Konusunu Oylayın.: Hoşgörü ile ilgili vaaz

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 6 kişi
Hoşgörü ile ilgili vaaz
  1. 24.Nisan.2011, 07:54
    1
    Misafir

    Hoşgörü ile ilgili vaaz






    Hoşgörü ile ilgili vaaz Mumsema hoşgörü ile ilgili vaaz


  2. 24.Nisan.2011, 07:54
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 24.Nisan.2011, 12:08
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: hoşgörü ile ilgili vaaz




    GÜZEL GEÇİM VE HOŞGÖRÜ BİR FAZİLETTİR

    İnsan başkalarıyla konuşurken ,anlayışlı olmalı .İyi olsun , kötü olsın, her kese karşı açık sözlü ve güler yüzlü olmalı.Onların fikirleri ve anlayışları farklı olabilir.Ancak onların yaşayış ve görüşlerine razı olduğuna dair bir söz etmemelidir.

    Nitekim , Allah’u Teala , Musa ve Harun’u.Firavuna yollarken şöyle buyurdu:
    “Ona yumuşak konuşun; belki aklını başına alır veya korkar.”(Taha suresi/44)

    İslâm dini, insanlara hoşgörülü olmayı, onların kusurlarını araştırmamayı emreder. Bir imtihan yeri olan bu dünyada iyilerle kötüler bir arada yaşamak durumundadır. Çünkü imtihan bunu gerektirir.
    Bizler , Musa’dan ve Harun’dan daha faziletli değiliz.Facir yani günahkar kimsede ,Firavun’dan daha kötü değildir.Hal böyle iken ,Allah’u teala, Musa’ya ve Harun’a , Firavun için yumuşak konuşmalarını emretmiştir.
    Bir mü’min, bütün varlıklara ve özellikle insanlara sevgiyle yaklaşmalıdır. Nitekim Yunus Emre, Yaratılmışları severiz, Yaratandan ötürü, diyerek bu gerçeği dile getirmiştir.
    Sevgi, kin ve nefretin zıddıdır. Kin ve nefret duygusu taşıyanlar, sevgiden yoksun olan kimselerdir. Bu gibi kimselerden hoşgörü beklenemez. Hoşgörülü olabilmek için insanlar, birbirlerinin kusurlarını araştırmamalı ve affedici olmalıdırlar.

    Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), bu konuda şöyle buyurmuşlardır:
    "Herhangi bir kişi, dünyada diğer bir kişinin ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter ."( Müslim, Birr 72; Riyazü’s-Salihîn, ı/281, No: 238.)

    Öyle ise, bağışlamasını bilmeyen, hoşgörülü olamaz. Yüce Allah, affetmeyi sevmiş ve bizlerin de affedici olmasını istemiştir. Bu konuda

    Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:
    "Onlar, bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever."( Âl-i İmran, 3/134)

    Hamza Amiri ,Tuleyha b.Umeyr’in şöyle dediğini anlattı;
    “Ata’ya sen bir takım karşıt görüşlü kimseleri yanında topluyorsun, dedim.Böyle söylerke hiddetli idim.Onlar içi ağır sözler söyledim.Bunun üzerine Ata ban şöyle dedi;
    “İnsanlara güzel söz söyleyiniz...”(Bakara suresi /83)

    Resulullah (s.a.v.) da şöyle buyurmuşlardır:
    "Allah, affeden kulunun şerefini artırır…"
    ( Müslim, Birr, 69; Riyazü’s-Salihîn, I/577 H.No: 558)
    Selamlaşmak da, sevginin ve hoşgörünün yayılmasına vesiledir. Selam, barış ve esenlik dilemek anlamındadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), mü’minlerden selamlaşmayı yaymalarını, tanıdığı ve tanımadığı her kişiye selam vermelerini istemiştir. Konumuzla ilgili bir hadis-i şerif, şöyledir: "İslam’ın, hangi ameli daha hayırlıdır?" diye sorana,
    Peygamberimiz şöyle cevap vermişlerdir: "Yemek yedirmen, tanıdığına ve tanımadığına selam vermendir."( Riyazü-s Salihin, II/226, H.No: 848.)

