Konusunu Oylayın.: Dünyada çektiğimiz sıkıntılar günahlarımızı hafifletirmi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Dünyada çektiğimiz sıkıntılar günahlarımızı hafifletirmi?
  1. 13.Mayıs.2011, 13:20
    1
    Misafir

    Dünyada çektiğimiz sıkıntılar günahlarımızı hafifletirmi?






    Dünyada çektiğimiz sıkıntılar günahlarımızı hafifletirmi? Mumsema Dünyada çektiğimiz sıkıntılar günahlarımızı hafifletirmi . Fakirlerin cennete girme avantajları
    varmıdır


  2. 13.Mayıs.2011, 13:20
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 13.Mayıs.2011, 14:08
    2
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2010
    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 1,235
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 14
    Bulunduğu yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: Dünyada çektiğimiz sıkıntılar günahlarımızı hafifletirmi?




    Değerli Kardeşim,

    Allâh Resûlü zaman zaman yokluk sebebiyle uzun süre sıkıntı ve açlık çekmiş, varlık zamanlarında da irâdî olarak azla yetinerek, elindekileri dâima ihtiyaç sâhiplerine infâk etmiştir. Efendimiz'in bu vasfı, onun zühd hayâtının esâsını teşkil eder. Ebû Talha -radıyallâhu anh- anlatıyor; "Resûl-i Müctebâ Efendimiz'e açlıktan şikâyet ettik ve karınlarımızı açıp gösterdik. Herkes karnına bir taş bağlamıştı. Resûlullâh da karnını açtı. Baktık ki onda iki taş vardı." 1(Tirmizî, Zühd, 39)

    Ebû Hureyre -radiyâllâhu anh-'den nakledildiğine göre, Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e bir gün sıcak bir yemek getirilmişti. Yedikten sonra; "Elhamdulillâh, epey zamandır mideme sıcak bir yemek girmemişti." dedi.

    Fahr-i Kâinât Efendimiz bu gibi durumlarla nübüvvet hayâtı boyunca çokça karşılaşmıştı. Câbir -radıyallâhu anh- Hendek Savaşı gününde kazdıkları siperden bahsederken şunları söyler; Önümüze son derece sert bir kaya çıktı.."Hendeğe ben ineceğim." buyurdu. Sonra ayağa kalktı, açlıktan karnına taş bağlamıştı. Üç gün müddetle hiçbir şey yemeksizin orada kalmıştık. Efendimiz kazmayı eline aldı ve sert kayaya vurdu, kaya un ufak olup kum yığınına döndü. (Buhârî, Megâzî, 29)

    Yine birgün, Hz. Fâtıma pişirdiği çöreğin bir parçasını Resûl-i Muhterem'e getirmişti. Efendimiz:
    (İbn-i Mâce, Zühd, 10)
    Sahâbîler, Nebiyy-i Ekrem'e gelip, siperde önümüze şu kaya çıktı, dediler Allâh Resûlü; " - Bu nedir? " diye sorduğunda, kızı Fatıma,
    - Pişirdiğim çörektir, size getirmeden canım çekmedi, dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:
    "- Üç günden beri babanın ağzına giren ilk lokma bu olacak."
    buyurdu. (İbn Sa'd, I, 400; Heysemî, X, 312)

    Allâh Resûlü'nün çektiği bu sıkıntılara, onun uğruna canlarını ve mallarını her zaman fedaya hazır olan ashâbı da katlanıyordu. Ebû Hureyre -radıyallâhu anh- geçmişteki fakirlik günlerini ve çektiği sıkıntıları anlatırken bazen açlıktan karnını yere dayadığını, bazen de karnına taş bağladığını söylerdi.

