lezzetleri ile kolayca sarhoş oluyor ve yegâne sermayemiz olan ömrümüzün çoğunu onun uğruna harcıyoruz. Hırsı, eğlencesi, çabası, koşturmacası, tasası, kederi… İşte besbelli ki, bunların hepsi birer oyun, oyalanma ve eğlencedir. Oyalanmak, oyun kurmak, kurulan oyunlarda zamanı katletmektir. Ölümümüz ise, ömrümüzü tüketen oyunların sona erdiği, belki de sobelendiğimiz andır.
    Rabbimiz, bu çetin imtihanımızı bize yalnız Sen kolaylaştırırsın. Karşımızda tüm cazibesiyle dünya, bir yanımızda nefsimiz, diğer yanımızda şeytan… Tenkidin kibirle, sabrın isyanla, methin hasetle… doğrunun eğriyle her zamankinden daha çok yakınlaştığı bu devirde, bizi kendi nefsimizle baş başa bırakma. Bizi, bir yandan aklımızdan geçen, dilimizden dökülen “Ne yapayım, elimde değil...”, “Ben böyleyim…”, “Madem öyle...”, “Yanlış, biliyorum ama…”, “Alışmışım…”, “Ne yaptığımı bilmiyorum…”, “Kaçınmaya gücüm yok…” türünde sözler ihtiva eden her manasız, düşüncesiz, öfkeli, cahilâne gaflet kokan bahanelerin delik deşik şemsiyelerine gizlenip, diğer yandan da günahlara el uzatmaktan uzak tut. Bizi, Sana ve Peygamber Efendimize (Aleyhisselatü Vesselam) yakın, şeytan ve nefsinin meşru olmayan isteklerine uzak duranlardan eyle. Âmin.




  4. 20.Mayıs.2011, 08:37
    2
    Silent and lonely rains



    Sâde Bir Yakarış

    RABBİMİZ, BİLİYORUZ… Bizi çok seven, yapayalnız, kimsesiz ve başıboş bırakmayan, her daim himayesinde tutan asla ve asla Sen’den gayrısı değildir. Bakışlarımızı kendimizden sıyırıp etrafımıza çevirdiğimiz anda, sıkıntılar içinde yaşayan nice insanlar görüyoruz. Onlarla halimizi kıyas etmeye kalkışınca, maddeten yaşattığın şu rahat ve kolay hayatı çok daha yakinen hissedebiliyoruz. Bazılarımıza dertler üst üste gelmeye başlayınca bile, bizi ancak taşıyabileceğimiz kadarıyla imtihan ettiğini anlıyoruz. Biz, nasiplendiğimiz bir nefesin bile şükrünü edâ edemezken, üzerimize sayısız rızıklar yağdırıyorsun ve bizi sayısız sıkıntılardan uzak tutuyorsun.
    Bazen öylesine yakından görüyor ve hissediyoruz ki, kuluna sevgin, ilgin ne bir anlık, ne de bir dönemliktir. Merhametin, ömrümüz süresince bizi birçok dertten, musibetten uzak tutacak ve hatta kendisini göz göre göre ateşe atanlarımızı bile ateşten koruyacak kadar engindir. Bunca cürmümüze, bunca isyankâr halimize, bunca haytalığımıza rağmen gönülden koşup gelenimize, gelmek isteyenimizin yüzüne kapın hiçbir zaman kapalı değildir.
    Kulların olarak biz, yaşarken çok zaman unutuyoruz. Gözlerimizi araladığımız bu dünyayı meskenimiz belliyoruz. Verdiğin eşsiz nimetlere de tadımlık değil ebediyen sürecekmiş gibi bakıyoruz. Halbuki, bu âlemde kurduğumuz her düzende, gördüğümüz, tattığımız, yaşadığımız her şeyin sonu fenâdan ibarettir.
    Nazlı birer çocuk gibiyiz şu yeryüzünde. Bilmekten aciziz… Belki uğruna kendimi parçaladığımız bazı nimetler, musibetlerimiz demektir. Bazen de köşe bucak kaçtığımız, belâ bildiklerimiz, bize sunulan nimetlerdir. Çalışıyor, çabalıyor, kendimizi parçalıyoruz. Zaman zaman tüm ölçülerimiz, kavrayışımız dünyada görüp dokunabildiklerimizin sınırladığı kadar kısırlaşıyor. Birimize verilene bir diğerimizin aşırı heves duymasıyla hırsa, hasede bulandığımız bile olabiliyor. İstediklerimiz, elde edemediğimizde gözümüzde hayır ve şerrini fark edemeyecemiz kadar kıymetleniyor, verilince şükretmeyeceğimiz kadar değersizleşiyor. Ne sabrımızın maksadı, ne şükrümüzün ölçüsü yerini bulabiliyor.
    Belki de yaşadığımız bu hal, şu fâni dünyaya derin bir aşktır. Onun aldatıcı güzelliklerine, ucuz cilvelerine ne kadar da kolay tav oluveriyoruz. Bir endamı, bir göz kırpması veya bir yüzünü ekşitmesi iç âlemimizde fırtınalar koparmaya yetiyor. Dizlerimizin dermanınca onun sıkıntılarını sırtlanıyor, tatmin olamayacağımız lezzetleri ile kolayca sarhoş oluyor ve yegâne sermayemiz olan ömrümüzün çoğunu onun uğruna harcıyoruz. Hırsı, eğlencesi, çabası, koşturmacası, tasası, kederi… İşte besbelli ki, bunların hepsi birer oyun, oyalanma ve eğlencedir. Oyalanmak, oyun kurmak, kurulan oyunlarda zamanı katletmektir. Ölümümüz ise, ömrümüzü tüketen oyunların sona erdiği, belki de sobelendiğimiz andır.
    Rabbimiz, bu çetin imtihanımızı bize yalnız Sen kolaylaştırırsın. Karşımızda tüm cazibesiyle dünya, bir yanımızda nefsimiz, diğer yanımızda şeytan… Tenkidin kibirle, sabrın isyanla, methin hasetle… doğrunun eğriyle her zamankinden daha çok yakınlaştığı bu devirde, bizi kendi nefsimizle baş başa bırakma. Bizi, bir yandan aklımızdan geçen, dilimizden dökülen “Ne yapayım, elimde değil...”, “Ben böyleyim…”, “Madem öyle...”, “Yanlış, biliyorum ama…”, “Alışmışım…”, “Ne yaptığımı bilmiyorum…”, “Kaçınmaya gücüm yok…” türünde sözler ihtiva eden her manasız, düşüncesiz, öfkeli, cahilâne gaflet kokan bahanelerin delik deşik şemsiyelerine gizlenip, diğer yandan da günahlara el uzatmaktan uzak tut. Bizi, Sana ve Peygamber Efendimize (Aleyhisselatü Vesselam) yakın, şeytan ve nefsinin meşru olmayan isteklerine uzak duranlardan eyle. Âmin.







+ Yorum Gönder