Konusunu Oylayın.: Peygamberimiz zamanında engelli sahabeler var mıydı? Efendimiz onlara nasıl davranırdı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Peygamberimiz zamanında engelli sahabeler var mıydı? Efendimiz onlara nasıl davranırdı?
  1. 18.Mayıs.2011, 06:26
    1
    Misafir

    Peygamberimiz zamanında engelli sahabeler var mıydı? Efendimiz onlara nasıl davranırdı?






    Peygamberimiz zamanında engelli sahabeler var mıydı? Efendimiz onlara nasıl davranırdı? Mumsema Peygamberimiz (asm) zamanında engelli sahabeler var mıydı? Efendimiz (sav) onlara nasıl davranırdı?


  2. 18.Mayıs.2011, 06:26
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 18.Mayıs.2011, 10:23
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Peygamberimiz (asm) zamanında engelli sahabeler var mıydı? Efendimiz (sav) onlara nasıl davranırdı?




    Peygamberimiz (asm) döneminde de özürlü sahabi vardı. Peygamberimiz (asm) özürlülere pozitif ayrımcılık uygulayan ilk kişidir. Peygamberimiz (asm)’in engelli sahabilerle şakalaştığını, onlara özel bir şefkat ve ilgi göstermiştir. Peygamberimiz (asm)’in ve sahabilerin hayatından az bilinen bir kesit daha böylece aydınlanmış oluyor...

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas) döneminde yaşayarak Allah Rasûlü’nü (asm) gören, O’nun mübarek atmosferine girerek sohbetlerinde bulunan iman ehli kimselere sahabi deniyor malumunuz. Bir çoğumuz sahabilerin hikâyelerini dinleyerek ve hayat tarzlarını kendimize örnek alarak büyüdük. Peygamberimiz (asm)’in güneşinden istifade ederek O’ndan (asm) aldıkları manevi feyzle, insanlar içinde Allah’a manen en yakın olma üstünlüğünü elde eden sahabiler için de bir grup var ki, onlardan çoğumuz haberdar bile değiliz. Bu sahabilerin diğer sahabilerden fiziki olarak farklılıkları ortopedik ve görme özürlü olmaları…

    Peygamberimiz (asm) özürlülere iltifatta ve ikramda bulunmuş, onlarla şakalaşmış, onların sosyal hayata katılımlarını sağlayan kolaylıklar getirmiş, meslekî anlamda ve istihdam boyutuyla yeni imkânlar sağlamıştır. Mesela Hz. Abdullah’a hem müezzinlik hem de yöneticilik görevi vermiştir. Bacağından sakat olan Hz. Muaz bin Cebel, bizzat Peygamberimiz (asm) tarafından Yemen valisi olarak tayin edilmiştir.

    Peygamberimiz (asm)’in, toplum içinde hiçbir sosyal statüye sahip olmayan ve horlanan özürlüleri, şefkat politikalarıyla bu durumdan kurtarmıştır.

    Mesela, Efendimiz (asm)’in, bazı bedenî kusurları olduğu için, toplum içinde bulunmaktan tedirgin olan ve bu yüzden çölde yaşamayı tercih eden Zahir isminde bir sahabiye çölden bazı bitkileri toplayıp, Medine pazarında beraberce pazarlamayı önermesi ilginçtir. Pazardaki alışverişlerde Zahir’e yardımcı olan Peygamberimiz (asm) etrafına da “Zahir bizim çölümüzdür, biz de onun şehriyiz.” diyerek sürekli iltifatlarda bulunmuştur.

    Engelli sahabiden kısa boyu ve ince bacakları ile dikkatleri çeken Hz. Abdullah bin Mesud’un bünyesinin tüm çelimsizliğine rağmen Kureyş müşriklerinin bulunduğu Kâbe’ye gitmiş ve orada alenî olarak Kur’an okumuştur. Büyük işkence gören İbn-i Mes’ud, iyileşir iyileşmez tüm uyarılara rağmen yine aynı kahramanlığı göstermiştir.

    Son nefesine kadar bedenine giren müzmin bir hastalıkla yatalak ve bakıma muhtaç halde otuz yıl yaşayan Hz. İmran bin Hüseyin, “Nasıl dayanıyorsun bu acılara?” diyen arkadaşına, “Benim için sağlık ve hastalıktan hangisi Allah’ın hoşuna giderse, benim hoşuma giden de odur! Otuz yıldır kendimde büyük bir huzur buldum.” diyebiliyordu. Bu sabır sayesinde Hz. İmran öyle manevî makamlara erişecekti ki, meleklerin tesbihlerini işitir hâle gelecekti. Melekler de, teselli olsun diye kendisine her gün selam getirecekti.

