Konusunu Oylayın.: Hasedin zararları ile ilgili Hadis-i Şerif verirmisiniz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hasedin zararları ile ilgili Hadis-i Şerif verirmisiniz?
  1. 07.Mayıs.2011, 14:20
    1
    Misafir

    Hasedin zararları ile ilgili Hadis-i Şerif verirmisiniz?






    Hasedin zararları ile ilgili Hadis-i Şerif verirmisiniz? Mumsema Hasedin zararları ile ilgili Hadis-i Şerif verirmisiniz?


  2. 07.Mayıs.2011, 14:20
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 07.Mayıs.2011, 15:47
    2
    Altundal
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Nisan.2011
    Üye No: 86504
    Mesaj Sayısı: 579
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6

    Cevap: Hasedin zararları ile ilgili Hadis-i Şerif verirmisiniz?




    Hz. Peygamber (a.s.v) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur;
    'Hased, ateşin odunu yaktığı gibi, sevap ve iyilikleri yakar.' (Buhari)

    Hased, şeytan tarafından olup Allahu Zülcelal'in razı olmadığı ve buğz ettiği bir sıfattır. Hased öyle kötü bir şeydir ki, sahibini hem dünyada hemde ahirette perişan eder. Nitekim Hz. Peygamber (a.s.v) bir hadis-i şerifte;
    'Bazı kullar vardır ki Allah'ın nimetlerine düşmandırlar.'Buyurmuş; sahabeler;
    'Ey Allah'ın Resulü bunlar kimlerdir?' diye sorduklarında, Hz. Peygamber (a.s.v) şöyle buyurmuştur;
    'Allah'ın kullarına verdiği nimetlerden dolayı onlara hased edenlerdir.'
    İnsanın dağlar kadar ameli de olsa, hased bütün bu amellerin sevabını yok eder. Halbuki insan binbir zahmetle, nefsini zorlayıp amel yaparak sevap kazanıyor, bu sevaplarını da hased ederek boşu boşuna mahvetmesi çok yazıktır. Hased eden kimse Allahu Zülcelal'in nimetlerinin düşmanıdır. O'nun takdirine kızgındır. O'nun kulları arasındaki yaptığı taksime razı değil demektir.
    Anlatıldığına göre, bir melike yakın olan bir adam, ona hep;
    'İyiliklere iyilik et, kötüleri de affet. Çünkü iyiler iyiliğe layıktırlar, kötüler de nasıl olsa Allahu Teala'dan cezalarını bulurlar.' Derdi. Bu adamın melike yakınlığını kıskanan rakibi, bu yakınlık nimetini bozmak istedi ve melike;
    'Bu adam, senin ağzının kötü koktuğunu söyler. Dilersen, onu çağır ve kendin gör.' Dedi. Melik;
    'Öyleyse onu getir.' dedi. Rakib onu buldu ve önce kendisine bol sarımsaklı yemek yedirdi. Ondan sonra da melikin kendisini istediğini bildirdi. Adam, bu haliyle melikin huzuruna çıkınca, elini ağzının üstüne koydu. Melik kendi kendine;
    'Demek ki bu adam ağzımın kokusundan sakınıyor.' dedi ve hemen ona bir yazı yazıp hazine memuruna gitmesini emretti.
    Adam dışarı çıkınca, rakibi onu karşıladı ve elindeki yazının hazineye yazıldığını görünce, bununla adama para verileceğini zannetti ve tamaha kapılıp onu kendisine vermesini rica etti. Adam da verdi. Rakib, yazıyı götürüp memura verdi. Memur yazıyı açıp okudu. Melik;
