Konusunu Oylayın.: Peygamber Efendimizin Hz. Sevde binti Zem'a ile Evlenmesi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Peygamber Efendimizin Hz. Sevde binti Zem'a ile Evlenmesi
  1. 09.Mayıs.2011, 05:46
    1
    Misafir

    Peygamber Efendimizin Hz. Sevde binti Zem'a ile Evlenmesi






    Peygamber Efendimizin Hz. Sevde binti Zem'a ile Evlenmesi Mumsema Peygamber Efendimizin (sav) Hz. Sevde binti Zem'a ile Evlenmesi


  2. 09.Mayıs.2011, 11:02
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Peygamber Efendimizin (sav) Hz. Sevde binti Zem'a ile Evlenmesi




    Sevde binti Zem'a, (ra) Peygamber Efen-dimiz’in (sav) ikinci eşi, Hz. Hatice annemizin vefatından sonraki ilk ailesi, inancı uğrunda Habeşistan'a hicret eden ilk Müslümanlardan, bir muhacirin dul hanımlığından Peygamber Efendimiz’e (asm) eş olma bahtiyarlığına eren, imanda sadakat timsali, cömert bir hanımefendi. Yaşlı, dul fakat sevgi dolu bir gönle sahip, Efendimiz’e (asm) zevce olma şerefinin idrakinde samimi bir iman eri, müminlerin annesi.

    Hz. Sevde annemiz ilk evliliğini amcasının oğlu Sekran İbni Âmir ile yaptı. İslâm'ın geldiği yıllardı, kocası ile birlikte Müslüman oldu. Bu bahtiyar karı-koca putları bırakıp yüce Allah’a (cc) ve Rasûlü’ne (asm) iman edip O’na tâbi olunca, müşriklerin şiddetli işkencelerine maruz kaldılar. Yakın dost ve akrabaları da müşriklerle beraber oldu. Onlara eza, cefa verdiler. Bu zulüm dayanılmaz hal alıp Habeşistan'a hicret izni verilince, Hz. Sevde de (ra) kocası Sekran ile birlikte karar verip Habeşistan'a hicret eden ikinci kafileye dâhil oldular. Allah (cc) yolunda mallarını, mülklerini, akrabalarını terk ede-rek hicret ettiler. İnançlarını orada yaşama imkânı buldular. Hicretten çok kısa bir zaman sonra kocası Sekran İbni Amir'in rahatsızlığı sebebiyle Mekke'ye döndüler. Mekke’ye döndükten kısa bir süre sonra Sekran İbni Amr vefat etti. Hz. Sevde (ra) beş küçük çocuğuyla dul kaldı. O, bütün eziyet ve sıkıntılara rağmen dininden taviz vermedi, imanda ihlâs üzere devam etti ve dünyası için dinini değiştirmedi. Büyük fedakârlıklar yaparak hayatını kazanmağa çalıştı.

