Konusunu Oylayın.: Bu zaman, Allah’a aşık olma zamanı değil midir? Aşkullah makamını insanların bu zamanda aramaları doğru mudur?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Bu zaman, Allah’a aşık olma zamanı değil midir? Aşkullah makamını insanların bu zamanda aramaları doğru mudur?
  1. 19.Mayıs.2011, 11:39
    1
    Misafir

    Bu zaman, Allah’a aşık olma zamanı değil midir? Aşkullah makamını insanların bu zamanda aramaları doğru mudur?






    Bu zaman, Allah’a aşık olma zamanı değil midir? Aşkullah makamını insanların bu zamanda aramaları doğru mudur? Mumsema Bu zaman, Allah’a aşık olma zamanı değil midir? Aşkullah makamını insanların bu zamanda aramaları doğru mudur?


  2. 19.Mayıs.2011, 11:39
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 19.Mayıs.2011, 11:49
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Bu zaman, Allah’a aşık olma zamanı değil midir? Aşkullah makamını insanların bu zamanda aramaları doğru mudur?




    Değerli kardeşimiz;



    Aşk -ister hakiki, ister mecazi olsun- bir niyet bir iradenin eseri olarak ortaya çıkan bir bulgu değildir. Aşk bir gönül işidir. Sevginin en üst derecesini ifade eden aşkın olabilmesi için, sevginin bir çok mertebelerini aşmak gerekir. Sevginin oluşması ise, sevgili olmaya aday olan varlığı yakından tanımak, uzun süre onu zihninde canlandırmak, güzelliklerini rüyalarına taşımak gerekir. Değişik evrelerden geçtikten sonra kalbin “bu güzeldir” diye karar verdiği sevgiliyi -siz istemezseniz dahi- sevmek zorundasınız. Çünkü, gönül insanın iradesine, tercihine bakmaz. Hoşuna gitti mi, dünya toplansa ondan vazgeçmez.

    İlahî aşk da bir tabii bir seyir içerisinde kalbin, ilahî cemal tecellilerinin göstergesi olarak değişik sevgi mertebelerini aştıktan sonra, gönülleri çeken bir cazibedir. Bu ilahî cazibenin vesilesi olan kulluğun inceliklerine varmadan böyle bir cazibe atmosferine girmeye çalışmak gösterişten başka bir işe yaramaz.

    İlahî muhabbet, Allah’ın kemalini, cemalini ve ihsanlarını görmekle meydana gelir. Bu tezahürleri müşahede etmek için, sarsılmaz bir iman, derin bir ubudiyet, güçlü bir ilim, kuvvetli bir tefekkür sistemine yerleşmek gerekir. Allah’ın emir ve yasaklarına hakkıyla riayet etmeyen kimsenin ilahî aşkı diline dolaması hakikat gözünde bir maskaralıktır. Seven, sevgilinin bir dediğini iki eder mi? Âşık, mâşukunu incitir mi, Onu kalbinden hiç uzak tutar mı, kendi arzusunu onun arzusuna tercih eder mi, sitemlerini ihsanları kadar sevmez mi, “kahrın da hoş, lütfun da hoş” demez mi?

    Şu bir gerçektir ki, Allah’a iman eden her mümin kendi çapında onu sever de.. Fakat bu sevginin ölçüsü Allah’a itaat etmekle kendini gösterir. Sevgisi çok olanın itaati de çok olur; sevgisi az olanın itaati de az olur. İtaat ise, Allah’ı yakından tanımaya bağlı olarak gerçekleşir. “Allah’a karşı hakkıyla saygılı olanlar(azameti karşısında korkup titreyen, bütün gücüyle ona karşı gelmekten sakınanlar) ancak alim olanlardır”(Fatır, 35/28) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, Allah’ı sayıp sevmek ile onu tanımak arasında yakın bir ilişki vardır. Onu tanımak ile ona hakkıyla kulluk etmek arasında doğru orantılı bir münasebet vardır. Binaenaleyh, Allah’ı hakkıyla tanımadan, marifetullah atmosferinde yükselmeden, ona karşı “ilan-ı aşk etmek”, haddi bilmemektir, cehaletten kaynaklanan bir şımarıklıktır, bir su-i edeptir..