    'Bu yazıyı getireni cellata boğazlat, derisini yüzdür, içine saman doldurup bana gönder.' diye yazmıştı. Rakibin itiraz ve feryatları arasında emir yerine getirildi ve onun samanlı postu melike gönderildi. Adam işin aslını öğrenince, melike;
    'Ben demedim mi, kötüler nasıl olsa cezalarını bulurlar?.'dedi. Melik onu tasdik etti ve kendisine daha çok değer vermeye başladı.
    İbn-i Şirin şöyle demiştir;
    'Ben dünyaya ait birşeyden dolayı hiç kimseyi kıskanmadım. Çünkü bu kimse cennet ehli ise, onun şimdiki nimeti ileri de göreceği nimetlerin yanında çok az kalır ve kıskanmaya değmez. Ve eğer o cehennem ehli ise, bugün yarın azablara düşecektir. Böyle bir kimse de kıskanılmaz.'
    Hasedçi başkasında bir nimet görünce kendini mağrur hisseder ve bunun kahrını duyar. Hasedin diğer kötü huylardan farkı, hedef insanın perişan olmasından ve elindeki nimetin yok olup gitmesinden başka bir şeyle tatmin ve teskin olmamasıdır. Onun için Hz. Muaviye (r.a);
    'Herkesi memnun etmek mümkündür. Fakat, hasedçi nimetin zevalinden başka bir şeyle memnun olmaz.' Demiştir.
    İnsanda hased uyandıran ve hased etmeye iten sebeblerden birisi buğz ve düşmanlıktır. Bir kimseye buğz ve düşmanlık eden, onun iyilik ve nimet görmesini istemez ve bundan rahatsızlık duyar. Buna karşılık bela görmesine sevinir ve bundan memnun olur.
    Sorunları kaynaklarından çözen islam dini, bu yüzden müslümanlara buğz ve düşmanlık edilmesini men etmiş ve bunu haram saymıştır. Buğz ile hasedin birlikteliğini bildiren ayet-i kerimelerin birinde şöyle buyrulmuştur;
    'Münafıklar, elinizdeki nimetin zeval bulmasından ve sıkıntı çekmenizden hoşlanırlar. Size karşı duydukları buğz ağızlarından da (sözlerinden) bellidir. Kalblerinde gizledikleri buğz ise daha büyüktür.' (Al-i İmran;118)
    Şunu da belirtmek lazımdır ki, kıskançlık ancak dünyaya ait işlerde olur. Ahiret işlerinde ise, kıskançlık olmaz. Çünkü bu alanda ne nefis ne de şeytan yoktur. Bu sebeble maksadı Allah rızasını kazanmak ve cennete gitmek olan bir kimse, aynı maksad için çalışan kimseleri kıskanmaz. Aksine onları sever ve onlara duacı olur.
    Hased, insanlara hep iyilik dileyen ve kendileri de iyilik bulan peygamberlerin ve salih müminlerin huyunun bırakılması, dünya ve ahiret rüsvaylığına mahkum olan iblis ve onun izinde giden kafirlerin huyuna sahip çıkılmasıdır.
    Hepsi de kalbe yerleşen büyük günahlar olan bu durumlar, ateşin odunu yakması gibi sevapları yakar ve gecenin gündüzü karartması gibi kalbi karartırlar.
    Hased etmek yanlış olduğuna göre, doğru olan müminlerin nimet ve iyilik görmelerine sevinmek, hizmet ve faziletlerinden dolayı onları sevmektir. Bu şekilde sevmek ve sevinmek hem kalbe rahatlık verir, hem de kişiye sevap kazandırır.
    Hased hastalığını tedavi eden amel ise, kıskandığı insanı methetmek, ona sevgi ve ilgi göstermek, kendisine yardım etmek ve iyilikte bulunmaktır. Bunları yapmak, acı bir ilacı içmek gibi nefse zor gelir, ancak memnuniyet verici bir sonuç ortaya çıkarır.
    Her kim bu ilacın acılığına sabrederse, o kimse şifa bulmanın ferahlığına kavuşur