    Görüldüğü gibi İslâm'a dâvet ve tebliğ, maddî imkânsızlıklar içerisinde başlamış ve oldukça uzun bir süre böyle devam etmiştir. Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- söz konusu darlıktan zerre kadar şikâyetçi olmamış, ashâbına, çekilen sıkıntıların Allâh katındaki ecrini hatırlatarak sabır ve metânet tavsiyesinde bulunmuştur. Meselâ Allâh Resûlü, namaz esnâsında açlığın verdiği tâkatsızlık sebebiyle ayakta duramayarak düşüp bayılan Suffe ashâbını; "Allâh Teâlâ'nın, katında sizin için neler hazırlandığını bilseydiniz, daha fazla yoksul ve muhtaç olmayı isterdiniz." ( Tirmizî, Zühd, 39) sözleriyle teselli etmiştir.
    (Buhârî, Rikâk, 17) 2

    Aşağıda nakledeceğimiz haber ise, Sevgili Peygamberimiz ve iki güzîde sahabîsinin çektikleri açlığın boyutlarını göstermesi bakımından oldukça mânidardır. Sevgili Peygamberimiz bir gece evinden dışarı çıkmıştı. Bir de baktı ki Ebûbekir ve Ömer de dışarıdalar. Onlara:
    "- Bu saatte sizi evinizden dışarı çıkaran sebep nedir?"
    diye sordu. Onlar:
    - Açlık, yâ Resûlallâh! dediler. Peygamberimiz:
    "- Gücü ve kudretiyle canımı elinde tutan Allâh'a yemin ederim ki sizi evinizden çıkaran sebep, beni de evimden çıkardı, haydi kalkınız!"
    buyurdu.. Fakat o zât evinde değildi. Hanımı Resûlullâh'ı görünce:
    - Hoş geldiniz, buyurunuz, dedi. Efendimiz:
    İkisi de kalkıp Resûl-i Ekrem'le birlikte Ensâr'dan birinin evine geldiler
    "- Falan nerede?" diye sordu. Kadın:
    - Bize tatlı su getirmek için gitti, dedi. Tam o sırada ev sâhibi geldi, onlara şöyle bir baktıktan sonra:
    - Allâh'a hamdolsun! Bugün, hiç kimse misafir yönünden benden daha bahtiyar değildir, dedi. Hemen gidip içinde koruğu, olgunu ve yaşı bulunan bir hurma salkımı getirdi:
    - Buyurunuz, yiyiniz, dedi ve eline bir bıçak aldı. Resûlullâh Efendimiz:
    "- Sağılan hayvanlara sakın dokunma!"
    dedi. Ev sâhibi onlar için bir koyun kesti. Onlar da koyunun etinden ve hurmadan yediler; tatlı sudan içtiler.. Ebûbekir ve Ömer'e şöyle dedi:
    Hepsi yemeğe doyup suya kanınca Fahr-i Cihân Efendimiz, Hz
    "- Kudretiyle rûhumu elinde tutan Allâh'a yemin ederim ki kıyamet gününde bu nimetlerden sorguya çekileceksiniz. Açlık sizi evinizden çıkardı, sonra evinize dönmeden şu nimetlere kavuştunuz." (Müslim, Eşribe, 140)

    Bu hadis-i şerîfte altı çizilmesi gereken önemli bir gerçek vardır: Peygamber Efendimiz'in ihtiyaç içinde olduğunu, kendisine son derece yakın olan Muhâcir ve Ensâr'ın cömert zenginleri dahî bilmemektedir. O, hâlini genellikle hiç kimseye söylemez ve kimseye yük olmak istemezdi. Burada da gördüğümüz gibi, kendisini belki yiyecek bir şey bulurum ümidiyle evinden dışarıya çıkaran açlık, en yakın dostları olan Hz. Ebûbekir ve Ömer'i de evlerinden çıkarmıştı... Onlar şahsî ihtiyaçlarını ve hâllerini başkalarından gizlemeyi tercih ederlerdi. Ancak çok zor durumda kaldıklarında maddî olarak daha iyi durumda olan bir kardeşlerinin kapısını çalmışlardı. Fakat onlardan hiçbiri açlık hâllerini bir başkasına açarak serzenişte bulunmamışlar, yalnızca aynı sıkıntı sebebiyle tevâfuken bir araya gelmişlerdi Zîrâ bütün sahâbe-i kirâm üsve-i hasene olan Efendimiz'in ahlâkı ile ahlâklanmışlardı.


