Konusunu Oylayın.: Peygamber Efendimizin Hz. Hafsa binti Ömer ile Evlenmesi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Peygamber Efendimizin Hz. Hafsa binti Ömer ile Evlenmesi
  1. 09.Mayıs.2011, 05:47
    1
    Misafir

    Peygamber Efendimizin Hz. Hafsa binti Ömer ile Evlenmesi






    Peygamber Efendimizin Hz. Hafsa binti Ömer ile Evlenmesi Mumsema Peygamber Efendimizin (sav) Hz. Hafsa binti Ömer ile Evlenmesi


  2. 09.Mayıs.2011, 09:40
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Peygamber Efendimizin (sav) Hz. Hafsa binti Ömer ile Evlenmesi




    Ümmü’l Mü’minîn Hazreti Hafsa Binti Ömer (R.Anha)

    Hazret-i Hafsa (r.anha) Hz. Ömer’in kızıdır. Bilgili ve kültürlü, irâdesi kuvvetli, sadakat sahibi bir İslâm hanımefendisi ve Müminlerin annesidir. O devirde okuma-yazma bilen, kültürlü olan pek ender kadınlardandır. Hicretin üçüncü yılında Rasûlullah (s.a.v) efendimizin aileleri arasına katılarak mü’minlerin annesi olma şerefine nail oldu.

    Mekke’de Bi’set’ten beş yıl önce doğdu. Babası, Hz. Ömeru’l adl, annesi Osman bin Maz’ûn (r.a)’in kız kardeşi Zeynep’tir. Babası ile birlikte Mekke’de Müslüman oldu. İlk evliliği Ashap’tan Huneys bin Huzâfe (r.a) iledir. ilk Müslümanların olan bu bahtiyar aile, birlikte önce Habeşistan’a, daha sonra Medine’ye hicret etmiştir.

    Huneys (r.a), Bedir ve Uhud gazvelerine iştirak etmiştir. Her iki gazvede de kahramanca çarpıştı. Uhud savaşında ciddi şekilde yaralanmış, Medine’ye dönüldüğünde şahadet şerbetini içmiştir. Hazreti Hafsa (r.anhâ) genç yaşta eşini kaybetmişti. Hz. Ömer (r.a) kızının dul olarak kalmasına gönlü râzı değildi. Onu bir an evvel Salih bir kimseye nikahlamayı düşünüyordu. Bunun için ilk olarak en yakın dostlarından Hz. Osman (r.a)’a kızı ile izdivacını teklif etti. Zira Hz. Osman’nın da o sırada, hanımı, Peygamberimiz’in kızı Rukiyye (r.anhâ) vefat etmişti, yeniden evlilik için müsaitti.

    Hz. Osman’a yaptığı bu teklifi Hz. Ömer Efendimiz kendi dili ile şöyle anlatır: “Osman bin Affan’a gittim. Onu hüzünlü gördüm. Üzüntüsünü gidermek ve teselli etmek için ona Hafsa’dan bahsettim. istersen Hafsa’yı sana nikâhlayayım dedim. Osman birden cevap veremedi. Hemen evet diyemedi. Biraz düşünmek için zaman istedi ve Hele bir düşüneyim dedi. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra karsılaştığımızda, şimdilik evlenemeyecegim diye özür diledi.”

    Hz. Ömer aynı teklifi Hz. Ebû Bekir (r.a)’a yapmayı düşündü. Onunla karsılaştığında: istersen sana kızım Hafsa’yı nikahlayayım dedi. Hz. Ebû Bekir de sustu. Hiçbir cevap vermedi. Bu sebeple ona, Hz. Osman’a gücendiğinden daha fazla darıldı. Hz. Ömer (r.a) iki samimî arkadaşından müspet bir cevap alamayınca canı sıkıldı ve içerledi. Üzüntülü bir şekilde Rasûlullah (s.a)’in huzuruna girdi ve söyle dedi: “Yâ Rasûlallah! Ben Osman’a şaşıyorum. Hafsa’yı ona nikâhlamak istedim de yanaşmadı. Ebû Bekir de öyle...” İki Cihan Güneşi Efendimiz Hz. Ömer’e tebessüm ederek: “Yâ Ömer! Hafsa, Osman’dan, Osman da Hafsa’dan daha hayırlı birisiyle evlenecektir. buyurdu. Hz. Ömer (r.a), Efendimiz (a.s)’ın bu cevabına karşı heyecanlanmış ve çok sevinmişti; çünkü o Hz. Osman ve Hz. Ebu Bekir’den daha hayırlı olan kişinin ancak Efendimizin kendisi olduğunu biliyordu. Nihayet Nebiye-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz Hafsa’ya tâlip oldu.