    Ebu Hüreyre (r.a) Rasulullah (s.a.v) ‘ın şöyle buyurduğunu anlatır;
    “Siz , insanları mallarınızla sevindiremezsiniz.Onları güler yüz ve iyi huyla sevindiriniz.”
    Hz.Ömer (r.a) şöyle der;
    “Bir kimse , kardeşinin temiz sevgisine nail olmak isterse , onu ismi ile çağırsın.Karşılaştığı zaman ona selam versin.Mecliste ona yer göstersin.”

    Çeşitli konulardaki tartışmalarda kırıcı olmamak ve tenkitte aşırı gitmemek de hoşgörünün bir gereğidir.

    Kur’an-ı Kerim’de:
    “(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et"( Nahl, 16/125) buyrulmuştur.

    Dinimiz kötülüğe iyilikle mukabelede bulunmayı emretmiştir.

    Kuran-ı Kerim’de, akıl sahibi mü’minlerin üstün vasıfları sayılırken:
    “Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için dünya yurdunun iyi sonucu vardır"( Râ’d, 13/22.) buyurulmuştur.

    Hoşgörünün olmadığı yerde taassup vardır. Taassubun da hiç kimseye bir faydası yoktur. Daima sıkıntı getirir. Aynı dünya üzerinde birlikte yaşadığımız insanlarla iyi geçinme durumundayız. Çünkü gidebileceğimiz başka bir dünya yoktur. Öyle ise, insan olarak birbirimize karşı anlayışlı olmaya, karşılıklı sevgi ve saygıya muhtacız. Dirlik ve düzen, buna bağlıdır. Sevgi ve saygı olmadan birlik ve beraberlik, birlik ve beraberlik olmadan da, maddi ve manevi kalkınma olamaz.
    Konumuzu şu sözlerle bitirelim inşallah;
    İyilikten önce iyilik fazilettir.İyilikten sonra iyilik, karşılıktır.Kötülükten sonra iyilik, yüceliktir.
    Kötülükten evvel kötülük, haksızlıktır.Kötülük üzerine kötülük, karşılıktır.İyilik üzerine kötülük haksızlıktır, nankörlüktür.




  4. 24.Nisan.2011, 12:08
    2
    Editör



    GÜZEL GEÇİM VE HOŞGÖRÜ BİR FAZİLETTİR

    İnsan başkalarıyla konuşurken ,anlayışlı olmalı .İyi olsun , kötü olsın, her kese karşı açık sözlü ve güler yüzlü olmalı.Onların fikirleri ve anlayışları farklı olabilir.Ancak onların yaşayış ve görüşlerine razı olduğuna dair bir söz etmemelidir.

    Nitekim , Allah’u Teala , Musa ve Harun’u.Firavuna yollarken şöyle buyurdu:
    “Ona yumuşak konuşun; belki aklını başına alır veya korkar.”(Taha suresi/44)

    İslâm dini, insanlara hoşgörülü olmayı, onların kusurlarını araştırmamayı emreder. Bir imtihan yeri olan bu dünyada iyilerle kötüler bir arada yaşamak durumundadır. Çünkü imtihan bunu gerektirir.
    Bizler , Musa’dan ve Harun’dan daha faziletli değiliz.Facir yani günahkar kimsede ,Firavun’dan daha kötü değildir.Hal böyle iken ,Allah’u teala, Musa’ya ve Harun’a , Firavun için yumuşak konuşmalarını emretmiştir.
    Bir mü’min, bütün varlıklara ve özellikle insanlara sevgiyle yaklaşmalıdır. Nitekim Yunus Emre, Yaratılmışları severiz, Yaratandan ötürü, diyerek bu gerçeği dile getirmiştir.
    Sevgi, kin ve nefretin zıddıdır. Kin ve nefret duygusu taşıyanlar, sevgiden yoksun olan kimselerdir. Bu gibi kimselerden hoşgörü beklenemez. Hoşgörülü olabilmek için insanlar, birbirlerinin kusurlarını araştırmamalı ve affedici olmalıdırlar.

    Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), bu konuda şöyle buyurmuşlardır:
    "Herhangi bir kişi, dünyada diğer bir kişinin ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter ."( Müslim, Birr 72; Riyazü’s-Salihîn, ı/281, No: 238.)

    Öyle ise, bağışlamasını bilmeyen, hoşgörülü olamaz. Yüce Allah, affetmeyi sevmiş ve bizlerin de affedici olmasını istemiştir. Bu konuda

    Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:
    "Onlar, bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever."( Âl-i İmran, 3/134)

    Hamza Amiri ,Tuleyha b.Umeyr’in şöyle dediğini anlattı;
    “Ata’ya sen bir takım karşıt görüşlü kimseleri yanında topluyorsun, dedim.Böyle söylerke hiddetli idim.Onlar içi ağır sözler söyledim.Bunun üzerine Ata ban şöyle dedi;
    “İnsanlara güzel söz söyleyiniz...”(Bakara suresi /83)

    Resulullah (s.a.v.) da şöyle buyurmuşlardır:
    "Allah, affeden kulunun şerefini artırır…"
    ( Müslim, Birr, 69; Riyazü’s-Salihîn, I/577 H.No: 558)
    Selamlaşmak da, sevginin ve hoşgörünün yayılmasına vesiledir. Selam, barış ve esenlik dilemek anlamındadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), mü’minlerden selamlaşmayı yaymalarını, tanıdığı ve tanımadığı her kişiye selam vermelerini istemiştir. Konumuzla ilgili bir hadis-i şerif, şöyledir: "İslam’ın, hangi ameli daha hayırlıdır?" diye sorana,
    Peygamberimiz şöyle cevap vermişlerdir: "Yemek yedirmen, tanıdığına ve tanımadığına selam vermendir."( Riyazü-s Salihin, II/226, H.No: 848.)

    Ebu Hüreyre (r.a) Rasulullah (s.a.v) ‘ın şöyle buyurduğunu anlatır;
    “Siz , insanları mallarınızla sevindiremezsiniz.Onları güler yüz ve iyi huyla sevindiriniz.”
    Hz.Ömer (r.a) şöyle der;
    “Bir kimse , kardeşinin temiz sevgisine nail olmak isterse , onu ismi ile çağırsın.Karşılaştığı zaman ona selam versin.Mecliste ona yer göstersin.”

    Çeşitli konulardaki tartışmalarda kırıcı olmamak ve tenkitte aşırı gitmemek de hoşgörünün bir gereğidir.

    Kur’an-ı Kerim’de:
    “(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et"( Nahl, 16/125) buyrulmuştur.

    Dinimiz kötülüğe iyilikle mukabelede bulunmayı emretmiştir.

    Kuran-ı Kerim’de, akıl sahibi mü’minlerin üstün vasıfları sayılırken:
    “Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için dünya yurdunun iyi sonucu vardır"( Râ’d, 13/22.) buyurulmuştur.

    Hoşgörünün olmadığı yerde taassup vardır. Taassubun da hiç kimseye bir faydası yoktur. Daima sıkıntı getirir. Aynı dünya üzerinde birlikte yaşadığımız insanlarla iyi geçinme durumundayız. Çünkü gidebileceğimiz başka bir dünya yoktur. Öyle ise, insan olarak birbirimize karşı anlayışlı olmaya, karşılıklı sevgi ve saygıya muhtacız. Dirlik ve düzen, buna bağlıdır. Sevgi ve saygı olmadan birlik ve beraberlik, birlik ve beraberlik olmadan da, maddi ve manevi kalkınma olamaz.
    Konumuzu şu sözlerle bitirelim inşallah;
    İyilikten önce iyilik fazilettir.İyilikten sonra iyilik, karşılıktır.Kötülükten sonra iyilik, yüceliktir.
    Kötülükten evvel kötülük, haksızlıktır.Kötülük üzerine kötülük, karşılıktır.İyilik üzerine kötülük haksızlıktır, nankörlüktür.







+ Yorum Gönder