Konusunu Oylayın.: Peygamberimizin insanlara iyi davranmak ve güzel söz söylemek konusunda kıssası

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Peygamberimizin insanlara iyi davranmak ve güzel söz söylemek konusunda kıssası
  1. 17.Mayıs.2011, 21:59
    1
    Misafir

    Peygamberimizin insanlara iyi davranmak ve güzel söz söylemek konusunda kıssası






    Peygamberimizin insanlara iyi davranmak ve güzel söz söylemek konusunda kıssası Mumsema Peygamber efendimiz (s.a.v)in hikayesi onu arıyorum Peygamberimizin insanlara iyi davranmak ve güzel söz söylemek konusunda kıssasını yazar mısınız ?


  2. 17.Mayıs.2011, 21:59
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Peygamber efendimiz (s.a.v)in hikayesi onu arıyorum Peygamberimizin insanlara iyi davranmak ve güzel söz söylemek konusunda kıssasını yazar mısınız ?


    Benzer Konular

    - Peygamberimizin yardımseverlikle ilgili kıssası

    - Güzel Söylemek:

    - Aile Özel Bilgileri Konusunda Yalan söylemek

    - Şarap ve domuz konusunda yalan söylemek

    - Kötü huylu insanlara iyi davranmak sevap mı? günah mı?

  3. 18.Mayıs.2011, 10:55
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Peygamberimiz(s.a.v)in insanlara iyi davranmak ve güzel söz söylemek konusunda kıssası




    Hz. Peygamber, tabiatları gereği bazı kimselerin sergilediği kaba ve lüzumsuz davranışlardan hoşlanmazdı. Müslümanlar Bedir Savaşı’na giderken yolda bir bedevîye rastlarlar; ondan bilgi almak isterler. Fakat adamda bilgi olmadığını görürler. Peygamber’e selam vermesini isterler. Adam içinizde peygamber var mı diye sorar. “Evet” derler. Selam verir. “Eğer sen peygamber isen bu devemin karnındakini bana bildir” der. Orada bulunan Seleme b. Selâme, “Onu Peygamber’e sorma, bana gel ben sana haber vereyim” der ve bazı şeyler söyler. Seleme’nin bu davranışı Hz. Peygamber’in hoşuna gitmez. Adama karşı kaba ve fâhiş şeyler söylediğini belirtir.[547] Aynı sahâbînin Bedir savaşından Medine’ye dönerken sarfettiği bazı sözler karşısında Hz. Peygamber’in takındığı tavır da anlamlıdır. Bedir savaşı esnasında Medine’de kalan Müslümanlar Hz. Peygamber’i ve mücahitleri kutlamak için karşılarlar. Seleme b. Selâme’nin “Bizi ne için kutluyorsunuz? Allah’a andolsun ki biz, bağlanmış develer gibi saçları dökülmüş ihtiyarlarla karşılaştık ve onları boğazladık” şeklinde münasebetsizce sözü karşısında tebessüm eder; Müslümanların başarısını küçümsememesi yolunda ona şu sözü söyler: “Kardeşim! Onlar eşrâf ve reislerdir”.
    Bu rivayetler, Hz. Peygamber’in lüzumsuz davranışlardan hoşlanmadığını ortaya koyduğu gibi, bazı sahâbîlerin Hz. Peygamber karşısında son derece serbest davrandığını, Hz. Peygamber’in de onları kırmadan, sert davranmadan cevaplar verdiğini göstermektedir. Birinci olay, câhiliye Arabının peygamber anlayışını ve bir peygamberden beklentisini ortaya koyması açısından da ayrıca dikkat çekicidir.

    Hz. Peygamber nâzik ve kibar bir kimseydi. Bu niteliğini hayatı boyunca aile fertlerine, diğer Müslümanlara, Medine’de kendisini ziyarete gelen heyetlere, davette bulunduğu şahıslara ve mektup gönderdiği kimselere karşı davranışlarında görmek mümkün olduğu gibi, bunun dışında, müşriklere karşı davranışlarında müşahede etmek de mümkündür.