    Peygamber Efendimiz, (asm) Hz. Hatice annemizin vefatından sonra O’nun tatlı hatıralarını yâd ediyordu. Çocuklarına annelerinin eksikliğini hissettirmek istemiyor, onların yalnızlığını giderip üzüntülerini unutturabilmek için çalışıyordu. Evin idaresi Efendimiz’in (asm) üzerine kalmıştı. Bütün ashâb-ı kiram, Efendimiz’in (asm) nur cemaline baktıkça üzülüyor, hüzünlü halini yüzünden okuyor ve hüznünü paylaşmak istiyorlardı. Efendimiz’in (asm) bir an evvel evlenerek yalnızlıktan kurtulmasını ve o sıcak yuvanın hizmetlerinin aksamamasını gönülden arzu ediyorlardı. Fakat kimse bu konuyu açmağa cesaret edemiyordu. O günlerde Osman İbni Maz'ûn'un hanımı Havle (ra) hâne-i saadete geldi ve içeri girince Efendimiz’e (asm) “Ya Rasûlallah, yanınıza girince Hz. Hatice'nin eksikliğini hissettim.” dedi. Efendimiz de (asm); “Evet, O, çocukların annesi, evin de görüp gözeticisiydi.” buyurdu. Bu sıcak ve samimi cevabı alan Havle, (ra) zemini müsait gördü ve Efendimiz’e (asm); “Peki niye evlenmiyorsunuz Ya Rasûlallah?” diye sordu. Efendimiz de (asm); "Hatice'den sonra ki-minle?" dedi. Havle; “Kız istersen kızla, dul istersen dulla." diye cevap verince Efendimiz (asm); “Kimdir onlar?” dedi. Havle; “Allah'ın kullarından sana iman edenlerin ilki Hz. Ebu Bekir'in kızı Âişe; diğeri de sana iman etmiş ve söyledikleri-ne tâbi olmuş dul muhacir Sevde binti Zem'a'dır” dedi. Bu cevaptan Efendimiz (asm) memnun oldu ve Havle'ye; “Git, benim için onlarla konuş.” buyurdu. Havle, (ra) sevincinden adeta uçuyordu. Bu şerefli hizmeti yerine getirmek üzere derhal oradan ayrıldı. Doğruca Zem'a İbni Kays İbni Abdişems'in evine gitti. Sevincinden gözleri parıldayan Havle, (ra) Sevde'nin (ra) yanına gitti ve “Ey Sevde! Allah Teâlâ’nın (cc) seni ne gibi bir hayır ve berekete eriştirdiğini biliyor musun?” dedi. Sevde (ra) merakla “Nedir o?” diye sordu. Havle, “Peygamber Efendimiz (asm) beni sana dünür olarak gönderdi.” diye cevap verdi. Sevde (ra) bu habere çok sevindi. Böyle bir teklifi bekliyor gibiydi. Zira kocası Sekran'ın vefatından önce birkaç defa bu haberle ilgili rüyalar görmüştü. Hatta son rüyasında gökyüzündeki ay süzülüp kendi üzerine inmiş ve başının etrafında dönmüştü. Rüyasını kocası Sekran'a anlatınca O; “Sen gerçekten böyle bir rüya gördüysen, bu benim öleceğime, senin de Peygamberimiz (asm) ile evleneceğine işarettir." diye yorumlamıştı. Sevde’nin (ra) hatırına hemen bu rüya geldi. Bu şerefe erebilmek herkese nasip olmazdı. Havle’ye (ra) teklifi babasına götür-mesini söyledi ve o da hemen kalktı ve Zem'a İbni Kays'ın yanına gitti. Oldukça yaşlanmış bulunan babasına durumu anlattı ve teklifi arz etti. Babası henüz Müslüman olmamıştı. Buna rağmen iki Cihan Güneşi Efendimiz’in (asm) kızına talip olması onun için kaçırılmaz bir fırsattı. Zira kendisi yaşlıydı ve ölümünden sonra kızının daha zor şartlarda kalabileceğini düşünüyordu. Üstelik bu teklifi büyük bir şeref bildi, tereddütsüz kabul etti ve Efendimiz (asm) hakkında; “Çok şerefli bir eş doğrusu.” dedi. Sevde (ra) çok sevinçliydi ancak Rasûlullah’a (asm) lâyıkıyla hizmet edebilir miyim diye gönlüne takılan bir soru vardı. Bu sebepten Havle’ye (ra) hemen cevap veremedi. Zira beş yetim çocuğu vardı. Onların Resûl-i Ekrem Efendimiz’i (asm) rahatsız etmesinden endişe ediyordu. Rahmet Peygamberi Efendimiz (asm) cevap gecikince kendisi Sevde’nin (ra) yanına gitti, karşılıklı görüşüldü ve durum anlaşıldı. Efendimiz (asm) onun edebinden, sevgisinden ve çocuklarına layıkıyla bakamamaktan çekindiğini öğrenince ona nazik bir şekilde; “Allah'ın rahmeti üzerine olsun. Kadınların hayırlısı küçük çocukları sebebiyle zorluklarla karşılaşandır. Seni bana nikâhlaması için akrabalarından birisini vazifelendir.” buyurdu. İki sevgili arasında ne güzel hassasiyet, ne güzel bir incelik, birbirlerinin haklarını korumada ne güzel bir örnek davranış... hanım, efendisinin hizmetini ve rahatını düşünecek, efendisi de ailesine sevgi dolu, şefkatli ve merhametli olacak. Sıcak yuva böyle kurulacak, huzur, saadet ve mutlu bir hayat böyle sağlanacak.