    Bununla birlikte Fahr-i Kâinât -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in hayât tarzının temelinde, yokluğa teslîm olmama ve yokluk karşısında bile aynen varlıklı insanlar gibi haysiyetini koruma gayreti bulunmaktadır
    . Yani onun sünnetinde, yokluk karşısında bir bakıma yıkılan, bunalan, ümitsizliğe kapılan isyankâr ve mutsuz insan tasviri değil, her şeye rağmen ayakta durabilen, metânetli, iyimser ve ümidini yitirmemiş mutlu insan misâli verilmiştir. Zîrâ îsâr, infâk, sabır, şükür, istiğnâ ve tevekkül gibi nebevî hasletler, bu maksada yöneliktir.

    Netice itibariyle, Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- ve ona tâbi olan ashâbın, gerek yokluk gerekse varlık anlarında uzun süreli sıkıntı çekmeleri ve azla yetinmeleri, zühd anlayışlarının dikkat çeken bir yönüdür.

    O'na emanet olun..



  4. 13.Mayıs.2011, 14:08
    2
    herşey O'nun için..!



    Değerli Kardeşim,

    Allâh Resûlü zaman zaman yokluk sebebiyle uzun süre sıkıntı ve açlık çekmiş, varlık zamanlarında da irâdî olarak azla yetinerek, elindekileri dâima ihtiyaç sâhiplerine infâk etmiştir. Efendimiz'in bu vasfı, onun zühd hayâtının esâsını teşkil eder. Ebû Talha -radıyallâhu anh- anlatıyor; "Resûl-i Müctebâ Efendimiz'e açlıktan şikâyet ettik ve karınlarımızı açıp gösterdik. Herkes karnına bir taş bağlamıştı. Resûlullâh da karnını açtı. Baktık ki onda iki taş vardı." 1(Tirmizî, Zühd, 39)

    Ebû Hureyre -radiyâllâhu anh-'den nakledildiğine göre, Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e bir gün sıcak bir yemek getirilmişti. Yedikten sonra; "Elhamdulillâh, epey zamandır mideme sıcak bir yemek girmemişti." dedi.

    Fahr-i Kâinât Efendimiz bu gibi durumlarla nübüvvet hayâtı boyunca çokça karşılaşmıştı. Câbir -radıyallâhu anh- Hendek Savaşı gününde kazdıkları siperden bahsederken şunları söyler; Önümüze son derece sert bir kaya çıktı.."Hendeğe ben ineceğim." buyurdu. Sonra ayağa kalktı, açlıktan karnına taş bağlamıştı. Üç gün müddetle hiçbir şey yemeksizin orada kalmıştık. Efendimiz kazmayı eline aldı ve sert kayaya vurdu, kaya un ufak olup kum yığınına döndü. (Buhârî, Megâzî, 29)

    Yine birgün, Hz. Fâtıma pişirdiği çöreğin bir parçasını Resûl-i Muhterem'e getirmişti. Efendimiz:
    (İbn-i Mâce, Zühd, 10)
    Sahâbîler, Nebiyy-i Ekrem'e gelip, siperde önümüze şu kaya çıktı, dediler Allâh Resûlü; " - Bu nedir? " diye sorduğunda, kızı Fatıma,
    - Pişirdiğim çörektir, size getirmeden canım çekmedi, dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:
    "- Üç günden beri babanın ağzına giren ilk lokma bu olacak."
    buyurdu. (İbn Sa'd, I, 400; Heysemî, X, 312)

    Allâh Resûlü'nün çektiği bu sıkıntılara, onun uğruna canlarını ve mallarını her zaman fedaya hazır olan ashâbı da katlanıyordu. Ebû Hureyre -radıyallâhu anh- geçmişteki fakirlik günlerini ve çektiği sıkıntıları anlatırken bazen açlıktan karnını yere dayadığını, bazen de karnına taş bağladığını söylerdi.

    Görüldüğü gibi İslâm'a dâvet ve tebliğ, maddî imkânsızlıklar içerisinde başlamış ve oldukça uzun bir süre böyle devam etmiştir. Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- söz konusu darlıktan zerre kadar şikâyetçi olmamış, ashâbına, çekilen sıkıntıların Allâh katındaki ecrini hatırlatarak sabır ve metânet tavsiyesinde bulunmuştur. Meselâ Allâh Resûlü, namaz esnâsında açlığın verdiği tâkatsızlık sebebiyle ayakta duramayarak düşüp bayılan Suffe ashâbını; "Allâh Teâlâ'nın, katında sizin için neler hazırlandığını bilseydiniz, daha fazla yoksul ve muhtaç olmayı isterdiniz." ( Tirmizî, Zühd, 39) sözleriyle teselli etmiştir.
    (Buhârî, Rikâk, 17) 2