    Sözgelimi Umretü’l-Kazâ esnasında üç günlük müddet dolunca, Hz. Peygamber, Ebtah mevkiine kurulmuş olan deri çadırında ensardan Sa’d b. Ubâde ile birlikte otururken Kureyş müşriklerinden Süheyl b Amr ile Huveytıb b. Abdüluzzâ, onun yanına gelirler. Antlaşmaya göre üç günün dolduğunu hatırlatarak Mekke’den çıkmasını isterler. O esnada Sa’d b. Ubâde Süheyl b. Amr’a kızar ve ona şu sözleri söyler: “… Burası ne senin ve ne de babanın toprağıdır. Resûlüllah buradan ancak antlaşmaya uyarak gönül rızasıyla çıkar”. Bunun üzerine Peygamberimiz tebessüm eder. Sa’d'a dönerek “Konak yerimizde bizi ziyarete gelenleri incitme” buyurur ve sahâbeye hareket emri verir.[548]

    Yaşlı sahâbî Mahreme b. Nevfel bir gün Hz. Peygamber’in kendisine gelen elbiseleri dağıttığını duyar. Oğlu Misver’i yanına alarak Hz. Peygamber’in evinin önüne gelir. Ona Hz. Peygamber’e seslenmesini söyler. Fakat çocuk çekinir. Bunun üzere Mahreme “Evladım, o bir zorba değildir”[555] diyerek çocuğu rahatlatır. Mahreme b. Nevfel’in bu sözü, Hz. Peygamber’in, içinde yaşadığı toplum tarafından nasıl algılandığını açıkça göstermektedir. Arnaldez’in tabiriyle o, “Hiçbir zaman despot olmamıştır.”[556]
    Müslüman olmadan evvel bir Hristiyan ve İslâm düşmanı olan, daha sonra bir heyetle Medine’ye gelen Adiy b Hâtim et-Tâî, Hz. Peygamber’in yanında akrabasından bir kadın ve çocukların bulunduğunu görünce, onda İran ve Bizans krallarının niteliklerinin bulunmadığını anlar.[557] Hz. Peygamber, Adiy b. Hâtim’i evine götürürken, kendisini durdurup sıkıntısını anlatan yaşlı bir kadının uzun müddet derdini dinler. Evine vardıklarında içi lif dolu deri minderini misafire verip kendisi yere oturur. Onun bu davranışından ötürü Adiy b. Hâtim “Vallahi bu bir kral değildir”[558] değerlendirmesini yapar ve sonunda müslüman olur.

    Mekke’nin Fethi’nde Peygamberimizin yanına bir adam gelerek “Ben, Allah sana Mekke’nin fethini nasip ederse Beytülmakdis’de namaz kılmayı adadım” der. Peygamberimiz “Burada kılman daha faziletlidir” karşılığını verir. Hz. Peygamber’in hanımı Meymûne de “Yâ Resûlallah! Şayet Allah sana Mekke’nin fethini nasip ederse Beytülmakdis’de namaz kılmayı adadım” der. Peygamberimiz ona da şunu söyler: “Senin buna gücün yetmez…”. Bunun üzerine Meymûne “Önümde ve ardımda muhafızlarla giderim” deyince “Sen buna güç yetiremezsin. Beytülmakdis’in kandillerinde yakılacak yağ gönder. Oraya gitmiş gibi olursun” der. Meymûne, Beytülmakdis’in kandillerinde yakılmak üzere yağ satın alınması için her yıl Kudüs’e para gönderirdi.[561]

    Huneyn Savaşı’na katılan bir sahâbî anlatır: “Ben devemin üzerinde Hz. Peygamber’in yanında ilerliyordum. Ayağımda sert pabuç vardı. Devem Peygamber’in devesini sıkıştırdığında pabucumun kenarı Resûlüllah’ın baldırına dokunarak rahatsız ediyordu. Bunun üzerine Resûlüllah ayağıma kamçı ile vurarak “Canımı yakıyorsun, arkamdan yürü!” dedi. Ben de onun yanından savuştum. Ertesi gün Resûlüllah beni istemiş. Kendi kendime “Beni dün ayağını incittiğim için aramıştır” dedim. Yanına geldim. Bana “Sen dün benim ayağımı incitmiş, canımı yakmıştın. Ben de senin ayağına kamçı ile vurmuştum. Seni bunun karşılığını ödemek için çağırdım” dedi ve bana seksen koyun verdi”.[574]
    Taif kuşatması kaldırılıp Ci’râne’ye dönülürken Resûl-i Ekrem’in kamçısı deveye her vurduğunda, onun terkisinde giden Ebû Zür’a el-Cühenî adlı sahâbîye değer. Hz. Peygamber bir ara dönüp şöyle bir bakar ve “Yoksa kamçı sana mı değiyor”? diye sorar. Ebû Zür’a “Evet” cevabını verir ve bunun önemi olmadığını belirtir. Ci’râne’ye varıldığında Hz. Peygamber Ebû Zür’a'ya hediye verir.[575]