    Hz. Sevde (ra) evlilikle ilgili olarak kayınbiraderi Hatib İbni Amr'ı görevlendirdi. O da dört yüz dirhem mihir karşılığında Hz. Sevde’yi, Efendimiz’e (asm) nikâhladı. Bu nikâh Peygamberliğin onuncu yılı, hic-retten üç yıl önce Ramazan ayında Mekke'de gerçekleşti. O sırada Sevde annemizin yaşı ellinin üzerindeydi. Bu evliliğe o dönemde henüz Müslüman olmamış olan kardeşi Abd İbni Zem'a karşı çıktı. Nikâh esnasında cahiliye dönemi üzere hac ederken haccını yarıda kesti ve saçını başını yolarak bu evliliğe razı olmadığını gösterdi. Daha sonra İslâm’la şereflendi. Cahiliye döneminde yaptıklarına pişman oldu. Hep o devirleri hatırladığında kendinden utanırdı. Nedametini şu sözlerle dile getirirdi; “Sevde binti Zem'a’nın Peygamber Efendimiz (asm) ile evlendiğini işitince saçlarımı yolduğum, başıma ve yüzüme topraklar serptiğim zaman ki kadar gülünç duruma düştüğümü hatırlamıyorum.” derdi.


  3. 09.Mayıs.2011, 11:02
    2
    Editör



    Sevde binti Zem'a, (ra) Peygamber Efen-dimiz’in (sav) ikinci eşi, Hz. Hatice annemizin vefatından sonraki ilk ailesi, inancı uğrunda Habeşistan'a hicret eden ilk Müslümanlardan, bir muhacirin dul hanımlığından Peygamber Efendimiz’e (asm) eş olma bahtiyarlığına eren, imanda sadakat timsali, cömert bir hanımefendi. Yaşlı, dul fakat sevgi dolu bir gönle sahip, Efendimiz’e (asm) zevce olma şerefinin idrakinde samimi bir iman eri, müminlerin annesi.

    Hz. Sevde annemiz ilk evliliğini amcasının oğlu Sekran İbni Âmir ile yaptı. İslâm'ın geldiği yıllardı, kocası ile birlikte Müslüman oldu. Bu bahtiyar karı-koca putları bırakıp yüce Allah’a (cc) ve Rasûlü’ne (asm) iman edip O’na tâbi olunca, müşriklerin şiddetli işkencelerine maruz kaldılar. Yakın dost ve akrabaları da müşriklerle beraber oldu. Onlara eza, cefa verdiler. Bu zulüm dayanılmaz hal alıp Habeşistan'a hicret izni verilince, Hz. Sevde de (ra) kocası Sekran ile birlikte karar verip Habeşistan'a hicret eden ikinci kafileye dâhil oldular. Allah (cc) yolunda mallarını, mülklerini, akrabalarını terk ede-rek hicret ettiler. İnançlarını orada yaşama imkânı buldular. Hicretten çok kısa bir zaman sonra kocası Sekran İbni Amir'in rahatsızlığı sebebiyle Mekke'ye döndüler. Mekke’ye döndükten kısa bir süre sonra Sekran İbni Amr vefat etti. Hz. Sevde (ra) beş küçük çocuğuyla dul kaldı. O, bütün eziyet ve sıkıntılara rağmen dininden taviz vermedi, imanda ihlâs üzere devam etti ve dünyası için dinini değiştirmedi. Büyük fedakârlıklar yaparak hayatını kazanmağa çalıştı.