    Bedenî kusurları yüzünden çölde yaşamayı seçen Zahir isimli sahabi, Medine pazarında Peygamberimiz (asm)’i bir köşede beklerken, Peygamberimiz (asm) ona arkadan sesizce yaklaşır ve gözlerini kapatarak şakalaşır. Peygamberimiz (asm)’in o güne kadar hiç kimseye bu denli mesafesiz davranmadığını gören etraftaki Müslümanlar, bu ilginç manzarayı seyrederler. Kâinatın Efendisi (asm), bunu fırsat bilerek, çevreye yüksek sesle: “Bir kölem var. Satıyorum. Onu benden kim alır?” diye şakasını sürdürür. Zahir, “Ey Allah’ın elçisi, beş para etmez bir sakat köleyi kim satır alır?” deyince şaka bu andan itibaren biter. Peygamberimiz (asm) bütün ciddiyetiyle kendilerini sarmış olan kalabalığa seslenerek, şöyle der:

    “Ya Zahir, and olsun ki Allah ve Allah’ın Rasûlü katında senin değerin paha biçilmez! Bunun için biz de seni seviyoruz.”
    Nesibe Hanım, Uhud muharebesinde cephe arkası hemşirelik hizmetleri yapan bir sahabiydi. Ama Peygamberimiz (asm)’in müşkül durumunu görünce, kadın haliyle onu korumaya koşmuş ve müşriklerle çarpışırken birkaç yerinden yara almıştı. Medine’ye döndükten sonra aldığı ağır yaranın tedavisi bir yılda ancak kapatılmış, Peygamberimiz (asm) de onu sık sık ziyaret etmiş, ona iltifatta ve özel dualarda bulunmuştur.
    Nesibe Hanım, Hz. Ebû Bekir (ra) zamanında ileri yaşına rağmen Yemame savaşına aktif olarak katılmış, bu kez on iki yerinden yara alarak bir kolunu kaybetmiştir. Ordu Medine’ye döndüğünde, Hz. Ebû Bekir (ra) bu kahraman hanımı ziyaret etmiş ve ona beytül maldan maaş ödenmiştir

    Âmâ olan Abdullah bin Ümmi Mektûm:
    Hz. Peygamber (asm), Mekke'de ilk iman edenlerden biri olan bu âmâ zatı, Medîne'ye halka Kur'an öğretmesi için göndermiştir. Medîneli Berâ bin Âiz -radıyallahu anhuma- diyor ki:

    "Bize ilk hicret eden kimseler Mus‘ab bin Umeyr ile İbn-i Ümmi Mektûm'dur. Bunlar (Medîne'de) halka Kur'an öğretiyorlardı." (Buhârî, Menâkıbu'l-Ensâr, 46)

    Bilal-i Habeşî ile birlikte Hz. Peygamber (asm)'in müezzinliğini de yapmış olan İbn-i Ümmi Mektûm (İbn Sa‘d, IV, 207) âmâ oluşu yanında evinin camiye uzaklığını ve kendisini camiye götürecek kimsesinin bulunmayışını da mazeret göstererek, namazı evinde kılabilmek için Hz. Peygamber (asm)'den müsaade istemişti.

    Resûlullâh ise:

    “Sen namaz için ezân okunduğunu işitiyor musun?” diye sordu. O:

    "Evet!.." cevabını verdi.

    Peygamber -aleyhissalatü vesselâm-:

    “O halde dâvete icâbet et, cemâate gel.” buyurdu. (Müslim, Mesâcid, 255; Ebu Dâvûd, Salât, 46)

    Bu haber cemaatle namazın ne derece önemli olduğuna vurgu yapmakla beraber, Peygamberimiz (asm)'in âmâ bir zatı toplumdan tecrit etmeyerek, onu cemaat içinde bulunmaya teşviki de bilhassa dikkat çekicidir.