    Hz. Ömer (r.a)’a: Sen kızın Hafsa’yı bana nikâhlarsın. Ben de kızım Ümmü Gülsüm’ü Osman’a nikâhlarım. buyurdu. Hz. Ömer bu müjdeye çok sevindi. iki Cihan Güneşi Efendimiz bu haberle Hafsa’yı kendisine Allah’ın nikâhladığını ifade etmişti. Hicretin üçüncü yılında şaban ayında Hz. Hafsa, Rasûl-i Ekrem (s.a) Efendimizle nikâhlanarak mü’minlerin annesi olma şerefine erdi.

    Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz bu nâzikâne teşebbüsü ile üç büyük sahâbîsi arasındaki dostluğu, kardeşliği, din bağını hısımlıkla, akrabalıkla daha da kuvvetlendirmiş oldu. Âişe’yi nikahlayarak Hz. Ebû Bekir (r.a)’i Hafsa’yı nikahlayarak da Hz. Ömer (r.a)’i taltif etti. Onları kendine kayınpeder, kızlarını da mü’minlerin anneleri olma bahtiyarlığına kavuşturdu.

    Hz. Ebu Bekir ve Hz. Osman Efendilerimiz Hz. Ömer’in teklifini Rasûlullah Efendimizin bu husustaki Husn-u niyetlerini bildikleri için reddetmişler, fakat Efendimiz (s.a.v), bu isteğini kendisi ifşa etmeden, ondan söz etmeyi edebe muğayyer gördükleri için sukut etmişler, bir cevap vermemişlerdi. Daha sonra bu durumdan haberdar olmadığı için, ettiği teklifin en yakın dostlarınca reddedildiğine üzülen Hz. Ömer’e Hz. Hafsa’nın nikahı sonrası bu durumu izah etmek isteyerek onun üzüntüsünü şu şekilde izale etmişler ve Hz. Ömer’e Şöyle demişlerdir:

    “ Sen Hafsa’yla evlenmemizi bizden istediğinde, bizim de sana cevap vermediğimiz zaman herhalde bize gücenmişsindir. Evet dedi Hz. Ömer. Bunun üzerine Ebû Bekir (r.a) şunları söyledi: Bize bu konuyu açtığında sana bir cevap vermeyişimizin sebebi, Rasûlullah (s.a.v)’in Hafsa ile evlenmekten söz etmesidir. Elbette onun sırrını ifşâ edemezdik. Şayet Nebiye-i Muhterem, Hafsa ile evlenmekten vazgeçseydi, elbette onunla Osman ya da ben mutlaka evlenirdim.”

    Hz. Hafsa (r.anhâ), Rasûlullah (s.a.v)’in evine Sevde ve Âişe (r.anhümâ) annelerimiz varken gelin olarak geldi. O, iki Cihan Güneşi Efendimizin saâdet hânelerine geldiğinde yirmi yaşlarındaydı. Sevde (r.anhâ) annemiz Âişe (r.anhâ) gibi onu da büyük bir gönül rahatlığı içinde karşıladı. Her ikisine de hizmet etti. Hafsa (r.anha) da gençti. Bilgili ve onurluydu. Özü sözü birdi. iradesi kuvvetliydi. Hâne-i saâdette iki genç annemiz olmuştu. ikisi de Efendimize hizmet etme yarışında gayretlerini esirgemiyorlardı. Son derece nâzik davranıyorlardı. Sevgi ve hürmette kusur etmemeye çalışıyorlardı.

    Fahr-i Kâinat (s.a.v) Efendimiz de iki aziz arkadaşlarının kızları olmaları sebebiyle gücünün yettiğince onlara müsâmaha ile davranıyordu. Kadınlık zafiyetlerini, gençliklerini göz önüne alarak daha merhametli, daha şefkatli muâmele ediyordu. Fakat beşer olarak sıkıntılı zamanlar da geçiriyordu. Zira onlar da her kadın gibi kocasını kıskanmakta ve bazen bu sevgi kıskançlığı, bal şerbeti mevzuunda olduğu gibi hafif üzüntü ve ihtarlara sebebiyet vermiştir.