    Aşağıda nakledeceğimiz haber ise, Sevgili Peygamberimiz ve iki güzîde sahabîsinin çektikleri açlığın boyutlarını göstermesi bakımından oldukça mânidardır. Sevgili Peygamberimiz bir gece evinden dışarı çıkmıştı. Bir de baktı ki Ebûbekir ve Ömer de dışarıdalar. Onlara:
    "- Bu saatte sizi evinizden dışarı çıkaran sebep nedir?"
    diye sordu. Onlar:
    - Açlık, yâ Resûlallâh! dediler. Peygamberimiz:
    "- Gücü ve kudretiyle canımı elinde tutan Allâh'a yemin ederim ki sizi evinizden çıkaran sebep, beni de evimden çıkardı, haydi kalkınız!"
    buyurdu.. Fakat o zât evinde değildi. Hanımı Resûlullâh'ı görünce:
    - Hoş geldiniz, buyurunuz, dedi. Efendimiz:
    İkisi de kalkıp Resûl-i Ekrem'le birlikte Ensâr'dan birinin evine geldiler
    "- Falan nerede?" diye sordu. Kadın:
    - Bize tatlı su getirmek için gitti, dedi. Tam o sırada ev sâhibi geldi, onlara şöyle bir baktıktan sonra:
    - Allâh'a hamdolsun! Bugün, hiç kimse misafir yönünden benden daha bahtiyar değildir, dedi. Hemen gidip içinde koruğu, olgunu ve yaşı bulunan bir hurma salkımı getirdi:
    - Buyurunuz, yiyiniz, dedi ve eline bir bıçak aldı. Resûlullâh Efendimiz:
    "- Sağılan hayvanlara sakın dokunma!"
    dedi. Ev sâhibi onlar için bir koyun kesti. Onlar da koyunun etinden ve hurmadan yediler; tatlı sudan içtiler.. Ebûbekir ve Ömer'e şöyle dedi:
    Hepsi yemeğe doyup suya kanınca Fahr-i Cihân Efendimiz, Hz
    "- Kudretiyle rûhumu elinde tutan Allâh'a yemin ederim ki kıyamet gününde bu nimetlerden sorguya çekileceksiniz. Açlık sizi evinizden çıkardı, sonra evinize dönmeden şu nimetlere kavuştunuz." (Müslim, Eşribe, 140)

    Bu hadis-i şerîfte altı çizilmesi gereken önemli bir gerçek vardır: Peygamber Efendimiz'in ihtiyaç içinde olduğunu, kendisine son derece yakın olan Muhâcir ve Ensâr'ın cömert zenginleri dahî bilmemektedir. O, hâlini genellikle hiç kimseye söylemez ve kimseye yük olmak istemezdi. Burada da gördüğümüz gibi, kendisini belki yiyecek bir şey bulurum ümidiyle evinden dışarıya çıkaran açlık, en yakın dostları olan Hz. Ebûbekir ve Ömer'i de evlerinden çıkarmıştı... Onlar şahsî ihtiyaçlarını ve hâllerini başkalarından gizlemeyi tercih ederlerdi. Ancak çok zor durumda kaldıklarında maddî olarak daha iyi durumda olan bir kardeşlerinin kapısını çalmışlardı. Fakat onlardan hiçbiri açlık hâllerini bir başkasına açarak serzenişte bulunmamışlar, yalnızca aynı sıkıntı sebebiyle tevâfuken bir araya gelmişlerdi Zîrâ bütün sahâbe-i kirâm üsve-i hasene olan Efendimiz'in ahlâkı ile ahlâklanmışlardı.


    Bununla birlikte Fahr-i Kâinât -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in hayât tarzının temelinde, yokluğa teslîm olmama ve yokluk karşısında bile aynen varlıklı insanlar gibi haysiyetini koruma gayreti bulunmaktadır
    . Yani onun sünnetinde, yokluk karşısında bir bakıma yıkılan, bunalan, ümitsizliğe kapılan isyankâr ve mutsuz insan tasviri değil, her şeye rağmen ayakta durabilen, metânetli, iyimser ve ümidini yitirmemiş mutlu insan misâli verilmiştir. Zîrâ îsâr, infâk, sabır, şükür, istiğnâ ve tevekkül gibi nebevî hasletler, bu maksada yöneliktir.