    Peygamber Efendimiz, (asm) Hz. Hatice annemizin vefatından sonra O’nun tatlı hatıralarını yâd ediyordu. Çocuklarına annelerinin eksikliğini hissettirmek istemiyor, onların yalnızlığını giderip üzüntülerini unutturabilmek için çalışıyordu. Evin idaresi Efendimiz’in (asm) üzerine kalmıştı. Bütün ashâb-ı kiram, Efendimiz’in (asm) nur cemaline baktıkça üzülüyor, hüzünlü halini yüzünden okuyor ve hüznünü paylaşmak istiyorlardı. Efendimiz’in (asm) bir an evvel evlenerek yalnızlıktan kurtulmasını ve o sıcak yuvanın hizmetlerinin aksamamasını gönülden arzu ediyorlardı. Fakat kimse bu konuyu açmağa cesaret edemiyordu. O günlerde Osman İbni Maz'ûn'un hanımı Havle (ra) hâne-i saadete geldi ve içeri girince Efendimiz’e (asm) “Ya Rasûlallah, yanınıza girince Hz. Hatice'nin eksikliğini hissettim.” dedi. Efendimiz de (asm); “Evet, O, çocukların annesi, evin de görüp gözeticisiydi.” buyurdu. Bu sıcak ve samimi cevabı alan Havle, (ra) zemini müsait gördü ve Efendimiz’e (asm); “Peki niye evlenmiyorsunuz Ya Rasûlallah?” diye sordu. Efendimiz de (asm); "Hatice'den sonra ki-minle?" dedi. Havle; “Kız istersen kızla, dul istersen dulla." diye cevap verince Efendimiz (asm); “Kimdir onlar?” dedi. Havle; “Allah'ın kullarından sana iman edenlerin ilki Hz. Ebu Bekir'in kızı Âişe; diğeri de sana iman etmiş ve söyledikleri-ne tâbi olmuş dul muhacir Sevde binti Zem'a'dır” dedi. Bu cevaptan Efendimiz (asm) memnun oldu ve Havle'ye; “Git, benim için onlarla konuş.” buyurdu. Havle, (ra) sevincinden adeta uçuyordu. Bu şerefli hizmeti yerine getirmek üzere derhal oradan ayrıldı. Doğruca Zem'a İbni Kays İbni Abdişems'in evine gitti. Sevincinden gözleri parıldayan Havle, (ra) Sevde'nin (ra) yanına gitti ve “Ey Sevde! Allah Teâlâ’nın (cc) seni ne gibi bir hayır ve berekete eriştirdiğini biliyor musun?” dedi. Sevde (ra) merakla “Nedir o?” diye sordu. Havle, “Peygamber Efendimiz (asm) beni sana dünür olarak gönderdi.” diye cevap verdi. Sevde (ra) bu habere çok sevindi. Böyle bir teklifi bekliyor gibiydi. Zira kocası Sekran'ın vefatından önce birkaç defa bu haberle ilgili rüyalar görmüştü. Hatta son rüyasında gökyüzündeki ay süzülüp kendi üzerine inmiş ve başının etrafında dönmüştü. Rüyasını kocası Sekran'a anlatınca O; “Sen gerçekten böyle bir rüya gördüysen, bu benim öleceğime, senin de Peygamberimiz (asm) ile evleneceğine işarettir." diye yorumlamıştı. Sevde’nin (ra) hatırına hemen bu rüya geldi. Bu şerefe erebilmek herkese nasip olmazdı. Havle’ye (ra) teklifi babasına götür-mesini söyledi ve o da hemen kalktı ve Zem'a İbni Kays'ın yanına gitti. Oldukça yaşlanmış bulunan babasına durumu anlattı ve teklifi arz etti. Babası henüz Müslüman olmamıştı. Buna rağmen iki Cihan Güneşi Efendimiz’in (asm) kızına talip olması onun için kaçırılmaz bir fırsattı. Zira kendisi yaşlıydı ve ölümünden sonra kızının daha zor şartlarda kalabileceğini düşünüyordu. Üstelik bu teklifi büyük bir şeref bildi, tereddütsüz kabul etti ve Efendimiz (asm) hakkında; “Çok şerefli bir eş doğrusu.” dedi. Sevde (ra) çok sevinçliydi ancak Rasûlullah’a (asm) lâyıkıyla hizmet edebilir miyim diye gönlüne takılan bir soru vardı. Bu sebepten Havle’ye (ra) hemen cevap veremedi. Zira beş yetim çocuğu vardı. Onların Resûl-i Ekrem Efendimiz’i (asm) rahatsız etmesinden endişe ediyordu. Rahmet Peygamberi Efendimiz (asm) cevap gecikince kendisi Sevde’nin (ra) yanına gitti, karşılıklı görüşüldü ve durum anlaşıldı. Efendimiz (asm) onun edebinden, sevgisinden ve çocuklarına layıkıyla bakamamaktan çekindiğini öğrenince ona nazik bir şekilde; “Allah'ın rahmeti üzerine olsun. Kadınların hayırlısı küçük çocukları sebebiyle zorluklarla karşılaşandır. Seni bana nikâhlaması için akrabalarından birisini vazifelendir.” buyurdu. İki sevgili arasında ne güzel hassasiyet, ne güzel bir incelik, birbirlerinin haklarını korumada ne güzel bir örnek davranış... hanım, efendisinin hizmetini ve rahatını düşünecek, efendisi de ailesine sevgi dolu, şefkatli ve merhametli olacak. Sıcak yuva böyle kurulacak, huzur, saadet ve mutlu bir hayat böyle sağlanacak.