    Yine bir gün bedevînin biri Mescid-i Nebevî’ye küçük abdestini yapar. Orada bulunanlar bu adamı cezalandırmak isterler. Hz. Peygamber onlara müdahele ederek adamın abdest bozduğu yere su dökmelerini ister ve “Siz zorlaştırıcı olarak değil, kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz”[586] der. Bu olayda Hz. Peygamber’in, uygunsuz davranışta bulunan kişiye hoşgörüyle davranmasının yanında, sahâbeyi de eğittiği ve konuyla ilgili genel prensipleri hatırlattığı görülmektedir.


  4. 18.Mayıs.2011, 10:55
    2
    Silent and lonely rains



    Hz. Peygamber, tabiatları gereği bazı kimselerin sergilediği kaba ve lüzumsuz davranışlardan hoşlanmazdı. Müslümanlar Bedir Savaşı’na giderken yolda bir bedevîye rastlarlar; ondan bilgi almak isterler. Fakat adamda bilgi olmadığını görürler. Peygamber’e selam vermesini isterler. Adam içinizde peygamber var mı diye sorar. “Evet” derler. Selam verir. “Eğer sen peygamber isen bu devemin karnındakini bana bildir” der. Orada bulunan Seleme b. Selâme, “Onu Peygamber’e sorma, bana gel ben sana haber vereyim” der ve bazı şeyler söyler. Seleme’nin bu davranışı Hz. Peygamber’in hoşuna gitmez. Adama karşı kaba ve fâhiş şeyler söylediğini belirtir.[547] Aynı sahâbînin Bedir savaşından Medine’ye dönerken sarfettiği bazı sözler karşısında Hz. Peygamber’in takındığı tavır da anlamlıdır. Bedir savaşı esnasında Medine’de kalan Müslümanlar Hz. Peygamber’i ve mücahitleri kutlamak için karşılarlar. Seleme b. Selâme’nin “Bizi ne için kutluyorsunuz? Allah’a andolsun ki biz, bağlanmış develer gibi saçları dökülmüş ihtiyarlarla karşılaştık ve onları boğazladık” şeklinde münasebetsizce sözü karşısında tebessüm eder; Müslümanların başarısını küçümsememesi yolunda ona şu sözü söyler: “Kardeşim! Onlar eşrâf ve reislerdir”.
    Bu rivayetler, Hz. Peygamber’in lüzumsuz davranışlardan hoşlanmadığını ortaya koyduğu gibi, bazı sahâbîlerin Hz. Peygamber karşısında son derece serbest davrandığını, Hz. Peygamber’in de onları kırmadan, sert davranmadan cevaplar verdiğini göstermektedir. Birinci olay, câhiliye Arabının peygamber anlayışını ve bir peygamberden beklentisini ortaya koyması açısından da ayrıca dikkat çekicidir.

    Hz. Peygamber nâzik ve kibar bir kimseydi. Bu niteliğini hayatı boyunca aile fertlerine, diğer Müslümanlara, Medine’de kendisini ziyarete gelen heyetlere, davette bulunduğu şahıslara ve mektup gönderdiği kimselere karşı davranışlarında görmek mümkün olduğu gibi, bunun dışında, müşriklere karşı davranışlarında müşahede etmek de mümkündür.

    Sözgelimi Umretü’l-Kazâ esnasında üç günlük müddet dolunca, Hz. Peygamber, Ebtah mevkiine kurulmuş olan deri çadırında ensardan Sa’d b. Ubâde ile birlikte otururken Kureyş müşriklerinden Süheyl b Amr ile Huveytıb b. Abdüluzzâ, onun yanına gelirler. Antlaşmaya göre üç günün dolduğunu hatırlatarak Mekke’den çıkmasını isterler. O esnada Sa’d b. Ubâde Süheyl b. Amr’a kızar ve ona şu sözleri söyler: “… Burası ne senin ve ne de babanın toprağıdır. Resûlüllah buradan ancak antlaşmaya uyarak gönül rızasıyla çıkar”. Bunun üzerine Peygamberimiz tebessüm eder. Sa’d'a dönerek “Konak yerimizde bizi ziyarete gelenleri incitme” buyurur ve sahâbeye hareket emri verir.[548]