    Çünkü onlar müminlerin annesi idiler ve her kadından farklı olarak Allah’ın katında hep temiz, üstün ve mukarreb kalmalarını Rabbimiz istemekte ve onlarda bu şerefe layık olmak için başkalarından daha gayretkâr olmalı idiler, olmuşlardır da. Bal şerbeti mevzuuna binaen Fahr-i Kâinat (s.a.v) efendimiz bir ara hanımlarından ayrılarak uzlete çekilmişti. Genç ailelerini güzel ahlakıyla eğitmek istiyordu. Ashab arasında bu durum, Rasûlullah hanımlarını boşadı, diye yayıldı. Hz. Ömer (r.a) bu haberi işitince doğruca Efendimizin odasına yöneldi. kızı Hafsa’nın bir hatası olabileceğini düşünerek Efendimiz’den içeri girmeye izin istedi ve huzura girerek Efendimizin gönlünü rahatlatacak şu sözleri söyledi:

    Ya Rasûlallah! Kadınlardan dolayı ne kadar sıkıntı çekiyorsun. şayet onları boşarsan Allah da melekleri de seninle beraberdir. Ben de, Ebû Bekir de, müminler de seninle beraberiz... dedi. Hz. Ömer Efendimizin bu samimî ifadelerini Celîl olan Rabbimiz Tahrim Sûresi 4. ayette zikretmiş ve sözünü vahiy ile şereflendirmiştir. iki Cihan Güneşi Efendimiz bu samimî ifadeler karşısında tebessüm etti. Gül yüzünden nurlar saçıldı. Hz. Ömer’in ve tüm müminlerin kalbine huzur ve sevinç vererek, ‘hanımlarını boşamadığını, sadece uzlete çekildiğini söyledi.’ söyledi. Hz. Ömer bu müjdeyi tüm Müslümanlara ulaştırdı.

    Hz. Hafsa annemiz yaratılış icâbı aynı babası gibi biraz celâlli idi. Hz. Âişe (r.anhâ) annemiz onu söyle tavsif ediyor: “Hafsa tam manasıyla babasının kızıdır. Kuvvetli bir iradesi vardır. Özü sözü birdir.” Bir gün Rasûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz Hafsa annemizin yanında Hudeybiye’de biat eden ashabını anarak: “İnşaallah, Hudeybiye’de biat eden ashâbım Cehenneme girmez.” buyurdu. Hafsa (r.anhâ) da: “İçinizden oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür. (Meryem/ 71) âyetini okuyarak hatırlatmada bulundu. Efendimiz de ona: “Sonra, biz Allah’tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.” (Meryem sûresi; 72) ayetini okuyarak cevap verdi.

    Hz. Hafsa (r.anhâ) annemiz ibadete düşkündü. Çok namaz kılar, çokça nâfile oruç tutardı. Onun hayatı da diğer annelerimiz gibi fakirlik içinde geçti. Yatak olarak kullandığı bir şiltesi vardı. Yazın onu altına sererdi. Kışın da bir tarafını altına serip, bir tarafını da üzerine örterdi. Çoğu zaman yemek için ekmek bulamazdı. Buna rağmen şikâyetçi olmadı. Hep haline şükretti.

    O, Rasûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimize son derece sadakat ve muhabbetle bağlıydı. Kendisine hediye edilen şeyleri yemez, içmez, Rasûlullah’a ikram ederdi. Onu daima nefsine tercih ederdi. Bir defasında kendisine bir tulum bal hediye etmişlerdi. Rasûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz odasına uğradığında ondan şerbet yapar ve ikram ederdi.

    Hz. Hafsa (r.anha) Fahr-i Kâinat (s.a.v) Efendimizin dâr-ı bekâya irtikalinden sonra da önemli hizmetlerde bulundu. Hz. Ebû Bekir (r.a) devrinde Kur’ân âyetleri bir araya toplanarak Mushaf haline getirilmişti. Bu tek nüsha idi. Hz. Ebû Bekir (r.a)’in nezdinde kalıyordu. Vefatından sonra Hz. Ömer (r.a)’in nezaretine verildi. Hz. Ömer (r.a)’da yaralanıp şehid olacağı zaman kızı Hz. Hafsa (r.anhâ) annemize teslim etti. O da itina ile muhafaza etti. Hz. Osman (r.a) devrinde bu nüshadan çoğaltıldı.