    Hz. Sevde (ra) evlilikle ilgili olarak kayınbiraderi Hatib İbni Amr'ı görevlendirdi. O da dört yüz dirhem mihir karşılığında Hz. Sevde’yi, Efendimiz’e (asm) nikâhladı. Bu nikâh Peygamberliğin onuncu yılı, hic-retten üç yıl önce Ramazan ayında Mekke'de gerçekleşti. O sırada Sevde annemizin yaşı ellinin üzerindeydi. Bu evliliğe o dönemde henüz Müslüman olmamış olan kardeşi Abd İbni Zem'a karşı çıktı. Nikâh esnasında cahiliye dönemi üzere hac ederken haccını yarıda kesti ve saçını başını yolarak bu evliliğe razı olmadığını gösterdi. Daha sonra İslâm’la şereflendi. Cahiliye döneminde yaptıklarına pişman oldu. Hep o devirleri hatırladığında kendinden utanırdı. Nedametini şu sözlerle dile getirirdi; “Sevde binti Zem'a’nın Peygamber Efendimiz (asm) ile evlendiğini işitince saçlarımı yolduğum, başıma ve yüzüme topraklar serptiğim zaman ki kadar gülünç duruma düştüğümü hatırlamıyorum.” derdi.


  4. 09.Mayıs.2011, 11:02
    3
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Peygamber Efendimizin (sav) Hz. Sevde binti Zem'a ile Evlenmesi

    Hz. Sevde (ra) validemiz bir iman fedaisiydi. Allah'a ve Rasûlü’ne (asm) tam teslim olmuş sâdık bir mümindi. Bütün inananlar gibi o da çok sıkıntılar çekti. O’nun inancını yaşama, imanını koruma konusundaki gayreti, direnişi, sebatı ve sadakati Efendimiz’e (asm) çok tesir etmişti. Tatlı dilli, güler yüzlü, imanından zerre kadar taviz vermeyen örnek bir hanımefendiydi. Kâinatın Serveri’ne (asm) eş olmak O’nun için ne büyük saadetti. Sevde annemiz bu saadet ve mutluluğu hayatının en büyük sermayesi bildi. Çektiği çileler, sıkıntılar, kederler bu evlilikle sona erdi.

    Fahr-i Kâinat Efendimiz (asm) bütün evliliklerini Allah Teâlâ'nın (cc) emriyle yaptı. Hz. Âişe annemizle nikâhlandıktan sonra Sevde annemizle evlendi. Hz. Âişe küçüktü, evlenecek yaşta değildi, sadece nişanlandı. O’ndan önce Sevde annemizle evlendi. Efendimiz (asm), “Bütün zevcelerimle evliliklerim ve kızlarımı evlendirmem, hepsi Cebrail Aleyhisselâm'ın Allah Teâlâ'dan (cc) getirdiği izin ile olmuştur.” diye buyurmuşlardır. Bu evlilikten kısa bir zaman sonra hicret izni verildi. Efendimiz (asm) Medine'ye hicret etti. Sevde annemiz Mekke'de kaldı. Efendimiz (asm) Medine'ye yerleşince Zeyd İbni Harise ile Ebû Rafî'i Mekke'ye gönderdi. Sevde annemizi ve kızları Ümmü Gülsüm ile Fâtıma'yı getirmelerini buyurdu. Hz. Ebu Bekir de (ra) oğlu Abdullah’a mektup yazdı. Abdullah İbni Ureykıt'ı (ra) üç deve ile aynı kafileye katarak birlikte gönderdi. Aile efradını ve Hz. Âişe'yi getirmesini istedi. Zeyd (ra) kendi hanımı Ümmü Eymen'i de bu vesile ile getirecekti. Birlikte Mekke'ye vardılar ve ailelerini alarak beraberce Medine'ye döndüler.