    Yaşlı sahâbî Mahreme b. Nevfel bir gün Hz. Peygamber’in kendisine gelen elbiseleri dağıttığını duyar. Oğlu Misver’i yanına alarak Hz. Peygamber’in evinin önüne gelir. Ona Hz. Peygamber’e seslenmesini söyler. Fakat çocuk çekinir. Bunun üzere Mahreme “Evladım, o bir zorba değildir”[555] diyerek çocuğu rahatlatır. Mahreme b. Nevfel’in bu sözü, Hz. Peygamber’in, içinde yaşadığı toplum tarafından nasıl algılandığını açıkça göstermektedir. Arnaldez’in tabiriyle o, “Hiçbir zaman despot olmamıştır.”[556]
    Müslüman olmadan evvel bir Hristiyan ve İslâm düşmanı olan, daha sonra bir heyetle Medine’ye gelen Adiy b Hâtim et-Tâî, Hz. Peygamber’in yanında akrabasından bir kadın ve çocukların bulunduğunu görünce, onda İran ve Bizans krallarının niteliklerinin bulunmadığını anlar.[557] Hz. Peygamber, Adiy b. Hâtim’i evine götürürken, kendisini durdurup sıkıntısını anlatan yaşlı bir kadının uzun müddet derdini dinler. Evine vardıklarında içi lif dolu deri minderini misafire verip kendisi yere oturur. Onun bu davranışından ötürü Adiy b. Hâtim “Vallahi bu bir kral değildir”[558] değerlendirmesini yapar ve sonunda müslüman olur.

    Mekke’nin Fethi’nde Peygamberimizin yanına bir adam gelerek “Ben, Allah sana Mekke’nin fethini nasip ederse Beytülmakdis’de namaz kılmayı adadım” der. Peygamberimiz “Burada kılman daha faziletlidir” karşılığını verir. Hz. Peygamber’in hanımı Meymûne de “Yâ Resûlallah! Şayet Allah sana Mekke’nin fethini nasip ederse Beytülmakdis’de namaz kılmayı adadım” der. Peygamberimiz ona da şunu söyler: “Senin buna gücün yetmez…”. Bunun üzerine Meymûne “Önümde ve ardımda muhafızlarla giderim” deyince “Sen buna güç yetiremezsin. Beytülmakdis’in kandillerinde yakılacak yağ gönder. Oraya gitmiş gibi olursun” der. Meymûne, Beytülmakdis’in kandillerinde yakılmak üzere yağ satın alınması için her yıl Kudüs’e para gönderirdi.[561]

    Huneyn Savaşı’na katılan bir sahâbî anlatır: “Ben devemin üzerinde Hz. Peygamber’in yanında ilerliyordum. Ayağımda sert pabuç vardı. Devem Peygamber’in devesini sıkıştırdığında pabucumun kenarı Resûlüllah’ın baldırına dokunarak rahatsız ediyordu. Bunun üzerine Resûlüllah ayağıma kamçı ile vurarak “Canımı yakıyorsun, arkamdan yürü!” dedi. Ben de onun yanından savuştum. Ertesi gün Resûlüllah beni istemiş. Kendi kendime “Beni dün ayağını incittiğim için aramıştır” dedim. Yanına geldim. Bana “Sen dün benim ayağımı incitmiş, canımı yakmıştın. Ben de senin ayağına kamçı ile vurmuştum. Seni bunun karşılığını ödemek için çağırdım” dedi ve bana seksen koyun verdi”.[574]
    Taif kuşatması kaldırılıp Ci’râne’ye dönülürken Resûl-i Ekrem’in kamçısı deveye her vurduğunda, onun terkisinde giden Ebû Zür’a el-Cühenî adlı sahâbîye değer. Hz. Peygamber bir ara dönüp şöyle bir bakar ve “Yoksa kamçı sana mı değiyor”? diye sorar. Ebû Zür’a “Evet” cevabını verir ve bunun önemi olmadığını belirtir. Ci’râne’ye varıldığında Hz. Peygamber Ebû Zür’a'ya hediye verir.[575]

    Yine bir gün bedevînin biri Mescid-i Nebevî’ye küçük abdestini yapar. Orada bulunanlar bu adamı cezalandırmak isterler. Hz. Peygamber onlara müdahele ederek adamın abdest bozduğu yere su dökmelerini ister ve “Siz zorlaştırıcı olarak değil, kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz”[586] der. Bu olayda Hz. Peygamber’in, uygunsuz davranışta bulunan kişiye hoşgörüyle davranmasının yanında, sahâbeyi de eğittiği ve konuyla ilgili genel prensipleri hatırlattığı görülmektedir.





+ Yorum Gönder