    Hz. Hafsa (r.anhâ) vâlidemiz 60’a yakın hadis-i şerif rivayet etti. Bunları kendisinden Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesaî ve İbni Mace de nakletmişlerdir. Birkaç tanesi şunlardır:

    “Rasûlullah (s.a.v) yatağına girdiğinde sağ elini başının altına koyar şöyle duâ ederdi: ‘Yâ Rabbi! Kullarını dirilttiğin gün beni azabından koru.’ bunu üç defa tekrar ederdi.

    “Peygamber efendimizin oturarak tesbih namazı kıldığını görmedim. Ancak, vefatından bir sene önce tesbih namazlarını oturarak kılmaya başladı.”

    “Peygamber efendimiz sağ eliyle yer, sağ eliyle içer, abdeste, giyinmeye, almaya ve vermeye sağdan başlardı. Bundan başka işlere soldan başlardı.”

    Hz. Hafsa anlatır: Rasûlullah Efendimiz, bir gün istirahat ediyordu. Bu sırada Hz. Ebu Bekir içeri girmek için izin istedi. İzin verilip içeri girdi. Rasûlullah hiç hâlini değiştirmedi. Sonra babam Hz. Ömer izin alıp içeri girdi. Yine hâlini değiştirmedi. Uzanmış vaziyette iken onlarla sohbet ettiler. Daha sonra, Hz. Osman kapıya gelip içeri girmek için izin istedi. Peygamber Efendimiz oturdular ve Hz. Osman’ı bu şekilde kabul ettiler. Hepsi gittikten sonra sordum: Hz. Ebu Bekir ve babam Hz. Ömer içeri girdiklerinde hiç hâlinizi değiştirmediniz. Fakat Hz. Osman içeri girince, oturdunuz. Bunun sebebi nedir? Bunun üzerine; “Meleklerin hayâ ettikleri bir kimseden, ben nasıl hayâ etmem.”
    buyurdu.

    Hicretin 45. yılında altmış yasında iken vefat eden Hz. Hafsa (r.anhâ) annemiz Cennetü’l Bakî'de müminlerin annelerinin yanına Abdullah bin Ömer, Asım bin Ömer, Salim bin Abdullah, Hamza bin Abdullah’ın eli ile tevdi edildi. Allah (c.c) şefaatlerini nasip etsin.


    Erol KILIÇ



  3. 09.Mayıs.2011, 09:40
    2
    Silent and lonely rains



    Ümmü’l Mü’minîn Hazreti Hafsa Binti Ömer (R.Anha)

    Hazret-i Hafsa (r.anha) Hz. Ömer’in kızıdır. Bilgili ve kültürlü, irâdesi kuvvetli, sadakat sahibi bir İslâm hanımefendisi ve Müminlerin annesidir. O devirde okuma-yazma bilen, kültürlü olan pek ender kadınlardandır. Hicretin üçüncü yılında Rasûlullah (s.a.v) efendimizin aileleri arasına katılarak mü’minlerin annesi olma şerefine nail oldu.

    Mekke’de Bi’set’ten beş yıl önce doğdu. Babası, Hz. Ömeru’l adl, annesi Osman bin Maz’ûn (r.a)’in kız kardeşi Zeynep’tir. Babası ile birlikte Mekke’de Müslüman oldu. İlk evliliği Ashap’tan Huneys bin Huzâfe (r.a) iledir. ilk Müslümanların olan bu bahtiyar aile, birlikte önce Habeşistan’a, daha sonra Medine’ye hicret etmiştir.

    Huneys (r.a), Bedir ve Uhud gazvelerine iştirak etmiştir. Her iki gazvede de kahramanca çarpıştı. Uhud savaşında ciddi şekilde yaralanmış, Medine’ye dönüldüğünde şahadet şerbetini içmiştir. Hazreti Hafsa (r.anhâ) genç yaşta eşini kaybetmişti. Hz. Ömer (r.a) kızının dul olarak kalmasına gönlü râzı değildi. Onu bir an evvel Salih bir kimseye nikahlamayı düşünüyordu. Bunun için ilk olarak en yakın dostlarından Hz. Osman (r.a)’a kızı ile izdivacını teklif etti. Zira Hz. Osman’nın da o sırada, hanımı, Peygamberimiz’in kızı Rukiyye (r.anhâ) vefat etmişti, yeniden evlilik için müsaitti.