    Netice itibariyle, Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- ve ona tâbi olan ashâbın, gerek yokluk gerekse varlık anlarında uzun süreli sıkıntı çekmeleri ve azla yetinmeleri, zühd anlayışlarının dikkat çeken bir yönüdür.

    O'na emanet olun..



  5. 13.Mayıs.2011, 14:19
    3
    musab.b.umeyr
    Hamım, pişme yolunda.

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mart.2011
    Üye No: 85969
    Mesaj Sayısı: 477
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 28

    Cevap: Dünyada çektiğimiz sıkıntılar günahlarımızı hafifletirmi?

    Çok güzel, harikulade bir yazı kardeşim.Allah senden razı olsun.Peygamber'imiz (SAV) açken biz nasıl yiyebiliyoruz çok akılsızca davranıyoruz aslında.

    Ayrıca Peygamber'imiz de ki metanet de kimsede olmaz, olamaz.

    Selametle.


  6. 13.Mayıs.2011, 14:19
    3
    Hamım, pişme yolunda.
    Çok güzel, harikulade bir yazı kardeşim.Allah senden razı olsun.Peygamber'imiz (SAV) açken biz nasıl yiyebiliyoruz çok akılsızca davranıyoruz aslında.

    Ayrıca Peygamber'imiz de ki metanet de kimsede olmaz, olamaz.

    Selametle.


  7. 13.Mayıs.2011, 15:11
    4
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Dünyada çektiğimiz sıkıntılar günahlarımızı hafifletirmi?

    Alıntı
    Fakirlerin cennete girme avantajları
    Dünyada çektiğimiz sıkıntılar günahlarımızı hafifletirmi? varmıdır
    Peygamber Efendimiz SAV "Cennete girdim çoğu cennetliklerin fakirler olduğunu gördüm, arkasından cehenneme vardım, içindekilerin büyük çoğunluğunu zenginler ile kadınların meydana getirdiğini gördüm." Başka bir rivayette "Çoğu cennetliklerin fakirler olduğunu gördüm, zenginler nerede?" diye sordum. Bana "Dünya didinmeleri onları buraya girmekten alıkoydu" diye cevap verildi.

    "Fakirlik dünyada mü"minin hediyesidir, en son cennete girecek peygamber muhteşem mülkünden dolayı Hz Süleyman (as) ve en son cennete girecek Sahabe zenginliğinden ötürü ABDURRAHMAN İbn"i Avf"dır RA." (Cennetle müjdelenen on Sahabeden RA biridir)
    Hadis"i Şerif

    Hz Musa AS ALLAH"u Teâlâ"ya "Ya Rabbi, kulların içinde senin dostların kimlerdir ki, bende onları Senin için seveyim" diye sorar. ALLAH C.C. "Bütün fakirler, fakirler diye buyurur"

    Peygamber Efendimiz SAV buyuruyor "Cennete girdim önümde bir ayak sesi duydum, baktım ki Bilâl"di RA. Cennetin üst katlarına göz gezdirdim, ümmetimin fakirleri ile onların çoluk çocuklarını gördüm". "Ya Rabbi bunlar niye bu durumdalar?" diye sordum. ALLAH C.C. "Kadınların derecesini kırmızı altın ve ipek düşürdü. Zenginler ise uzun süren bir hesapla meşgul oldular" diye cevap buyurdu. Bu arada sahabelerimi gördüm, ABDURRAHMAN ibn"i Avf"ı göremedim. Bir müddet sonra kendisi ağlayarak yanıma geldi. Ona "Neden bu kadar arkada kaldın?" diye sordum. Bana "Ya RASULULLAH, ALLAH"a C.C. yemin ederim, Senin yanına gelinceye kadar öyle engellerle karşılaştım ki, Seni bir daha göremeyeceğimi sandım" cevabını verdi.

