Konusunu Oylayın.: Cennetle müjdelenen Sahabelere Benzemek

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Cennetle müjdelenen Sahabelere Benzemek
  1. 11.Mayıs.2011, 22:45
    1
    Misafir

    Cennetle müjdelenen Sahabelere Benzemek






    Cennetle müjdelenen Sahabelere Benzemek Mumsema Aşere-İ Mübeşşereye Benzemek


  2. 11.Mayıs.2011, 22:45
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 12.Mayıs.2011, 00:04
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Cennetle müjdelenen Sahabelere Benzemek




    Aşere-İ Mübeşşereye Benzemek

    Bilindiği üzere (Aşere-i Mübeşşere) hayatta iken Efendimiz (sav) Hazretleri tarafından cennetle müjdelenmiş on kişi demektir.

    Bu bahtiyar insanların fazilet ve fedakârlıklarını, İslama hizmet konusundaki sebat ve azimlerini gören Efendimiz, bunların cennete gideceklerine hayatta iken işarette bulunmuş; benzeri bir mükâfata nail olmak isteyenlerin de benzeri hizmette bulunup fedakârlıklar yüklenmelerini ima etmiştir.

    Zaten akıl da böyle kabul etmektedir. Kime ne türlü bir İlahi ikram ve ihsan söz konusu olursa bilinmeli ki rastgele ve sebepsiz yere değildir. Mutlaka faziletler, fedakârlıklar, feragatler söz konusudur ki, karşılığında İlahi ikramlar, ihsanlar gelmektedir. Nitekim Rabbimiz ayetinde:
    – Hayrın da şerrin de zerresi zayi olmayacak, işleyenler karşılığını göreceklerdir, buyurmaktadır.

    Bu sefer sizlere bu cennetle müjdelenmişlerden bir örnek arz etmek istedim. Zannederim siz de benim gibi ibretle okuyacak, hayretle tefekküre dalacaksınız.

    Belki siz de diyeceksiniz ki, demek cennetle müjdelenmenin bedeli basit değilmiş. Onlar gerçekten farklı feragat ve fedakârlıklar yaşamışlar.

    Bu on bahtiyardan biri olan Hazreti Ali (kerremallahü vechehu) hurma bahçesinde akşama kadar çalışmış, akşam da devesinin üzerine bir çuval hurma yükleyerek evinin yolunu tutmuştu.

    Devenin yuları yardımcısı Kamberin elinde kendisi de önde gidiyordu. Medinenin içine girdiklerinde yolun kenarından bir ses geldi. Yoksulun biri elini açmış sızlanıyordu:
    – Ne olur Allah rızası için!.. diyordu.

    İşte bu sırada sesi duyan Hazreti Ali ile arkadan deveyi getiren Kamber arasında şu konuşma geçiyor. Hazreti İmam soruyor:
    – Kamber ne istiyor bu yoksul?
    – Hurma istiyor Efendim!
    – Ver öyleyse!...
    – Hurma çuvalda Efendim!
    – Çuvalla ver öyle ise!..
    – Çuval da devenin üzerinde!...
    – Deveyle ver öyle ise!..
    Emri yerine getiren Kamber der ki:
    – Devenin ipi de benim elimde, demekten korktum. Çünkü Hz. İmam beni de deveyle birlikte yoksula vermekte tereddüt etmeyebilirdi.

    İşte burada ben bir nefs muhasebesi yapıyor ve kendi kendime diyorum ki, itimat ettiğim bazı hizmet insanları gelip de bana deseler ki:
    – Hizmetin şöyle bir miktar imkana ihtiyacı var.

    Ben tereddüt etmeden:
    – Verin isteneni.. diyebilir miyim?
    – Verilen yetmiyormuş, arabayı da istiyorlar.. deseler yine hiç tereddüt etmeden:
    – Arabayı da verin... diyebilir miyim?
    Diyebilirsem hemen şükür secdesine kapanıp:
    – Rabbim sana şükürler olsun hayatımda hiç olmazsa bir defa olsun Aşere-i Mübeşşereye benzedim, diyerek mutluluk duyabilir miyim, diye hayal ettim.

    Tabii, sadece hayal ettim, yoksa bunları aynen yaparak yaşadım değil.

    – Yapılamaz mı, çok mu zor? Hatta imkansız mı bazen Aşere-i Mübeşşereye benzeyen bir feragat ve fedakarlık içinde olmak?

    – Hayır, zor olsa da imkansız değil. Nitekim bunları yapan ve yaşayanlar var. Nispetini bilemiyorum; ama Aşere-i Mübeşşereye benzeyenlerin olduğu kesin.

    Çünkü onlar olmasa bunlar olmaz.
    Onlar da mutlaka böyle fedakârlık ve feragatten sonra ellerini açıp dua ederek diyorlar ki:
    – Rabbim! Sana şükürler olsun hayatımızda hiç olmazsa bu kadarcık olsun Aşere-i Mübeşşereye benzeme aşk ve şevki ihsan eyledin bizlere.

    Burada insan yine şöyle bir nefs muhasebesi yapmadan edemiyor da kendi kendine soruyor.