    Hz. Osman’a yaptığı bu teklifi Hz. Ömer Efendimiz kendi dili ile şöyle anlatır: “Osman bin Affan’a gittim. Onu hüzünlü gördüm. Üzüntüsünü gidermek ve teselli etmek için ona Hafsa’dan bahsettim. istersen Hafsa’yı sana nikâhlayayım dedim. Osman birden cevap veremedi. Hemen evet diyemedi. Biraz düşünmek için zaman istedi ve Hele bir düşüneyim dedi. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra karsılaştığımızda, şimdilik evlenemeyecegim diye özür diledi.”

    Hz. Ömer aynı teklifi Hz. Ebû Bekir (r.a)’a yapmayı düşündü. Onunla karsılaştığında: istersen sana kızım Hafsa’yı nikahlayayım dedi. Hz. Ebû Bekir de sustu. Hiçbir cevap vermedi. Bu sebeple ona, Hz. Osman’a gücendiğinden daha fazla darıldı. Hz. Ömer (r.a) iki samimî arkadaşından müspet bir cevap alamayınca canı sıkıldı ve içerledi. Üzüntülü bir şekilde Rasûlullah (s.a)’in huzuruna girdi ve söyle dedi: “Yâ Rasûlallah! Ben Osman’a şaşıyorum. Hafsa’yı ona nikâhlamak istedim de yanaşmadı. Ebû Bekir de öyle...” İki Cihan Güneşi Efendimiz Hz. Ömer’e tebessüm ederek: “Yâ Ömer! Hafsa, Osman’dan, Osman da Hafsa’dan daha hayırlı birisiyle evlenecektir. buyurdu. Hz. Ömer (r.a), Efendimiz (a.s)’ın bu cevabına karşı heyecanlanmış ve çok sevinmişti; çünkü o Hz. Osman ve Hz. Ebu Bekir’den daha hayırlı olan kişinin ancak Efendimizin kendisi olduğunu biliyordu. Nihayet Nebiye-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz Hafsa’ya tâlip oldu.

    Hz. Ömer (r.a)’a: Sen kızın Hafsa’yı bana nikâhlarsın. Ben de kızım Ümmü Gülsüm’ü Osman’a nikâhlarım. buyurdu. Hz. Ömer bu müjdeye çok sevindi. iki Cihan Güneşi Efendimiz bu haberle Hafsa’yı kendisine Allah’ın nikâhladığını ifade etmişti. Hicretin üçüncü yılında şaban ayında Hz. Hafsa, Rasûl-i Ekrem (s.a) Efendimizle nikâhlanarak mü’minlerin annesi olma şerefine erdi.

    Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz bu nâzikâne teşebbüsü ile üç büyük sahâbîsi arasındaki dostluğu, kardeşliği, din bağını hısımlıkla, akrabalıkla daha da kuvvetlendirmiş oldu. Âişe’yi nikahlayarak Hz. Ebû Bekir (r.a)’i Hafsa’yı nikahlayarak da Hz. Ömer (r.a)’i taltif etti. Onları kendine kayınpeder, kızlarını da mü’minlerin anneleri olma bahtiyarlığına kavuşturdu.

    Hz. Ebu Bekir ve Hz. Osman Efendilerimiz Hz. Ömer’in teklifini Rasûlullah Efendimizin bu husustaki Husn-u niyetlerini bildikleri için reddetmişler, fakat Efendimiz (s.a.v), bu isteğini kendisi ifşa etmeden, ondan söz etmeyi edebe muğayyer gördükleri için sukut etmişler, bir cevap vermemişlerdi. Daha sonra bu durumdan haberdar olmadığı için, ettiği teklifin en yakın dostlarınca reddedildiğine üzülen Hz. Ömer’e Hz. Hafsa’nın nikahı sonrası bu durumu izah etmek isteyerek onun üzüntüsünü şu şekilde izale etmişler ve Hz. Ömer’e Şöyle demişlerdir:

    “ Sen Hafsa’yla evlenmemizi bizden istediğinde, bizim de sana cevap vermediğimiz zaman herhalde bize gücenmişsindir. Evet dedi Hz. Ömer. Bunun üzerine Ebû Bekir (r.a) şunları söyledi: Bize bu konuyu açtığında sana bir cevap vermeyişimizin sebebi, Rasûlullah (s.a.v)’in Hafsa ile evlenmekten söz etmesidir. Elbette onun sırrını ifşâ edemezdik. Şayet Nebiye-i Muhterem, Hafsa ile evlenmekten vazgeçseydi, elbette onunla Osman ya da ben mutlaka evlenirdim.”