    Bunun yanında Hz. Peygamber (asm) değişik vesilelerle Medîne dışına çıktığı zaman, İbn-i Ümmi Mektûm'u yerine cemaate namaz kıldırması için vekil olarak bırakmıştır. Bu görevin kendisine on üç defa verildiği nakledilmektedir. (İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-ğâbe, IV, 264)

    Hâsılı Peygamberimiz (asm) özürlüleri, âtıl kalmaya mahkum ve zavallı bir kitle olarak görmemiştir. Problemlerini çözmeye yönelik tavsiye ve uygulamalarda bulunmakla birlikte, durumlarına göre engelli insanlara vazife vermiş, ayrıca onları dünya ve ahiret saadeti bahşeden müjdeli haberlerle de tesselli etmiştir. (bk. Prof Dr Ali Seyyar, Yıldızlar Engel Tanımaz-Bedensel Özürlü Sahâbilerin Hayatı)



  4. 18.Mayıs.2011, 10:23
    2
    Silent and lonely rains



    Peygamberimiz (asm) döneminde de özürlü sahabi vardı. Peygamberimiz (asm) özürlülere pozitif ayrımcılık uygulayan ilk kişidir. Peygamberimiz (asm)’in engelli sahabilerle şakalaştığını, onlara özel bir şefkat ve ilgi göstermiştir. Peygamberimiz (asm)’in ve sahabilerin hayatından az bilinen bir kesit daha böylece aydınlanmış oluyor...

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas) döneminde yaşayarak Allah Rasûlü’nü (asm) gören, O’nun mübarek atmosferine girerek sohbetlerinde bulunan iman ehli kimselere sahabi deniyor malumunuz. Bir çoğumuz sahabilerin hikâyelerini dinleyerek ve hayat tarzlarını kendimize örnek alarak büyüdük. Peygamberimiz (asm)’in güneşinden istifade ederek O’ndan (asm) aldıkları manevi feyzle, insanlar içinde Allah’a manen en yakın olma üstünlüğünü elde eden sahabiler için de bir grup var ki, onlardan çoğumuz haberdar bile değiliz. Bu sahabilerin diğer sahabilerden fiziki olarak farklılıkları ortopedik ve görme özürlü olmaları…

    Peygamberimiz (asm) özürlülere iltifatta ve ikramda bulunmuş, onlarla şakalaşmış, onların sosyal hayata katılımlarını sağlayan kolaylıklar getirmiş, meslekî anlamda ve istihdam boyutuyla yeni imkânlar sağlamıştır. Mesela Hz. Abdullah’a hem müezzinlik hem de yöneticilik görevi vermiştir. Bacağından sakat olan Hz. Muaz bin Cebel, bizzat Peygamberimiz (asm) tarafından Yemen valisi olarak tayin edilmiştir.

    Peygamberimiz (asm)’in, toplum içinde hiçbir sosyal statüye sahip olmayan ve horlanan özürlüleri, şefkat politikalarıyla bu durumdan kurtarmıştır.

    Mesela, Efendimiz (asm)’in, bazı bedenî kusurları olduğu için, toplum içinde bulunmaktan tedirgin olan ve bu yüzden çölde yaşamayı tercih eden Zahir isminde bir sahabiye çölden bazı bitkileri toplayıp, Medine pazarında beraberce pazarlamayı önermesi ilginçtir. Pazardaki alışverişlerde Zahir’e yardımcı olan Peygamberimiz (asm) etrafına da “Zahir bizim çölümüzdür, biz de onun şehriyiz.” diyerek sürekli iltifatlarda bulunmuştur.

    Engelli sahabiden kısa boyu ve ince bacakları ile dikkatleri çeken Hz. Abdullah bin Mesud’un bünyesinin tüm çelimsizliğine rağmen Kureyş müşriklerinin bulunduğu Kâbe’ye gitmiş ve orada alenî olarak Kur’an okumuştur. Büyük işkence gören İbn-i Mes’ud, iyileşir iyileşmez tüm uyarılara rağmen yine aynı kahramanlığı göstermiştir.

    Son nefesine kadar bedenine giren müzmin bir hastalıkla yatalak ve bakıma muhtaç halde otuz yıl yaşayan Hz. İmran bin Hüseyin, “Nasıl dayanıyorsun bu acılara?” diyen arkadaşına, “Benim için sağlık ve hastalıktan hangisi Allah’ın hoşuna giderse, benim hoşuma giden de odur! Otuz yıldır kendimde büyük bir huzur buldum.” diyebiliyordu. Bu sabır sayesinde Hz. İmran öyle manevî makamlara erişecekti ki, meleklerin tesbihlerini işitir hâle gelecekti. Melekler de, teselli olsun diye kendisine her gün selam getirecekti.