  4. 07.Mayıs.2011, 15:47
    2
    Devamlı Üye



    Hz. Peygamber (a.s.v) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur;
    'Hased, ateşin odunu yaktığı gibi, sevap ve iyilikleri yakar.' (Buhari)

    Hased, şeytan tarafından olup Allahu Zülcelal'in razı olmadığı ve buğz ettiği bir sıfattır. Hased öyle kötü bir şeydir ki, sahibini hem dünyada hemde ahirette perişan eder. Nitekim Hz. Peygamber (a.s.v) bir hadis-i şerifte;
    'Bazı kullar vardır ki Allah'ın nimetlerine düşmandırlar.'Buyurmuş; sahabeler;
    'Ey Allah'ın Resulü bunlar kimlerdir?' diye sorduklarında, Hz. Peygamber (a.s.v) şöyle buyurmuştur;
    'Allah'ın kullarına verdiği nimetlerden dolayı onlara hased edenlerdir.'
    İnsanın dağlar kadar ameli de olsa, hased bütün bu amellerin sevabını yok eder. Halbuki insan binbir zahmetle, nefsini zorlayıp amel yaparak sevap kazanıyor, bu sevaplarını da hased ederek boşu boşuna mahvetmesi çok yazıktır. Hased eden kimse Allahu Zülcelal'in nimetlerinin düşmanıdır. O'nun takdirine kızgındır. O'nun kulları arasındaki yaptığı taksime razı değil demektir.
    Anlatıldığına göre, bir melike yakın olan bir adam, ona hep;
    'İyiliklere iyilik et, kötüleri de affet. Çünkü iyiler iyiliğe layıktırlar, kötüler de nasıl olsa Allahu Teala'dan cezalarını bulurlar.' Derdi. Bu adamın melike yakınlığını kıskanan rakibi, bu yakınlık nimetini bozmak istedi ve melike;
    'Bu adam, senin ağzının kötü koktuğunu söyler. Dilersen, onu çağır ve kendin gör.' Dedi. Melik;
    'Öyleyse onu getir.' dedi. Rakib onu buldu ve önce kendisine bol sarımsaklı yemek yedirdi. Ondan sonra da melikin kendisini istediğini bildirdi. Adam, bu haliyle melikin huzuruna çıkınca, elini ağzının üstüne koydu. Melik kendi kendine;
    'Demek ki bu adam ağzımın kokusundan sakınıyor.' dedi ve hemen ona bir yazı yazıp hazine memuruna gitmesini emretti.
    Adam dışarı çıkınca, rakibi onu karşıladı ve elindeki yazının hazineye yazıldığını görünce, bununla adama para verileceğini zannetti ve tamaha kapılıp onu kendisine vermesini rica etti. Adam da verdi. Rakib, yazıyı götürüp memura verdi. Memur yazıyı açıp okudu. Melik;
    'Bu yazıyı getireni cellata boğazlat, derisini yüzdür, içine saman doldurup bana gönder.' diye yazmıştı. Rakibin itiraz ve feryatları arasında emir yerine getirildi ve onun samanlı postu melike gönderildi. Adam işin aslını öğrenince, melike;
    'Ben demedim mi, kötüler nasıl olsa cezalarını bulurlar?.'dedi. Melik onu tasdik etti ve kendisine daha çok değer vermeye başladı.
    İbn-i Şirin şöyle demiştir;
    'Ben dünyaya ait birşeyden dolayı hiç kimseyi kıskanmadım. Çünkü bu kimse cennet ehli ise, onun şimdiki nimeti ileri de göreceği nimetlerin yanında çok az kalır ve kıskanmaya değmez. Ve eğer o cehennem ehli ise, bugün yarın azablara düşecektir. Böyle bir kimse de kıskanılmaz.'
    Hasedçi başkasında bir nimet görünce kendini mağrur hisseder ve bunun kahrını duyar. Hasedin diğer kötü huylardan farkı, hedef insanın perişan olmasından ve elindeki nimetin yok olup gitmesinden başka bir şeyle tatmin ve teskin olmamasıdır. Onun için Hz. Muaviye (r.a);
    'Herkesi memnun etmek mümkündür. Fakat, hasedçi nimetin zevalinden başka bir şeyle memnun olmaz.' Demiştir.
    İnsanda hased uyandıran ve hased etmeye iten sebeblerden birisi buğz ve düşmanlıktır. Bir kimseye buğz ve düşmanlık eden, onun iyilik ve nimet görmesini istemez ve bundan rahatsızlık duyar. Buna karşılık bela görmesine sevinir ve bundan memnun olur.
    Sorunları kaynaklarından çözen islam dini, bu yüzden müslümanlara buğz ve düşmanlık edilmesini men etmiş ve bunu haram saymıştır. Buğz ile hasedin birlikteliğini bildiren ayet-i kerimelerin birinde şöyle buyrulmuştur;
    'Münafıklar, elinizdeki nimetin zeval bulmasından ve sıkıntı çekmenizden hoşlanırlar. Size karşı duydukları buğz ağızlarından da (sözlerinden) bellidir. Kalblerinde gizledikleri buğz ise daha büyüktür.' (Al-i İmran;118)
    Şunu da belirtmek lazımdır ki, kıskançlık ancak dünyaya ait işlerde olur. Ahiret işlerinde ise, kıskançlık olmaz. Çünkü bu alanda ne nefis ne de şeytan yoktur. Bu sebeble maksadı Allah rızasını kazanmak ve cennete gitmek olan bir kimse, aynı maksad için çalışan kimseleri kıskanmaz. Aksine onları sever ve onlara duacı olur.
    Hased, insanlara hep iyilik dileyen ve kendileri de iyilik bulan peygamberlerin ve salih müminlerin huyunun bırakılması, dünya ve ahiret rüsvaylığına mahkum olan iblis ve onun izinde giden kafirlerin huyuna sahip çıkılmasıdır.
    Hepsi de kalbe yerleşen büyük günahlar olan bu durumlar, ateşin odunu yakması gibi sevapları yakar ve gecenin gündüzü karartması gibi kalbi karartırlar.
    Hased etmek yanlış olduğuna göre, doğru olan müminlerin nimet ve iyilik görmelerine sevinmek, hizmet ve faziletlerinden dolayı onları sevmektir. Bu şekilde sevmek ve sevinmek hem kalbe rahatlık verir, hem de kişiye sevap kazandırır.
    Hased hastalığını tedavi eden amel ise, kıskandığı insanı methetmek, ona sevgi ve ilgi göstermek, kendisine yardım etmek ve iyilikte bulunmaktır. Bunları yapmak, acı bir ilacı içmek gibi nefse zor gelir, ancak memnuniyet verici bir sonuç ortaya çıkarır.
    Her kim bu ilacın acılığına sabrederse, o kimse şifa bulmanın ferahlığına kavuşur





+ Yorum Gönder