    Özetle denilebilir ki, özellikle bu edepten yoksun asırda, yapmacık aşk kanatlarıyla şımarıklık semalarında uçmaktansa, acizlik kanatlarını çırparak tevazu vadilerinde boyun bükmek her zaman tercih edilen bir kulluk performansıdır.



    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet




  4. 19.Mayıs.2011, 11:49
    2
    Editör



    Değerli kardeşimiz;



    Aşk -ister hakiki, ister mecazi olsun- bir niyet bir iradenin eseri olarak ortaya çıkan bir bulgu değildir. Aşk bir gönül işidir. Sevginin en üst derecesini ifade eden aşkın olabilmesi için, sevginin bir çok mertebelerini aşmak gerekir. Sevginin oluşması ise, sevgili olmaya aday olan varlığı yakından tanımak, uzun süre onu zihninde canlandırmak, güzelliklerini rüyalarına taşımak gerekir. Değişik evrelerden geçtikten sonra kalbin “bu güzeldir” diye karar verdiği sevgiliyi -siz istemezseniz dahi- sevmek zorundasınız. Çünkü, gönül insanın iradesine, tercihine bakmaz. Hoşuna gitti mi, dünya toplansa ondan vazgeçmez.

    İlahî aşk da bir tabii bir seyir içerisinde kalbin, ilahî cemal tecellilerinin göstergesi olarak değişik sevgi mertebelerini aştıktan sonra, gönülleri çeken bir cazibedir. Bu ilahî cazibenin vesilesi olan kulluğun inceliklerine varmadan böyle bir cazibe atmosferine girmeye çalışmak gösterişten başka bir işe yaramaz.

    İlahî muhabbet, Allah’ın kemalini, cemalini ve ihsanlarını görmekle meydana gelir. Bu tezahürleri müşahede etmek için, sarsılmaz bir iman, derin bir ubudiyet, güçlü bir ilim, kuvvetli bir tefekkür sistemine yerleşmek gerekir. Allah’ın emir ve yasaklarına hakkıyla riayet etmeyen kimsenin ilahî aşkı diline dolaması hakikat gözünde bir maskaralıktır. Seven, sevgilinin bir dediğini iki eder mi? Âşık, mâşukunu incitir mi, Onu kalbinden hiç uzak tutar mı, kendi arzusunu onun arzusuna tercih eder mi, sitemlerini ihsanları kadar sevmez mi, “kahrın da hoş, lütfun da hoş” demez mi?

    Şu bir gerçektir ki, Allah’a iman eden her mümin kendi çapında onu sever de.. Fakat bu sevginin ölçüsü Allah’a itaat etmekle kendini gösterir. Sevgisi çok olanın itaati de çok olur; sevgisi az olanın itaati de az olur. İtaat ise, Allah’ı yakından tanımaya bağlı olarak gerçekleşir. “Allah’a karşı hakkıyla saygılı olanlar(azameti karşısında korkup titreyen, bütün gücüyle ona karşı gelmekten sakınanlar) ancak alim olanlardır”(Fatır, 35/28) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, Allah’ı sayıp sevmek ile onu tanımak arasında yakın bir ilişki vardır. Onu tanımak ile ona hakkıyla kulluk etmek arasında doğru orantılı bir münasebet vardır. Binaenaleyh, Allah’ı hakkıyla tanımadan, marifetullah atmosferinde yükselmeden, ona karşı “ilan-ı aşk etmek”, haddi bilmemektir, cehaletten kaynaklanan bir şımarıklıktır, bir su-i edeptir..

    Özetle denilebilir ki, özellikle bu edepten yoksun asırda, yapmacık aşk kanatlarıyla şımarıklık semalarında uçmaktansa, acizlik kanatlarını çırparak tevazu vadilerinde boyun bükmek her zaman tercih edilen bir kulluk performansıdır.



    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet







+ Yorum Gönder