    Hz. Sevde annemiz için mescidin yanında bir oda yapılmıştı. Annemiz oraya yerleştirildi. Bundan sonraki ömrünü Efendimiz’e (asm) ve çocuklarına hizmetle geçirdi. O, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (asm) hâne-i saadetlerinde hizmetin en güzelini yapmaya gayret etti. Çok saf bir yüreğe sahipti. Hz. Hati-ce annemizin küçük ciğerpare çocuklarına öz anaları gibi baktı. Hiç bir hizmeti onlardan esir-gemedi. Fâtıma ve Ümmü Gülsüm'e son derece nâzik davrandı. Onun bu samimi ve sevgi dolu gayretleri Efendimiz’in (asm) kalbine mutluluk veri-yordu. O, Efendisini sevindirecek hiçbir hizmetten, fedakârlıktan geri kalmıyordu. Kendisinden sonra ikinci hanım olarak Efendimiz’in (asm) evine gelen Hz. Âişe (ra) annemize dahi hizmet etti. Hareketlerini, davranışlarını genç gelinin hoşnut olacağı şekilde ayarlamağa çalıştı. Sevgi dolu bir gönülle, şefkat ve merhametle ona yaklaştı. Her şeyi onun gençliğine bağışladı. Sevde annemiz için Efendimiz’in (asm) evinde olmak, O’nun nikâhında bulunmak en büyük bahtiyarlıktı. Bu nimet ona yetiyordu. Başka bir beklentisi yoktu. Yaşlıydı, iri cüsseliydi, latifeyi severdi. Bir gün Efendimiz’e; (asm) “Ya Rasûlallah, bana ayırdığın günü Âişe'ye bağışladım, ona verdim. Sadece beni nikâhında tut yeter. Kıyamet günü Allah'ın (cc) beni Senin zevcen olarak diriltmesini isti-yorum.” dedi. Gönlünün safiyetini bu şekilde ortaya koydu. O, mütevazi ve cömertti. Dünyaya değer vermezdi. Eline geçen, kendisine hediye gelen şeyleri fakirlere sadaka olarak dağıtırdı. Yetimi, fakiri sevindirmekten büyük zevk alırdı. Bir defasında Hz. Ömer (ra) kendine çok miktarda para gönderdi. “Bu nedir?” diye sordu. “Para” denilince, “Hurma mıdır ki, bu kadar çok göndermiş” diyerek hepsini fakirlere dağıttı. O, saf yürekli, gönlü zengin, hizmetli, cesur ve İslâm'ı çevresine yayma konusunda gayretli bir annemizdi. Aile efradının, kardeşlerinin hicretten evvel Müslüman olmalarına vesile oldu. Uhud savaşında Müslüman yaralıların yarasını sararak, onlara su taşıyarak hizmet etti. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) ile birlikte Veda Haccı'nda bulundu. Efendimiz’in (asm) dâr-ı bekâya irtihallerinden sonra bir daha hac ve umreye gitmedi. Bunun sebebini soranlara “Artık Allah’ın (cc) emrettiği gibi evimde oturacağım.” diye cevap verdi. Bu şekildeki davranışıyla Allah Teâlâ'nın (cc) şu emrini hatırlatıyordu, mealen; “Ey Peygamber hanımları! Evlerinizde oturun, evvelki cahiliye devri kadınlarının açılması gibi açılıp saçılmayın (Ahzab sûresi, 33).” İki cihan güneşi Efendimiz’den (asm) bizzat işiterek rivayet ettiği hadisler dört veya beş tanedir. Bunların bir tanesi şudur;
    Bir gün Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (asm) pâk zevceleri bir araya toplanmışlar ve kendi aralarında, “Acaba Efendimiz’e (asm) vefatından sonra ilk defa hangimiz kavuşacak?” diye düşünmüşler ve bunun cevabını bizzat Efendimiz’in (asm) ağzından duymak istemişlerdi. Hep birlikte huzura gelerek, “Ya Rasûlallah! Bizim içimizden hangimiz Size en önce kavuşacak dersiniz?” dediler. İki cihan güneşi Efendimiz (asm) onlara tatlı tatlı tebessüm ederek; “Vefatımdan sonra bana ilk kavuşacak olanınız, kolu uzun olanınızdır.” buyurdu. Bu nükteli ve hikmetli cevap karşısında annelerimiz birbirlerinin kol uzunluklarını ölçmeye başladılar. Sevde annemizin kolu hepsinden uzun geldi. Bunu kendine işaret bilen validemiz, Efendimiz’in (asm) dâr-ı bekâya irtihalinden sonra kendini daha çok ahiret hazırlığına verdi. Fakat Zeynep binti Cahş annemiz ondan önce rahmete gitti, Efendimiz’e (asm) kavuştu. Aileleri arasında en cömert Zeynep binti Cahş validemizdi. Sevde annemiz Efendimiz’in (asm) o tatlı nüktesini ve hikmetli sözlerini ancak o zaman anlayabildi. Kol uzunluğu cömertlikten kinaye edilmişti. Sevde binti Zem’a (ra) validemiz Hz. Ömer’in (ra) hali-feliği döneminde, yetmiş yaşlarında iken vefat etti. Allah (cc) kendilerinden razı olsun. Allah’a emanet olun.