    Peygamberimiz (sav) bir gün bir fakirin ziyaretine gider, evinde bir şey olmadığını görür bunun üzerine "Eğer bu fakirin nuru bütün yeryüzü halkına dağıtılsa hepsini kaplardı." Buyurdu

    Peygamberimiz (sav) bir gün Sahabelere (r.anhum.) "Beni dinleyin, size cennetin sultanları kimlerdir söyleyeyim mi?" buyurur. Sahabeler (r.anhum.) "Evet, buyur ya Resulallah" (sav) derler. Efendimiz SAV "Bütün düşkün, itibarsız, yüzü kirli, saçı başı karışık, yazlık ve kışlık iki soluk elbiseden başka giyeceği olmayan ve hiç kimsenin tarafına bakmadığı ve fakat ALLAH C.C. adına bir konuda yemin etse, O"nun tarafından mahcup edilmeyerek haklı çıkarılan kimselerdir" buyurdu.


  8. 13.Mayıs.2011, 15:11
    4
    Hadimul Müslimin
    Alıntı
    Fakirlerin cennete girme avantajları
    Dünyada çektiğimiz sıkıntılar günahlarımızı hafifletirmi? varmıdır
    Peygamber Efendimiz SAV "Cennete girdim çoğu cennetliklerin fakirler olduğunu gördüm, arkasından cehenneme vardım, içindekilerin büyük çoğunluğunu zenginler ile kadınların meydana getirdiğini gördüm." Başka bir rivayette "Çoğu cennetliklerin fakirler olduğunu gördüm, zenginler nerede?" diye sordum. Bana "Dünya didinmeleri onları buraya girmekten alıkoydu" diye cevap verildi.

    "Fakirlik dünyada mü"minin hediyesidir, en son cennete girecek peygamber muhteşem mülkünden dolayı Hz Süleyman (as) ve en son cennete girecek Sahabe zenginliğinden ötürü ABDURRAHMAN İbn"i Avf"dır RA." (Cennetle müjdelenen on Sahabeden RA biridir)
    Hadis"i Şerif

    Hz Musa AS ALLAH"u Teâlâ"ya "Ya Rabbi, kulların içinde senin dostların kimlerdir ki, bende onları Senin için seveyim" diye sorar. ALLAH C.C. "Bütün fakirler, fakirler diye buyurur"

    Peygamber Efendimiz SAV buyuruyor "Cennete girdim önümde bir ayak sesi duydum, baktım ki Bilâl"di RA. Cennetin üst katlarına göz gezdirdim, ümmetimin fakirleri ile onların çoluk çocuklarını gördüm". "Ya Rabbi bunlar niye bu durumdalar?" diye sordum. ALLAH C.C. "Kadınların derecesini kırmızı altın ve ipek düşürdü. Zenginler ise uzun süren bir hesapla meşgul oldular" diye cevap buyurdu. Bu arada sahabelerimi gördüm, ABDURRAHMAN ibn"i Avf"ı göremedim. Bir müddet sonra kendisi ağlayarak yanıma geldi. Ona "Neden bu kadar arkada kaldın?" diye sordum. Bana "Ya RASULULLAH, ALLAH"a C.C. yemin ederim, Senin yanına gelinceye kadar öyle engellerle karşılaştım ki, Seni bir daha göremeyeceğimi sandım" cevabını verdi.

    Peygamberimiz (sav) bir gün bir fakirin ziyaretine gider, evinde bir şey olmadığını görür bunun üzerine "Eğer bu fakirin nuru bütün yeryüzü halkına dağıtılsa hepsini kaplardı." Buyurdu

    Peygamberimiz (sav) bir gün Sahabelere (r.anhum.) "Beni dinleyin, size cennetin sultanları kimlerdir söyleyeyim mi?" buyurur. Sahabeler (r.anhum.) "Evet, buyur ya Resulallah" (sav) derler. Efendimiz SAV "Bütün düşkün, itibarsız, yüzü kirli, saçı başı karışık, yazlık ve kışlık iki soluk elbiseden başka giyeceği olmayan ve hiç kimsenin tarafına bakmadığı ve fakat ALLAH C.C. adına bir konuda yemin etse, O"nun tarafından mahcup edilmeyerek haklı çıkarılan kimselerdir" buyurdu.





+ Yorum Gönder