    Bedenî kusurları yüzünden çölde yaşamayı seçen Zahir isimli sahabi, Medine pazarında Peygamberimiz (asm)’i bir köşede beklerken, Peygamberimiz (asm) ona arkadan sesizce yaklaşır ve gözlerini kapatarak şakalaşır. Peygamberimiz (asm)’in o güne kadar hiç kimseye bu denli mesafesiz davranmadığını gören etraftaki Müslümanlar, bu ilginç manzarayı seyrederler. Kâinatın Efendisi (asm), bunu fırsat bilerek, çevreye yüksek sesle: “Bir kölem var. Satıyorum. Onu benden kim alır?” diye şakasını sürdürür. Zahir, “Ey Allah’ın elçisi, beş para etmez bir sakat köleyi kim satır alır?” deyince şaka bu andan itibaren biter. Peygamberimiz (asm) bütün ciddiyetiyle kendilerini sarmış olan kalabalığa seslenerek, şöyle der:

    “Ya Zahir, and olsun ki Allah ve Allah’ın Rasûlü katında senin değerin paha biçilmez! Bunun için biz de seni seviyoruz.”
    Nesibe Hanım, Uhud muharebesinde cephe arkası hemşirelik hizmetleri yapan bir sahabiydi. Ama Peygamberimiz (asm)’in müşkül durumunu görünce, kadın haliyle onu korumaya koşmuş ve müşriklerle çarpışırken birkaç yerinden yara almıştı. Medine’ye döndükten sonra aldığı ağır yaranın tedavisi bir yılda ancak kapatılmış, Peygamberimiz (asm) de onu sık sık ziyaret etmiş, ona iltifatta ve özel dualarda bulunmuştur.
    Nesibe Hanım, Hz. Ebû Bekir (ra) zamanında ileri yaşına rağmen Yemame savaşına aktif olarak katılmış, bu kez on iki yerinden yara alarak bir kolunu kaybetmiştir. Ordu Medine’ye döndüğünde, Hz. Ebû Bekir (ra) bu kahraman hanımı ziyaret etmiş ve ona beytül maldan maaş ödenmiştir

    Âmâ olan Abdullah bin Ümmi Mektûm:
    Hz. Peygamber (asm), Mekke'de ilk iman edenlerden biri olan bu âmâ zatı, Medîne'ye halka Kur'an öğretmesi için göndermiştir. Medîneli Berâ bin Âiz -radıyallahu anhuma- diyor ki:

    "Bize ilk hicret eden kimseler Mus‘ab bin Umeyr ile İbn-i Ümmi Mektûm'dur. Bunlar (Medîne'de) halka Kur'an öğretiyorlardı." (Buhârî, Menâkıbu'l-Ensâr, 46)

    Bilal-i Habeşî ile birlikte Hz. Peygamber (asm)'in müezzinliğini de yapmış olan İbn-i Ümmi Mektûm (İbn Sa‘d, IV, 207) âmâ oluşu yanında evinin camiye uzaklığını ve kendisini camiye götürecek kimsesinin bulunmayışını da mazeret göstererek, namazı evinde kılabilmek için Hz. Peygamber (asm)'den müsaade istemişti.

    Resûlullâh ise:

    “Sen namaz için ezân okunduğunu işitiyor musun?” diye sordu. O:

    "Evet!.." cevabını verdi.

    Peygamber -aleyhissalatü vesselâm-:

    “O halde dâvete icâbet et, cemâate gel.” buyurdu. (Müslim, Mesâcid, 255; Ebu Dâvûd, Salât, 46)

    Bu haber cemaatle namazın ne derece önemli olduğuna vurgu yapmakla beraber, Peygamberimiz (asm)'in âmâ bir zatı toplumdan tecrit etmeyerek, onu cemaat içinde bulunmaya teşviki de bilhassa dikkat çekicidir.

    Bunun yanında Hz. Peygamber (asm) değişik vesilelerle Medîne dışına çıktığı zaman, İbn-i Ümmi Mektûm'u yerine cemaate namaz kıldırması için vekil olarak bırakmıştır. Bu görevin kendisine on üç defa verildiği nakledilmektedir. (İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-ğâbe, IV, 264)

    Hâsılı Peygamberimiz (asm) özürlüleri, âtıl kalmaya mahkum ve zavallı bir kitle olarak görmemiştir. Problemlerini çözmeye yönelik tavsiye ve uygulamalarda bulunmakla birlikte, durumlarına göre engelli insanlara vazife vermiş, ayrıca onları dünya ve ahiret saadeti bahşeden müjdeli haberlerle de tesselli etmiştir. (bk. Prof Dr Ali Seyyar, Yıldızlar Engel Tanımaz-Bedensel Özürlü Sahâbilerin Hayatı)






+ Yorum Gönder