  5. 09.Mayıs.2011, 11:02
    3
    Editör
    Hz. Sevde (ra) validemiz bir iman fedaisiydi. Allah'a ve Rasûlü’ne (asm) tam teslim olmuş sâdık bir mümindi. Bütün inananlar gibi o da çok sıkıntılar çekti. O’nun inancını yaşama, imanını koruma konusundaki gayreti, direnişi, sebatı ve sadakati Efendimiz’e (asm) çok tesir etmişti. Tatlı dilli, güler yüzlü, imanından zerre kadar taviz vermeyen örnek bir hanımefendiydi. Kâinatın Serveri’ne (asm) eş olmak O’nun için ne büyük saadetti. Sevde annemiz bu saadet ve mutluluğu hayatının en büyük sermayesi bildi. Çektiği çileler, sıkıntılar, kederler bu evlilikle sona erdi.

    Fahr-i Kâinat Efendimiz (asm) bütün evliliklerini Allah Teâlâ'nın (cc) emriyle yaptı. Hz. Âişe annemizle nikâhlandıktan sonra Sevde annemizle evlendi. Hz. Âişe küçüktü, evlenecek yaşta değildi, sadece nişanlandı. O’ndan önce Sevde annemizle evlendi. Efendimiz (asm), “Bütün zevcelerimle evliliklerim ve kızlarımı evlendirmem, hepsi Cebrail Aleyhisselâm'ın Allah Teâlâ'dan (cc) getirdiği izin ile olmuştur.” diye buyurmuşlardır. Bu evlilikten kısa bir zaman sonra hicret izni verildi. Efendimiz (asm) Medine'ye hicret etti. Sevde annemiz Mekke'de kaldı. Efendimiz (asm) Medine'ye yerleşince Zeyd İbni Harise ile Ebû Rafî'i Mekke'ye gönderdi. Sevde annemizi ve kızları Ümmü Gülsüm ile Fâtıma'yı getirmelerini buyurdu. Hz. Ebu Bekir de (ra) oğlu Abdullah’a mektup yazdı. Abdullah İbni Ureykıt'ı (ra) üç deve ile aynı kafileye katarak birlikte gönderdi. Aile efradını ve Hz. Âişe'yi getirmesini istedi. Zeyd (ra) kendi hanımı Ümmü Eymen'i de bu vesile ile getirecekti. Birlikte Mekke'ye vardılar ve ailelerini alarak beraberce Medine'ye döndüler.