    Hz. Hafsa (r.anhâ), Rasûlullah (s.a.v)’in evine Sevde ve Âişe (r.anhümâ) annelerimiz varken gelin olarak geldi. O, iki Cihan Güneşi Efendimizin saâdet hânelerine geldiğinde yirmi yaşlarındaydı. Sevde (r.anhâ) annemiz Âişe (r.anhâ) gibi onu da büyük bir gönül rahatlığı içinde karşıladı. Her ikisine de hizmet etti. Hafsa (r.anha) da gençti. Bilgili ve onurluydu. Özü sözü birdi. iradesi kuvvetliydi. Hâne-i saâdette iki genç annemiz olmuştu. ikisi de Efendimize hizmet etme yarışında gayretlerini esirgemiyorlardı. Son derece nâzik davranıyorlardı. Sevgi ve hürmette kusur etmemeye çalışıyorlardı.

    Fahr-i Kâinat (s.a.v) Efendimiz de iki aziz arkadaşlarının kızları olmaları sebebiyle gücünün yettiğince onlara müsâmaha ile davranıyordu. Kadınlık zafiyetlerini, gençliklerini göz önüne alarak daha merhametli, daha şefkatli muâmele ediyordu. Fakat beşer olarak sıkıntılı zamanlar da geçiriyordu. Zira onlar da her kadın gibi kocasını kıskanmakta ve bazen bu sevgi kıskançlığı, bal şerbeti mevzuunda olduğu gibi hafif üzüntü ve ihtarlara sebebiyet vermiştir.

    Çünkü onlar müminlerin annesi idiler ve her kadından farklı olarak Allah’ın katında hep temiz, üstün ve mukarreb kalmalarını Rabbimiz istemekte ve onlarda bu şerefe layık olmak için başkalarından daha gayretkâr olmalı idiler, olmuşlardır da. Bal şerbeti mevzuuna binaen Fahr-i Kâinat (s.a.v) efendimiz bir ara hanımlarından ayrılarak uzlete çekilmişti. Genç ailelerini güzel ahlakıyla eğitmek istiyordu. Ashab arasında bu durum, Rasûlullah hanımlarını boşadı, diye yayıldı. Hz. Ömer (r.a) bu haberi işitince doğruca Efendimizin odasına yöneldi. kızı Hafsa’nın bir hatası olabileceğini düşünerek Efendimiz’den içeri girmeye izin istedi ve huzura girerek Efendimizin gönlünü rahatlatacak şu sözleri söyledi:

    Ya Rasûlallah! Kadınlardan dolayı ne kadar sıkıntı çekiyorsun. şayet onları boşarsan Allah da melekleri de seninle beraberdir. Ben de, Ebû Bekir de, müminler de seninle beraberiz... dedi. Hz. Ömer Efendimizin bu samimî ifadelerini Celîl olan Rabbimiz Tahrim Sûresi 4. ayette zikretmiş ve sözünü vahiy ile şereflendirmiştir. iki Cihan Güneşi Efendimiz bu samimî ifadeler karşısında tebessüm etti. Gül yüzünden nurlar saçıldı. Hz. Ömer’in ve tüm müminlerin kalbine huzur ve sevinç vererek, ‘hanımlarını boşamadığını, sadece uzlete çekildiğini söyledi.’ söyledi. Hz. Ömer bu müjdeyi tüm Müslümanlara ulaştırdı.

    Hz. Hafsa annemiz yaratılış icâbı aynı babası gibi biraz celâlli idi. Hz. Âişe (r.anhâ) annemiz onu söyle tavsif ediyor: “Hafsa tam manasıyla babasının kızıdır. Kuvvetli bir iradesi vardır. Özü sözü birdir.” Bir gün Rasûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz Hafsa annemizin yanında Hudeybiye’de biat eden ashabını anarak: “İnşaallah, Hudeybiye’de biat eden ashâbım Cehenneme girmez.” buyurdu. Hafsa (r.anhâ) da: “İçinizden oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür. (Meryem/ 71) âyetini okuyarak hatırlatmada bulundu. Efendimiz de ona: “Sonra, biz Allah’tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.” (Meryem sûresi; 72) ayetini okuyarak cevap verdi.