    – Bunu diyenler demişler, böyle bir benzeyiş aşk ve şevkine kavuşmuşlar. Acaba hiç böyle diyemeyenler de bir defa olsun böyle deme aşk ve şevki düşünüyorlar mı?

    Ahmed Şahin


  4. 12.Mayıs.2011, 00:04
    2
    Silent and lonely rains



    Aşere-İ Mübeşşereye Benzemek

    Bilindiği üzere (Aşere-i Mübeşşere) hayatta iken Efendimiz (sav) Hazretleri tarafından cennetle müjdelenmiş on kişi demektir.

    Bu bahtiyar insanların fazilet ve fedakârlıklarını, İslama hizmet konusundaki sebat ve azimlerini gören Efendimiz, bunların cennete gideceklerine hayatta iken işarette bulunmuş; benzeri bir mükâfata nail olmak isteyenlerin de benzeri hizmette bulunup fedakârlıklar yüklenmelerini ima etmiştir.

    Zaten akıl da böyle kabul etmektedir. Kime ne türlü bir İlahi ikram ve ihsan söz konusu olursa bilinmeli ki rastgele ve sebepsiz yere değildir. Mutlaka faziletler, fedakârlıklar, feragatler söz konusudur ki, karşılığında İlahi ikramlar, ihsanlar gelmektedir. Nitekim Rabbimiz ayetinde:
    – Hayrın da şerrin de zerresi zayi olmayacak, işleyenler karşılığını göreceklerdir, buyurmaktadır.

    Bu sefer sizlere bu cennetle müjdelenmişlerden bir örnek arz etmek istedim. Zannederim siz de benim gibi ibretle okuyacak, hayretle tefekküre dalacaksınız.

    Belki siz de diyeceksiniz ki, demek cennetle müjdelenmenin bedeli basit değilmiş. Onlar gerçekten farklı feragat ve fedakârlıklar yaşamışlar.

    Bu on bahtiyardan biri olan Hazreti Ali (kerremallahü vechehu) hurma bahçesinde akşama kadar çalışmış, akşam da devesinin üzerine bir çuval hurma yükleyerek evinin yolunu tutmuştu.

    Devenin yuları yardımcısı Kamberin elinde kendisi de önde gidiyordu. Medinenin içine girdiklerinde yolun kenarından bir ses geldi. Yoksulun biri elini açmış sızlanıyordu:
    – Ne olur Allah rızası için!.. diyordu.

    İşte bu sırada sesi duyan Hazreti Ali ile arkadan deveyi getiren Kamber arasında şu konuşma geçiyor. Hazreti İmam soruyor:
    – Kamber ne istiyor bu yoksul?
    – Hurma istiyor Efendim!
    – Ver öyleyse!...
    – Hurma çuvalda Efendim!
    – Çuvalla ver öyle ise!..
    – Çuval da devenin üzerinde!...
    – Deveyle ver öyle ise!..
    Emri yerine getiren Kamber der ki:
    – Devenin ipi de benim elimde, demekten korktum. Çünkü Hz. İmam beni de deveyle birlikte yoksula vermekte tereddüt etmeyebilirdi.

    İşte burada ben bir nefs muhasebesi yapıyor ve kendi kendime diyorum ki, itimat ettiğim bazı hizmet insanları gelip de bana deseler ki:
    – Hizmetin şöyle bir miktar imkana ihtiyacı var.

    Ben tereddüt etmeden:
    – Verin isteneni.. diyebilir miyim?
    – Verilen yetmiyormuş, arabayı da istiyorlar.. deseler yine hiç tereddüt etmeden:
    – Arabayı da verin... diyebilir miyim?
    Diyebilirsem hemen şükür secdesine kapanıp:
    – Rabbim sana şükürler olsun hayatımda hiç olmazsa bir defa olsun Aşere-i Mübeşşereye benzedim, diyerek mutluluk duyabilir miyim, diye hayal ettim.

    Tabii, sadece hayal ettim, yoksa bunları aynen yaparak yaşadım değil.

    – Yapılamaz mı, çok mu zor? Hatta imkansız mı bazen Aşere-i Mübeşşereye benzeyen bir feragat ve fedakarlık içinde olmak?

    – Hayır, zor olsa da imkansız değil. Nitekim bunları yapan ve yaşayanlar var. Nispetini bilemiyorum; ama Aşere-i Mübeşşereye benzeyenlerin olduğu kesin.

    Çünkü onlar olmasa bunlar olmaz.
    Onlar da mutlaka böyle fedakârlık ve feragatten sonra ellerini açıp dua ederek diyorlar ki:
    – Rabbim! Sana şükürler olsun hayatımızda hiç olmazsa bu kadarcık olsun Aşere-i Mübeşşereye benzeme aşk ve şevki ihsan eyledin bizlere.

    Burada insan yine şöyle bir nefs muhasebesi yapmadan edemiyor da kendi kendine soruyor.

    – Bunu diyenler demişler, böyle bir benzeyiş aşk ve şevkine kavuşmuşlar. Acaba hiç böyle diyemeyenler de bir defa olsun böyle deme aşk ve şevki düşünüyorlar mı?

    Ahmed Şahin





+ Yorum Gönder