    Hz. Sevde annemiz için mescidin yanında bir oda yapılmıştı. Annemiz oraya yerleştirildi. Bundan sonraki ömrünü Efendimiz’e (asm) ve çocuklarına hizmetle geçirdi. O, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (asm) hâne-i saadetlerinde hizmetin en güzelini yapmaya gayret etti. Çok saf bir yüreğe sahipti. Hz. Hati-ce annemizin küçük ciğerpare çocuklarına öz anaları gibi baktı. Hiç bir hizmeti onlardan esir-gemedi. Fâtıma ve Ümmü Gülsüm'e son derece nâzik davrandı. Onun bu samimi ve sevgi dolu gayretleri Efendimiz’in (asm) kalbine mutluluk veri-yordu. O, Efendisini sevindirecek hiçbir hizmetten, fedakârlıktan geri kalmıyordu. Kendisinden sonra ikinci hanım olarak Efendimiz’in (asm) evine gelen Hz. Âişe (ra) annemize dahi hizmet etti. Hareketlerini, davranışlarını genç gelinin hoşnut olacağı şekilde ayarlamağa çalıştı. Sevgi dolu bir gönülle, şefkat ve merhametle ona yaklaştı. Her şeyi onun gençliğine bağışladı. Sevde annemiz için Efendimiz’in (asm) evinde olmak, O’nun nikâhında bulunmak en büyük bahtiyarlıktı. Bu nimet ona yetiyordu. Başka bir beklentisi yoktu. Yaşlıydı, iri cüsseliydi, latifeyi severdi. Bir gün Efendimiz’e; (asm) “Ya Rasûlallah, bana ayırdığın günü Âişe'ye bağışladım, ona verdim. Sadece beni nikâhında tut yeter. Kıyamet günü Allah'ın (cc) beni Senin zevcen olarak diriltmesini isti-yorum.” dedi. Gönlünün safiyetini bu şekilde ortaya koydu. O, mütevazi ve cömertti. Dünyaya değer vermezdi. Eline geçen, kendisine hediye gelen şeyleri fakirlere sadaka olarak dağıtırdı. Yetimi, fakiri sevindirmekten büyük zevk alırdı. Bir defasında Hz. Ömer (ra) kendine çok miktarda para gönderdi. “Bu nedir?” diye sordu. “Para” denilince, “Hurma mıdır ki, bu kadar çok göndermiş” diyerek hepsini fakirlere dağıttı. O, saf yürekli, gönlü zengin, hizmetli, cesur ve İslâm'ı çevresine yayma konusunda gayretli bir annemizdi. Aile efradının, kardeşlerinin hicretten evvel Müslüman olmalarına vesile oldu. Uhud savaşında Müslüman yaralıların yarasını sararak, onlara su taşıyarak hizmet etti. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) ile birlikte Veda Haccı'nda bulundu. Efendimiz’in (asm) dâr-ı bekâya irtihallerinden sonra bir daha hac ve umreye gitmedi. Bunun sebebini soranlara “Artık Allah’ın (cc) emrettiği gibi evimde oturacağım.” diye cevap verdi. Bu şekildeki davranışıyla Allah Teâlâ'nın (cc) şu emrini hatırlatıyordu, mealen; “Ey Peygamber hanımları! Evlerinizde oturun, evvelki cahiliye devri kadınlarının açılması gibi açılıp saçılmayın (Ahzab sûresi, 33).” İki cihan güneşi Efendimiz’den (asm) bizzat işiterek rivayet ettiği hadisler dört veya beş tanedir. Bunların bir tanesi şudur;
    Bir gün Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (asm) pâk zevceleri bir araya toplanmışlar ve kendi aralarında, “Acaba Efendimiz’e (asm) vefatından sonra ilk defa hangimiz kavuşacak?” diye düşünmüşler ve bunun cevabını bizzat Efendimiz’in (asm) ağzından duymak istemişlerdi. Hep birlikte huzura gelerek, “Ya Rasûlallah! Bizim içimizden hangimiz Size en önce kavuşacak dersiniz?” dediler. İki cihan güneşi Efendimiz (asm) onlara tatlı tatlı tebessüm ederek; “Vefatımdan sonra bana ilk kavuşacak olanınız, kolu uzun olanınızdır.” buyurdu. Bu nükteli ve hikmetli cevap karşısında annelerimiz birbirlerinin kol uzunluklarını ölçmeye başladılar. Sevde annemizin kolu hepsinden uzun geldi. Bunu kendine işaret bilen validemiz, Efendimiz’in (asm) dâr-ı bekâya irtihalinden sonra kendini daha çok ahiret hazırlığına verdi. Fakat Zeynep binti Cahş annemiz ondan önce rahmete gitti, Efendimiz’e (asm) kavuştu. Aileleri arasında en cömert Zeynep binti Cahş validemizdi. Sevde annemiz Efendimiz’in (asm) o tatlı nüktesini ve hikmetli sözlerini ancak o zaman anlayabildi. Kol uzunluğu cömertlikten kinaye edilmişti. Sevde binti Zem’a (ra) validemiz Hz. Ömer’in (ra) hali-feliği döneminde, yetmiş yaşlarında iken vefat etti. Allah (cc) kendilerinden razı olsun. Allah’a emanet olun.







+ Yorum Gönder