    Hz. Hafsa (r.anhâ) annemiz ibadete düşkündü. Çok namaz kılar, çokça nâfile oruç tutardı. Onun hayatı da diğer annelerimiz gibi fakirlik içinde geçti. Yatak olarak kullandığı bir şiltesi vardı. Yazın onu altına sererdi. Kışın da bir tarafını altına serip, bir tarafını da üzerine örterdi. Çoğu zaman yemek için ekmek bulamazdı. Buna rağmen şikâyetçi olmadı. Hep haline şükretti.

    O, Rasûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimize son derece sadakat ve muhabbetle bağlıydı. Kendisine hediye edilen şeyleri yemez, içmez, Rasûlullah’a ikram ederdi. Onu daima nefsine tercih ederdi. Bir defasında kendisine bir tulum bal hediye etmişlerdi. Rasûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz odasına uğradığında ondan şerbet yapar ve ikram ederdi.

    Hz. Hafsa (r.anha) Fahr-i Kâinat (s.a.v) Efendimizin dâr-ı bekâya irtikalinden sonra da önemli hizmetlerde bulundu. Hz. Ebû Bekir (r.a) devrinde Kur’ân âyetleri bir araya toplanarak Mushaf haline getirilmişti. Bu tek nüsha idi. Hz. Ebû Bekir (r.a)’in nezdinde kalıyordu. Vefatından sonra Hz. Ömer (r.a)’in nezaretine verildi. Hz. Ömer (r.a)’da yaralanıp şehid olacağı zaman kızı Hz. Hafsa (r.anhâ) annemize teslim etti. O da itina ile muhafaza etti. Hz. Osman (r.a) devrinde bu nüshadan çoğaltıldı.

    Hz. Hafsa (r.anhâ) vâlidemiz 60’a yakın hadis-i şerif rivayet etti. Bunları kendisinden Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesaî ve İbni Mace de nakletmişlerdir. Birkaç tanesi şunlardır:

    “Rasûlullah (s.a.v) yatağına girdiğinde sağ elini başının altına koyar şöyle duâ ederdi: ‘Yâ Rabbi! Kullarını dirilttiğin gün beni azabından koru.’ bunu üç defa tekrar ederdi.

    “Peygamber efendimizin oturarak tesbih namazı kıldığını görmedim. Ancak, vefatından bir sene önce tesbih namazlarını oturarak kılmaya başladı.”

    “Peygamber efendimiz sağ eliyle yer, sağ eliyle içer, abdeste, giyinmeye, almaya ve vermeye sağdan başlardı. Bundan başka işlere soldan başlardı.”

    Hz. Hafsa anlatır: Rasûlullah Efendimiz, bir gün istirahat ediyordu. Bu sırada Hz. Ebu Bekir içeri girmek için izin istedi. İzin verilip içeri girdi. Rasûlullah hiç hâlini değiştirmedi. Sonra babam Hz. Ömer izin alıp içeri girdi. Yine hâlini değiştirmedi. Uzanmış vaziyette iken onlarla sohbet ettiler. Daha sonra, Hz. Osman kapıya gelip içeri girmek için izin istedi. Peygamber Efendimiz oturdular ve Hz. Osman’ı bu şekilde kabul ettiler. Hepsi gittikten sonra sordum: Hz. Ebu Bekir ve babam Hz. Ömer içeri girdiklerinde hiç hâlinizi değiştirmediniz. Fakat Hz. Osman içeri girince, oturdunuz. Bunun sebebi nedir? Bunun üzerine; “Meleklerin hayâ ettikleri bir kimseden, ben nasıl hayâ etmem.”
    buyurdu.

    Hicretin 45. yılında altmış yasında iken vefat eden Hz. Hafsa (r.anhâ) annemiz Cennetü’l Bakî'de müminlerin annelerinin yanına Abdullah bin Ömer, Asım bin Ömer, Salim bin Abdullah, Hamza bin Abdullah’ın eli ile tevdi edildi. Allah (c.c) şefaatlerini nasip etsin.


    Erol KILIÇ






+ Yorum Gönder